02 EKİM, ÇARŞAMBA, 2019

İstanbul’un Güncel Müzik Sahnesi: Salon İKSV

İstanbul müzik sahnesinin önemli mekânlarından biri olan Salon İKSV, bu yıl 10. yılını kutluyor. Yeni sezona heyecan dolu bir programla giriş yapan Salon İKSV’nin direktörü Deniz Kuzuoğlu ile Salon, müzik dünyası ve sektöre dair bir söyleşi gerçekleştirdik.

İstanbul’un Güncel Müzik Sahnesi: Salon İKSV

2013 yılından bu yana Salon İKSV’de çeşitli görevlerde yer alan ve son olarak da Salon İKSV direktörlüğü görevini başarılı bir şekilde üstlenen Deniz Kuzuoğlu, bugüne kadar Rock’n Coke’tan One Love’a birçok festival ve departmanda görev aldı. Dünyanın her yerinden sanatçıyı ağırlayan Salon İKSV’nin 10. yılı şerefine Deniz Kuzuoğlu ile söyleştik.

2013 yılından beri İKSV bünyesinde çeşitli görevlerde bulunarak İKSV ruhunu yaşayan insanlar arasında yer alıyorsunuz. Bu sene Salon İKSV 10. yaşını kutlayacak. 10 yıllık Salon İKSV yolculuğu sizin için nasıl bir anlam içeriyor? Biraz bu yolculuktan bahsederek başlayalım mı?

Salon daha çalışmaya başlamadan önce de çok severek takip ettiğim ve sürekli konserlerine katıldığım bir mekândı. 2013’te ekibe katıldıktan sonra da evim oldu diyebilirim. Salon ekibi kendi evinden daha çok Salon’da, kendi arkadaşlarından, eşinden, sevgilisinden daha çok da birbiri ile vakit geçiren bir ekip. Bu 10 senede gidenler, ekibe yeni katılanlar, evlilikler, doğumlar derken giderek büyüyen bir aile olduk. Kişisel önemi ise; Bengi Ünsal’dan programı ve direktörlüğü devraldıktan sonra İstanbul’un en önemli mekânlarından birinde, hayalimdeki işi yaparken buldum kendimi. 

Dünyanın her noktasından sesini az da olsa duyurabilen birçok sanatçıyı sahnenize taşıyarak Türk dinleyicisiyle buluşturuyorsunuz. Salon İKSV’de sahne alacak isimler nasıl belirleniyor?

Bir sezonu hazırlamaya başlamak en az bir sene önceden çalışmaya başlamak gerektiriyor. İki önemli kriter var; iyi müzik ve canlı performans. Zaten bu işi yapacaksanız güncel müzik takibi hayatınızın en önemli parçası olmalı. Her an yeni isimleri keşfetmek, sahne almasını istediğiniz isimleri takip edip yakalamak gerek. Bu işin bir de uluslararası profesyonel bir ağa sahip olma ve buna bağlı festivallere, konferanslara katılma kısmı var. Tüm takip esnasında ortaya çıkan listenin üzerinden de yazışma süreci dediğimiz kısım başlıyor. Bir sezon için 200-300’e yakın bir listenin üzerinden sanatçı tarafları ile iletişime geçiyor, tarih, prodüksiyon ve bütçe uygunluklarına bağlı olarak uygun olan isimlerle yılda 100-120’ye yakın konsere imza atıyoruz. 

İKSV’yi sosyal medyanın gücünü önemseyen bir kurum olarak görüyorum. Salon özelinde konuşacak olursak özellikle Instagram hesabınız üzerinden yürüttüğünüz “Peçeteye İstek” kampanyasıyla birlikte insanlar istedikleri sanatçıların gerçekten ülkemize getirilebileceğini gördüler. Siz “Peçeteye İstek” kampanyası ve sosyal medyanın gücü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sosyal medyanın hayatımıza girişi ile gündelik hayatımızdaki haberleşme yöntemleri değişirken bizim sektörümüzde de geleneksel pazarlama ve kitle iletişimi de tamamen diyemesem de çok büyük bir oranda bu yöne kaydı. Her sezon programı duyurduktan sonra hayata geçecek bir dijital pazarlama planımız oluyor. Nasıl dinletebiliriz, nasıl daha fazla insana ulaşabiliriz gibi soruların cevabı artık sosyal medya platformlarında. Bir diğer gücü ise artık insanların size çok kolayca ulaşabilmesini, istek ve şikayetlerini direkt iletebilmesini sağlaması. Yapılan her bir yorumu ve eleştiriyi (burada yapıcı olanlardan ve hakaret içermeyenlerden bahsediyorum ki) hep dinlemeye çalışıyoruz.

​“Peçeteye İstek” sevdiğimiz, zevkine güvendiğimiz kişilerle isimler üzerinden fikir alışverişi yaparken, sosyal medya üzerinden direkt ulaşabildiğimiz seyircimize sormamız gerektiği fikri ile ortaya çıktı. Çok da faydasını gördük. Bazen burada kitlesi olup olmadığına emin olamadığımız isimlerin ne kadar çok bekleyeni olduğunu gördük, oradan cesaret aldık, radarımızdan kaçan isimlere rastladık.

Salon’dan bahsedip Gezgin Salon’u konuşmazsak olmaz diye düşünüyorum. Salon İKSV belli bir kapasiteye sahip kapalı bir ortamken Gezgin Salon ile Salon dinleyicisini hem açık havaya taşıdınız hem de Salon sanatçısını daha çok dinleyiciyle buluşturdunuz. Gezgin Salon bir ihtiyaçtan mı doğdu? Biraz bahsedebilir misiniz?

Salon’da seyirci ile tanıştırdığımız ama sonrasında artık ilgi yoğunluğu nedeniyle Salon’a sığamayan isimleri daha büyük bir mekâna taşıma fikri ile çıktı Gezgin Salon. Önce Kiasmos ardından King Gizzard & The Lizard Wizard ve bu sene Agar Agar ile dolu dolu üç Gezgin Salon’un ardından artık Birlikte Güzel’in de desteği ile daha önce yine aynı ilgi yoğunluğu, bütçe ve prodüksiyon büyüklüğünden İstanbul’a getiremediğimiz isimlerle senede en az 3-4 kez yapacağımız bir seriye dönüştüreceğiz Gezgin Salon’u. Gezgin Salon’un dördüncüsü için İstanbul’a ilk kez gelecek ve çok beklenen Mac DeMarco ile anlaştık. “Peçeteye İstek”in en çok istek alan sanatçılarından DeMarco, 30 Kasım’da Volkswagen Arena’da sahne alacak.

  • King Gizzard and The Lizard Wizard, Mart 2018.
  • Cigarettes After Sex, Mayıs 2018.
  • El Morabba, Kasım 2018.
  • Warhous, Ekim 2018.
  • Ah! Kosmos, Mart 2018.
  • J. Bernardt, Mayıs 2018.

J. Bernardt, Mayıs 2018.

Beyoğlu 2010’da, Salon İKSV açıldığında, gençlerin çoklukla tercih ettiği bir lokasyondu. Birçok mekân Beyoğlu’nu terk etse de İKSV Nejat Eczacıbaşı binası Beyoğlu’na dair bize umut vermeye devam ediyor. Önlenemez Beyoğlu değişimi Salon İKSV’yi nasıl etkiledi? İzleyiciyi Salon’a çekmek için neler yapıyorsunuz?

Beyoğlu’nun değişimine en yakından tanıklık eden mekânlardan biriyiz. Sokakta yürünemeyecek hafta sonlarından, sokaktan insan geçmeyen zamanlara geçtiğimiz dönemi birebir yaşadık. Ama o dönemde de Salon’u diğer mekânlardan ayıran farklı ve özgün keşif programını sürdürmeye inat ettik. Seyircinin bizi tercih etmesinin nedeni olan içeriğimizi bozmadan devam ettirerek insanları çekmeye devam etme yolundan gittik. Şimdi baktığımda ne de iyi yapmışız diyoruz. Ne o değişim döneminde ne de şimdi ne sanatçılar ne de seyircimiz bizi yalnız bırakmadı.

Çok istediğiniz ama elinizde olmayan sebeplerden dolayı Salon’da izleyemediğimiz isimler var mı? Varsa bu isimleri bizimle paylaşabilir misiniz? Bu isimlerle sürpriz buluşmalar gerçekleşebilir mi?

Bu sorunun cevabı aslında yine Gezgin Salon için verdiğim yanıtın benzeri olacak. Bütçe ve prodüksiyon büyüklüğü sebebiyle alamadığımız isimler oldu, onlar için artık Gezgin Salon’umuz var. Turne tarihleri tutturamadığımız, her sene ucundan döndüğümüz isimler oluyor ama ben pek pes eden biri değilimdir. Bir grubun peşinden beş sene koştuğumu bilirim. O yüzden bu isimleri hâlâ biraz kendime saklıyorum ve peşlerinden koşmaya devam ediyorum. 

