
Özgün tınıları ve sahne kurgusuyla koro müziğini çağdaş bir performans deneyimine dönüştüren Chromas, 7 Mart’ta Paribu Art’ta müzikseverlerle buluşacak.
Başak Doğan yönetimindeki koro; yakın armoniler, beatbox ritimleri, sürpriz konuklar ve doğaçlama anlarla şekillenen repertuarını izleyicilere sunacak. Vocal Painting metoduyla seyirci etkileşiminin de yer alacağı konserde, Gevende ile tanınan davulcu CheChe (Gökçe Gürçay) Chromas’a birçok eserde eşlik edecek.
Sahne üzerindeki aktüel handycam kullanımı sayesinde izleyici, performansı adeta koronun içindeymiş gibi deneyimleyebiliyor. Şefin anlık yönlendirmeleri, yüz ifadeleri ve koristlerin dinamizmi büyük ekrana yansırken, müziğin sahnedeki enerjisi tüm detaylarıyla görünür hâle geliyor. Işık ve ses olanaklarının maksimum düzeyde kullanıldığı konser, koro deneyimini klasik sahne anlayışının ötesine taşıyor. Chromas’ın ParibuArt’ta ilk kez gerçekleştireceği bu performans, mekânla kurduğu bütüncül ilişki sayesinde izleyiciyi çok katmanlı bir işitsel ve görsel atmosferin içine çekiyor.
Türkiye’de yalnızca Başak Doğan tarafından uygulanan Vocal Painting (VoPa) metodu, konserin en dikkat çekici bölümlerinden birini oluşturuyor. Şefin anlık işaretleriyle şekillenen doğaçlama müzik, seyirciyi performansın aktif bir parçası hâline getiriyor ve her konseri benzersiz kılıyor.
Chromas konserinin biletlerine Biletix ve ParibuPass üzerinden ulaşabilirsiniz.
Barın Han, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü “Her Şey Konuşur” sergisi kapsamında gerçekleşecek konuşma ve İstanbul Blockchain Women ve WBN Türkiye organizasyonuyla kadın, veri ve görünmez emeğe odaklanan “İnsan ve Makine” sergisinin açılışı ile kutlayacak.
Küratörlüğünü Prof. Dr. Merve Güven Özkerim ve Başak Burcu Apaydın’ın üstlendiği “İnsan ve Makine” sergisi, günümüzün gözetim toplumunda anonim kalmayı bir zayıflık değil, sisteme karşı geliştirilmiş bilinçli bir duruş ve strateji olarak ele alıyor. Dijital dünyada her kimliğin bir veriye hapsedildiği ve sınıflandırıldığı bir dönemde, bilinçli anonimlik kavramı, kadının üzerindeki toplumsal ve algoritmik baskıyı kırmak için bir direnç alanı olarak konumlanıyor. Sergi, bu sessiz ama güçlü duruşun sanatçılar tarafından nasıl bir ifade biçimine dönüştüğünü, veri odaklı dünyada var olmanın farklı yollarını keşfetmeyi amaçlıyor. Algoritmaların ötesinde sanatsal bir manifesto niteliği taşıyan sergi, yapay zekâ, veri yapıları ve teknolojik üretim süreçleri içinde kadın bedeni, kimliği ve emeğinin nasıl temsil edildiğini veya görünmez kılındığını sanat aracılığıyla sorgulayan dijital ve fijital üretimleri bir araya getiriyor.
“İnsan ve Makine” sergisinde dijital, fiziksel / fijital eserleriyle; Ana Maria Caballero, Begüm Tarako, Simon Hipkins, Özge Topçu, SS21.art sanatçı ikilisi, RAST & ASTRO, MHX, Dilara Başköylü, Serdar Yılmaz, Elçin Arpaçay, Erythric, M.Yeşim Yorulmaz, Güzide Akkulak, Leyla Aliyeva, Burcu Berberler, Deniz Varlı, Aliye Erkurtulgu Ceylan, Sinem Ünal Gerdan, Nergis Kartal, Aslı Acar, Eda Seda Tosun, Duygu Aydemir ve Gül Ünlüçay yer alıyor. Sergisiyi 8-15 Mart tarihleri arasında ziyaret edebilirsiniz.
Hem hatırlamanın hem de unutmanın aracı olan aile fotoğraflarını ürettikleri imgelerle yan yana getirerek, görünmez bağlarla örülü hikâyelerin kontürünü çizen, çekilmemiş nice fotoğrafın hayalini kurduran, geçmişi bugüne bağlarken izleyicisini de yeni hikâyeler yazmaya davet eden “Her Şey Konuşur” sergisi kapsamında 8 Mart Pazar günü saat 12.30'da moderatörlüğünü İpek Yeğinsü’nün üstlendiği, Aysun Barın, Arzu Arbak, Aylin Zeynep Ertem, Hülya Avdan ve Tülin Safi’nin katılımıyla gerçekleşecek bir konuşma gerçekleşecek.
Aylin Zeynep Ertem, Hülya Avdan ve Tülin Safi’nin katılımıyla gerçekleşen; kurgu ve yürütücülüğünü Arzu Arbak’ın yaptığı “Aile Fotoğrafları ile Görsel Konuşmalar” atölyesinin bir sonucu olan “Her Şey Konuşur” sergisini, 15 Mart Pazar gününe kadar her gün 10.00-18.00 saatleri arasında Barın Han’ın 3. katında ziyaret edebilirsiniz.
Isabella Maldonado’nun bir seri katil hikâyesi anlattığı, suç, gerilim ve polisiye temalarını içeren ödüllü romanı Savaşçı Kız, Altın Kitaplar’dan çıktı.
Amazon’da “En İyi Polisiye Kitap” seçilen, FORBES’un tüm zamanların en iyi 30 polisiyesinden biri olarak gösterdiği ve Washington Post’ta “Yoğun, trajik ve anında bağımlılık yapıyor” yorumunda bulunduğu Savaşçı Kız, saplantılı bir seri katilin elinden kurtulan genç bir kadının hikâyesini anlatıyor.
“On altı yasındaki Nina Esperanza acımasız bir katilin elinden son anda kurtulur. Bu travmatik olayın ardından İspanyolca “umut” anlamına gelen soyadını Querrera, yani “savasçı” olarak değiştirir ve yeni bir yaşama adım atar. On bir yıl sonra FBI ajanı olarak çalışmaya başlayan Nina için geçmiş artık yalnızca karanlık bir gölgeden ibarettir. Ta ki parkta bir gaspçıyı kıskıvrak yakaladığı bir video internette viral oluncaya dek.
Katil, Nina’yı hiç unutmamış ve bu viral videoya kadar da izini bulamamıştır. Ancak Nina’nın bir ajan olduğunu öğrenince karmaşık şifreleriyle hem polisi hem de halkı kışkırtarak ölümcül bir oyun başlatır. Polisin çözemediği her şifre zavallı bir kızı ölüme sürüklemektedir. Kendisine Şifre diyen bu psikopatın tek bir arzusu vardır: bir zamanlar tamamlayamadığı işi bitirip Nina’yı, Savaşçı Kız’ı öldürmek!”
Zeynep Kaçar’ın kaleme aldığı, Cansu Yeşim Aldoğan’ın tek kişilik performansıyla hayat verdiği Var Olmayan Ayşe’nin Muhteşem Maceraları, 5 Mart’ta Kadıköy Boa Sahne’de, 17 Mart’ta da Şişli Tiyatrosu’nda tiyatroseverlerle buluşacak.
Yönetmenliğini Halil İbrahim Kutlu’nun üstlendiği Var Olmayan Ayşe’nin Muhteşem Maceraları; sıradan bir kadının, sıradan sanılan ama aslında büyük cesaret isteyen hayatını sahneye taşıyor. Var Olmayan Ayşe’nin Muhteşem Maceraları, yalnızca bir karakterin değil; sesi kısılmaya çalışılmış, varlığı görmezden gelinmiş tüm kadınların hikâyesini anlatıyor. Oyunun müzikleri ise Erdem Eskimez imzası taşıyor. Geçtiğimiz sezon seyircisi ile buluşan ekip, mart ayında da seyirciyle yeniden buluşmaya devam ediyor. Oyunun biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Künye:
Yazar: Zeynep Kaçar
Yönetmen: Halil İbrahim Kutlu
Oyuncu: Cansu Yeşim Aldoğan
Dramaturg: Akın Altıntaş
Yönetmen Yardımcısı: Başak Kaya
Müzik: Erdem Eskimez
Işık: Gülşah Sürek
Yapımcı: Furkan Duran
Mimar Selçuk Alten’in “Düşünce Haritaları V” başlıklı kişisel sergisi 28 Mart’a kadar Galeri Siyah Beyaz’ın proje alanı Özel Şeyler’de sanatseverlerle buluşuyor.
Resme yaklaşımını bir düşünme eylemi olarak adlandıran Selçuk Alten, düşünme eyleminin kendisini bu serginin merkezine yerleştiriyor. Sergi, köklerini bir mimar olarak mesleki çalışmalarında yararlandığı bir tür düşünme eylemi olan yapı planlaması çalışmalarından alıyor. Kaos ve düzeni birlikte düşünmeyi zorunlu kılan yapı planlamasına dönük pratiğini tuval ve boyayla buluşturan Alten, bunu bir harita olarak okumayı seçiyor. Serginin ismine referans veren bu rota, akademik resmin kalıplarından uzak durmayı seçerken, geleneksel anlamda resmi bir soru olmanın ötesine taşıyor.
Tuval ve kâğıt üzerine yapılmış desenlerden oluşan sergi, şiirlerin, şarkıların ve yazılı metinlerin yanı sıra Alten’in yaşadığı yer (Antik Teos’un kuzey limanı) Sığacık’ın düşündürdüklerini kapsamına alan iki merkezden oluşuyor. Sergi, Yaşar Kemal’den Nazım Hikmet’e ve Italo Calvino’ya kadar giden bir skalada referans alanı buluyor. Selçuk Alten, düşünce dünyasını etkileyen bir öğreti olarak, mimarlık pratiğinde mesleki şartlanmaların dışına çıktığı “Mimarlıkta binanın reddi” üzerine oluşturduğu düşünme rotalarını izleyiciyle buluşturuyor.
Künye:
1. Selçuk Alten - Calvino – Görünmez Kentler (İsadora)
2. Selçuk Alten - Calvino - Görünmez kentler (Bauci)
3. