13 EKİM, PERŞEMBE, 2016

Antalya Film Festivalinde Halkın Sesi Duyulacak

Bu yıl 53’üncüsü gerçekleşecek Antalya Film Festivali 16 Ekim’de başlıyor. Türkiye’nin en önemli festivallerinden olan Uluslararası Antalya Film Festivali’nin başlamasına sayılı gün kala Festival Direktörü Elif Dağdeviren ile bu seneki festivalde bizi nelerin beklediğini konuştuk. 

Antalya Film Festivalinde Halkın Sesi Duyulacak

53. Antalya Film Festivali hazırlıkları nasıl geçiyor, epey az kaldı başlamasına?

Çok az kaldı. Az kaldığı için de nasıl gittiğini artık tahayyül edemez durumdayız. Sadece çok yoğun gittiğini söyleyebilirim. Bir de festivalde -üçüncü senedir böyle oluyor- her şey son ana sıkışıyor. Biraz mecburiyetten ötürü aslında, çünkü filmler belli olduktan sonra program çıkıyor. Ama bunun da dışında hem yeni bir şeye başladığımız hem de Antalya’yı da sisteme oturttuğumuz için bu sene öyle oldu denebilir 

Antalya’yı daha da işin içine alan bir festival düşünüyorsunuz bu sene galiba?

Evet. Belediye Başkanı Menderes Türel’in uluslararasına daha çok konumlandırdığı bir vizyon bu. Sinema şehri olması Antalya için çok doğru bir şey. Festivaller içinde bulundukları şehrin uluslararası markalaştırması için var olmuşlardır. Cannes gibi örneğin. Bu örneği vermeyi sevmiyorum aslında ama bazen en doğrusu klişeden gitmek. Cannes, bütün Fransa’nın festivali. Zaten merkezi de Paris’te. Bizim festivalin de merkezi İstanbul’da. Ama Paris üzerinden değil, Cannes’da büyüyor olay. Faydası da Cannes’a oluyor. Bizim de bunu sağlamamız lazım. Hem bu sektörün canlanması, hem dünyaya açılması, hem de Antalya’nın uluslararası bir marka olması açısından bu festival bir lokomotif. 

  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Bunun için bu sene Festival Yolu diye bir projeniz de var... 

Evet. Hep şöyle bir laf vardır: “Festival şehre yayılmıyor” diye. Film festivali, yapısı gereği şehre yayılamaz. Mesela bienal olsa şehre yayılır ama sinema salonla kısıtlı bir şeydir. Sinema için gelenler de sinema salonlarının etrafına konuşlanır. “Festival neden şehre yayılmıyor?” diye kafa yoruyoruz biz de. Belki de festivali yeterince çekici hale getirmeyip insanlarla aralarına mesafe koyuyoruz. Öyleyse ya lojistik olarak şehir merkezine almak lazım ya da bizimki gibi festival alanı şehrin biraz dışındaysa, insanların oraya akması için sinema dışında da bir nedeni olması lazım. Biz de bi merkez yapalım, herkesin buluşma noktası o merkez olsun dedik. Dünyada bu böyledir çünkü. Otellerden çıkanların ortak bir buluşma alanı olur. Bizim şansımız otellerin arasında bir yürüme yolu olması. Biz oraya sinemayla ilgili, halkın da gelip vakit geçirebileceği kültürel etkinliklere ve söyleşilere katılabileceği, imza alabileceği bir ortam yaratabilirsek oraya gelen sinemaya da girer. Filmden çıkan orada vakit geçirip öbür filme girer. Yani bunu gerçekleştirirsek Antalya’ya filmi götürmeye çalışmaktansa Antalyalılar’a “Burada bunlar var gelin” diyebiliriz.

Festivali ulusaldan öte küresel bir boyuta taşıma hedefi iyice göze çarpıyor bu sene.

Kesinlikle. Eğer sinema sektörüne bir katkımız olsun istiyorsak, sinemanın dünyaya açılmasına aracı olmamız lazım. Antalya’ya bir katkısı olmasını istiyorsak, Antalya’nın sinema ikonu olarak dünyaya kendini anlatmasını sağlamamız lazım. Bütün bunlar da uluslararası olmaktan geçiyor. Uluslararası film festivali deyince, “yurt dışından 10-15 tane film getiririz, gösteririz, uluslararası oluruz” diye düşünülüyor. Mesele öyle değil. Önemli olan uluslararası sistemin içinde hem marka olarak hem de üretim olarak yer almak. Şimdi biz üretim olarak da konsantreyiz. Filmlerin ortak yapımcılar bulmasına, çekilebilmesine, çekilmiş filmlerin satılabilmesine, festivallere davet edilebilmesine... Bu tür şeylerin hepsine aracı olmak lazım. 

Tam bu noktada Film TMR’yi sormak isterim. Bu seneki festivale neler katacak Film TMR?

Film TMR (Film Talent Marketing Rounds), bu sene biraz deneyerek, yanılarak ilkini yapacağımız için doğru modelini aslında seneye açıklayacağımız bir sistem. Geçen sene 140 tane Türk filmi çekilmiş. Bu 140 filmin 10 tanesi ancak gişe yapmış, bunların da beş tanesi para kazanmış. Biz bu sistem içerisinde vizyona giremeyen, salon bulamayan ama uluslararası sahnede şansı olan filmlerin uluslarası dağıtım ağlarıyla ve festivallerle buluşmasını sağlamak istedik. Bunun için de onlara filmlerini gösterecekleri ortamı sağlıyoruz. Filmlerini gösterecekleri sinema salonları hazırlayalım, buluşacakları toplantı salonlarını, haberleşme platformalarını sağlayalım, bir de toplu buluşmalar ayarlayalım istiyoruz. Sabahları hepsi bir araya gelsinler, tanışsınlar. Sistem böyle çalışıyor orada. Vizyona girmiş ve iş yapmış birçok filmin eğer televizyon satışı olmadıysa, televizyonları tek tek gezeceklerine orada bir arada tanışsınlar, televizyoncular da hepsini bir arada görsün. Satışlar da oradan olsun. Yani orada filmini alabilir, satabilir, ortak yapımcı bulabilir, filmini festivale gönderebilirler... Böyle bir ortam sağlamayı hedefliyoruz. 

Bu seneki festivalde fokus ülke Çin olarak belirlendi. Nasıl bir tercih yaptınız bu aşamada?

Çin, enteresan bir şey yapıyor sinema konusunda. Hükümet politakası olarak sinemaya epey destek veriyor ve sinemasının yayılmasını istiyor. Bunu yaparken de sadece kendi filmini yapmıyor, çok ciddi anlamda finansal ortak yapımlara giriyor. Çünkü biliyor ki kendi kültürünün, dilinden dolayı dünyayla buluşması zor. Ama bunun yerine Türkiye’de Türkiye sinemasına katılıyor, Amerika’da Amerikan sinemasına. Kendi oyuncularını katıyor, kendi yönetmenlerine yaptırıyor bazı filmleri. Bu manada, arka planda kültürel olarak bütün dünyayı fethetmeye başlıyor. Bunun için biz Çin ile Türkiye’yi buluştutarak ortak yapımlar yapabilir, Türkiye sinemasının fimlerinin Çin’de satılmasını sağlayabiliriz diye düşündük. Hedefimiz de bu. 

  • ©Nazlı Erdemirel
  • ©Nazlı Erdemirel

©Nazlı Erdemirel

Sosyal sorumluluk projelerine de devam ediyorsunuz. Festivalde hem mülteciler üzerine hem de darbe üzerine filmler göreceğiz...

Evet. Darbe bölümünün adı “Güneş Tutulması”. Bu isim de her şeyi anlatıyor zaten. Biz şunu yapmak istedik orada, 15 Temmuz’da gördük ki, bu halk demokrasisine sahip çıkıyor. Sokağa baktığınızda o tankların önüne yatanların da çoğu genç. Bu gençlerin çoğu 12 Eylül’ü yaşamadılar. 12 Eylül’ün hakkında kulaktan dolma bilgileri var. Biz de onlara “Haklısınız, doğru yaptınız, bakın bir hatırlatalım size darbeyi” demek istiyoruz. İkinci olarak da bu Türkiye’ye ait bir şey değil sadece. Pek çok ülkede darbe yapılmış dünyada. Darbe olan ülkelerde istisnasız o memleket geri gitmiş, o halklar acı çekmiş ve sistem durmuş. Bir yandan da, dünya filmlerini alarak “Dünyada da böyle oluyor” diye bir hatırlatma yapmak istedik. 

Ulusal yarışmanın filmleri de açıklandı. Burada kadın karakterlerin ve çocukların ön plana çıktığını görüyoruz. Bu anlamda sinemadaki erkek egemenliği azalıyor diyebilir miyiz?

Keşke. Erkek bunalımları, erkek egemeliği devam ediyor. Aslında çoğu kadınla ilgili bir şey yapılacaksa bile erkek üzerinden yapan filmler. 60 tane film seyrettim, bu dediğinizden üç tane ya çıkar ya çıkmaz. Hiç olmazsa kadın karakterlerin olduğu filmlere bakalım dedik biz de. Biraz pozitif ayrımcılık yaptık bu konuda. Puanlama sistemi ile gittik bu sene. Açık ara farkla önde olanları zaten seçtik ama puanları birbirine yakın olan filmlerden kadın ağırlıklı olanı tercih ettik.

Bu sene bir de “Rabarba” adlı fotoğraf sergisi bekliyor bizi festivalde. Biraz bahsedebilir misiniz bu sergiden? 

Tabii. Deniz Çakır ile Serdal Güzel üç, dört yıl evvel yapmışlar bu çekimleri. Fakat üç, dört yıldır ne sponsor bulunabilmiş ne de kimse bu sergiyi açmak istemiş. Çünkü anlamamışlar bu sergiyi. Bana gönderdiklerinde delirdim, Antalya tam da bununla ilgilenir çünkü. Sinemanın en önemli öğelerinden biridir seslendirme. Pera Event de çok eğlenceli bir hale getirdi sergiyi. Sadece siyah beyaz fotoğraflara bakmayacaklar. Festival yoluna bir uygulama yaptırdık. Sergiyi gezenler hem sesleri duyabilecek hem de birkaç dakika seslendirme yapabilecek. Bu deneyimi herkese yaşatıp kaydedip vereceğiz. İsterlerse sosyal medyada yayınlayabilecekler. Bir yanda da Emek Ödülleri’ni de seslendirme sanatçılarına veriyoruz bu sene: Altan Karındaş ile Toron Karacaoğlu. Yani merkeze oturttuk biz o işi.

Yaşam Boyu Başarı Ödülü Emel Sayın’ın ve Onur Ödülleri de Feyzi Tuna ve Yılmaz Gruda’nın oldu. Bu ödüllerde tercihinizi nasıl yaptınız?

Emel Sayın sinemaya çok ciddi katkısı olan isimdir. Örneğin Tarık Akan’ın birçok filminde rol alan biri. Filmlerde oynamış, şarkılarını seslendirmiş ama sonra sadece şarkılarına konsantre olmuştur. Bunu görmezden gelmemek adına böyle bir ödülü verdik. Feyzi Tuna  sinemaya ciddi katkıları olan bir yönetmen. Yılmaz Gruda da Türkiye sinemasının en sevdiği yüzlerinden biri. Böyle isimler jön olmadığı ya da çok popüler yönetmenler olamadığı için biraz geri planda kalabiliyor. Biz de hatırlatmak istedik. 

Tarık Akan Türk sineması için büyük bir kayıp oldu. Festivalde nasıl bir bölüm ayıracaksınız Tarık Akan için?

Tarık Akan gibi birini anmanın en iyi yolu, onun filmlerini göstermektir. Zaten Mavi Boncuk’u Emel Sayın’dan dolayı seçmiştik, Akan’ın iki filmi daha var festivalde. Bunun dışında Festival Yolu’na gelenlere Tarık Akan’la ilgili bir anı köşesi yapıyoruz. Birtane defter olacak orada. İnsanlar Tarık Akan’la ilgili duygularını yazabilecekler, izin verenler olursa biz de bunları sosyal medyamızdan paylaşacağız. Yani festival boyunca halk bize ne söyleyecek, biraz da ona bakacağız. 

0
2505
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle