
Yağmur Doğan’ın kendine ait pratiğiyle ürettiği son dönem çalışmalarının yer aldığı “İçkin” başlıklı sergisi Büyükdere 35’in 1Duvar Sergileri kapsamında 20 Haziran’a kadar sanatseverlerle buluşuyor.
Eserlerinde benlik ve kimlik sorunlarından yola çıkarak kişilerin yüzlerinin ardındaki karmaşık benlik durumlarına odaklanan Doğan, önceki üretimlerinin devamı niteliğindeki son dönem üretimlerini bu sergisiyle izleyici karşısına çıkartıyor. Sanatçının resimlerinde referans aldığı Erving Goffman’a atıfta bulunarak; “Benlik” ile ilgili kavramsal bakış açısına üretimleriyle ışık tutuyor. “İçkin” sergisi adını varlığın içinde bulunan, yapısına karışmış olan, benliğimizin temsilinden alıyor. Birey, hiç durmadan yeniden inşa ettiği farklı benlikler arasında gezinirken, çok katmanlı ve değişken bir kimlik hatta kimliksizleşme yaratıyor.
Sanatçı çalışma pratiğinde kullandığı yüzeylerin arka planlarında genelde tek bir leke şeklinde düz alanlar yaratıyor ve sergide yer alan işlerinde mikro farklılıklar oluşturuyor. Çizgiyi arka plana ekleyerek üst kısmında yer alan katman katman leke geçişleriyle yüzey üzerinde yeni bir ilişki kurmayı amaçlayan Doğan’ın resimlerinde görülen portre siluetlerinin, akışkan ve değişken hali sürekli değişen benliğimize bakış niteliği taşıyor. Sanatçı sergisinde izleyiciye değişken benlik algısını resimleri üzerinden deneyimleme fırsatı sunuyor.
Yağmur Doğan’ın “İçkin” başlıklı kişisel sergisi 20 Haziran’a kadar Büyükdere 35’de görülebilir.
Brian Thill’in dünyayı ve hayatımızı işgal eden, gözden çıkardığımız, kullanmadığımız, görmek istemediğimiz ya da istediğimiz her türden atığın, çöpün oluşturduğu manzarayı panoramik bir bakışla ele aldığı kitabı Atık, Gökçe Çiçek’in çevirisiyle İthaki Yayınları’nın Minima serisinde yayımladı.
Atık, Antroposen Çağı’nın en büyük sorunu. Bu kavramın maddi hacmi gibi kapsama alanı da giderek genişliyor ve tasnif çabamıza karşı koyuyor. Üstelik “dijital atık” diyebileceğimiz yeni türler de doğuruyor. Hepsinin arkasında ise yönetmekte zorlandığımız bir “arzu ekonomisi” mevcut. Zira atık aynı zamanda “artık arzulamadığımız” şey demek.
“Etrafa saçılmış tüm bu nesneler arasında, görkemli antik anıtların harap olmuş kalıntılarından çok, çağımızda onların yerini almış diğer atık sınıflarına ilgi duyuyorum: toprağa gömülü video oyunları, yeryüzünün kilometrelerce altında bozunmakta olan plutonyumun yavaş sızıntısı, ağaca takılmış naylon torba; tavan aralarımızda, ambarlarımızda ve oturma odalarımızda biriken çerçöp, uzayda savrulan uydu enkazları. Bunlar gelecek ile tutuştuğumuz bahse koyulmuş fişler. Sonunda su şişelerimiz, web sitelerimiz, çocuk menülerinden çıkan oyuncaklarımız, ve bombalarımız, zaman ve insanlık hakkında tıpkı Özgürlük Anıtı, Çin Seddi ve Kolezyum’un kaderleri kadar çok şey söyleyecek.”
Efza’nın “Arabesk Kaçar” isimli yeni teklisi müzikseverlerle buluştu.
Efza “Arabesk Kaçar”da hayat hikâyesini üç buçuk dakikaya sığdırıyor. Sözü, müziği, düzenlemesi ve mixi Efza’ya ait olan şarkının prodüktörlüğünü de kendisi yapıyor. Sanatçıya masteringde Pieter Snapper, yaylılarda İstanbul Strings ve İbrahim Tellaloğlu, bas gitarda Onur Atar ve perküsyonlarda Sezer Salarvan eşlik ediyor.
Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM) “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Ressam Hocaların Ressam Öğrencileri” başlıklı yeni sergisini sanatseverlerin beğenisine sundu. Sergide Hoca Ali Rıza, Halife Abdülmecid Efendi, Hüseyin Zekâi Paşa, İvan Konstantinoviç Ayvazovski, Şevket Dağ, Hikmet Onat, Hüseyin Avni Lifij, İbrahim Çallı, Nazmi Ziya Güran’ın yanı sıra öncü kadın sanatçılardan Mihri (Müşfik) Hanım’ın aralarında olduğu sanatçıların SSM Resim Koleksiyonu’nda yer alan 115 eseri izleyiciyle buluşuyor.
Sergi; hoca ve öğrenci ilişkisi üzerinden kuşaklar arası etkileşim ve değişimi görünür kılarken, ustaların ve onların izinde yürüyerek ustalaşan öğrencilerinin eserlerini bir araya getiriyor. Geç keşfedilen, ancak hızlıca benimsenen resim sanatı üzerinden ülkenin toplumsal, sosyal ve ekonomik dönüşümünü izleme olanağı sunan sergi, Türkiye’de resim sanatının tarihsel yolculuğunu ele alıyor.
Tanzimat döneminde, başta Fransa olmak üzere yurt dışına sanat eğitimine gönderilen ve Paris’te dönemin önemli isimleri Jean-Leon Gerôome ve Gustave Boulanger gibi ressamların atölyelerine devam eden, Osman Hamdi Bey ve Halil Bey’in dahil olduğu kuşaktan sanatçıların eserleriyle başlayan sergi kronolojik bir düzende devam ediyor. Sergide bu sanatçıların manzara ve natürmortlarının yanı sıra figür ve figürlü anlatımın uzantısı olarak ilgi duydukları portre türünde eserler bulunuyor. Bu eserlerden özellikle kadınlara odaklanan portreler Osmanlı toplumunda kadınların Tanzimat Dönemi’nden itibaren görünür olma süreçlerini anlatıyor.
İbrahim Çallı, Nazmi Ziya, Avni Lifij, Feyhaman Duran, Namık İsmail, Hikmet Onat gibi sanatçıların mensup olduğu 1914 kuşağının en gözde konusu olan İstanbul’un sokakları, evleri, tarihi yapıları, sahilleri ve Boğaz manzarasının resmedildiği tablolarla, aynı zamanda büyük bir dönüşüm geçiren Türkiye’yi de ele alan serginin bu bölümde 1914 Kuşağı sanatçılarının başını çektiği, yeni sanatsal gelişmelerin izleneceği temel etkinliklerden “Galatasaray Sergileri” de anılmış oluyor.
Sergide ayrıca Türkiye’den ressamların resimsel bir konu olarak ilk defa yurt dışında, özellikle Paris’teki akademik resim eğitimlerinde çıplak olgusuyla tanışmalarının ardından verdikleri eserler süreci yansıtan bir çerçevede ele alınıyor. Halil Paşa’nın akademik bir atölye disiplinini yansıtan figür çalışmalarından İbrahim Çallı’nın ifadeci bir duyarlılıkla resmedilmiş tensel çıplaklarına uzanan sürecin örnekleri sergide sanatseverlerle buluşuyor. Sergide Sanayi-i Nefise Mektebi’nde yabancı hocaların yerine atanan İbrahim Çallı, Feyhaman Duran, Hikmet Onat gibi isimlerin atölyelerinde yetişen ve Türkiye’de modern sanatın temellerinde yer alan, Cumhuriyet’in ilk sanatçı grubu Müstakiller de sanat tarihindeki önemlerini yansıtacak bir şekilde yer alıyor.
“Tanzimattan Cumhuriyete Ressam Hocaların Ressam Öğrencileri” sergisi pazartesi dışında her gün 10.00 - 18.00 saatleri arasında Sakıp Sabancı Müzesi’nde ziyaret edilebilir. Rezervasyon yaptıran ziyaretçilerin öncelikli olarak giriş yapacağı sergiyi, öğretmenler ve sağlık çalışanları ücretsiz gezebilir.
İngiliz edebiyatının önemli isimlerinden Matt Haig’in 2020 Goodreads Okur Ödülleri’nde yılın romanı seçilen ve 42 dile çevrilen uluslararası çoksatan romanı Gece Yarısı Kütüphanesi, Kıvanç Güney’in çevirisiyle Domingo Yayınevi tarafından dilimizde yayımlandı.
Haig; romanının başkahramanı Nora’nın pişmanlıklara, ihtimallere ve yeniden seçme imkânına dair çıktığı bu yolculukta, ona eşlik edecek okurlara sürükleyici ve insanın en temel sorunlarını konu alan bir kurgu sunuyor.
Nora Seed berbat hâlde. Kedisi öldü. İşinden kovuldu. Abisi onunla konuşmuyor. Kimsenin ona ihtiyacı yok. Art arda alınmış kötü kararların sonucunda bir kütüphanede buluyor kendini. Zamanın hiç akmadığı bir gece yarısı kütüphanesinde, sonsuz sayıda kitabın ortasında... Kitapların her birinde Nora’nın farklı bir hayatı yazılı. Başka kararlar verseydi yaşamış olabileceği hayatlar. Farklı kariyerler, farklı eşler, farklı arkadaşlar, farklı şehirler arasında gidip gelen Nora’nın aklı sorularla doluyor. Mutluluk sadece önemli sandığımız seçimlerde mi gizli? Yanlış giden her detayın sorumlusu gerçekten biz miyiz? Hayatı yaşanılır kılan ne? Yanlış bir karar insanın tüm hayatına mal olabilir mi?
“Yaşamla ölüm arasında bir kütüphane var,” dedi. “Bu kütüphanedeki raflar sonsuza kadar gider. Her kitap yaşamış olabileceğin başka bir hayatı yaşama şansını sunar sana. Farklı seçimler yapmış olsan, şu an nasıl bir hayatın olacağını görürsün…
Pişmanlıklarını telafi etme şansın olsaydı, bazı konularda farklı davranır mıydın?”
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle gerçekleştirilen 40. İstanbul Film Festivali’nin Ulusal Kısa Film Yarışması ve Ulusal Belgesel Yarışması ödüllerinin sahipleri açıklandı.
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle düzenlenen 40. İstanbul Film Festivali kapsamında, 34. kez Anadolu Efes’in katkılarıyla gerçekleştirilen Türkiye Sineması bölümünde bulunan Ulusal Belgesel ve Ulusal Kısa Film yarışma filmlerinin gösterimleri 20 - 30 Mayıs tarihleri arasında çevrim içi olarak yapıldı.
Belgesel sinemayı ve sinemacıları desteklemek nedeniyle gerçekleştirilen ve jürisinde yönetmenler Serdar Kökçeoğlu ve Martina Priessner ile yönetmen ve yapımcı Hasan Söylemez’in yer aldığı Ulusal Belgesel Yarışması’nda bu sene 9 film yarıştı. En İyi Belgesel Ödülü’nün sahibi Yusuf Emre Yalçın’ın yönettiği Anima oldu. En İyi Belgesel Ödülü bu sene Discovery+ tarafından 20.000 TL para ödülüyle destekleniyor. Ayrıca Ulusal Belgesel Yarışması’nda Etna Özbek’in yönettiği Nosema ile Sidar İnan Erçelik’in yönettiği Rüzgâr Tayı filmlerine de Mansiyon verildi.
Festivalin kısa film yapımını özendirmek, bu alanda gelişimi desteklemek ve nitelikli filmleri izleyiciyle buluşturmak amacıyla hayata geçirdiği Ulusal Kısa Film Yarışması’nın jürisinde oyuncu ve yapımcı Nazlı Bulum, yönetmen Engin Erden ve sinema yazarı Selin Gürel yer aldı. Bu sene 13 filmin yarıştığı bölümde En İyi Kısa Film Ödülü’nü Serhat Karaaslan’ın yönettiği Suçlular filmi kazandı. En İyi Kısa Film ödülü Anadolu Efes tarafından 5.000 TL para ödülüyle destekleniyor. Malaz Usta’nın yönettiği Sürgünde Bir Yıl filmine ise Ulusal Kısa Film Yarışması’nda Mansiyon verildi.
40. İstanbul Film Festivali’nin 11 - 30 Haziran’da gerçekleştirilecek Ulusal Yarışma ve Uluslararası Yarışma bölümünde yer alacak filmler ve ayrıntılı festival programı önümüzdeki günlerde festivalin sosyal medya hesaplarından ve internet adresinden duyurulacak.
Her sene ülkenin dört bir yanından yeni mezun genç sanatçı adaylarının işlerini İstanbul’da sanatseverlerin beğenisine sunan BASE’in 2021 edisyonuna başvurular devam ediyor. Türkiye’deki üniversitelerin resim, heykel, fotoğraf, video, baskı, grafik tasarım, cam ve seramik, geleneksel Türk sanatları ve diğer ilgili bölümlerinden 1 Ocak 2021 - 31 Aralık 2021 tarihleri arasında mezun olan veya olacak olan lisans ve lisansüstü öğrenciler 15 Haziran’a kadar BASE’in 2021 edisyonuna başvurabilecekler.
Bu sene beşincisi gerçekleşecek olan BASE’in seçici kurulunda Aslı Sümer, Burak Delier, Çağrı Saray, Defne Casaretto, Derya Yücel, Eda Kehale Argün, Gülçin Aksoy, Memed Erdener, Melek Gençer, Necla Rüzgar, Nermin Kura, Nilüfer Şaşmazer, Oğuz Erten, Orhan Cem Çetin, Sarp Evliyagil, Seçkin Pirim ve Serhat Kiraz yer alıyor. Her sene yaklaşık 1500 başvuru arasından seçici kurulun yaptığı değerlendirme sonucunda seçilen 120’e yakın genç sanatçı adayının işleri izleyicilerle buluşuyor. Mezuniyetten profesyonel sanat hayatına geçişlerinde gençlere destek olmayı, kariyerlerine bir ivme ve yön kazandırmayı hedefleyen BASE, ayrıca galeri, koleksiyonerler, sanatseverler ve yaratıcı endüstrilerin de genç yetenekleri keşfetmesini sağlıyor.
İlk iki edisyonu 2017 ve 2018 yılında Galata Rum Okulu’nda, üçüncü edisyonu 2019’da Akaretler Sıraevler’de, geçen sene de Tophane-i Amire’de düzenlenen BASE, bu dört sene içerisinde Türkiye’nin dört bir yanından toplam 425 yeni mezun sanatçı adayının üretimlerini izleyicilerle buluşturdu. BASE’in 2021 edisyonu ise Kale Tasarım ve Sanat Merkezi (KTSM) ve TEB Özel Bankacılık eş sponsorluğunda, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi paydaşlığı ve Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi ev sahipliğinde 29 Eylül - 3 Ekim tarihleri arasında yapılacak.
BASE 2021 edisyonuna Türkiye’deki üniversitelerin resim, heykel, fotoğraf, video, baskı, geleneksel Türk sanatları, grafik tasarım, görsel iletişim tasarımı, animasyon, cam ve seramik, tekstil bölümlerinden 2021 yılında mezun olmuş/olacak olan lisans ve lisansüstü öğrencileri 1 ila 3 adet çalışmayla başvurabilecek. Detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Türkçe ve Almanca edebiyatları arasında yeni bir kapı açan LiteraTür, 2-6 Haziran tarihlerinde gençlik edebiyatını ele alacak LiteraTür Online Gençlik Edebiyatı Festivali’ne ev sahipliği yapıyor.
Goethe Enstitüsü ve Kovan Ajans iş birliğiyle düzenlecek festivalde bir hafta boyunca gençlik edebiyatına dair ve çocuklara yönelik pek çok etkinlik yapılacak. Festivalin 2 Haziran akşamı saat 19.00’da yapılacak olan açılış etkinliği “Bir Tür Olarak Gençlik Edebiyatı: İki Ülke, İki Yaklaşım” başlıklı söyleşi olacak. Söyleşide Vahşi Sürü ve Buraya Kadarmış adlı romanlarıyla tanınan Daniel Höra ile hem yetişkinler hem de çocuklar için yazan Aslı Tohumcu, Can Çocuk Yayınları editörlerinden Mehmet Erkurt’un moderatörlüğünde bir araya gelecek.
Etkinlikler Zoom ve Facebook üzerinden takip edilebilecek. Çevrim içi olarak gerçekleşecek tüm etkinlikler aksi belirtilmediği sürece herkesin katılımına açık ve ücretsiz olacak. Programa erişmek ve söyleşilere kayıt olmak için buraya tıklayınız.
Nova Norda’nın içinden çıkılması zor bir duygusal bağı anlatan “Bataklık” isimli yeni teklisi müzikseverlerle buluştu.
Varoluş, motivasyon ve öz farkındalık temalı şarkılarıyla tanınan Nova Norda, bu kez duygusal bir şarkı olan “Bataklık” ile sevenlerinin karşısına çıkıyor. Yeni şarkısında nefsine yenilen birinin hikâyesine ses veren sanatçı, iki tarafın da birbirine iyi gelmediğine emin olduğu toksik bir ilişkiyi “bile bile lades” olma hâli üzerinden anlatıyor. Nova Norda “Bataklık”ı önceki parçalarından “Varım” ve “Zor”un soundu ile “Beni Biraz”ın hikâyesinin bir karışımı olarak nitelendiriyor.
Söz, beste ve düzenlemesi Nova Norda’ya ait olan şarkının prodüktörlüğünü sanatçının “Cehennem”, “Kuzeye Kaç!” gibi parçalarından tanıdığımız Ufuk Kevser yapıyor. Kapak fotoğrafı ise Burcu Karademir imzası taşıyor.
Nova Norda’nın “Bataklık” isimli yeni teklisini buradan dinleyebilirsiniz.
Pera Müzesi’nin “Etel Adnan: İmkânsız Eve Dönüş” sergisi kapsamında düzenlediği söyleşi serisinin ilki Adnan’ın en yakınları Simone Fattal, Jean Frémon ve Lamia Joreige’in katılımıyla 2 Haziran’da çevrim içi olarak gerçekleşecek. Sohbetin moderatörlüğünü serginin küratörlüğünü Simone Fattal ile birlikte üstlenen Serhan Ada yapacak.
Ressam, yazar ve şair Etel Adnan'ın yüz yıla yaklaşan yaşamının tüm üretim dönemlerini kapsayan “Etel Adnan: İmkânsız Eve Dönüş” sergisi kapsamında düzenlenen söyleşi 2 Haziran Çarşamba saat 18.30’da Serhan Ada moderatörlüğünde, serginin eş küratörü ve Etel Adnan’ın hayat arkadaşı sanatçı Simone Fattal, galericisi ve dostu Jean Frémon ve zaman zaman birlikte ürettiği sanatçı arkadaşı Lamia Joreige’in katılımıyla çevrim içi olarak gerçekleşecek. Sanatçının dünyasına daha yakından bakmayı amaçlayan sohbette Adnan’ın hayatı, üretimi ve etkileyici kişiliği konuşulacak. Konuşmacılar sanatçının savaş, sürgün, göç ve kayıplarla geçen yaşamına, çok katmanlı üretimine ve karakterini oluşturan şehirlere yoğunlaşarak insanlar, dağlar, deniz, sis, düşünceler, uydular, gezegenler etrafında sanatçının iç dünyasından bahsedecekler. “Etel Adnan: İmkânsız Eve Dönüş” sergisi ise 8 Ağustos’a kadar Pera Müzesi’nde sanatseverlerle buluşmaya devam ediyor.
Etkinlik dili İngilizce olan söyleşide Türkçe simültane çeviri yapılacaktır. Zoom uygulaması üzerinden gerçekleştirilecek etkinliğe buradaki formu doldurarak katılabilirsiniz.