
Filiz Piyale Onat’ın “Omorika” başlıklı kişisel sergisi, 12 Nisan’a kadar Decollage Art Space’te sanatseverlerle buluşuyor.
Marcus Graf küratörlüğünde düzenlenen “Omorika” sergisinde Filiz Piyale Onat, sessiz ama güçlü bir görsel dil aracılığıyla kişisel olan ile evrensel olanı bir araya getiriyor. Doğanın göçleri ile insan hikâyelerini ilişkilendiren sergi, aidiyet, uyum ve değişim üzerine düşünmek için alan açıyor. Peyzaj, hafızanın bugünü şekillendirdiği; kişisel olanın politik anlamlar kazandığı ve sürekli değişen dünyadaki yerimizi yeniden düşünmemize olanak tanıyan bir sorgulama alanına dönüşüyor. Didaktik anlatılara başvurmadan göç konusuna odaklanan sergi; hareket, aidiyet ve insan ile doğa yaşamının ortak ritimleri üzerine düşünmeye davet ediyor.
Romantizm, Çin peyzaj resmi ve sanat ile ekoloji arasındaki çağdaş tartışmalardan beslenen sanatçı, dinginlik ve tefekkür üzerine kurulu bir görsel dil geliştiriyor. Bulanık yansımalar ve sade kompozisyonlar, boşluk ve meditatif duraksama öne çıkarak izleyiciyi hem dünyanın mevcut durumu hem de kendi içsel manzaraları üzerine düşünmeye yönlendiriyor. Kırılgan ve minimal sahnelerde izleyici, doğa ile insan ruhunun kesiştiği zihinsel alanlarda dolaşan bir gezgine dönüşüyor; böylece içsel yaşam ile yaşadığımız çevreler arasındaki hassas bağ görünür hâle geliyor.
“Omorika”da Filiz Piyale Onat, sessiz ama güçlü bir görsel dil aracılığıyla kişisel olan ile evrensel olanı bir araya getiriyor. Doğanın göçleri ile insan hikâyelerini ilişkilendiren sergi, aidiyet, uyum ve değişim üzerine düşünmek için alan açıyor. Peyzaj, hafızanın bugünü şekillendirdiği; kişisel olanın politik anlamlar kazandığı ve sürekli değişen dünyadaki yerimizi yeniden düşünmemize olanak tanıyan bir sorgulama alanına dönüşüyor.
Künye:
1. Kırılgan, 2026, 27x27 cm, 5 gr. Japon kağıdı üzerine mürekkep (27 adet) Fragile, 2026, 27x27 cm, ink on 5 gsm Japanese paper (27 pieces)
2. Sözler, 2026, yaklaşık 12x12x12 cm, kolalanmış dantel (68 adet) Words, 2026, approx. 12x12x12 cm, starched lace (68 pieces)
3. Zaman IX, 2026, 97x100 cm, Japon kağıdı üzerine mürekkep, organze kumaş üzerine dijital baskı Time IX, 2026, 97x100 cm, ink on Japanese paper, digital print on organza fabric
4. Eşlik, 2026, 120x120 cm, tuval üzerine yağlı boya Accompaniment, 2026, 120x120 cm, oil on canvas
Abdullah Ezik tarafından yayına hazırlanan, Tanzimat’la birlikte Türk edebiyatının öykü ve şiir bağlamında nasıl geliştiğini merkeze alan Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Öykü Antolojisi ve Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Şiir Antolojisi adlı kitaplar Can Yayınları’ndan çıktı.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Öykü Antolojisi, geç dönem Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan çizgide Türk edebiyatının karşılaştığı yeni edebî formları, bu formları işlek hâle getiren yazarları ve onların öykülerini merkeze alan bir çalışma olarak gün yüzüne çıkıyor. Ahmet Mithat Efendi, Samipaşazade Sezai, Fatma Aliye Hanım gibi isimlerle başlayan ve zaman içerisinde farklı yönlerde gelişen bu anlayış, büyük bir edebî mirası da beraberinde getirmiş, Cumhuriyet’le birlikte kendisine bambaşka bir gelişim çizgisi kazandırmıştır. Bu antolojide okurlar, devrin önde gelen yazarlarının metinlerini bulabilirler. Yazarlara dair açıklayıcı notlarla birlikte hazırlanan kitapta yer alan öyküler günümüz Türkçesiyle kitapta yer alıyor.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Şiir Antolojisi, geç dönem Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan çizgide Türk edebiyatının nasıl dönüştüğünü, hangi isimler ve odaklar etrafında şekillendiğini merkeze alıyor. Âkif Paşa, Şinasi, Namık Kemal’le başlayan çizgide giderek şekillenen ve yeni bir şiir anlayışını beraberinde getiren bu süreç, nihayetinde 20. yüzyılda bambaşka bir istikamet almış gerek toplumsal gerekse kültürel olarak yeni düşünceleri beraberinde getirmiştir. Tanzimat’la başlayan süreçte yeni Türk şiirinin izini süren bu antolojide okurlar devrin önde gelen şairlerini ve artık onlarla özdeşleşmiş şiirleri bulabilecekler. Ayrıca şairlere dair açıklayıcı notlar, orijinal ve günümüz Türkçesi şiirlerle.
Yirmi yılı aşkın süredir bağımsız ve uluslararası bir tiyatro platformu olarak üretimlerini sürdüren GalataPerform, 2026–2027 sezonunu yeni bir oyun ve yeni bir platform haberi ile duyurdu.
GalataPerform, çağdaş sahne sanatları alanındaki çalışmalarına disiplinler arası yaklaşımıyla devam ediyor. GalataPerform Kurucusu ve Genel Sanat Yönetmeni Yeşim Özsoy; 12 Mart akşamı Orient-Institut İstanbul’un ev sahipliğinde gerçekleşen özel buluşmada yeni sezonda hem geçmişten günümüze yürütülen çalışmalar, festivaller ve projeleri hem de yeni sezon haberlerini paylaştı.
GalataPerform Kurucusu ve Genel Sanat Yönetmeni Yeşim Özsoy, “GalataPerform’da tiyatroyu yalnızca bir gösterim alanı olarak değil; düşünce, araştırma ve karşılaşmanın iç içe geçtiği bir üretim alanı olarak ele alıyoruz. Bu üretim alanını iki paralel hat üzerinden geliştiriyoruz. Sahne üretimlerimizin yanı sıra, sanatçıların ve yaratıcı alanlarla ilgilenen herkesin birlikte düşünebildiği araştırma ve öğrenme süreçlerine de alan açıyoruz. Yeni platformumuz GalataPerform LAB de bu yaklaşımın bir uzantısı olarak; tiyatrodan sinemaya, edebiyattan müziğe ve yeni teknolojilere uzanan farklı disiplinlerden isimlerle çevrimiçi ve hibrit atölyeler, mentorluk programları ve yaratıcı buluşmaların gerçekleşeceği bir deney, deneyim ve öğrenme platformu olarak kurgulandı. ‘Aksak Deliryum’ da bu üretim hattının önemli adımlarından biri ve yeni sezonda sahneye taşıyacağımız oyunun ilk buluşması.” ifadelerini kullandı.
Buluşmada yeni oyun Aksak Deliryum’un ilk okuması izleyiciyle buluştu. Yeşim Özsoy’un yazdığı ve yönettiği oyun okumasında oyuncular Batur Belirdi, Elif Temuçin, Evrim Doğan, Okan Urun, Sanem Öge ve Yaman Ceri yer aldı. Davetliler, henüz üretim sürecinde olan bir metni dinleme ve metin üzerine birlikte düşünme fırsatı buldu. Denemeye alan açan ve karşılaşmalar yaratan bu buluşma, oyun okumasını seyirci ve sanatçıların birlikte araştırdığı bir deneyime dönüştürdü.
GalataPerform’a dair haberleri internet sitesi ve Instagram hesabından takip edebilirsiniz.
80’lerin unutulmaz şarkılarına kendine özgü sesiyle hayat veren Bonnie Tyler, 18 Haziran’da Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu sahnesinde müzikseverlerle buluşacak.
“Total Eclipse of the Heart”, “Holding Out for a Hero”, “It’s a Heartache”, “Faster Than the Speed of Night” ve “Together” gibi hit şarkılara imza atan Bonnie Tyler, İstanbul konserinde kariyerinin en sevilen şarkılarını seslendirecek. Dinleyiciler 80’lerin romantik ve güçlü müzik atmosferini yeniden yaşatacak bu özel gecede, Tyler’ın eşsiz sesiyle müzik tarihinde yolculuğa çıkacak.
Musicarium ve Y Kültür Sanat organizasyonuyla gerçekleşecek Bonnie Tyler konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Zeyrek Çinili Hamam, Santa Fe merkezli sanatçı Margaret R. Thompson’ın “Temenos: İç Deniz” başlıklı Türkiye’deki ilk kişisel sergisini 17 Nisan-30 Ağustos tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.
Küratörlüğünü Anlam de Coster’in üstlendiği “Temenos: İç Deniz”, izleyiciye alt katmanlara doğru bir yolculukla ulaşılan sarnıcı hem kapsayıcı bir sığınak hem de içsel bir manzara olarak deneyimleme fırsatı sunuyor. 16. yüzyıldan kalma hamamın altında yer alan Bizans sarnıcı için özel olarak üretilen ve ilk kez sergilenen tuval ve ipek üzerine resimler ile ses ve koku yerleştirmelerinden oluşan sergi, izleyiciyi içe dönük bir deneyime ve dönüşüm fikrine davet ediyor. Margaret R. Thompson, kökeni Antik Yunan’a uzanan temenos kavramından yola çıkıyor. Temenos, gündelik yaşamdan ayrıştırılmış kutsal bir alanı; insan ile ilahi olan arasındaki geçişi mümkün kılan koruyucu bir sığınağı ifade ediyor. Psikolojik bağlamda ise kavram, kişinin bilinçdışıyla güvenli biçimde karşılaşabileceği bir tür içsel barınağı tanımlıyor. Sergide kelimenin farklı anlamları iç içe geçiyor.
Tarihsel olarak hamamın kendisi de bir temenos işlevi üstlenmiştir: gündelik hayatın dışında konumlanan, sosyal hiyerarşilerin geçici olarak askıya alındığı; kolektif arınma ritüelleri aracılığıyla bedenin ve zihnin dönüşüme açıldığı bir eşik mekân olarak çalışıyor. Bizans sarnıcı ise yer altına açılan kapıyı temsil ediyor. Suyu biriktiren ve muhafaza eden sarnıçlar, Bizans kültüründe şehrin hayatta kalması için kritik öneme sahip temel yapı taşları arasında yer alıyor. Thompson, sarnıcı bir “iç deniz” olarak hayal ediyor. Sarnıca doğru yolculuğu ve aşağı iniş kavramını dikkati içe yönelten ve derinliğe doğru ilerleyen bir hareket olarak öneriyor. Thompson’ın işleri algısal alanlar gibi çalışıyor; izleyiciyi yavaşlamaya, duyularını açmaya ve mekânla daha dikkatli bir ilişki kurmaya davet ediyor. Arketipsel formlar ve doğaya ait imgelerden beslenen bu işler, derin zamanı ve yaşamın başlangıcını çağrıştırıyor.
Sanatçının sergi için ürettiği eserlerde kompozisyonlar çoğunlukla bir omurga gibi yükselen dikey bir hat etrafında kuruluyor; bu hat kimi zaman bir geçit ya da kanal olarak okunuyor. Tekrar eden spiraller, girdaplar ve çeşmeler; arınma, yeniden doğuş ve sonsuzluğu düşündürüyor. Yüzeyde kimi zaman kanatlı mitolojik varlıklar, kuşlar, bitkiler, deniz kabukları ya da gök cisimleri beliriyor. Bir zamanlar kentin yaşam damarını taşıyan Bizans sarnıcının içinde görüldüğünde bu motifler, iç denizi bir manzara olarak değil; geçirgen sınırlar içinde hayatı olası kılan bir dolaşım ve dönüşüm sistemi olarak çerçeveliyor. Malzeme repertuvarı ise İstanbul’dan temin edilen yağlar, baharatlar, sular ve ipeklerle; farklı coğrafyalardan toplanan doğal pigmentler ve toprağı da içeriyor.
Künye:
1. Margaret R. Thompson Temenos, 2026 Oil, collected earth, raw pigment and wax on linen Keten üzerine yağlıboya, doğal toprak, ham pigment ve balmumu 101.6 x 121.92 cm
2. Margaret R. Thompson The Invitation, 2026 Oil, collected earth, volcanic rock, mica, raw pigment, turmeric and temple oil on linen Keten üzerine yağlıboya, doğal toprak, volkanik kaya, mika, ham pigment, zerdeçal ve Temple uçucu yağı 152.4 x 121.92 cm
3. Margaret R. Thompson Ash and Gold, 2025 Oil, collected earth, volcanic rock, mica, raw pigment and turmeric on linen Keten üzerine yağlıboya, doğal toprak, volkanik kaya, mika, ham pigment, zerdeçal ve balmumu 121.92 x 101.6 cm
4. Margaret R. Thompson Peribolos, 2026 Oil and wax on linen Keten üzerine yağlıboya ve balmumu 76.2 x 60.96 cm
5. Margaret R. Thompson Touching Infinity, 2025 Oil and wax on linen Keten üzerine yağlıboya ve balmumu 76.2 x 60.96 cm
Florence Knapp’in üç ismin, bir hayatın üç ayrı hâlinin ve tek bir kararın tetiklediği sonsuz ihtimallerin hikâyesini anlattığı romanı İsimler, Kıvanç Güney’in çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.
Guardian, New York Times, BBC, Amazon, Times’ın “Yılın En İyi Romanı Seçkisi”nde yer alan, Goodreads 2025 Okur Ödülleri finalisti olan İsimler, sarsıcı ve bir o kadar da umut dolu bir roman. Ev içi şiddetin nesiller boyu süren sarsıntılarını, aile bağlarının o hem kopmaz hem de boğucu düğümlerini, insanın kendi kaderini tayin etme çabasını ve iyileşmenin mümkün yollarını keşfe çıkan gibi bir kitap.
“Cora, yıkıcı bir fırtınanın ardından, dokuz yaşındaki kızı Maia’yı yanına alıp yeni doğan oğlunun nüfus kaydını yaptırmak üzere yola çıkar. Kocası Gordon –toplum gözünde saygın bir doktor, evinin duvarları arasında ise buyurgan bir zorba– kararını vermiştir: Oğluna kendi adı verilecektir. Ama nüfus memuru, “İsmi ne olacak?” diye sorduğunda, Cora duraksar. Yedi yıl sonra. Çocuğun adı kız kardeşinin istediği gibi Bear’dır. Gelişi doğduğu geceki fırtına kadar sert vurmuştur aileyi. Ya da adı Julian’dır. Tam da kendi seçtiği hayatı yaşayacak bir erkek ismi diye düşünmüştür bu ismi verirken annesi. Ya da aile geleneği kazanmıştır ve babası gibi Gordon olmuştur adı, şimdiden her şeyiyle onun kopyası… Yine de bu buyurgan mirası kırmanın belki vardır ihtimali.”
Yerli alternatif müzik sahnesinin en sevilen gruplarından Dolu Kadehi Ters Tut, 15 Mayıs’ta KüçükÇiftlik Park’ta konser verecek.
Dinamik ritimleri, duygusal yoğunluğu ve mizahı bir araya getiren tarzıyla Dolu Kadehi Ters Tut, indie ve alternatif rock ekseninde dolaşan müziğinde gündelik hayatın küçük kırılmalarını, ilişkileri ve iç sesle yapılan uzun konuşmaları şarkılara dönüştürüyor. Söz merkezli yaklaşımı ve ironiyi elden bırakmayan anlatımıyla grup, son yıllarda Türkiye’de öne çıkan isimler arasında yer alıyor.
+1 katkıları ve URU organizasyonuyla düzenlenen Dolu Kadehi Ters Tut konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Casper Faassen’in İstanbul’daki ilk kişisel sergisi “ReCollecting Anatolia” 3 Nisan-17 Mayıs tarihleri arasında Martch Art Project’te sanatseverlerle buluşacak.
“Leiden’daki stüdyosundan çalışan Casper Faassen, Batı müze koleksiyonlarının nasıl oluştuğunu ve kültürel otoritenin tarihsel olarak nasıl inşa edildiğini inceliyor. Sanatçı şöyle diyor: “Yakın dönem jeopolitik gelişmeleri, daha geniş bir tarihsel bağlam olmadan anlamlandırmak zor. Son yıllarda Batı’da, sömürgeci, emperyal ve ırkçı geçmişlerin günümüzü nasıl şekillendirmeye devam ettiğine dair artan bir farkındalık var. Kültürel nesnelerin kökenlerini görsel olarak sorgulamak, bu mirasla yüzleşmenin yollarından biridir.”
Faassen, “ReCollecting” olarak adlandırdığı bir süreç aracılığıyla farklı yerlere dağılmış nesnelerin izini sürüyor ve onları yeni bir bağlam içinde yeniden fotoğraflayarak koleksiyonların nasıl oluşturulduğuna dair yerleşik anlatıları sorguluyor.
Tabloda betimlenen taşınma sahnesi, Hilaire’in bölgedeki seyahatleri sırasında eşlik ettiği Fransız büyükelçisi Comte de Choiseul-Gouffier ile ilişkilidir. Bu sahne, 18. yüzyılda Osmanlı topraklarından Batı Avrupa’ya kültürel eserlerin taşınması yönündeki daha geniş bir pratiği yansıtır; bu süreç çoğu zaman eşitsiz güç ilişkileri tarafından şekillendirilmiştir.
Faassen, tabloda görülen mermer nesnelerin izini sürmeyi başarmış ve bu eserlerin bugün büyük ölçüde Louvre Museum koleksiyonunda bulunduğunu tespit etmiştir. Sanatçı, bu nesneleri kendine özgü görsel dili içinde fotoğraf aracılığıyla yeniden bir araya getirir. Yarı saydam katmanların arkasında örtülmüş ve craquelé yüzeylerle kaplanmış heykeller; zaman, bellek ve yer değiştirme tarafından işaretlenmiş kırılgan imgeler olarak görünür.
Tarihsel birer ganimet gibi sunulmak yerine sessiz tanıklar olarak konumlanan bu çalışmalar, kültürel eserlerin yerinden edilmesi ve müze koleksiyonlarını şekillendirmeye devam eden anlatılar üzerine düşünmeye davet eder.”
Künye:
1. Casper Faassen, 2026, Psyche, Mansonia çerçevesi içerisinde Setasan UV Baskı, 81 x 100 cm
2. Casper Faassen, 2026, Nereid Dancer III, Mansonia çerçevesi içerisinde Setasan UV Baskı, 150x98cm
Julie Bogart’ın anne babalara tutkuyla öğrenen, vicdanlı düşünen ve empati kurabilen bireyler yetiştirme konusunda bir rehber sunan kitabı Eleştirel Düşünen Çocuklar Yetiştirmek, Cemre Ömürsuyu Seyis’in çevirisiyle hep kitap’tan çıktı.
Her yaşa hitap eden zihin açıcı örnekler, etkileyici hikâyeler ve uygulaması kolay etkinliklerle Eleştirel Düşünen Çocuklar Yetiştirmek, genç okurların dünyayı keşfetme heveslerini desteklerken, aidiyet ihtiyacının ve önyargıların düşüncelerimizi nasıl şekillendirdiğini fark etmelerine yardımcı oluyor. Çocuklar yalnızca kendilerine öğretileni tekrar etmek yerine, kendi görüşlerini inşa etmeyi öğreniyorlar.
Eğitim, yalnızca bilgi ve beceri edinmekten ibaret değildir; neye, nasıl ve neden inandığımızı anlamaktır. İnternetin sunduğu filtresiz ve sınırsız içerik, çocukların okuduklarını ve gördüklerini nasıl yorumlayacağına dair endişeleri artırıyor. Bu kaosun içinde farklı bakış açılarını merakla ve sağduyuyla değerlendirmek elzem bir yaşam becerisine dönüştü. Peki, anne babalar bu beceriyi çocuklarına nasıl kazandırabilir?
BGST Tiyatro, yeni prodüksiyonu Bahar Noktası Soruşturması, 24 Mart Salı saat 20.30’da Moda Sahnesi’nde tiyatroseverlerle buluşacak.
Klasik metni, çağdaş bir dramaturjiyle buluşturan Bahar Noktası Soruşturması, William Shakespeare’in A Midsummer Night’s Dream adlı eserinin, Can Yücel imzalı Bahar Noktası çevirisini merkezine alıyor.
BGST Tiyatro’nun yeni oyunu, Shakespeare’in şiirsel dünyasını Can Yücel’in güçlü Türkçesiyle sahneye taşırken; klasik ile çağdaş anlatım biçimlerini bir araya getiren deneysel bir tiyatro tecrübesi sunuyor. Oyunun biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
“Ülkenin başkanının düğünü için sahnelenmek üzere seçilen güvenli ve köklü bir klasik, temsil sırasında yaşanan beklenmedik bir gelişmeyle farklı bir boyuta taşınır. Shakespeare’in aşıkları, perileri ve zanaatkârları sahnedeki yerini alırken; oyun ilerledikçe temsil ile gerçeklik iç içe geçer. ‘Bahar Noktası Soruşturması’ iki katmanlı yapısıyla dikkat çeker:
Bir yanda Shakespeare’in büyülü dünyası,
diğer yanda sorgu tutanakları ve oyuncuların ifadeleri…
Oyuncular bir yandan klasik metni oynamayı sürdürürken, bir yandan da sahnede yaşananların hesabını vermek zorunda kalırlar. Böylece rüya mekânı yavaş yavaş bir soruşturma alanına dönüşür. Oyun, tiyatronun ifade alanını ve sahne ile kamusal alan arasındaki ilişkiyi ölçülü ama hissedilir bir politik arka planla tartışmaya açıyor.”
Künye:
Yazan: William Shakespeare
Çeviren: Can Yücel
Reji, Metin Yazımı ve Kurgu:
Aysel Yıldırım, Cüneyt Yalaz, Dilan Kurhan, İlker Yasin Keskin, Metin Göksel
Reji ve Metin Danışmanı: Sevilay Saral
Oyuncular: Aysel Yıldırım, Banu Açıkdeniz, Burcu İsra Kanbakoğlu, Cüneyt Yalaz, Eser Dilsöz, İlker Yasin Keskin, Metin Göksel, Nevzat Eser
Müzik: Cansun Küçüktürk
Sahne Tasarımı: Veli Kahraman
Kostüm: Ayşenur Arslanoğlu
Işık Tasarımı: Levent Soy
Teknik Uygulama: İrem Dağdeviren, Yasemin Özer
Fotoğraf: Kenan Özcan