20 NİSAN, PERŞEMBE, 2017

İsyan Bedende Başlar

Nikolai Leskov’un Mtsensk İlçesi’nin Lady Macbeth’i adlı eserinden, William Oldroyd yönetmenliğinde sinemaya uyarlanan Lady Macbeth, 36. İstanbul Film Festivali’nin Uluslararası Yarışma Bölümü’nde gösterildi. Film, eril topluma bireysel bir başkaldırı başlatan bir kadının gergin hikâyesini cesur bir dille anlatıyor. 

İsyan Bedende Başlar

19. yüzyıl Avrupası, keskin bir sınıf ayrımı toplumudur. Ekonomik, toplumsal ve siyasi olarak sınırların net bir şekilde çizildiği bu toplumda, savaş, eğitim, ikili ilişkiler dahil pek çok konuya dayatılmış bir kuralcılık hakimdir. Bu yüzyılda bilimsel, sanatsal gelişmeler hızla ilerlemekle birlikte, tüm dünyada çalkantılı bir çağın başlayacağı, Emmanuel de Waresquiel’in İsyankâr Yüzyıl olarak adlandıracağı 20. yüzyılın ayak sesleri hissedilir.

Lady Macbeth, kadın karakterini merkeze oturtan bir isyan filmi olarak karşımıza çıkıyor. Yapım, bir dönem filmi olmakla birlikte, tarihte hangi çağa bakarsak bakalım binlerce potansiyel Lady Macbeth görebileceğimiz bir zaman dilimi sunabiliyor izleyenlere.

19. yüzyıl Avrupası’nda kadın bedeni korselerin içinde hapsolmuş durumdaydı. Korse, bedeni hem saklayan hem de soylu değerlerin görsel zevk amacıyla ürettikleri bir ‘’hanımefendi’’ koduydu. Filmde de Katerina’nın hanımefendi koduna ait oturuş, kalkış, yürüyüşüne dair bir çok hareket görüyoruz. Bu kodun içindeki beden; edilgen, stabil, çevreye kapalı bir saray ya da şatonun hanımı olabiliyor ve tıpkı filmde gördüğümüz gibi temiz havaya özlem çekebiliyor. Fakat buradaki temiz havayı sadece oksijen olarak algılamamız bu haklı isyanı haksızlığa çevirir. Temiz hava, dışarı çıkan beden, dışarı çıkan özgür cinsiyettir.

William Shakespeare’nin Macbeth adlı eserindeki Lady Macbeth’i düşünecek olursak, kocasını tahta geçirmek için İskoçya kralını öldürmeye ikna eden bir karakter hatırlarız. Burada dikkat etmemiz gereken nokta “ikna’’ kelimesidir.

Shakespeare, insanlığın karanlık, zayıf yanlarını, tutkularını ve çatışmalarını işleyen, dünya tarihine yerleşmiş en büyük yazarlardan biridir. Nitekim, onun Macbeth’inde katil ve kral adayı olan Macbeth’i ikna eden sadece Lady Macbeth değildir; oyunda ara ara gözüken üç cadı ona kral olacağı vaadini verir. Cadılar, Ortaçağ Avrupa’sında birçok canlı kadının yakılmasına sebep olan mitleşmiş bir lanettir. İlk baktığımızda her iki örnekte de kadını güçlü, şeytani bir varlık olarak anlarız. Ancak aslında Shakespeare’in erkek cinsiyetine bir eleştiri getirdiği çok açıktır. Güçlü, iradeli bir karaktere sahip olan bir insan kandırılmaya ve iknaya açık olmadığı ortadadır. Filmdeki Lady Macbeth, cinayetleri kendi işleyerek Shakespeare’in metninin bir kez daha üstünden geçmeyi deniyor ve isyanı kendi başlatıyor.

Ailesi tarafından kendisinden yaşça büyük ve zengin bir adamla evlendirilen Katerina Lvovna’nın kocasının ve babasının küçümseyici davranışlarıyla açılan film, ilerledikçe erotik sinemadan beslenen bir gerilim filmine dönüşüyor. Kocasının ondan nefret edişi, aralarındaki soğuk ilişki aslında ikisinin de bu eril düzenden bıktığını gösteriyor. İktidar sahibi, cinsel olarak emredici ve kadına hükmedici olmakta zorlanan bir karakter olan kocası aslında babasının istediği gibi bir evlat olmayı reddederek kendi çapında pasif bir direniş başlatmıştır. Yine burada Shakespeare’in zayıf Macbeth’ini hatırlarız. Katerina ise bacaklarını açarak oturmak, çıplak uyumak, tek başına dışarı çıkmak gibi dönemin hanımefendi kodlarını yıkmakla başlar isyanına. Yaşadığı evdeki Sebastian adlı siyahi çiftçiye duyduğu cinsel çekim ile de dönemin bir başka tabusunu yıkmış olur. Film, aslında bu bakımdan ortak bir cinsiyet teması altında birleşebiliyor; Katarina ve kocası her ne kadar birbirlerinden nefret de etseler, toplum düzenine olan isyanlarını cinsellikleriyle başlatarak ortak bir isyanın bireysel temsilcileri oluyorlar. İşte bu nedenle bu film, tek başına egemen eril sisteme karşı çıkan bir kadını anlatmakla birlikte, bir baba üzerinden oğlunu savunan Katarina’nın eylemleriyle de erkeğin aynı haksızlıktan beslenen isyanını dile getirmektedir.

William Oldroyd yönetmenliğinde kotarılmış olan film, bir uyarlama olmasa da Shakespeare’in Macbeth’i üzerinden hayli cesur, yeni bir okuma yaparak günümüzde de geçerli olabilecek bir hikâyeyle karşımıza çıkıyor. Film, gücü gittikçe yaygınlaşan feminist harekete bir selam veriyor ve ekliyor: İsyan bedende başlar.

0
4462
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle