
Nedim Gürsel’in Van Gogh, Leonardo da Vinci, Rubens, Tolstoy, Rilke, Sartre, Semprun, Nâzım Hikmet gibi büyük ustaların yapıtlarını etkilemiş kentleri ve coğrafyaları anlatırken onların son yıllarına da ışık tuttuğu kitabı Son Fasıl, Doğan Kitap’tan çıktı.
Gürsel, son nefesini verirken “Yaşamayı öğrendiğimi sanıyordum, meğer ölmeyi öğreniyormuşum” diyen da Vinci’nin tablolarında, Van Gogh’un aklın sınırlarını zorlayan dünyasında, Tolstoy’un bir istasyonda ölümle buluşmak üzere terk ettiği Yasnaya Polyana’da, Semprun’un eşsiz üslubuyla dile getirdiği Buchenwald Toplama Kampı’nda ve Nâzım Hikmet’in sürgün yaşadığı kentlerde unutulmaz bir yolculuğa çıkarıyor okurunu.
“Beni etkilemiş yazar ve sanatçıların ‘son fasıl’larının izini bizzat yerinde sürmemin nedeni kendi ‘son faslımı’ yaşıyor olmam sanırım. Azrail zamandan çaldığı akrep ve yelkovanla kapıya dayandığında ‘Hoş geldin ama biraz bekle, vakit var daha!’ diyemem. Bundan sonrası bilinmez değil, bir bilene sormaya da gerek yok. Öncesi ardımda kaldı, sonrası önümde, yokluğa beş kala. Hepsi bu işte.”
Epsilon Yayınevi’nin çocuk kitapları markası Uçan Fil, temmuz ayında üç yerli yazarın kitaplarını minik okurların beğenisine sundu.
Uçan Fil, Hülya Biyan’ın çocukları hayal gücünün sınırlarının ötesine götüren Atlas’ın Origami Günlüğü; Nurdan Bağrıaçık’ın güneş tutulmasını masalsı bir öyküyle anlatan Çiçek Tutulması ve Ayfer Artaç’ın çocuklara sanatı sevdirecek serisinin üçüncü kitabı İlham Perileri - Michelangelo adlı kitaplarını okuyucularla buluşturdu. Atlas’ın Origami Günlüğü’ne içinde saklı origami videosuyla, İlham Perileri - Michelangelo ise içine saklı müziklerle çocuklara sürprizli bir okuma deneyimi sunuyor.
Kadıköy’deki tarihi Hasanpaşa Gazhanesi, yeni adıyla Müze Gazhane, açılış sergilerinden biri olarak Serkan Taycan’ın “Kente Doğru” başlıklı sergisini sanatseverlerle buluşturuyor.
“Kente Doğru” sergisi izleyiciye modern kentleşme sürecinin, taşradan İstanbul’un çeperlerine ve meydanlarına uzanan bir yolculuk sunuyor. Sergi kapsamında Taycan’ın Habitat, Kabuk, Agora ve İki Deniz Arası başlıklı çalışmaları ilk defa bir arada izleyici karşısına çıkıyor. Sanatçının 2007’den beri gerçekleştirdiği çalışmalarına bütüncül bir bakış imkânı sunan serginin yapı taşları kentleşme, taşranın ve kentin dönüşümü ile ekoloji temalarından oluşuyor. “Kentleşme nedir?” sorusu etrafında şekillenen sergi, birbirine eklemlenen üç fotoğraf serisi ve bir yürüyüş rotasından oluşuyor.
Taycan, fotoğraf serilerinin ilki olan Habitat başlıklı işinde taşraya bakıyor; ikincisi Kabuk’ta İstanbul’un çeperlerinde dolaşarak kentin dönüşümünün izlerini arıyor; üçüncü çalışma olan Agora’da kentin İstanbul’un en önemli kamusal alanları olan meydanlarını ele alıyor. Serginin son bölümü olan ve bu çalışmaların hepsiyle ilişki kuran İki Deniz Arası projesi ise taşradan kent meydanlarına doğru gelen izleği Kanal İstanbul hattında bir yürüyüş rotasına çevirerek, yaşanacak sosyal ve ekolojik dönüşümü tecrübe etmek için bir imkân sağlıyor.
Serkan Taycan’ın “Kente Doğru” başlıklı kişisel sergisi Ocak 2022’ye kadar Müze Gazhane’de ziyaret edilebilir.
Borusan Sanat, çevrim içi yayın platformu borusansanat.tv’de “BİFO & Alexander Liebreich” konserini izleyiciyle buluşturuyor. Bu sezonun ücretsiz konser kayıtlarının sonuncusu olan konser 1 Ağustos Pazar günü 11.30’da yayımlanacak.
“BİFO & Alexander Liebreich” konserinde 2018 yılında “En İyi Çağdaş Müzik” kategorisinde ICMA ödülünü kazanan orkestra şefi Alexander Liebreich, BİFO ile bir araya geliyor. Arvo Pärt’in yaylı çalgılar orkestrası için 2006’da yazdığı Für Lennart in Memoriam, Joseph Haydn’ın Adagio’sunun kendi cenazesinde çalınmasını vasiyet ettiği Trauer Senfonisi ve Richard Strauss’un birbirinin içinden doğan ezgileriyle “dönüşümler”i canlandırdığı yaylı çalgılar için başyapıtı Metamorphosen konser kapsamında dinleyicilerle buluşacak.
Konseri 1 Ağustos Pazar günü saat 11.30’da borusansanat.tv’de izleyebilirsiniz. Ayrıca konserden önce saat 11.00’de Nisan Ak bir sohbet gerçekleştirecek.
Çevrim İçi Gösterim
1 Ağustos Pazar
11.00 / Konser Öncesi Söyleşi: Nisan Ak
11.30 / “BİFO & ALEXANDER LIEBREICH”
Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası & Alexander Liebreich şef
Akbank Sanat, dansçı Melis Ergüven, yeni medya sanatçısı Nursinem Aslan, müzisyen Ilgaz Altın (Piyano), ses tasarımcısı Cem Kimverdi ve danışman Gizem Bilgen’in bir araya gelerek gerçekleştirdikleri Kaos, Yolculuk ve Obticeo (I am silent) isimli, 3 bölümden oluşan ve interaktif bir dijital performans olan Obticeo dans performansını sanatseverlerle buluşturuyor.
Akbank Sanat, “Akbank Sanat Evinizde” çatısı altında, sosyal medya kanallarından gerçekleştirdiği kültür sanat etkinliklerine Obticeo isimli dans performansıyla devam ediyor. Müzisyenler, bir dansçı, üretken görseller ve interaktif sensörlü bir ses sisteminin yer aldığı performansın ilk aşamasında dansçı zihinlerdeki gürültü kalabalığını doğaçlama bir performans şeklinde sunuyor. İkinci bölümde dansçı elektrotun vücuttan sökülmesiyle kaos seslerinin azalmaya başladığını ve kafasındaki sesleri susturabildiğini deneyimliyor. Son bölümde ise bütün elektrotları sökülmüş olan dansçının dingin bir doğaçlama performans gerçekleştiriyor.
“Senin de anda olmanı engelleyen iç sesini susturmak istediğin zamanlar oluyor mu? Bu sesin yarattığı dağınıklığı temizlemenin yollarını ararken buluyor musun kendini? Başkalarının senin hakkındaki düşünceleri, kendini sorgulamaların, yargılamaların. Şimdi bu cümleyi okurken tüm düşüncelerini bir anlığına kenara bırak ve birazdan göreceğin şeyden keyif almaya odaklan.”
Obticeo dans performansını buradan izleyebilirsiniz.
Ayşe Kulin’in Veda ile başladığı ve Umut, Hayat, Hüzün ve Hayal ile sürdürdüğü otobiyografik yolculuğunu noktalığı yeni romanı Hazan, Everest Yayınları’ndan çıktı.
“Hazan, sonbahar demek.
Hüzünle akraba olan bu sözcüğün bir başka anlamı özlem ve ayrılık mevsimi… bir diğeri sararıp solmuş, eski canlılığını kaybetmiş kimse.
Kimi tanımlarında kendimi bulduğum bu kelimeyi çok sevdim ve madem ben de sonbahar mevsimindeydim ömrümün, kitabımın adını HAZAN koydum.
VEDA ile başlayıp UMUT- HAYAT- HÜZÜN ve HAYAL ile sürdürdüğüm otobiyografik yolculuğumu HAZAN ile noktalıyorum. Kitabın hüzün dozu aşırıya kaçmasın diye komik ve mutlu anılarımdan da seçtim siz okurlarım için. Hayat bir döngüdür, bahar er geç gelir ve yaza kavuşur. Benim bir kış günü yazmaya başladığım HAZAN ile siz bir yaz günü buluşacaksınız.
Yaz mevsiminizin mutlu, huzurlu geçmesi dileğiyle keyifli okumalar diliyorum.” – Ayşe Kulin
Kumbaracı50’nin Cyrano de Bergerac isimli yeni müzikli oyunu 28-29 Temmuz’da, ilk kez KüçükÇiftlik Bahçe Tiyatrosu’nda tiyatroseverlerle buluşuyor.
KüçükÇiftlik Park’ın yeşil yüzü KüçükÇiftlik Bahçe’de, URU organizasyonu ve Mey|Diageo kurumsal desteğiyle gerçekleşen KüçükÇiftlik Bahçe Tiyatrosu’nda, Kumbaracı50’nin sahneye koyduğu yeni oyunu Cyrano de Bergerac 28 ve 29 Temmuz’da ilk kez izleyiciyle buluşacak. Edmond Rostand’un yazdığı oyun, Sabri Esat Siyavuşgil’in çevirisi ve Yiğit Sertdemir’in yönetmenliğinde sahneye taşınıyor. Oyunun kadrosunda Ayşegül Uraz, Burçak Çöllü, Candan Seda Balaban, İsmail Sağır, Meriç Rakalar, Murat Kapu, Sinem Öcalır ve Yiğit Sertdemir yer alıyor.
Tiyatro tarihinin unutulmaz karakterlerinden Cyrano de Bergerac, Kumbaracı50’nin yeni müzikli oyunu ile uzun zaman sonra izleyiciyle buluşacak. Çöken imparatorluklar ve kapitalizmin ilk ayak seslerinin duyulduğu zamanlarda yazılan oyun erdeme, iyiliğe, aşka, dostluğa dair ne varsa hatırlatıyor.
KüçükÇiftlik Bahçe Tiyatrosu’nda sahnelenecek oyunların biletlerine Biletix’ten ulaşabilirsiniz.
KüçükÇiftlik Bahçe Tiyatrosu Programı
28 - 29 Temmuz / Cyrano de Bergerac - Kumbaracı50 (Prömiyer)
4 Ağustos / Üçü Bir Arada - Davran Tiyatrosu
5 Ağustos / Plastik Aşklar - Anatolia Entertainment Görsel Sanatlar
11 - 12 Ağustos / Cimri - Semaver Kumpanya
25 - 26 Ağustos / Bir Baba Hamlet - Baba Sahne
1 Eylül / Westend / Batının Sonu - Dasdas
2 Eylül / Sevgili Arsız Ölüm Dirmit - Tiyatro HemHal
8 Eylül / Yeni Bir Şarkı - Moda Sahnesi
9 Eylül / Çamlıca'nın Üç Gülü - Kedi Sahne Sanatları
22 Eylül / Ben Anadolu - Mam'art
BodrumBodrum Art Gallery, MERKUR ve Pi Artworks iş birliğiyle düzenlenen “Music To My Eyes” başlıklı karma sergiyi 30 Eylül’e kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Bodrum’un doğası ile çağdaş sanatı bir araya getiren sergide Serdar Acar, Arzu Akgün, Nancy Atakan, Şerife Bilgili Ercantürk, Şeydi Cesur, Rabia Çelik, Zeynep Çilek, Ersan Deveci, Osman Dinç, Görkem Dikel, Burak Kutlay, Nilay Özenbay, Paul Schwer, Gülay Semercioğlu, Kemal Seyhan, Ziya Tacir, Özer Toraman, Mehmet Ali Uysal, Ekrem Yalçındağ, Yuşa Altıntaş, Saliha Yılmaz gibi sanatçıların eserleri yer alıyor. Sergi, müzikal bir senfoninin notaları gibi farklı kuşaktan sanatçıları ve onların farklı medyumdan çalışmalarıyla izleyiciyi keyifli bir yaz geçirmeye davet ediyor.
21 sanatçının farklı medyumlardan çalışmalarının bir araya geldiği “Music To My Eyes” başlıklı sergi 30 Eylül’e kadar BodrumBodrum Art Gallery’de görülebilir
BodrumBodrum Art Gallery, MERKUR ve Pi Artworks iş birliğiyle düzenlenen “Music To My Eyes” başlıklı karma sergiyi 30 Eylül’e kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Bodrum’un doğası ile çağdaş sanatı bir araya getiren sergide Serdar Acar, Arzu Akgün, Nancy Atakan, Şerife Bilgili Ercantürk, Şeydi Cesur, Rabia Çelik, Zeynep Çilek, Ersan Deveci, Osman Dinç, Görkem Dikel, Burak Kutlay, Nilay Özenbay, Paul Schwer, Gülay Semercioğlu, Kemal Seyhan, Ziya Tacir, Özer Toraman, Mehmet Ali Uysal, Ekrem Yalçındağ, Yuşa Altıntaş, Saliha Yılmaz gibi sanatçıların eserleri yer alıyor. Sergi, müzikal bir senfoninin notaları gibi farklı kuşaktan sanatçıları ve onların farklı medyumdan çalışmalarıyla izleyiciyi keyifli bir yaz geçirmeye davet ediyor.
21 sanatçının farklı medyumlardan çalışmalarının bir araya geldiği “Music To My Eyes” başlıklı sergi 30 Eylül’e kadar BodrumBodrum Art Gallery’de görülebilir.
Dilek Sever’in bir ailenin hayata tutunuş öyküsünü bir bisikletin dilinden anlattığı Dev Bir Benek adlı romanı Can Çocuk Yayınları’ndan çıktı. Sever, Dev Bir Benek’te okurlarıyla birlikte eski İstanbul sokaklarında yolculuğa çıkarak dayanışmanın, umudun ve neşenin izini sürüyor.
“Ben bir zamanlar yoktum. Daha doğrusu, şimdi olduğum gibi büsbütün değildim. Önceden biraz zincir, demir, bir kutu turuncu boya, birkaç vida, lastik ve başka birçok şeydim. Ama bütün bunlar epey maharetli bir adam sayesinde bir araya geldi. ‘Usta’ denilen bu adam, bir sepet dolusu ıvır zıvır, çerçöpten ve tek başına pek işe yaramayan abidik gubidik öteberilerden gıcır gıcır bir şeyler yaratabiliyordu. İhtiyacı olan iki şey; kafasındaki bilgi ve bileğindeki sihirdi. Ben de böyle bir anda var olmuştum. Karanlık atölyede duvarlar çınlamış, çınlamalar yerini kıvılcımlara bırakmıştı. Yere, tavana, duvara, Usta‘nın üstüne saçılıp söndüler. Tak! Tak! Çan! Çan! Gırç! Gırç! Fısss... Fısss... Birkaç haftanın sonunda nihayet bir bütün olmuştum. Usta bana ‘pisihlet’ diyordu.”