
Geoffrey Parker’ın Batı uygarlığının doğuşundan 21. yüzyılın küreselleşme olgusuna kadar kentin tarihteki rolünü anlamaya dair kapsamlı çalışması Egemen Kentler – Tarih Boyunca Kent Devletleri, Yavuz Baran’ın çevirisiyle Tellekt’ten çıktı.
Kent devletini jeopolitik bir form olarak ele alan ve kentin sürekli değişen statüsünü araştıran Parker, Egemen Kentler’de dünya tarihi boyunca çeşitli kentleri ve kent devletlerini inceliyor.
Platon ve Aristoteles'in mükemmel bir devlet türü olarak gördüğü Yunan polis'ini, Roma imparatorluk başkentini, Venedik ve Rönesans kentlerini, Alman Hanse'sini, Rus ve Baltık kentlerini derinlemesine ele alıyor. Parker ayrıca erken dönem İslam toplumunda kente atfedilen politik rolü tartışıyor ve kent devletlerinin Kuzey Avrupa'da yeniden canlanmasıyla başlayan ancak ulus devletin yükselmesiyle son bulan gelişme sürecini gözler önüne seriyor.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle hayata geçirilen 40. İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma filmleri 1 - 13 Temmuz tarihleri arasında Maximum UNIQ Açıkhava'da kurulan sinemada izleyicilerle buluşacak.
34. kez Anadolu Efes’in katkılarıyla gerçekleştirilen Türkiye Sineması bölümü kapsamındaki Ulusal Yarışma’da bu sene 2020 - 2021 sezonunda tamamlanan 13 film bulunuyor. Filmlerinin gösterimleri film ekiplerinin katılımıyla Maximum UNIQ Açıkhava’da gerçekleştirilecek. Ulusal Yarışma’da ödül kazanan filmler, festivalin 14 Temmuz Çarşamba akşamı düzenlenecek ödül töreninde açıklanacak.
Başkanlığını yönetmen Tolga Karaçelik’in yaptığı Ulusal Yarışma Jürisi oyuncu Ece Dizdar, sanat yönetmeni ve yapım tasarımcısı Naz Erayda Kurdoğlu, yapımcı Nadir Öperli ve yazar Şebnem İşigüzel’den oluşuyor. Ulusal Yarışma Jürisi En İyi Film, En İyi Yönetmen, Jüri Özel Ödülü, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu ve En İyi Özgün Müzik olmak üzere toplam 9 dalda ödül verecek.
En İyi Film’e 200.000 TL, Onat Kutlar anısına verilecek Jüri Özel Ödülü’nü kazanan filmin yapımcısına İKSV tarafından 50.000 TL verilecek. En İyi Yönetmen’e Anadolu Efes tarafından 50.000 TL verilecek. En İyi Kadın ve En İyi Erkek Oyuncu 10.000'er TL ile ödüllendirilecek. Kaybettiğimiz Hasan Saltık anısına verilecek En İyi Özgün Müzik Ödülü, LU Records tarafından 5.000 TL, En İyi Senaryo Ödülü ise Alamet Holistic tarafından 10.000 TL para ödülü ile desteklenecek.
2012 yılında hayatını kaybeden yönetmen ve yapımcı Seyfi Teoman anısına verilen Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü’nü kazanan filmin yönetmenine sonraki çalışmalarını teşvik etmek üzere Lale Kart aracılığıyla 30.000 TL ödül verilecek. Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü jürisinde ise yönetmenler Zeynep Dadak, Leyla Yılmaz ve Orçun Behram bulunuyor.
Festival biletleri passo.com.tr üzerinden ve İKSV gişesinden 27 Haziran Pazar 10.30’da başlayacak Lale Kart üyeleri için indirimli ön satışların ardından, 29 Haziran Salı 10.30’da genel satışa açılacak.
Ulusal Yarışma Filmleri:
Av/ Emre Akay
9,75/ Uluç Bayraktar
Sardunya/ Çağıl Bocut
Bir Nefes Daha/ Nisan Dağ
Beni Sevenler Listesi/ Emre Erdoğdu
Yeniden Leyla/ Barış Hancıoğulları
Zîn ve Ali’nin Hikâyesi/ Govenda Ali û Dayka Zîn / Mehmet Ali Konar
Af/ Cem Özay
Çatlak/ Fikret Reyhan
Cemil Şov/ Barış Sarhan
İnsanlar İkiye Ayrılır/ Tunç Şahin
Dirlik Düzenlik/ Nesimi Yetik
Gülfem Kessler, İsmet Doğan, Sabire Susuz, Sefa Çakır, Serdar Oruç ve Tansu Köse’nin farklı düşünsel yaklaşımlarla “yüz”e odaklandıkları işlerinin yer aldığı “Biri, Hiçbiri, Binlercesi” başlıklı sergi 31 Temmuz’a kadar Labirent Sanat’ta sanatseverlerle buluşuyor.
Sergi ilhamını Luigi Pirandello’nun Biri, hiçbiri, binlercesi isimli kitabından alıyor. Pirandello kitabında yaşamımızın kaçınılmaz bir parçası olarak karşımıza çıkan gerçeklik olgusu arayışını, belirsizlik ve görelilik kavramları çerçevesinde kimlik bunalımı üzerine kurguluyor. Sergide Gülfem Kessler, İsmet Doğan, Sabire Susuz, Sefa Çakır, Serdar Oruç ve Tansu Köse’nin yüzyıllardır bilimin, felsefenin ve sanatın vazgeçilmez meselesi olan “yüz” üzerine farklı bakış açılarıyla ürettikleri işler bir araya geliyor.
“Yüzümüz iç dünyamızı dışarıda(kilerde)n ayıran ince, hassas ve davetkar bir yüzey… Üstelik çoğu zaman göründüğünden fazlasını gizleyen, zaman içinde değişen, başkalaşan, algılayana göre farklılık gösteren kayganlıkta… Yüz parmak izi hassasiyetinde (aynı uzuvları aynı dizilimde taşımamıza rağmen) kendine özgülüğüyle bizi diğerlerinden ayıran, göreli ve tümüyle kavrayamadığımız, belirsiz bir kuvvetler alanıdır.
Tanrıların Doğası’nda Cicero yüzü, tüm duyuların yerleştiği bir kaleye ve gözleri de bu kalenin gözcülerine benzetir. Bu yönüyle yüz izlenirken izleyen; duyumsanırken duyumsayan ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Çift yönlü yapısıyla yüz, insan varoluşunun anlam kazandığı yerdir. Deneyimlerimiz ve yaşamımız yüzümüzün otantikliğine karşılık gelirken; yaşadığımız toplumsal ve kültürel unsurlar yüzümüzün hareketini belirler. Ne var ki, hiçbirimiz kendi yüzümüzü yansıtıcı bir araç olmadan göremiyoruz. Bu ötekilerin bakışını, kendi yüzümüz söz konusu olduğunda, bizimkinden üstün kılar.”
“Biri, Hiçbiri, Binlercesi” başlıklı sergi 31 Temmuz’a kadar Labirent Sanat’ta ziyaret edilebilir.
1. Sabire Susuz, Kendi Gözümle Ben, 2003, serigrafi, 100x70cm, 6_16 Ed.
2. İsmet Doğan, Portre - Appropriation Serisi, 2019 - 2020, panel üzerine reprodüksiyon, kolaj, çiğnenmiş et ve dış bükey ayna, 59,5x69,5cm
3. Sefa Çakır, In-line, 2021, kağıt üzerine marker, 35x41cm
4. Gülfem Kessler, Halef, 2019, kağıt üzerine mürekkep ve sprey boya, 29,5x21cm
5. Serdar Oruç, Hata 01, 2021, kağıt üzerine karışık teknik, 35x25cm
6. Tansu Köse, İsimsiz, 2021, kağıt üzerine yağlı boya, 30x30cm (1)
KüçükÇiftlik Park, %100 Music Sunar: Park’ta Rock ile dinleyicilere kapılarını açıyor. Konser serisi 9 - 10 Temmuz’da Duman grubunun konseriyle başlayacak. Seri, 30 Temmuz’da Türk alternatif rock müziğin MTV ödüllü öncü gruplarından maNga'nın vereceği konser ile devam edecek.
Temmuz ayında #uzakduryakınıma konseptiyle kapılarını açmaya hazırlanan KüçükÇiftlik Park, pandemi şartlarına uygun olarak yaklaşık 1000 kişilik sınırlı sayıda oturmalı düzeniyle ziyaretçilerini ağırlayacak. Yüzdeyüz Müzik’in sunacağı ve 9 - 10 Temmuz tarihlerinde gerçekleşecek Duman konserinden sonra ekim ayına kadar sevilen rock müzik sanatçıları %100 Music Park’ta Rock kapsamında dinleyicilerle buluşacak. Seri, 30 Temmuz’da ise maNga’nın aylar sonra İstanbul’da vereceği ilk konserine ev sahipliği yapacak.
Pandemiden bu yana aylar sonra ilk kez kapılarını açacak olan KüçükÇiftlik Park’ta konserler sınırlı sayıda oturma düzeni ile gerçekleşecek. Ekim ayına kadar sürecek konser serisinde yer alacak diğer sanatçılar daha sonra açıklanacak.
Konser biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, VitrA sponsorluğunda ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle düzenlenen, Borsa İstanbul’un Yüksek Katkıda Bulunan Kuruluş olarak destek verdiği 5. İstanbul Tasarım Bienali, kurulumu pandemi sebebiyle ertelenen “Büyükada Şarkı Hatları” başlıklı yeni yerleştirmeyle şehre veda ediyor.
23 Haziran-12 Temmuz tarihleri arasında, Büyükada-Haliç hattında görülebilecek Studio Ossidiana’nın hem bir tasarım projesi hem de bir yolculuk projesi olarak ürettiği “Büyükada Şarkı Hatları”, yolculuğu sırasında insanlara ve hayvanlara, etkinliklere ve sohbetlere ev sahipliği yapacak.
Proje, Stimuleringsfonds, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Hollanda İstanbul Başkonsolosluğu ve Adalar Belediyesi’nin desteğiyle gerçekleştirilecek. 23 Haziran’da Yenikapı’dan yola çıkarak Büyükada’ya gidecek ve burada 30 Haziran’a kadar kalacak. 30 Haziran’da ise tekrar deniz üzeri seferine başlayıp Haliç’e gelecek ve 12 Temmuz tarihine kadar Haliç’te ziyaret edilebilecek. Platform, Büyükada ve Haliç rıhtımlarına bağlıyken yoga yapmak, dans etmek, şarkılarını seslendirmek veya balık tutmak isteyen herkese açık olacak. 12 Temmuz’dan sonra ise platformun üzerindeki tasarım Büyükada’da, Adalar Kent Konseyi’ne ait bir bahçeye yerleşerek İstanbul’un bir parçası hâline gelecek.
5. İstanbul Tasarım Bienali’nin kamusal programı 23-30 Haziran tarihleri arasında, platform Büyükada’dayken gerçekleşecek. Dünya Mirası Adalar ve Deniz Yaşamını Koruma Derneği’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek “Ekoloji Maratonu” başlıklı programda 14 farklı etkinlik bulunuyor. Etkinliklerin 12’si İstanbul Tasarım Bienali’nin Instagram hesabından, adadan canlı yayın ile; iki etkinlik ise Zoom üzerinden takip edilebilecek. 5. İstanbul Tasarım Bienali’nin kalıcı projeleriyle ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Sophie Bouchard’ın toplumsal cinsiyet normlarına başkaldıran romanı Atlıkarınca Dönmeyi Bırakınca, Cansu Alaca’nın çevirisiyle Yeni İnsan Yayınevi, Edebiyat Serisi’nde yayımlandı.
Bouchard, bir insanın sıkışmışlığını, bir toplumun derdine dönüştürüyor. Roman gücünü kahramanın gerçeğe dayanan derin duyarlılığından alıyor. Kendini ait hissetmediği bir bedende doğan Jean’ın dramatik hikâyesi Bouchard’ın anlatımıyla okurla buluşuyor. Yazarlığın yanında sosyal hizmet uzmanı olarak da görev alan Bouchard, toplumda yer edinememeyi ve ötekileştirilmeyi bütün gerçekçiliğiyle gün yüzüne çıkarıyor.
Atlıkarınca Dönmeyi Bırakınca’nın başkahramanı Jean klasik bir ailede dünyaya gelir. Dolayısıyla ailesinin ona atadığı cinsiyete uygun biçimde yetiştirilir. Jean bir oğlan çocuğudur, öyleyse oğlanların ilgi duyacağı oyunlar oynamalı, oğlanlar gibi konuşmalı veya giyinmelidir. Toplumsal normların bu derece baskın olduğu bir ailede, kendisini kız çocuğu olarak hisseden Jean’ın da kendisini bulması kolay olmayacaktır. Jean’ın yıllar süren yalnızlığı, gerçek kimliğini en yakınlarından bile saklamış olması, bütün tanıdıklarının ona sırtını dönmesi ve daha nice dokunaklı anlatı Atlıkarınca Dönmeyi Bırakınca’nın sayfalarında yer alıyor. Kitap bu anlamda bir arayışı, keşfedişi, dönüşümü ve bütün bunların getirisi olan sancıyı gözler önüne seriyor.
İllüstrasyon: Andrea Mongia
Türkiye’de kültür ve sanat alanında faaliyet yürüten sivil toplum kuruluşlarını, sanatçıları, inisiyatifleri ve aktivistleri desteklemeyi hedefleyen bir Avrupa Birliği projesi olan “CultureCIVIC: Kültür Sanat Destek Programı”, 30 Haziran 2021’de başlıyor.
“CultureCIVIC: Kültür Sanat Destek Programı”; Goethe-Institut Istanbul, Anadolu Kültür, İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), Institut français Türkiye ve Danimarka Kültür Enstitüsü Türkiye ofisi ortaklığında, Türkiye Hollanda Büyükelçiliği iş birliğiyle gerçekleşen bu Avrupa Birliği projesi Türkiye’de kültür-sanat alanındaki sivil toplum çalışmalarını güçlendirmeyi amaçlıyor.
Proje kapsamında büyükşehirlerin ötesine uzanarak Türkiye’nin dört bir yanındaki kişi ve kurumlara ulaşmayı hedeflenirken, farklı ihtiyaçlara yönelik dört ayrı hibe kategorisinde toplam 14 açık çağrı yapılarak Mart 2025’e kadar 200’ün üzerinde projeye destek verilecek.
Kültürel diyalog ve toplumsal katılımı, ifade özgürlüğünü, demokratik süreçleri ve ayrımcılığa karşı çoğulculuğu teşvik eden projelere ve bireylere destek sağlayacak projenin öncelikli hedefi ana kültürel merkezlerin ötesine uzanarak Türkiye’nin kültürel altyapısını yerel düzeyde ve tabana yayılan bir yaklaşımla güçlendirmek. Kültür-sanat alanında çalışan sivil toplum kuruluşları, inisiyatifler, sanatçılar, kâr amacı gütmeden proje üretmek isteyen tüm kişi, kurum ve girişimler yararlanabilecek. Projenin faaliyetleri, Hibe Programları ve Kapasite Geliştirme Programı olmak üzere birbirini tamamlayan iki ana eksende yürütülecek. Hibe programları, “Yerel Projeler”, “Yapısal Destek”, “Kentler Arası Ağ Geliştirme” ve “Sanatsal Üretim” başlıklı dört farklı kategoride hayata geçirilecek ve sanatçılara, kültür profesyonellerine, kültür kurumlarına finansman sağlayacak.
“CultureCIVIC: Kültür Sanat Destek Programı”, 23 Haziran Çarşamba günü Zoom üzerinden düzenlenen basın toplantısıyla tanıtıldı. Basın toplantısı, Goethe-Institut Istanbul’danCultureCIVIC: Kültür Sanat Destek Programı Direktörü Ayşe Utku Erarslan, Goethe-Institut Istanbul Enstitü Müdürü Dr. Reimar Volker, 2002’de Anadolu Kültür'ün kuruluşuyla birlikte faaliyetlerine başlayan Diyarbakır Sanat Merkezi program koordinatörü Övgü Gökçe Yaşa, İstanbul Bienali ve İKSV Güncel Sanat Projeleri Direktörü Bige Örer ve Danimarka Kültür Enstitüsü Türkiye Ofisi Direktörü Füsun Eriksen’in katılımıyla, Yekta Kopan’ınmoderatörlüğünde gerçekleşti.
Başvuruları 30 Haziran 2021 tarihinde başlayacak “CultureCIVIC: Kültür Sanat Destek Programı”na dair ayrıntılı bilgiyi ve başvuru adımlarını buradan öğrenebilirsiniz. Toplantıyı ise buradan izleyebilirsiniz.
Fotoğraf:
1. Ayse Utku Erarslan
2. Dr. Reimar Volker
3. Fusun Eriksen (Foto: Pinar Lauridsen)
4. Ovgu Gokce Yasa (Foto: Mehmet Kacmaz)
5. Bige Orer (Foto: Muhsin Akgun)
https://www.youtube.com/watch?v=VMROQHa6gcA
Türkiye’den ve Hollanda’dan queer sanatçı, aktivist, düşünür ve gece çalışanlarını dijitalde buluşturan; dayanışma ve iş birliği olanaklarını geliştiren Through The Window (TTW) projesinin çevrim içi sergisi 24 Haziran Perşembe günü projenin Instagram hesabı "throughthewindow_project" üzerinden izleyiciyle buluşuyor.
Çevrim içi sergi, Türkiye’den on iki, Hollanda’dan on toplam yirmi iki sanatçının katılımıyla gerçekleşecek. Sergide gösterilecek yirmi işin sanatçıları ise şöyle: Ahmet Rüstem Ekici, Alev Ersan, Can Küçük, Damla Şahinbaş, Dandelion Eghosa, Diren Demir, Elçin Acun, Ghaith Qoutainy, Hakan Sorar, Hala Namer, İsmet Köroğlu, Kalib Batta, Kiki ggNash, Kwinnie Le, Mala Badi, Mert Çağıl Türkay, Mmaapengo Námoda, Nash Caldera, Noli, Onur Karaoğlu, Sadiqa, Ünal Bostancı.
Aynı gün moderasyonunu Simon(e) van Saarloos’un yapacağı ve Beren Azizi, Dino Suhonic, Emrah Karakuş ve Olympia Latupeirissa’nın konuşmacı olarak katılacağı “Intersectional Pride” başlıklı söyleşinin hemen ardından Hollandalı ve Türkiyeli DJ'lerle devam edecek olan kapanış partisi, Club CoWeed'in Zoom hesabı üzerinden izlenebiliyor olacak. Dijital kabinde Çiçek Çocuk, Antre Sx ve Fitgirl’in yer alacağı partiye ve söyleşiye ait Zoom linki, etkinlik gününde TTW ve Club CoWeed'in Instagram bio'larında paylaşılacak.
Haruki Murakami’nin çağımızın en büyük orkestra şeflerinden Seiji Ozawa ile “sadece müzik” konuştuğu söyleşi kitabı Sadece Müzik, Ali Volkan Erdemir’in çevirisiyle Doğan Kitap’tan çıktı.
Murakami’nin, 1960’lı yıllardan başlayarak uluslararası alanda kazandığı başarılarla adından söz ettiren, başta Viyana ve Berlin Filarmoni Orkestraları olmak üzere dünyanın tüm önemli topluluklarını yöneten, Boston Senfoni Orkestrası ve Viyana Devlet Operası’nın müzik yöneticiliğini yapan Ozawa ile konuşmaları, okuruna müziğin çok da bilinmeyen yönlerini keşfetmesine olanak sağlıyor.
Sadece Müzik ile bir orkestra şefinin müziğe yaklaşımını, yıllar içinde bazı yapıtlara nasıl farklı bir gözle bakabildiğini, genç müzisyenlerle çalışmanın Ozawa gibi bir ustaya bile neler kazandırdığını öğreniyor, onların aracılığıyla bu kitapta müziğin adeta “kalbine” iniyoruz.
Yönetmen Céline Sciamma’nın son filmi Küçük Anne (Petite Maman) ve çizgi romancı genç yönetmen Dash Shaw’un merakla beklenen ikinci filmi Cryptozoo, Türkiye dağıtımcısı MUBI iş birliği ile 40. İstanbul Film Festivali’nde seyirciyle buluşuyor.
Geçen hafta gerçekleşen 24. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali kapsamında Ankara seyircisiyle buluşan Küçük Anne, İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 40. İstanbul Film Festivali’nde 23 ve 24 Haziran’da İstanbul seyircisiyle buluşmaya hazırlanıyor. Altın Lale için yarışacak Cryptozoo ise ilk kez 24 ve 29 Haziran’da festivalde izleyici karşısına çıkıyor. Her iki film de önümüzdeki aylarda MUBI programına eklenerek dünyanın en büyük sinemasever topluluğunun beğenisine sunulacak.
Céline Sciamma'nın 2021 Berlin Film Festivali, Ana Yarışma’da prömiyerini yapan yeni filmi Küçük Anne, sekiz yaşındaki Nelly'nin anneannesinin hayatını kaybetmesiyle başlıyor. Nelly, annesi Marion'un küçüklüğünde gezdiği, oynadığı yerlerde vakit geçirirken annesi birden ortadan kayboluyor ve kendi yaşlarında, annesiyle aynı adı taşıyan Marion ile tanışıyor. Hayatın gizemlerini kadın bakış açısından ele alan Sciamma, bu kez hafıza ve hayal gücünün kesiştiği noktaya kamerasını yöneltiyor ve Hayao Miyazaki filmleriyle Chantal Akerman'dan esinlenerek yine benzersiz bir büyüme hikâyesi anlatıyor. Küçük Marion ile Nelly'yi ikiz kız kardeşler Gabrielle ve Joséphine Sanz canlandırıyor.
Seyircisini fantastik yaratıklarla dolu bir hayvanat bahçesinde saykedelik bir yolculuğa çıkaran Cryptozoo, politik sularda yüzen benzersiz bir görselliğe sahip. Mitolojiden aşina olduğumuz masalsı yaratıkları kurtarıldıktan sonra bir arada tutan Cryptozoo adında bir sığınma bahçesi çalışanı olan Lauren Gray, Baku adında rüyaları yiyen bir yaratığı yakalamaya çalışırken tüm bu yaratıkları gizli tutmanın mantıklı olup olmadığını sorgulamaya başlıyor. Çizgi-romancı genç yönetmen Dash Shaw’un şahane komedisi My Entire High School Sinking into Sea’den (2016) sonra çektiği bu ikinci filmi, rüyalardan ve yalnızca ellerimizle çizerek görselleştirebildiğimiz hayali varlıklardan esinleniyor. Fiziksel olarak üretilen çizimleri bilgisayara aktararak çeşitli canlandırma teknikleri kullanan filmin yapım süreci beş yıla yayılmış.