GÜNDEM
  • 13-05-2026

    İstanbul’un tarihi çalgılarla performans gösteren dinamik topluluğu Musica Antiqua Pera, gelenekselleşen Classical@415 konseri ile 19 Mayıs Salı akşamı saat 20.00’de İstanbul Deniz Müzesi’nde müzikseverlerle buluşacak.

    Organize Sanat tarafından düzenlenen Classical@415 konserlerinde Musica Antiqua Pera topluluğu, müzik tarihinin en heyecan verici dönemlerinden 17. ve 18. yüzyılın eserlerine odaklanıyor. Barok’tan Klasik döneme uzanan bir seçki seslendiren topluluk, tarihi çalgılar kullanarak bestecilerin eserleri ilk kaleme aldıklarında duydukları seslere sadık kalmayı hedefliyor. Klasik müziğin otantik yorumu alanında çalışmalar yapan Musica Antiqua Pera, Classical@415 konserlerinde her biri ayrı bir hikâye anlatan eserlerle savaştan aşka, yalnızlık ve hüzünden eğlence ve kutlamaya uzanan zengin bir duygu dünyasını sahneye taşıyor. Barok ve klasik dönemin seçkin eserlerini, bestelendikleri döneme ait çalgılarının orijinal tınılarıyla dinleyiciyle buluşturan konser, dinleyicilere sadece bir dinleti değil, aynı zamanda tarihi bir deneyim sunacak.

    ​Musica Antiqua Pera’nın Classical@415 konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    269
  • 13-05-2026

    Begüm Mütevellioğlu’nun “Okul” başlıklı kişisel sergisi 4 Temmuz’a kadar Simbart Projects’te sanatseverlerle buluşuyor.

    Sergi, sanat üretimini yalnızca bireysel bir ifade alanı olarak değil, geçmişten aktarılan bir pratikler bütünü olarak kurguluyor. Okul kavramı yalnızca teknik bilginin aktarıldığı bir yapı yerine, görme biçimlerinin kuşaktan kuşağa devredildiği bir sistem olarak ele alınıyor. “Okul” sergisi, tekrarın, aktarımın ve görme biçimlerinin nasıl yerleştiğini ve belirli temsil biçimlerinin nasıl bakışın yönünü belirleyen bir düzen kurduğunu sorguluyor.

    Sanatçının öğrencilikten akademisyenliğe uzanan deneyimini merkeze alan sergi, akademiyi imgelerin biriktiği ve yeniden dolaşıma girdiği bir alan olarak ele alıyor. Okul bu bağlamda, ideal formun tekrar yoluyla aktarıldığı ve görmenin belirli kurallar içinde öğretildiği bir yapı olarak beliriyor. Atölyelerde karşılaşılan figür ve nesneler bireysel üretimin ötesinde ortak bir hafızayı taşıyor. Özne ile temsil arasındaki mesafenin izleri, imgenin sabitlenemeyen ve sürekli dönüşen doğasını görünür kılıyor.

    ​Sergi, imgelerin tekrar ve dolaşım yoluyla zaman içinde anonimleşmesi ve birer temsile dönüşmesi üzerine kuruluyor. Farklı kültürlere ve dönemlere ait figürler, çoğaldıkça kimliklerinden uzaklaşarak sistemin içinde yeniden bir anlam kuruyor. Bu anonimleşme içinde kadın figürü özel bir temas alanı açıyor. Bir yandan üreten bir öznenin izini taşırken, diğer yandan male gaze tarafından konumlandırılan bir temsil yüzeyine dönüşüyor. Sergide tekrar eden kadın imgeleri ve antik Sappho figürü, bu çift yönlü durumu görünür kılıyor; özne olarak iz bırakan ile temsil yüzeyine indirgenen arasındaki gerilimi açığa çıkarıyor. Eserlerde, farklı bağlamlardan taşınarak yan yana getirilen figür ve nesneler bir arşiv mantığı içinde çoğalıp yeniden düzenleniyor. Antik semboller, gündelik objeler ve kültürel göndermeler tekil anlamlarını yitirirken yeni ilişkiler kuruyor; imgeler biriktikçe anlam sabitlenmek yerine yer değiştiriyor. Bu biriktirme hâli, okulun yalnızca bilgi üreten değil, aynı zamanda saklayan ve yeniden dolaşıma sokan bir yapı olduğunu düşündürüyor.

    0
    0
    238
  • 13-05-2026

    Annie Ernaux’nun Paris yakınlarındaki bir süpermarkete bir yıl boyunca yaptığı ziyaretleri kaydederek modern toplumun mikrokozmosunu ortaya koyduğu kitabı Işıklara Bak Canım, Siren İdemen’in çevirisiyle Can Yayınları’ndan çıktı.

    2022 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi Fransız yazar Ernaux, bu kez dikkatini sıradan ve gündelik bir mekâna veriyor. Işıklara Bak Canım, tüketim mekânını yalnızca ekonomik bir alan olarak değil, farklı sınıfların, yaşların ve kökenlerin kesiştiği bir toplumsal temas noktası olarak ele alıyor. Böylece alışveriş pratikleri, fiyatlar, indirim reyonları, otomatik kasalar, bağış kampanyaları ve güvenlik düzenekleri üzerinden günümüz toplumunun görünmez hiyerarşilerini açığa çıkarıyor.

    “Hangi nesneleri ve yerleri hafızamıza kaydedeceğimizi biz seçeriz ya da daha doğrusu neyin hatırlanmaya değer olduğuna aslında zamanın ruhu karar verir. Yazarlar, sanatçılar, sinemacılar da hafızanın oluşumuna katkıda bulunur.”

    0
    0
    273
  • 13-05-2026

    MUBI, 79. Cannes Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapmaya hazırlanan dört filmin haklarını satın aldığını duyurdu.

    MUBI, yılın önemli yapımları arasından seçtiği ilk dört filmin gösterim haklarını satın aldı. Lukas Dhont’un epik savaş draması Coward, Na Hong-jin imzalı gerilim yüklü bilimkurgu Hope, Jane Schoenbrun’un ses getiren meta-korku filmi Miyazma Kampı’nda Ergenlik Arzuları ve Ölüm ile usta yönetmen Paweł Pawlikowski’nin şiirsel yeni yapıtı Fatherland, festivalin hem Ana Yarışma hem de Belirli Bir Bakış (Un Certain Regard) bölümlerinde izleyiciyle buluşacak.

    Kız (2022) ve Yakın (2024) filmleriyle daha önce Cannes’dan ödüllerle dönen Lukas Dhont, üçüncü uzun metrajlı filmi Coward ile Altın Palmiye için yarışıyor. Birinci Dünya Savaşı’nın siperlerinde geçen film, savaşın tüm vahşetinin ortasında moral bulmak için bir tiyatro oyunu sahnelemeye çalışan iki askerin hikâyesini merkezine alıyor.

    Kara Büyü (2016) ile tanınan Güney Koreli usta yönetmen Na Hong-jin, merakla beklenen yeni bilimkurgu-gerilim filmi Hope ile geri dönüyor. Kore’nin sınır bölgesindeki ücra bir köyde, bir kaplan görüldüğüne dair ihbarla başlayan olaylar, giderek toplumsal bir kaos ortamına ve hayatta kalma mücadelesine dönüşüyor. Filmin kadrosunda Jung Ho-yeon’un yanı sıra Michael Fassbender ve Alicia Vikander gibi yıldız isimler yer alıyor.

    Ida (2013) ve Soğuk Savaş (2018) gibi modern sinemanın önemli yapımlarına imza atan Pawlikowski, Fatherland isimli yeni filminde Nobel ödüllü yazar Thomas Mann ve kızı Erika’nın hikâyesine odaklanıyor. 1949 yılında, Soğuk Savaş’ın gölgesindeki paramparça bir Almanya’da geçen film, kimlik, aile ve sürgün sonrası eve dönüş temalarını Pawlikowski’nin kendine has sinematografisiyle işliyor. Filmin başrollerinde Sandra Hüller ve Hanns Zischler yer alıyor.

    I Saw the TV Glow (2024) ile büyük ses getiren Jane Schoenbrun’un yeni filmi Teenage Sex and Death at Camp Miasma, Cannes 2026’da Belirli Bir Bakış bölümünün açılışını yapacak. Meta-korku türündeki film, bir slasher serisini yeniden canlandırmak isteyen genç bir yönetmen ile orijinal filmin inzivaya çekilmiş yıldızı arasındaki karanlık ve arzu dolu ilişkiyi konu alıyor. Filmin başrollerini Gillian Anderson ve Hannah Einbinder paylaşıyor.

    0
    0
    452
  • 13-05-2026

    Murat Durusoy’un “Doğa Sonrası Etüdleri – Dolanıklıklar” başlıklı kişisel sergisi 21 Haziran’a kadar C.A.M. Galeri’de sanatseverlerle buluşuyor.

    “Doğa Sonrası Etüdleri – Dolanıklıklar” sergisi, Murat Durusoy’un sürmekte olan aynı adlı serisinin yeni adımlarından örnekleri bir araya getiriyor. Büyük ve küçük boy fotoğraflar ve video işlerinden oluşan sergi, doğa, teknoloji ve imge üretimi arasındaki ilişkileri odağına alıyor.

    Durusoy’un uzun süredir geliştirdiği bu seri, doğa ile teknoloji, organik olan ile sentetik olan, fotografik kayıt ile algoritmik dönüşüm arasındaki geçirgen alanları araştırıyor. Çiçekler, bitkisel yapılar, mineral yüzeyler, endüstriyel kalıntılar ve hibrit formlar üzerinden kurulan görsel evren, bugünün doğasına ilişkin yeni bir okuma öneriyor; doğa ile teknoloji arasında basit bir karşıtlık kurmak yerine bu iki alanın iç içe geçmiş yapısını görünür kılıyor.

    Durusoy’un üretimi, bitkisel formları inceleyen morfolojik fotoğraf geleneği ile seri ve karşılaştırma mantığına dayalı tipolojik yaklaşımla ilişki kurarken, bu mirası günümüzün ekolojik ve teknolojik koşulları içinde yeniden yorumluyor. Seriler, tekrarlar ve biçimsel ilişkiler üzerinden kurulan bu görsel dil, organik ve sentetik olan arasındaki sınırların belirsizleştiği, kategorilerin çözülmeye başladığı bir görme alanı öneriyor.

    ​Sergide yer alan fotoğraflar, fotografik imgenin gözlem ve karşılaştırma kapasitesine odaklanırken, videolar dönüşümün sürekliliğini ve maddenin başkalaşımını zamansal bir akış içinde açığa çıkarıyor. Çiçekler bu işlerde sabit nesneler olarak kalmıyor; farklı maddesel hâllere geçiyor, sentetik yüzeylere evriliyor, atık benzeri dokulara çözünüyor, mineral yapılara dönüşüyor ve hibrit varlıklar olarak yeniden beliriyor. Böylece sergi, doğayı temsil edilen bir konu olmaktan çıkarıp, dönüşen ve dolanık bir varoluş alanı olarak düşünmeye davet ediyor.

    0
    0
    338
  • 13-05-2026

    Haktan Kaan İçel’in çocukların yetişkinleri anlama çabasını mizah, hayal gücü ve tilki metaforuyla anlattığı kitabı Babamın Kafasındaki Kırk Tilki, Semra Ersoy’un resimleriyle Timaş Çocuk’tan çıktı.

    Babamın Kafasındaki Kırk Tilki, çocukların, yetişkinlerin karmaşık dünyasını anlamasına yardımcı olan bir hikâye anlatıyor. Ozan’ın kafası sorularla dolu. Ama onun için en büyük gizem, her şeyi, “Kafamda kırk tilki dolanıyor.” diyerek geçiştiren babası. Ve bir gün kendini babasının zihninin içinde bulduğunda bu sözün sadece bir mecaz olmadığını fark eder. Babasının zihnindeki karanlık koridorda açtığı her kapı; onun iş stresi, sorumluluklar, yorgunluk, anılar ve aile sevgisiyle dolu bir dünyaya çıkar. Ozan, kapıları tek tek açtıkça sadece babasını değil, yetişkinlerin karmaşık dünyasını da keşfeder.

    “Zaten babalar böyledir, değil mi? Duygularını pek dile getirmezler ama sessizce yaptıklarıyla yanınızda olduklarını hissettirirler.”

    0
    0
    261
  • 12-05-2026

    Goethe-Institut, Kino 2026: Alman Filmleri Türkiye’de programının 12-17 Mayıs tarihleri arasındaki İstanbul gösterimlerini Sinematek/Sinema Evi iş birliğiyle sinemaseverlerle buluşturuyor.

    Goethe-Institut’un German Films iş birliği ve Ernst Reuter İnisiyatifi (ERI) katkılarıyla düzenlediği Kino 2026: Alman Filmleri Türkiye’de bir kez daha son bir yıl içerisinde festivallerde dikkat çeken ve ödüller kazanan başarılı Alman yapımlarını izleyicilerle bir araya getiriyor. Sinematek/Sinema Evi’nde gerçekleşecek gösterimlerde sekiz film izleyiciyle buluşacak.

    Bu yılki yolculuğuna 45. İstanbul Film Festivali çerçevesinde gösterilen Alman yapımlarıyla başlayan Kino 2026’nın Sinematek/Sinema Evi’ndeki programının açılışını Eva Trobisch’in yönettiği Çok Özel Bir Şey (Etwas ganz Besonderes) filmi yapacak. Bu yıl Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülü için yarışan Çok Özel Bir Şey filminin kökleri Alman tarihinin derinliklerine uzanıyor. Bu yıl Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı ödülü için yarışan bir diğer film, Angela Schanelec’in yönettiği Karım Ağlıyor (Meine Frau weint) da Türkiye’de ilk kez Kino 2026 çerçevesinde Sinematek/Sinema Evi’nde gösterilecek. İlk gösterimi yine bu yıl Berlin Film Festivali’nde, Panorama bölümünde gerçekleşen Ne Seninle Ne de Sensiz (Allegro Pastell) Leif Randt’ın aynı adlı, çok satan romanından uyarlaması olarak izleyici karşısına çıkıyor. Bu yıl Berlin Film Festivali’nde belgesel sinema dalında verilen ödülde mansiyona layık görülen Bazen Hep Birlikte Dans Ettiklerini Hayal Ediyorum (Was an Empfindsamkeit bleibt) da Kino 2026 programında yer alıyor. Babam (Babai) veya Yabancı (Exil) gibi sosyal gerilim filmleriyle tanınan Visar Morina’nın, ocak ayında Sundance Film Festivali’nin Dünya Sineması yarışmasında Büyük Ödül’ü kazanan yeni filmi Ailem İçin (Shame and Money) de Türkiye’de ilk defa Kino 2026 çerçevesinde gösterilecek. Bu yıl Berlin Film Festivali’nin Panorama bölümünde gösterilen Cennetin Yakınında (Im Umkreis des Paradieses) ise sömürgeciliğin yeni biçimleri üzerine bir belgesel.

    Önceki yıllarda sadece yakın tarihli Alman filmlerini seyirciyle buluşturan Kino, bu yıl bir istisna yapıyor ve geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz, Alman sinemasının iki öncü yönetmenini klasik birer filmiyle anıyor. Aralık 2025’te, 83 yaşında hayata veda eden yönetmen ve aktivist Rosa von Praunheim, 70’li yıllardan bu yana Alman sinemasının en özgün ve öncü seslerinden birisiydi. 1983 yapımı filmi Kayıp Ruhlar Şehri: Berlin (Stadt der verlorenen Seelen) Batı Berlin’in benzersiz alt kültürünün bir belgesi. Oberhausen Manifestosu’nun imzacılarından, Genç Alman Sineması akımının anahtar figürlerinden, yönetmen, yazar ve düşünür Alexander Kluge ise mart ayında, 94 yaşında hayatını kaybetti. Kino 2026 çerçevesinde gösterilecek Vatansever (Die Patriotin) onun en karakteristik filmlerinden biri.

    ​Kino 2026, İstanbul sonrasında 10-14 Haziran tarihleri arasında gerçekleşecek 5. Kaş Uluslararası Film Festivali’ndeki gösterimleriyle devam edecek. Kino 2026 hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilir, film biletlerini ise buradan satın alabilirsiniz.

    0
    0
    511
  • 12-05-2026

    Bu yıl ilk kez düzenlenecek Edirne Bienali, “Köprüler” temasıyla 21 Mayıs-28 Haziran tarihleri arasında gerçekleşecek.

    Edirne Bienali, “Köprüler” temasıyla yalnızca sanat eserlerini değil; sanatçıları, mekânları, kültürel ve tarihsel katmanları bir araya getirerek kenti baştan sona deneyimlenen bir düşünce alanına dönüştürüyor. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Edirne Valiliği, Edirne Belediyesi ve Trakya Üniversitesi’nin destekleriyle; Resim Heykel Müzeleri Derneği ile Yaratıcı Çocuklar Derneği’nin öncülüğünde gerçekleşen Edirne Bienali, fiziksel geçişlerin ötesine geçerek zamanlar, kimlikler ve düşünme biçimleri arasında kurulan görünmez bağları görünür kılmayı hedefliyor. Açılış tarihinin Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen 21 Mayıs Dünya Kültürel Çeşitlilik Günü’ne denk gelmesi, bienalin kapsayıcı ve çok katmanlı yapısını güçlendiren önemli bir unsur olarak öne çıkıyor. Bu tarihten itibaren Edirne, sanatın yalnızca sergilendiği değil; birlikte düşünüldüğü bir platforma dönüşüyor.

    Edirne Bienali, klasik bienal modellerinden ayrışarak tekil bir küratoryal bakış yerine çoğul bir düşünme alanı öneriyor. Didem Çapa’nın koordinasyonunda; Atilla Güllü, Coşar Kulaksız, Fırat Arapoğlu, Görkem Kızılkayak, Gu Zhenqing, İsmail Erim Gülaçtı, Irina Batkova ve Songül Güneş Gültekin’den oluşan küratör ekibi, bienali sabit bir sergi düzeninin ötesine taşıyarak disiplinlerarası bir karşılaşma alanına dönüştürüyor. Bu yapı; sergiler, performanslar, söyleşiler ve atölyeler aracılığıyla sanatçıları, akademisyenleri ve izleyicileri aynı düşünsel zeminde buluşturuyor. Bienal, yalnızca izlenen değil; deneyimlenen ve tartışılan bir süreç olarak kurgulanıyor.

    24 ülkeden 200 sanatçının yer alacağı bienal, uluslararası ölçekte önemli isimlerle genç üreticileri hiyerarşiden arınmış bir düzlemde buluşturuyor. Fotoğraf, yeni medya, heykel, performans ve yapay zekâ gibi farklı disiplinlerden sanatçılar; hafıza, kimlik, teknoloji, ekoloji ve toplumsal dönüşüm gibi güncel meseleleri çok katmanlı bir yaklaşımla ele alıyor.

    Bu çeşitlilik, bienalin “köprü” kavramını yalnızca mekânsal değil; kuşaklar ve üretim biçimleri arasında kurulan bir ilişki olarak da ele aldığını ortaya koyuyor.

    ​Edirne Bienali hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    558
  • 12-05-2026

    James Salter’ın hem ışık hızıyla geçen hayatları hem de yan yanayken bile birbirlerinden ışık yılı kadar uzak düşen iki insanın öyküsünü anlattığı romanı Işık Yılları, Suat Kemal Angı’nın çevirisiyle Jaguar Kitap’tan çıktı.

    ​Çocukları, dostları, hayvanları; verdikleri partiler, gittikleri partiler, kalabalık sofralar, sanat etkinlikleri… Uzaktan bakanlar, Nedra ve kocası Viri’nin evliliklerini şöyle tanımlayacaktır: engin, mavi bir deniz gibi. Oysa denizde fırtınalar yukarıda, sakinlik derinlerdedir; burada ise yüzey sakinken, derinlerde fırtınalar kopmaktadır.

    0
    0
    304
  • 12-05-2026

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür AŞ işletmesindeki, İstanbul’un en etkileyici tarihi yapılarından biri olan Şerefiye Sarnıcı, “Derinden Gelen Sesler” konser serisine ev sahipliği yapıyor.

    1600 yıllık tarihiyle dikkat çeken Şerefiye Sarnıcı’nın mistik ambiyansı, “Derinden Gelen Sesler” konser serisiyle müzikle buluşuyor. 15 Mayıs Cuma günü başlayacak programda Kyriakos Kalaitzidis, 16 Mayıs Cumartesi günü Kadıköy Flute Ensemble, 17 Mayıs Pazar günü ise Barok / Klasik Gitar Dinletisi ile Murat Akça yer alacak.

    “Derinden Gelen Sesler” konser serisi, farklı müzik geleneklerini aynı atmosfer içinde buluşturarak dinleyiciyi mekânla kurulan güçlü bir deneyime davet ediyor. Tarihin katmanlarını bugünün sesleriyle bir araya getiren seçki, müziği mekânla birlikte var olan bir deneyim olarak ele alıyor. Şerefiye Sarnıcı’nın özgün atmosferi, müziği mimariyle iç içe geçen çok katmanlı bir deneyime dönüştürüyor. Konserlere müze giriş biletiyle katılım sağlanabilecek.

    Etkinlik Programı:
    15 Mayıs Cuma - 20.30 / Kyriakos Kalaitzidis (Konuk Sanatçı Derya Türkan)
    16 Mayıs, Cumartesi - 20.30 / Kadıköy Flute Ensemble
    ​17 Mayıs Pazar - 15.00 / Murat Akça 

    0
    0
    361
DAHA FAZLA
Geldanlage