16 NİSAN, PERŞEMBE, 2015

Bu Yılın Onur Ödülü Sahiplerine Sorduk

İstanbul Film Festivali tarafından her yıl sinema dünyasının usta isimlerine verilen Sinema Onur Ödülleri’ni bu yıl yönetmen ve yapımcı Yılmaz Atadeniz, müzisyen Cahit Berkay, oyuncu Nebahat Çehre, senarist ve yönetmen Safa Önal ve oyuncu Süleyman Turan alacak. Kendilerine merak ettiklerimizi sorduk.

Bu Yılın Onur Ödülü Sahiplerine Sorduk

YILMAZ ATADENİZ

İstanbul Film Festivali'nin heyecanla beklenen ödüllerinden, Sinema Onur Ödülleri'nin bu yılki sahiplerinden birisiniz. Bir yönetmen ve yapımcı olarak İstanbul Film Festivali'ni takip ediyor musunuz?

İstanbul Film Festivali’ni imkanlarım nispetinde takip ediyorum. Festival dünya sinemasının önemli yönetmenlerinin filmlerini getiriyor, bunların arasından seyretmek istediklerimi takip etme imkanım oluyor.  Festivalde hem yeni filmleri hem de eski filmleri seyretmek keyifli oluyor, bu sebeple İstanbul Film Festivali’nin takipçisiyim diyebilirim.

Festivalde 1968 yapımı, Tamer Yiğit, Selma Güneri, Erol Taş ve Süleyman Turan’ın rol aldığı Maskeli Beşler isimli filminiz de yer alıyor. Bugünün gözünden nasıl değerlendirirsiniz Maskeli Beşler'i?

1968 yapımı benim çektiğim Maskeli Beşler ve Maskeli Beşlerin Dönüşü filmleri Amerikalıların 1933 ve 1938’de çektikleri Maskeli Beşler’i Türkiye’ye getirildiğinde çocukluğumda seyretmiştim. 1968 yılında Türk sinema tekniği ve şartları ile Amerikanın 1933-1939 yılı çalışma tekniği ve şartları arasında o zamana gore yapım farklılığı yoktu. Biz otuz sene geri kalmıştık. Ama Arzu Film’in sanat yönetmeni ve prodüksiyon amiri, Yılmaz Kanat’ın dekor imkanları mükemmeldi. Şahısların kostümüne gelince o işi ben üstlendim. Elbiseleri Devlet Tiyatroları kostümcüsü Naşit Bey ile beraber hazırladık. Çizimler bana aittir. Çizimleri de tiyatroda yaptırdık. Deri işlerini çift silah kemerlerini, kırbaçları kovboy Ahmet hazırladı. Siyah şapkalar ile boyundaki siyah fularlar hep benim eserimdir.

Elbiseler ve çizmeler herkesin ölçüsüne göre yapıldı. Çizmelerin alt tabanları lastik tercih edildi. Ben elbiseler ve çizmeleri oyuncular giydiklerinde resimler çekilip gazete ve mecmualarda yayınlanınca bölge işletmeleri filmi almak için yarışacaklar demiştim. Arzu Filmin sahibi Ertem Eğilmez bana inanmamıştı ama ben haklı çıktım. Sonradan Arzu Film, Hababam Sınıfına başladı.

  • Maskeli Beşler
  • Maskeli Beşler

Maskeli Beşler

Genç yönetmen ve yapımcılara tavsiyeleriniz var mıdır?

Genç meslektaşlarıma tavsiyem bir filme başlarken kafalarındaki o inandıkları senaryoyu oluştururken; seyircinin o hikayeyi seyretmek isteyip istemediğini de sorgulamaları. İkinci söyleyeceğim ise dünyanın en iyi filmini yapsalar bile sinemaya soktuklarında eğer reklam için 200.000-300.000 TL  paranız yoksa hazırladığınız filmden seyircinin haberi olmayacağı yönünde. 

CAHİT BERKAY

İstanbul Film Festivali, Sinema Onur Ödülleri’ni alacak isimlerden birisiniz. Bir müzisyen olarak İstanbul Film Festivali ve bir film festivali tarafından ödüllendirilmek nasıl bir his?

Hep söylerim Türkiye’de Sinema ile uğraşanların özveri katsayıları yüksek olmalı diye. Sinemaya sevgiyle bağlı olmayanların yapacağı iş değil. Konu sevgi olunca da manevi motivasyon maddi motivasyondan önde geliyor. Açıkça söyleyeyim böyle ödüller almak çok hoşuma gidiyor. :)   

1976'da düzenlenen 1. İstanbul Film Festivali "En İyi Film Müziği" ödülünü "Ben Sana Mecburum" filmine yaptığınız müzik ile almıştınız. Ne değişti o günden bugüne?

Neredeyse kırk yıl geçmiş. Çok şey değişti tabii. En çok da imkânlar. Yeşilçam’da imkansızlıklar içinde çalışılınırdı. Sinema sektörümüz imkânlar açısından dünyadaki emsallerinin hâlâ gerisinde olsa da son kırk yılda kat ettiği mesafe de yadsınamaz. İşin müzikle ilgili kısmında ise telif haklarının da oturması ile özgün müzik artık kaçınılmaz hale geldi. 70’lerde telif hakları olmadığı için özgün müzik kullanan yönetmenler parmakla sayılacak kadar azdı. Benim açımdan bakarsak ise; sanırım artık daha az filme müzik yapıyorum. Ama heyecan pek değişmedi. 1976’da İstanbul Film Festivali’nde ödül alırken çok heyecanlanmıştım. Aynı heyecanı bugün de yaşıyorum.

162 tane film ve dizi müziği, sayısız da reklam müziği besteniz bulunuyor. Belli bir konu ve hikayeye bağlı kalarak müzik bestelemenin zor olduğu düşünülüyor, siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

İlk başladığım zamanlarda ben burada ne yapacağım diye kara kara düşündüğüm zamanlar olmuştu. Onca çalışmadan sonra artık film müziği yapmak için teklif geldiğinde kendi işçiliğim açısından herhangi bir endişe duymuyorum. Film müziği yapmak için sadece iyi müzisyen olmak yeterli değil. Sinema çok farklı bir alan, sahnenin duygusunu temposunu ve enstrüman seçimini çok doğru yapmak gerekiyor. 70’lerde sinemada hem müziğe ayrılan bütçe hem de kayıt imkânları çok sınırlıydı, dört kişilik bir grupla bir odaya girip müzikleri kaydederdik. O yıllarda dahi filmin müzik yapılan karesi kırsal kesimlerde geçiyorsa, kırsal kesimlerde kullanılan enstrümanları kullanırdık. Ya da zengin kız fakir oğlan hikayelerinde; zengin kesim için yaptığımız müzik ve kullandığımız enstrümanlar fakir kesim için yaptıklarımızla aynı değildi. Nasıl New York’da geçen bir hikayeye davul zurna ile müzik yapamazsanız, kırsal da geçen bir filme de davul, bas gitar ile müzik yapmamalısınız. Bir kısım duyguların kendimce yakıştırdığım enstrüman karşılıkları var.

60'lı ve 70'li yıllarda altın çağını yaşayan Türk Rock Müziği'nin önemli gruplarından Moğollar'ın vokal ve gitaristi olarak genç müzisyenlere tavsiyeleriniz var mıdır?

Müzik referans alarak genişler. Çalışmaktan yaratmaktan önce bol bol dinlesinler. Her zaman söylediğim şey beslenme çantalarını doğru doldursunlar. Önce kendi kültürümüzü ve kendi müziğimizi öğrensinler, Batı müziğini zaten öğrenecekler. Müzik yaparken de çalışmaktan kaçmasınlar ve gidilmemiş yollardan gitmeye çalışsınlar. Özgünlük her zaman en değerli şey.

NEBAHAT ÇEHRE

İstanbul Film Festivali Sinema Onur Ödülleri'nde, bu yılın onur ödülü sahiplerinden biri de sizsiniz. Yaklaşık elli yıldır oyuncu olarak sinema sektöründe yer alıyorsunuz. Sizce bu elli yılda Türk sineması nasıl bir gelişim gösterdi?

60’lı yıllarda 300’lü rakamlara ulaşan film sayısı 90’lı yıllarda TV kanallarının hızla çoğalması ile yılda 10 filme kadar düştü . Son 10 yılda hem çekilen film sayısı hem de yapılan filimlerin kalitesi bakımından ciddi bir ivme yakalandığını düşünüyorum.

Günümüzdeki film festivalleri hakkında ne düşünüyorsunuz? İstanbul Film Festivali’nin sizdeki yeri nedir?

Günümüz ulusal ve uluslararası alanda gercekleştirilen festivallerin sektöre son derece önemli olumlu katkılarda bulunduğu yadsınamaz.  Filmlerin geniş kitlelerle buluşmasını sağlamak, sinema sanatının önemine dikkat çekmek bakımından festivallerin desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum.  

Yılmaz Güney ile başrollerinde yer aldığınız, Yılmaz Güney’in filmi Seyyit Han festival programında gösterilecek filmler arasında yer alıyor.  Seyyit Han’ın kariyerinizdeki anlam ve önemi nedir?

Sevgi ve saygı ile rahmetle andığım Yılmaz Güney tarafından çekilmiş bir destandır Seyyit Han. (1968)  O filmde oynadığım Keje  karekterinin hem oyunculuk kariyerimdeki  rolü hem de kişişel motivasyonuma etkisi çok büyüktür. 

  • Seyyit Han
  • Seyyit Han

Seyyit Han

Günümüzdeki genç oyuncular hakkında ne düşünüyorsunuz? Onlara tavsiyeleriniz var mıdır?

Günümüzün genç sinema oyuncularının hemen hepsinin saygılı işine önem veren, özen gösteren, çoğu eğitimli ve özveri sahibi olduğunu düşünüyorum. Sinema zor bir iştir. Emeklerinin kaşılığını bulmalarını diliyorum.  

SAFA ÖNAL

Bu sene İstanbul Film Festivali Sinema Onur Ödülleri'nin verileceği beş usta isimden biri de sizsiniz. Yılların senaristi ve yönetmeni olarak film festivallerini nasıl değerlendiriyorsunuz? İstanbul Film Festivali’ni takip ediyor musunuz?

Film festivalleri, sinemanın atardamarlarından biridir artık. Sıfırdan üreten hayalcilere daha çok çalışma, daha çok seyredilme amacında, adeta bir aşı gibidir. Hedef kitle olan seyirciye, kendi dünya-insan-insan ilişkileri, bozkırda yağmurda bir tek ağacı, yakın dostlarımız bir köpeği, bir atı, bir kelebeği daha derin, düşündürücü, akılda kalıcı hale getirmek amacındadır. Buna siyasal filmleri, hatta belgeselleri de ekleyebilirsiniz. İstanbul Film Festivali’ni yıllardır izliyorum.

Birçok filme imza atmış bir isim olarak, sinema sektöründeki gelişim ve değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Sinema sektöründeki değişim ve gelişim, kesinlikle olması gereken bir şey. Diğer sektörlerde de neler değişmiyor ki. Bir filmimde söyletmiştim, "Hayat bizim başladığımız yerde değil..."

Bugüne kadar 60’tan fazla fotoroman, 500 bölümden fazla dizi senaryosu, yönettiğiniz 40'a yakın filme imza attınız. Hatta filme çekilmiş 395 senaryonuzla Guinness Rekorlar Kitabı’na girdiniz. Bu denli üretken olmak uzaktan çok kolay görünmüyor, nelerden besleniyorsunuz?

Bunca üretken oluşumun nelerden kaynaklandığını bugüne kadar bilebilmiş, bulabilmiş değilim. Böyle bir enerjinin ve disiplinin ana kaynağını sanırım biraz da metafizik bir anlayışta aramak gerekli.

Senaryo Yazarları Derneği'nin (SEN-DER) kurucu üyesisiniz ve derneğin yedi yıl süreyle başkanlığını da üstlendiniz. Dernek kapsamında ve kişisel yaşamınızda genç senaristler ve yönetmenlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Genç senaryo yazarı ve yönetmenleri, Sen-Der dernek başkanlığımda, hem çeşitli film festivallerinde jüri üyesi, hem de bir sinema gönüllüsü olarak yeteri kadar seyrediyorum.

Ne tavsiye edeceğime gelince; okumak! Çok okumak, okuduğunu biriktirerek okumak, belleğinde saklamak… Bir kışla disipliniyle çalışmak, bıkmamak, "Ben oldum" dememek, sabahtan akşama, geceden sabaha çalışmak gerekli. Yüzlerce gecem böyle geçmiştir.

Yalnız bu çalışma sizi gençliğinizden ve hayattan koparmayacak, yiyip-içecek, gezip-tozacak, bir taraftan da yaşamın tadını çıkaracaksınız. Ve böylece hayatı da gözlemleyeceksiniz. Gözlemlerinizle hayatı biriktirecek, sonra da yeri gelince seyirciye ulaştıracaksınız.

SÜLEYMAN TURAN

Bu yılki İstanbul Film Festivali Sinema Onur Ödülleri'nin beş usta ismi arasında yer alıyorsunuz. Bir oyuncu olarak film festivallerini takip ediyor musunuz? İstanbul Film Festivali hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bazılarında jüri üyesi olarak da yer aldığım film festivallerini imkânlarım elverdiği sürece takip ediyorum. Uluslararası İstanbul Film Festivali, İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın Türk ve dünya sinemasına bir armağanı. Tüm etkinlikleri ile genç sinema insanlarımızı yüreklendiren, motive eden, sinemaseverlerin heyecanla beklediği, dünyanın pek çok ülkesinden gelen filmlerin gösterildiği, çok önemli sinema insanlarının ağırlandığı bir festival. Bizlere, sinemamızı  dünya sinemasının çeşitli örnekleri ile karşılaştırma ve değerlendirme fırsatı sunmakta.

Salondan salona telaşlı, meraklı, heyecanlı koşturmaların sonunda düşüncelerimizi, hayattaki duruşumuzu, önyargılarımızı, yönetmenliğimizi, senaryolarımızı yeniden gözden geçirme fırsatı verecek filmler izleyeceğiz. Kaçırdıklarımızdan “keşke”lerle söz edip, izlediklerimizin büyük keyfini yaşayacağız. Çok teşekkürler İstanbul Kültür Sanat Vakfı!

Oyunculuğunuzun yanı sıra bir çizerlik kariyeriniz de var. Çizgi romandan karikatür bantlara, afiş ve kitap kapaklarına uzanan bir üretim ağınız olmuş. Çizerlik ve oyunculuk arasında nasıl bir denge sağladınız?

Sinema oyunculuğu ile, hemen tüm dallarında uğraş verdiğim çizerliği uzun yıllar birlikte yürütmeye çalıştım. Özellikle, senaryolarını da yazdığım çizgi romanları hep sinema ile ilişkilendirdim. Çizgi romanlarda çeşitli roller verdiğiniz karakterlerinizi dört ya da beş kare içerisine bir yönetmen titizliği ile yerleştirir, onları çeşitli olaylarla sevindirir, öfkelendirir,ağlatır, güldürürsünüz. Sizin, oyuncu olarak yaptığınız her şeyi çizdiğiniz karakterler de yapmaktadır. Bir anlamda mini bir sinemadır çizgi romanınız. Özellikle son dönemlerde geniş okuyucu kitlelerine ulaşmış çizgi romanlar çok başarılı biçimde sinemaya uyarlanmakta ve büyük beğeni kazanmaktadır. Sinema oyunculuğu ve çizerlik yapabildiğim için çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Birinin  yorgunluğunu diğeri ile giderebildiğim, düşüncelerime, ilişkilerime değerler katan vazgeçilmezlerim onlar. Evet, şanslıyım!

Ekrem Bora’yla başrolünü paylaştığınız, Temel Gürsu’nun yönettiği “Dikkat Kan Aranıyor” festival kapsamında gösterilecek filmler arasında yer alıyor. “Dikkat Kan Aranıyor”un oyunculuk kariyerinizdeki yeri nedir?

Ekrem Bora’nın trafik polisini oynadığı, benim akıl özürlü genç rolünü üstlendiğim, senaryosunu Sadık Şendil’in yazdığı, Temel Gürsu’nun yönettiği bir film “Dikkat Kan Aranıyor”. O dönemde henüz 20’li yaşlarında olan Temel Gürsu’nun yönettiği ilk film. Gürsu, ona bu projeyi teslim eden Ertem Eğilmez’in beklentilerini aşan bir başarı ile kotardı filmi.

Aktör, gerektiğinde abartılı, büyük gerektiğinde ekonomik oynar, kuşkusuz… Akıl özürlü genç rolü, frene basılmazsa çok abartılı olabilir. İnandırıcı olmaktan uzaklaşılabilirdi. Çokça, sezgilere, içgüdülere dayalı, “Gibi yapmak” tan uzak bir oyunculuktu benimki. Temel Gürsu’nun güveni, Ekrem Bora gibi usta bir aktörle oynamanın rahatlığı ve keyfi ve sonrasında bana farklı senaryolarda farklı roller önerilmesine kapı açan, eskimeyen bir film “Dikkat Kan Aranıyor”

Yaklaşık 190 filmde oyunculuk yaptığınız kariyerinizde birkaç senaryoya da imza attınız. Yılların deneyimiyle günümüz sinema sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz ve genç oyunculara tevsiyeleriniz nelerdir?

Önceki dönemlerde, çok farklı koşullara ve onca yoksulluğa rağmen üreten, çok azı okullu, fakat deneye yanıla, usta-çırak ilişkisi ve elbette sinema sevgileri ile başarılı olmuş sinema insanlarımız vardı. Yoksunluklar, olumsuzluklar onları farklı biçimler aramaya, farklı yöntemler bulmaya yönelten itici güçler olmuştu. Her şey çok farklı şimdi. Filmlerimiz sesli çekiliyor. Oyuncularımız dublaj sanatçıları tarafından seslendirilmiyor artık. Dünya sinemasının tüm imkânları ile donatılmış, yurt dışı festivallerde, genç yönetmenleri ve oyuncuları ile ödüller kazanan, filmleri yabancı filmlerden çok daha fazla seyirci toplayan bir sinemamız var şimdi. Ressam, eli fırça tuttuğu sürece resim yapar. Hep daha iyiyi, daha güzeli üretmek heyecanını yaşar. Oyuncu da öyle. O da ileri yaşlara kadar, daha güzelin, daha farklının peşindedir ve hep sorgular ürettiklerini okuyan, gözlemleyen, araştıran çok iyi genç oyuncularımız var. 52 yıl ve 100’ü biraz aşan filmden sonra onlara tavsiyem asla “OLDUM” demeden, “BENCİLLİK”ten uzak, ilk günün heyecanı ile yollarına devam etmeleri.

0
1790
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle