
Megan Hunter’ın hem karanlık bir peri masalı hem de son derece sarsıcı bir intikam ve yenileniş hikâyesi anlattığı Kuş Kadın Harpy, Aslı Perker’in çevirisiyle Kafka Kitap’tan çıktı.
Ailesine kusursuz bir hayat sunmak için durmaksızın çabalarken kocasının ihanetini öğrenmesiyle büyük bir kırılma yaşayan Lucy, ağlayıp sızlanmak yerine ceza vermeye “cüret” eden güçlü, kinci, ruhsuz bir yırtıcıya dönüşür. Romana ismini veren ve güçlü, kinci, ruhsuz bir yırtıcı olan mitolojik form Harpy, Kuş Kadın Harpy’de sıkça ortaya çıkıyor. Kuş Kadın Harpy, kendisini ailesine adayan Lucy’nin yıkıcı ihanetin ardından yaşadığı dönüşümün bu güçlü metaforuyla okurlara sürükleyici, şaşırtıcı ve sarsıcı bir deneyim sunuyor.
Lucy ve Jake, güneşin bir alev topu gibi yükselip tüm gün etrafı kavurduğu bir coğrafyada, geniş ve sıcak bir tarlanın yanındaki evde yaşamaktadır. Çocuklarına bakabilmek için kariyerinden ve hayallerinden vazgeçmiş, evin kendisini bile hizmet edilmesi gereken bir canlı gibi gören bir kadındır artık Lucy. Jake’le evlenip çocuk sahibi olduktan sonra, kendi çocukluğundaki kötü anıları ve rol modelleri silmek istercesine, “iyi bir anne” olma kaygısıyla yaşar. Her günü, her hareketi planlı ve sonsuz bir tekrar hâline gelmişken, bir gün telefon çalar. Ahizenin diğer ucunda tereddütle dolu bir erkek vardır ve Jake’in onu aldattığını söyler. İşte hepsi bu: O büyük kırılma ânı. Lucy’nin anlattıklarına bakılırsa, içindeki kadim ve vahşi yaratığın zincirinden koptuğu gün, o gündür. Sadakatsizliğine rağmen yanında kalmak isteyen kocası, bunun için bir bedel ödemeyi kabul ederken Kuş Kadın’ın yavaşça kabuğunu kırmasına yardım edeceğinden habersizdir. Ne var ki Harpy’nin doğasında bu konudaki hüküm kesindir: Suç varsa ceza da vardır.
Görsel: The harpy, a woodcut print by Melchior Lorch, 1582. Copyright the trustees of the British Museum
İstanbul’un yeni açık hava sahnelerinden biri olan Turkcell Vadi Açıkhava’nın pek çok sanatçının sahne alacağı konser serisi 13 Ağustos’ta (Bugün) Melike Şahin’in konseriyle başlıyor.
Vadistanbul, SM Production ve Atlantis Yapım iş birliğiyle hayata geçirilen Turkcell Vadi Açıkhava, konserlerden tiyatrolara, özel organizasyonlardan festivallere pek çok farklı etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Turkcell Vadi Açıkhava konserler serisiyle Türkiye’nin değerli sanatçılarını dinleyicilerle buluşturacak. 13 Ağustos’ta Melike Şahin ile başlayacak konser serisi 9 Ekim’de Madrigal konserine kadar devam edecek. Bilet satın almak ve ayrıntılı bilgi için buraya tıklayınız.
Turkcell Vadi Açıkhava Konser Programı:
13 Ağustos / Melike Şahin
14 Ağustos / Yeni Türkü
21 Ağustos / Pinhani
22 Ağustos / Duman
28 Ağustos / Bülent Ortaçgil - Redd
4 Eylül / Selda Bağcan
5 Eylül / Manga
18 Eylül / Ziynet Sali
9 Ekim / Madrigal
Simbart Projects Çukurcuma,“Soul Of Summer I” başlıklı karma sergiyi 11 Eylül’e kadar sanatseverlerle buluşturuyor. Sergide Didem Erbaş, Dilara Göl, Ezgi Yakın, Furkan Öztekin ve M. Cevahir Akbaş’ın farklı kavramlar üzerinden çeşitli medyumlarda ürettiği işler yer alıyor.
Didem Erbaş, sanat pratiğinde resim, çizim, mekanla ilişkili enstalasyon ve video gibi birden fazla sanat alanına yoğunlaşıyor. Sanatçı işlerinde kendi yaşadığı coğrafyanın sosyopolitik ortamına da işaret eden coğrafya, barınma, harita, topografya gibi kavramlara odaklanıyor. Yaptığı veya bulduğu nesnelerle resimleri arasında ilişki kurmaya çalışan Erbaş, resimlerinde sadece iki boyutlu yüzeyini kullanmak yerine bazı nesnelerin heykelsi niteliklerini, nesnelerin taşıyabileceği potansiyel bellekleriyle birlikte üç boyutlu alanı harekete geçirmeye çalışıyor.
Resim bölümü mezunu olan Dilara Göl, pratiğinde farklı malzemeler kullanarak bütünlüğü medyum üzerinden kurgulamak yerine medyumu, üzerine düşündüğü kavramların birer enstrümanı olarak görüyor. Defter ve yazı sanatçının sanat pratiğinin en başından beri sıklıkla rastlanan çalışma biçimleri arasında yer alıyor.
Ezgi Yakın’ın işleri günümüz dünyasının şüpheli ve karamsar gerçekliğinde içsel zamanın izlerini taşıyor ve izleyiciyi hayal gücünden beslenen alternatif bir bakışa yönlendiriyor. İşlerinde çoğunlukla suluboya kullanan sanatçı, mimarı yapıyla organik yapı arasında duran melez formlara dikkat çekiyor.
Furkan Öztekin, malzeme olarak kâğıt kullandığı üretimlerinde, mekân olgusunu sessizlik, boşluk, zaman, sınır ve ritim ekseninde yeniden ele alıyor. Sanatçının çalışmaları, farklı cinsel kimliklere sahip olan bireylerin toplumla olan ilişkisini ele alıyor ve bireyin yaratmaya çalıştığı queer dünyanın öznelliği görülüyor.
İlk dönem üretimlerinde fotoğraf merkezli bir anlayış benimseyip, kendi yarattığı atmosfer üzerinden kurgular gerçekleştiren M. Cevahir Akbaş, yakın dönemde araştırma dosyaları ve süre merkezli çalışmalara ağırlık veriyor. Bu durum, sanatçıyı konunun tarihsel sürecine daha fazla odaklanmaya, araştırma sürecine yoğunlaşmaya ve gerekli arşivsel kayıtların da dâhil olduğu bir sanatsal sunum pratiğine yönlendiriyor.
“Soul Of Summer I” başlıklı karma sergi 11 Eylül’e kadar Simbart Projects Çukurcuma’da ziyaret edilebilir.
Suspus’un yazarı David Ouimet’in özel bir arkadaşlığın, onun getirdiği gücün ve cesaretin hikâyesini anlattığı Gümbür Gümbür, Seda Ersavcı’nın çevirisiyle Çınar Yayınları’ndan çıktı.
Gümbür Gümbür, içine kapanık kızın elleriyle inşa ettiği geleceğin şiirsel anlatımı. Suspus’ta gürültülü bir dünyada kendi yerini bulmayan çalışan içine kapanık kız, şimdi sesini duyuracağı geleceği inşa ediyor. Üstelik bu kez yalnız değil. İki arkadaş birbirlerinin biricik farklılıklarını kucaklayarak bir arada duruyor.
“Birlikte sesimizin daha gür olduğunun farkında değil misin?”
Baksı Müzesi, “Kıraçta Heykel” başlıklı grup sergisi ile geçtiğimiz yıl ilk kez verilen Anadolu Ödülleri’nin kazananlarının projelerini bir araya getirmeyi ve tanıtmayı amaçlayan bir sergiyi sanatseverlerin beğenisine sunuyor.
Baksı tepesini heykellerle donatan “Kıraçta Heykel” başlıklı sergide farklı kuşaklardan dokuz sanatçının eserleri yer alıyor. Açık havaya yerleşen eserler Çoruh nehrini seyredecekler, Baksı’nın doğası ve öyküsüyle bütünleşecekler. Baksı tepesinde ziyarete açılan açık hava sergisi izleyiciyi mekânsal sınırların dışına çıkarıp doğayla buluşturarak heykellerin rehberlik ettiği şiirsel bir yolculuğa davet ediyor. Sanatın ve doğanın birlikteliğine övgü niteliğindeki sergide Erdal Duman, Günnur Özsoy, Hüsamettin Koçan, İbrahim Koç, Kemal Tufan, Mike Berg, Nermin Er, Osman Dinç ve Yunus Tonkuş’un eserleri sanatseverlerle buluşuyor.
Baksı Kültür Sanat Vakfı tarafından Anadolu’nun ortak kimliğine katkıda bulunan üretimlere dikkat çekmek amacıyla hayata geçirilen Anadolu Ödülleri’nin kazananları Depo Müze’de sergileniyor. Doğan Holding’in ana sponsorluğunu üstlendiği, Kurukahveci Mehmet Efendi’nin sponsor olarak katkıda bulunduğu ödül programında “Müzecilik”, “Süreli Etkinlikler”, “Gösteri Sanatları”, “Arkeoloji” ve “Restorasyon” kategorileri bulunuyor. Türkiye’nin 35 ilinden 133 projenin başvurduğu yarışmada, altı proje Anadolu Ödülü’nün, iki proje de Alana Katkı Ödülü’nün sahibi oldu. Anadolu Ödülleri’ne değer bulunan projeleri bir araya getirmeyi ve tanıtmayı amaçlayan sergi, Anadolu’dan ilham alan ve ona değer katan çalışmalara topluca bir bakış olanağı sağlıyor, sivil topluma ve yerel yönetimlere yeni öneriler sunuyor.
Ayrıca Şakir Gökçebağ’ın heykel ve yerleştirmelerinden oluşan “Aşina” sergisi, “Maske/Çağrışımlar” adlı grup sergisi ve kalıcı koleksiyonda yer alan eserler Bayburt’un Bayraktar (eski adıyla Baksı) köyünde yer alan Baksı Müzesi’nde pazartesi hariç her gün 10.00 - 19.00 saatleri arasında görülebilir.
Peter Thompson ve Slavoj Žižek’in filozof Ernst Bloch’un toplumsal alandan sürgün edilmiş ve mahremleştirilmiş/özelleştirilmiş umuda dair kaleme aldığı makalelerden derledikleri Umudun Mahremleştirilmesi - Ernst Bloch ve Ütopyanın Geleceği, Çağatay Özyürek ve Mustafa Yalçınkaya’nın çevirisiyle Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı.
Derlemede yer alan on üç makale, genel olarak Bloch’un düşüncesini, özel olarak onun umut ve ütopya anlayışını felsefi yöntem, hümanizm ve anti-hümanizm, antropoloji, din, metafizik, eskatoloji ve mitoloji, edebiyat ve müzik gibi birçok boyut üzerinden tartışıyor. Ayrıca Bloch’un düşüncesini çağdaş feminist yaklaşımlar ve spekülatif materyalist anlayışlarla ilişkisi bakımından değerlendiren makalelere de yer veriliyor.
Ernst Bloch, 20. yüzyılın başlarından itibaren, kendine özgü düşünsel ve yazınsal tavırla ayrışmaya başlayan “Batı Marksizmi” içinde bile ayrı durur. Kuşkusuz onun bu ayrıksılığında birçok etkenden söz edilebilir: en başta yazım tarzı, dine ve dinsel duyuşa ilgisi, umut ve ütopya gibi yasak kavramlardan bahsetmesi... Bu derlemedeki tüm yazıların ortak kaygısı şu: Bu umutsuzluk çağında Blochçu umut ve ütopya bize ne söyler?
“Nietszche’nin tüm kesinlikleri ve dogmaları parçalama kararlılığıyla kendisini eli çekiçli bir filozof olarak gördüğü yerde, Bloch sınırları aşma ama aynı zamanda yaratma kararlılığına sahip orak çekiçli bir filozof olup çıkıverir muhtemelen.” - Peter Thompson
Çok yönlü bir müzecilik anlayışını benimseyen Sakıp Sabancı Müzesi, yaz boyunca çeşitli kültür sanat etkinliklerine ev sahipliği yapacak.
Hakan Erdoğan Prodüksiyon tarafından düzenlenen Bachçede Yaz Festivali “Neşeye Davet” temasıyla 12 Ağustos - 10 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Jiri Barta, Terezie Fialova, Today's Quintet, Bilal Karaman, Ergün Şenlendirici, Ahmet Özden, Hacı Rüstem Çembeli, Peter Sarik Trio, piyanist Can Çakmur gibi isimler festival kapsamında sahneye çıkacak. 12 Ağustos’ta viyolonselci Jiri Barta ve piyanist Terezie Fialova’nın Çek asıllı besteciler Dvořák ve Janáček’in eserlerinden oluşan konseriyle başlayacak olan festival 10 Eylül’de piyanist Can Çakmur’un piyano resitaliyle bitecek.
Sakıp Sabancı Müzesi’nin Sabancı Vakfı’nın katkılarıyla hayata geçirilen Müzede Sahne etkinliği beşinci kez “Şimdi ve Buradayız Aşkım!” temasıyla gerçekleştirilecek. Sanat yönetmenliğini Emre Koyuncuoğlu’nun yaptığı ve her sene bir tema üzerinden gösteri sanatları alanındaki işlerden bir seçki sunan Müzede Sahne bu seneki temasıyla aşkın gücünü, sevginin iyileştiriciliğini herkes için, her renk, her zaman ve her varoluş için hatırlamaya odaklanıyor.
17 - 22 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilecek Müzede Sahne’nin programında; Meltem Cumbul’dan Ben Sevgili Milena, DOT’tan Sesin Resmi, SFRPZTF’den Eylül, Talimhane Tiyatrosu’ndan Önce Bir Boşluk Oldu Kalp Gidince, Ama Şimdi İyi, Versus Tiyatro’dan Kreutzer Sonat, Linet Şaul, Bülent Oral, Faran Suyolcu ve Ayşe Lebriz Berkem’den Shakespeare’le Aşk ve Müzik, Özden Karakışla’dan Kadın Dilinden Masallar, Tatavla Sahne’den Rahvan Giden Atlılar oyunları yer alıyor. Müzede Sahne kapsamında Duygu Dalyanoğlu’nun moderatörlüğünde “Gösteri Sanatlarında Kapsayıcılık ve Dayanışma”, Cemre Baytok’un moderatörlüğünde de “Çoğulcu Kültür için Yaratıcı Dayanışma Nasıl Üretilir?” panelleri katılımcılarla buluşacak. Oyuncu, yazar ve yönetmen Nadir Sönmez Peki adlı oyun okuması, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları sanatçıları ise Birhan Keskin’in Y’ol kitabından şiir okumasıyla sahnede olacak.
Bu sene 14 - 19 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilecek “Müzede Suare” 2017 yılında Sakıp Sabancı Müzesi tarafından çık hava sineması geleneğini yaşatmak amacıyla Boğaz manzaralı terasında başlatıldı. Kadıköy Belediyesi Sinematek / Sinema Evi iş birliğiyle hazırlanan “Müzede Suare” programı kapsamında Türk sinemasında İstanbul’un temsiliyetini simgeleyen filmler izleyiciyle buluşacak. Programda Lütfi Akad’ın Susuz Yaz, Atıf Yılmaz’ın Ah Güzel İstanbul, Memduh Ün’ün Üç Arkadaş, Aslı Özge’nin Köprüdekiler, Ümit Ünal, Kudret Sabancı, Selim Demirdelen, Yücel Yolcu, Ömür Atay’ın Anlat İstanbul, Fatih Akın’ın İstanbul Hafızası: Köprüyü Geçmek, Reha Erdem’in Hayat Var ve Metin Erksan’ın Sevmek Zamanı filmleri yer alıyor.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından gerçekleştirilen 49. İstanbul Müzik Festivali kapsamında 25 Ağustos’ta BİFO Özel: Borusan Quartet ve Paul Meyer konseri ile 22 Eylül’de İstanbul Fringe Festivali’nin “m.u.t.a.n.t.e” isimli gösterisi SSM’de katılımcılarla buluşacak.
Ayrıca SSM’de örnek eserlerden hareketle çocukların duyularını harekete geçirmeyi, oyun ve egzersizler yoluyla onların fiziksel, duygusal, bilişsel gelişimlerine katkıda bulunmayı amaçlayan Pusetli Aileler programı 13, 17 ve 27 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirilecek. Öğrenme Programları kapsamında düzenlenen programa 18 - 36 ay aralığındaki bebek ve küçük çocuklar ile aileleri katılım sağlayabilecek. Yetişkinlere yönelik Resim Atölyesi ise 18 ve 25 Ağustos’ta SSM Bahçesinde gerçekleştirilecek.
Ayrıntılı bilgiye ve programa Sakıp Sabancı Müzesi’nin internet sitesinden ulaşabilirsiniz.
Sanatçı Ali Kabaş’ın gökyüzünden çektiği fotoğraflardan oluşan “Yabani/Untamed” başlıklı sergisi Milliyet Sanat’ın ev sahipliğinde 15 Ağustos’a kadar Ayvalık Ayazması’nda sanatseverlerle buluşuyor.
Sabiha Kurtulmuş’un küratörlüğünü yaptığı sergide Ali Kabaş’ın 2003 yılından itibaren Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz sahillerinde, insan müdahalesi olmayan doğal alanları paramotoruyla uçarak gökyüzünden çektiği fotoğraflar yer alıyor. El değmemiş alanların keşfine çıkarak özellikle karadan ve denizden ulaşımın mümkün olmadığı ve kurtarılmanın zor olduğu bölgelere riskli uçuşlar yapan sanatçının fotoğrafları, tabiatın rahat bırakıldığı zaman oluşturduğu doğal zenginliği gözler önüne seriyor. Çevresel değişiklikler ve doğaya verilen zarar temasını işleyen sanatçı sergisinde yer alan fotoğraflarıyla sayıca az ve ‘ehlileştirilmemesi’ gereken tabii alanların güzelliklerinden herkesin kendisi kadar etkilenmesini ve hem Türkiye’ye hem de dünyaya bu bakış açısıyla bakmasını amaçlıyor.
Ali Kabaş’ın “Yabani/Untamed” başlıklı fotoğraf sergisi 15 Ağustos Pazar gününe kadar Ayvalık Ayazması’nda ziyaret edilebilir.
Vezir Gambiti ve Dünya’ya Düşen Adam’ın yazarı Walter Tevis’in istikrar, düzen, mutluluk gibi maskelerin altına saklanmayan, dehşetli ve melankolik distopyası Alaycı Kuş, Cihan Karamancı’nın çevirisiyle İthaki Yayınları’ndan çıktı.
Gelecek, insan nüfusunun fazlasıyla azaldığı, var olan insanların da ilaçlar sayesinde intihardan uzak durduğu, robotların ve teknolojinin hegemonyasında, kasvetli, postapokaliptik bir yer. Bu dünyada ne sanat, ne kitap ne de yeni doğan çocuklar var. Öyle bir dünya ki insanlar yaşamaktansa diri diri yanmayı yeğliyor. Ancak üç kişi sayesinde bir umut ışığı belirecekti: ölmek isteyen ama yazılımı gereği kendini öldüremeyen, dünyanın hâkimi, yaratılan en kusursuz makine, robot Spofforth; kendi kendine okumayı öğrenerek büyük bir suç işleyen Paul; düzenin dayattığı ilaçlardan kaçan Mary Lou.
İnsanlığın kederinin en karanlık kuytularında, sevginin mümkün olmadığı bir dünyada umut etme cesareti gösteren Mary Lou ile Paul’ün yolları, Spofforth’ın ikilemleri yüzünden hiç ummadıkları bir biçimde çatallanacak ve insanlığın kaderini değiştirecekti.
Yönetmen Zion Lacroix, sözleri ve müziği kendisine ait olan, şarkı-klip ikileminden ziyade “görsel ve işitsel hikâye anlatıcılığı” tabanına oturtulmak istenen bir yapıt olarak tanımladığı “Gri Düş Tarlası”nı dinleyiciyle buluşturdu.
Şarkının klibi de yine sanatçının kendisi tarafından çekildi. Klipte bizden uzakta var olanların yine aslında gözümüzün dibinde olduğu anlatılmak isteniyor. Bu metafor filmde oyuncu Mehmet Cerrahoğlu tarafından performe ediliyor. “Ormandaki” rolüyle kamera karşısına geçen Mehmet Cerrahoğlu klipte bizden saklananları, bizim ötelediklerimizi, kendimizden sakındıklarımızı simgeliyor. “Gri Düş Tarlası” şarkısında sözel kısmında sorulan sorular, görsel cevaplar desteklenerek görsel açıklıkları yine sözel anlatım kapatıyor.
Daha önce kendi projeleri için isimsiz soundtrackler hazırlayan Zion Lacroix, “Gri Düş Tarlası” şarkısıyla müzik dünyasına resmi olarak adım attı. Sanatçı üzerinde çalıştığı farklı müzikal projelerini de 2021’in son çeyreğinde paylaşmayı planlıyor. “Gri Düş Tarlası”nı buradan dileyebilir, klibini ise buradan izleyebilirsiniz.