
Keman Sanatçısı Önder Baloglu liderliğinde Gedik Filarmoni Orkestrası, 21 Mayıs (bugün) akşamı saat 20.00’de CRR Konser Salonu’na konuk olacak. “Köprüler” başlıklı konserde Kamran İnce’nin Intermezzo isimli eseri aracılığıyla ilk dönem bestecilerden Cemal Reşit Rey ve dünyaca ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say bir araya gelecek.
Antik Anadolu kültüründen bu yana biriktirdiğimiz ses hazinelerinin ortaya çıkarılması üzerine yoğunlaşan Gedik Filarmoni Orkestrası, dünyaca ünlü bestecimiz Kamran İnce’ye İstanbul Filarmoni Derneği’nin 75.yılı onuruna verdiği siparişle bir eserin daha Dünya Prömiyerini gerçekleştirecek. Fazıl Say’ın Türk müziğinden ilhamla 2015 yılında yaylı orkestra için bestelediği Chamber Symphony Op. 62 eseri dünya prömiyeri 2015 yılında New York Carnegie Hall’da Orpheus Oda Orkestrası ile birlikte yapmıştı. Üç bölümden oluşan bu eser İstanbul’da ilk kez “Köprüler” konserinde Gedik Filarmoni Orkestrası tarafından seslendirilecek.
Fazıl Say Chamber Symphony Op. 62 eseri hakkında şunları söylüyor; “20 dakikalık bu eserde, günümüz Türkiyesi’nin kültürel karışıklığını, hayallere dalınan bir anlatım ile izleyeceksiniz. Bu eserde anlatmak istediklerimi özellikle ritimler ve ölçü vuruşları ile yapmayı denedim. İlk bölüm, Türk müziğinde yaygın olarak kullanılan 7/8 ‘devr-i hindi’dir. Hicaz makamındaki klasik saray müziğinden esinlenerek “eski İstanbul” için belli bir nostaljiyi işaret eder. İkinci bölüm daha sakin ve sükunetlidir. Burada özellikle çağımızın romantizme duyduğu ihtiyacın altını çizmek istedim. Son bölüm ise çok süratli bir köçekçe dansıdır. İstanbul'un eski Roman semti Sulukule artık yok. Ama zamanında dans ve eğlence mekânlarına ev sahipliği yapıyordu. Ve bu son bölüm Türk-Roman müziğinin tüm enerjik ve coşkulu unsurlarını bünyesinde barındırıyor.”
Gedik Filarmoni Orkestrası’nın “Köprüler” başlıklı konserini 21 Mayıs (bugün) saat 20.00’de CRR Konser Salonu YouTube hesabından izleyebilirsiniz.
Dünyanın önemli mimarlık etkinliklerinden biri olan Venedik Bienali’nin 17. Uluslararası Mimarlık Sergisi 22 Mayıs - 21 Kasım tarihleri arasında sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Venedik Bienali 17. Uluslararası Mimarlık Sergisi Türkiye Pavyonu’nda bu yıl Neyran Turan’ın küratörlüğündeki “Ölçü Olarak Mimarlık” başlıklı proje bulunuyor.
21 Kasım tarihine kadar devam edecek Venedik Mimarlık Bienali Türkiye Pavyonu’nda bu yıl küratör Neyran Turan’ın mimarinin iklim krizi ışığında nasıl yeni bir bakış sunabileceğini araştıran “Architecture as Measure / Ölçü Olarak Mimarlık” başlıklı projesi yer alıyor. İKSV’nin koordinasyonunu yürüttüğü Türkiye Pavyonu, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı katkılarıyla ve T.C. Dışişleri Bakanlığı himayesinde, Schüco Türkiye ve VitrA’nın eş sponsorluğunda yapılıyor.
Yaşadığımız iklim krizi ışığında, mimarlığın kendi işleyişine dair alternatif tartışmalar yaratmayı hedefleyen “Ölçü Olarak Mimarlık” başlıklı proje, fiziki enstalasyonu ve sürekli güncellenen web sitesiyle, Türkiye’de inşaattan bakıma, kaynak kullanımından tedarik zincirine uzanan süreçlerin çevreyle ilişkisini ele alıyor. “Tasarımın rolünü basitçe iklim değişikliği sorununa çözüm üretmeye indirgemek yerine mimarlığı, çevrenin yeniden tahayyül edildiği bir ölçü olarak düşünebilir miyiz?” sorusundan yola çıkan proje, ilk olarak mimarlığın gezegene yönelik potansiyelini kendi gündelik iç işleyişlerine bakarak değerlendirmenin önemine vurgu yapıyor. Proje ismini Neyran Turan’ın Mart 2020’de İngilizce olarak yayımlanan Architecture as Measure kitabından alıyor.
Dört odalı “Ölçü Olarak Mimarlık” yerleştirmesi Taşocağı, Lojistik, Bakım ve Onarım, İnşaat başlıklı diyoramalardan oluşuyor ve Dört Diyorama adını taşıyor. Bu dört diyoramalardan her biri, Türkiyede geçen kurmaca bir hikâyenin belirli mizansenlerini jenerik birer mimari sahada, sıradan ayrıntılarıyla canlandırıyor.
“Ölçü Olarak Mimarlık” projesi kapsamında gerçekleştirilen çevrim içi söyleşiler, makaleler, hikâyeler ve araştırma süreçlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Ebru Thwaites Diken'in birbirinden bağımsız görünen üç farklı alanın, siyaset, din ve sinemanın birbirlerini nasıl sorunsallaştırıp yeniden şekillendirdiğini filmler üzerinden incelediği çalışması Siyaset ve Dinin Gösterisi- Günümüz Türkiye Sinemasından Altı Film Üzerine, Ayşecan Ay’ın çevirisiyle Metis Yayınları’ndan çıktı.
Diken, bu çalışmasında gnostisizmin kefaretçi, mesihçi ve devrimci yönlerine olumlayıcı yaklaşan bir masal üzerine kurulmuş Ulak, din ile ekonomi arasındaki ilişkiyi tartışma fırsatı sunan Takva, din görevlisi başkahramanı Selman Bulut’un Karaköy’deki merkez camisinde işlenen bir cinayeti soruşturduğu İtirazım Var!, heterodoks İslam ve sosyalist düşünce arasındaki paralellikleri konu edinen İftarlık Gazoz, İslam’ın modernlikle bağdaşabilirliği meselesini tartışan The İmam ve bir roman uyarlaması olan ve din ile felsefeyi karşı karşıya getiren Gölgesizler filmlerini ele alıyor. Birbirinden bağımsız görünen üç farklı alanın, siyaset, din ve sinemanın birbirlerini nasıl sorunsallaştırıp yeniden şekillendirdiğini bu filmler üzerinden inceliyor.
Çalışmanın gerekçesi olarak şu sözlere yer veriyor: “Siyaset, din ve sinema arasındaki ilişkiye, bu üç alanın ortak kökenleri temelinde odaklanıyorum. Bu üç alanı ‘gösteri’ kavramı birbirine bağlar. Hem siyaset hem din alanında iktidar görsel mekanizmalara dayalıdır. Günümüzde ise sinema, ’gösteri’ bakımından ayrıcalıklı bir konumda; bir kitle sanatı olduğu ölçüde, hangi öznelliğin üretildiğiyle ilgili olarak kolektif bilinçdışını şekillendiriyor. Bu üç alanda da öznelik, görme ilişkisi üzerinden kuruluyor. Kitabın amacı, siyaset ve dinin sinemasal doğasının Türkiye sineması bağlamında kendini gösterme şeklini anlaşılır kılmaktır. Kitap bunun yanı sıra, bir sanat formu olarak sinemanın siyasi ve dinsel ifadeler, duyumlar, duygulanımlar ve hakikatler yaratma kapasitesini de incelemektedir.”
Künye: Kullanılan fotoğraf "İtirazım Var!" filmindendir.
Melike Şahin, Merhem isimli ilk albümünün ilk konserini 28 Mayıs saat 21:00’da PSM Online’da gerçekleştirecek. “Tutuşmuş Beraber”, “Deli Kan”, “Geri Ver” gibi şarkılarıyla tanınan Melike Şahin, sekiz kişilik yeni orkestrası ve özel olarak hazırlanmış sahne tasarımıyla PSM Online’da izleyici karşısına çıkacak.
Şahin, Spotify’ın kadın müzisyenlerin seslerini yükseltmek ve her alanda olduğu gibi müzik sektöründe de var olan eşitsizlikle savaşmak için oluşturduğu ve farklı ülkelerden yüzlerce kadın sanatçının yer verildiği EQUAL projesi kapsamında Türkiye listesinin ilk kapak sanatçısı olarak New York Times Meydanı’ndaki tanıtım alanından yer almıştı.
Melike Şahin’in 28 Mayıs Cuma saat 21:00’da PSM Online’a özel olarak gerçekleştireceği canlı performansını passo.com.tr üzerinden bilet alarak izleyebilirsiniz.
Pi Artworks, İstanbul, Maude Maris’in son dönem çalışmalarının yer aldığı “BLUE MILK” başlıklı kişisel sergisine 27 Mayıs - 26 Haziran tarihleri arasında ev sahipliği yapacak.
Hayvan türlerinde yakınlık, morfolojik simetri ve sembiyoz kavramlarında odaklanan sergide, sanatçının zooloji ve mikrobiyoloji okumalarına paralel olarak hayvan figürüne odaklandığı ve resim sanatını hem bir algı sistemi hem de plastik olarak tekrar ele aldığı yağlıboya resimleri bir araya geliyor. Maris eserlerini üretirken önceki çalışmalarıyla aynı süreci izliyor; önce küçük boyutlu, alçıdan hayvan figürü modelleri üzerinde çalışıyor, ardından bu modellerle bir fotoğraf seti kuruyor ve fotoğraflarını çektiği kompozisyonları büyüterek tuval yüzeyine aktarıyor.
Uzun zamandır hayvan figürü ve formları üzerine çalışan Maris’in Nemrut Dağı’ndaki hayvan figürlerinden yola çıktığı resim ve heykel çalışmaları Pi Artworks İstanbul’daki önceki kişisel sergisi “Antique Romance”da (2016) izleyiciyle buluşmuştu. Yeni sergisi “BLUE MILK”te ise sanatçı hayvan formu üzerine gerçekleştirdiği araştırmalarını, Amerikalı mikrobiyolojist Lynn Margulis ve İsviçreli zoolog Adolf Portmann’ın çalışmalarına referansla, biyosemiyotiğe ilişkin adressiz güzellikler, simetri, türler arası yakınlıklar ve sembiyoz kavramları üzerine odaklanarak genişletiyor.
Maude Maris’in “BLUE MILK” başlıklı kişisel sergisi 27 Mayıs - 26 Haziran tarihleri arasında Pi Artworks’te ziyaret edilebilir.
Künye: Maude Maris, Warm Blooded, 2021, tuval üzerine yağlıboya, 190x90 cm. Fotoğraf: Rebecca Fanuele
İlk kitabı Kıymetli Şeylerin Tanzimi ile tanıştığımız Sezen Ünlüönen’in iç sıkıntılarını, güvensiz arayışları kat eden yolun neşeyle döşendiği yeni romanı İmtiyaz, yahut Cici Kızlara Bir Roman, İletişim Yayınları’ndan çıktı.
İyi eğitim almış, oturmayı kalkmayı bilen bir Nergis, “Kezban Roma’da” durumuyla nasıl baş eder? Kulağa küpe: “‘Kız muhabbeti’ asla sadece ‘kız muhabbeti’ değildir!”
"Önceleri gönülsüz ve çekingen olan Nergis arkadaşlarının neşeli hal ve tavırlarından, yalan yanlış uyduruk cevaplarından yavaş yavaş gecenin manasına ve gayesine uyandı. Burada kendisinin başta gözü açılmamış bir sığırcık yavrusu gibi sandığı üzere hayatının ebedi aşkını bulmak için değil, eğlenmek, gırgır ve şamata için bulunuyordu. Bu iyi niyetli, eli yüzü düzgün ama azıcık kalın kafalı oğlanlarla bırak uzun vadeli bir ilişki kurmayı, bu akşam dahi beraber eve dönmeyecekleri açıktı. İşin ucunda hiçbir beklenti olmadığını, burada söylediklerinin ve yaptıklarının hiçbir manası olmadığını idrak edince gevşedi. Oğlanlara durumu çok çaktırmadan, o da işi sululuğa vurmaya başladı. Bir an zihninden, üçlü bir takım olmanın verdiği güvenle bir ‘erkek gibi’ flört ettiği geçti.”
Eser Güneş Terkol’a aittir.
Sevinç Türkmen’in “günümüzde büyük ölçüde dil, mantık ve matematik eksenli araştırmalarla sınırlandırılmış olan felsefe”nin, çağdaş sorunlarımıza bir yanıt bulabilmek adına farklı ve daha etkili bir mecraya taşınmasının mümkün olup olmadığını araştırdığı çalışması Ekopraksisin Ontolojisi: Spinoza ve Marx, İthaki Yayınları’ndan çıktı.
Türkmen, araştırması boyunca karşımıza üç önemli kavramı çıkartıyor: İnsan, doğa ve etik. Kitabın okurları, gerek günlük dilde gerekse felsefe dilinde çok sık kullandığımız bu kavramları bir çatı altında tartışmanın zannedilenden daha güç olduğunu, ancak bu yönde bir çabanın, hedeflediği ufuklar düşünülürse, göze alınmaya değer olduğunu görecek.
“Spinoza ve Marx... İlki töz, mutlak, sonsuz, içkin, öz, varoluş, zorunluluk, etkime gücü gibi kavramlardan bahsediyor, diğeri tarih, sınıf, çelişki, emek, değer, üretim ilişkileri, yabancılaşma gibi kavramlardan. Birinin temel metni, tözün, sıfatların, tavırların geometrik yolla serimlendiği Ethica, diğerininki metanın, ücretin, değerin, paranın, sermayenin, makinenin birbiriyle bağıntısının matematiksel hesaplar ve formüllerle irdelendiği Das Kapital. Peki ilk bakışta iki ayrı şeyle iki farklı tarzda ilgi içindeymişçesine düşünülebilecek bu iki filozof hangi bağlamda bir araya getirilebilir? Bu bağlam, ekolojik bir varoluş tarzının yani ekopraksisin nesnel olanaklarının araştırılması olabilir mi? Kuşkusuz bu soruların yanıtı için iki filozofun doğa felsefelerine bakmak yerinde olacaktır. Zira ekolojik bir araştırmanın nesnelliğini temin edecek birincil disiplin doğa felsefesi, yani esasen ontoloji olabilir. Bu ontolojik araştırmanın tamamlayıcı boyutu ise toplumların kuruluşunun mantığına dair tarihsel bir okumadır.”
Ümit Ünal’ın son filmi Aşk, Büyü vs. 22 Mayıs’tan itibaren MUBI’de izleyicilerle buluşacak. Filmin çevrim içi galası 22 Mayıs Cumartesi akşamı saat 20:30’da gerçekleşecek. Muammer Brav’ın sunacağı kırmızı halı törenine yönetmen Ümit Ünal, filmin oyuncuları Selen Uçer, Ece Dizdar, Ayşenil Şamlıoğlu, Emrah Kolukısa, Uygar Özçelik ve filmin yapımcısı Tayfur Aydın katılacak.
39. İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma’da Altın Lale ve En İyi Senaryo ödülünü alan film, başrol oyuncuları Selen Uçer ve Ece Dizdar’a da En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazandırdı. Filmde Ece Dizdar ve Selen Uçer’e Ayşenil Şamlıoğlu, Emrah Kolukısa, Uygar Özçelik, Damla Ersan, Murat Toprak, Tonguç Radar, Şirzat Bilallar gibi pek çok önemli isim eşlik ediyor.
Aşk, Büyü vs., Büyükada’da doğup büyüyen, farklı sosyoekonomik sınıflardan gelen Eren ve Reyhan’ın yıllar sonra yeniden alevlenen aşkını ele alıyor. Film baharın getirdiği umudu taşıyan, adanın verdiği özgürlük duygusunu hissettiren, ilham verici bir aşk öyküsünü anlatıyor.
9 (2002), Ara (2008), Sofra Sırları (2017) gibi filmleriyle tanınan Ümit Ünal aynı zamanda Teyzem (1986), Piano Piano Bacaksız (1991) ve Berlin in Berlin (1993) gibi pek çok filmin senaryosuna imza attı. Aşk, Büyü vs. filmi ise 2020’de Başka Sinema Ayvalık Film Festivali kapsamında verilen KAV Yılın Yönetmeni Ödülüne layık görüldü ve 56. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu, SİYAD Ödülü ve Avni Tolunay Jüri Özel Ödülünü kazandı.
Aşk, Büyü vs. filminin çevrim içi galasını 22 Mayıs Cumartesi günü saat 20:30’dan itibaren MUBI YouTube kanalında izleyebilirsiniz.
GALERİ 77, Kirkor Sahakoğlu’nun “Zamansız” başlıklı kişisel sergisine 25 Mayıs - 11 Haziran tarihleri arasında ev sahipliği yapacak. GALERİ 77’nin yeni mekânında sanatseverlerle buluşacak olan sergi eşzamanlı olarak GALERİ 77’nin YouTube kanalından da görülebilecek.
Sergide sanatçının zaman ve mekân ilişkisini sorguladığı son dönem çalışmalarının da arasında bulunduğu 35’i aşkın eseri yer alıyor. Mekânın insanın aidiyet kavramını pekiştiren temel bir olgu olup olmadığını sorgulayan sergide “Zaman, insan zihninden bağımsız bir gerçekliğe sahip midir?” sorusuna yanıt aranıyor.
Karaköy’de, 200 yıllık eski bir şarap deposunda ziyarete açılacak “Zamansız” başlıklı serginin ardından burası kapsamlı bir restorasyonla yenilenecek ve çalışma tamamlandıktan sonra GALERİ 77’nin yeni sergi mekânı olacak. Sergi alanında birden fazla zaman ve uzamla bağ kuran Sahakoğlu, “Kuşaklar boyunca bildiğimiz tek doğru, gördüğümüz tüm yüzeyler içinde en az tanıdığımız kendi yüzümüzdür” mottosuyla izleyenleri farklı sorgulamalara sevk ediyor.
Kirkor Sahakoğlu’nun “Zamansız” başlıklı kişisel sergisini 25 Mayıs - 11 Haziran tarihleri arasında GALERİ 77’nin Karaköy, Kemeraltı Caddesi, Şarap İskelesi Sokak No. 7’de yer alan yeni mekânında ziyaret edebilir ya da GALERİ 77’nin YouTube kanalından izleyebilirsiniz.
Alman edebiyatının çağdaş yazarlarından Kirsten Boie’nin insanın doğa için oluşturduğu tehdidin gölgesinde yaşam mücadelesi veren orman hayvanlarının gözünden bir hikâye anlatan, Barbara Scholz’un resimlediği kitabı Karaca Olmak İsteyen Tilki, Mine Kazmaoğlu’nun çevirisiyle Günışığı Kitaplığı’ndan çıktı.
Boie,ailesini kaybeden bir tilki yavrusunun hayatta kalma serüvenini, yalın anlatımı ve zarif üslubuyla hikâyeleştiriyor. Evrensel bir duygudaşlığa davet eden kitap, farklılıkların ve bakış açısının, yaşamlara katacağı ihtimalleri barındırıyor.
“Ormandaki büyük yangından kaçan karacalar, porsuklar, baykuşlar, tavşanlar, tarlafareleri... Ailesini kaybetmiş yavru tilkiyi gördüklerinde, hiçbiri onu sahiplenmek istemez. Ne de olsa, "Tilki her zaman tilkidir." Anne Karaca dayanamaz, Mavi Göz adını verip kucak açar yavruya. Ama tarlafaresi yavrusu ortadan kaybolunca tüm gözler ona çevrilir. Kalbi kırılan Mavi Göz, gerçek ailesini bulmak için keşiflerle dolu bir yolculuğa çıkar...”