Hakkınızda araştırma yaparken “Müzik Endüstrisine Yön Veren Kadınlar” isimli bir söyleşide yer aldığınızı gördüm. Söyleşi başlığı çok ilgimi çekti, belki yinelemek olacak ancak daha önce katılamadığım ve benim gibi bu etkinliği kaçıranlar için sormak istiyorum. Cinsiyet eşitsizliğinin bu denli gözle görülür olduğu bu sektörde kadın varlığıyla ilgili neler söylemek istersiniz?

Benim en büyük şansım %75 kadın yönetici ve %65 kadın çalışan oranıyla cinsiyet eşitliğini kendi iç yapılanması ile benimseyen bir kurumun parçası olmak. Ama ne yazık ki gündelik hayatımdan yakın çevreme kadar kimsenin bu şansa sahip olamadığını görüyor ve biliyorum. Sektörün bir kısmı için de söylediğin maalesef doğru. Bu anlayış o kadar derinlere nüfuz etmiş ki gündelik tanışmalarımda dahi bunu yaşıyorum çalışırken. Karşımda önce ekibimdeki erkeklerin muhatap alınıp, ilk onlara ellerin uzatılması kadar küçük bir detaydan, gece çalışan bir kadın olmamın üzerinden aile ve çocuk konusundaki tercihlerimin alttan alta yargılandığı diyaloglara kadar hepsini yaşadım, bu sektördeki tüm kadınların da bunu yaşadığına eminim. Bahsettiğin söyleşide de hemen hemen herkesin aynı şeyleri yaşadığını bir kez daha gördük ve artık birbirimize destek olarak, sesimizi çıkararak, çözümümüzü de yine ancak kendimizin bulacağında hem fikir olduk.

Bir sanat dalı olarak müziğe nasıl bakıyorsunuz? İş dışında kişisel hayatınızda müzik sizin için ne ifade ediyor?

Ben kendimi bildim bileli müzik dinliyorum. Ailemin bana 5 yaşında aldığı ilk walkman’imden beri de kendi sevdiğim müzikleri dinledim, tüm harçlıklarımı kasetlere ve CD’lere harcadım, hâlâ tatil olarak festivallere giden bir insanım. Tüm hayatım hep müzik üzerine kuruluydu, ne şanslıyım ki en büyük tutkumu kariyere dönüştürebildim. Sanat dalı olarak ise güncel müzik konusundaki en rahatsız olduğum algı, hâlâ çok büyük bir kitlenin bunu kültür sanat aktivitesi olarak görmemesi. Kültür sanat denilince ya klasik müzik ya opera ya da biraz caz zikrediliyor ama bunun dışındakiler pek sayılmıyor. Özellikle gençlerin hayatında onlara ilk dokunan sanat dalının güncel müzik olduğu atlanıyor ya da görmezden geliniyor. Biz Salon olarak da biraz bu algıyı kırmaya çalışıyoruz.

İki farklı zamanda yapılmış röportajınızda yakanızda David Bowie rozeti dikkatimi çekti. Yaratıcığıyla ön plana çıkan bir sanatçı olan Bowie size de ilham kaynağı oluyor anladığım kadarıyla. :)

David Bowie hayatımı değiştiren hem müziğe hem de diğer sanat dallarına dair ufkumu açan, hâlâ bir şeyler öğrenmeye devam ettiğim bir isim. Tüm albümlerinden hakkında yazılan kitaplara, filmlerine, posterlerinden rozetlerine evim ona dair objelerle dolu diyebilirim. 

Bu ve önümüzdeki sezonlar için Salon’da gerçekleştirmeyi istediğiniz bir dileğiniz var mı? Salon İKSV’nin şöyle olmasını diliyorum dediğiniz, yoksa şu an tam istediğiniz noktada mısınız?

Salon’un İstanbul müzik sahnesinin en özel mekânlarından biri olduğunu düşünüyorum. Dileğim çok uzun yıllar daha devam etmesi. Şu an olduğumuz yerden mutluyuz ama en büyük hayallerimden birisi, uluslararası müzik sektöründe de haritanın önemli noktalarından biri hâline gelmesi. Her şehrin özdeşleştiği bir mekân vardır güncel müzik sahnesi olarak. Sonrasında çok büyümüş bir ismi ilk orada, elini uzatacak kadar yakından dinlediğini anlatır o şehrin yaşayanları. Oraya gittiğinizde bilirsiniz ki o gece bir konser varsa görmeye değerdir. Bizim bundan sonra amacımız da bu olmak. 

0
1506
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle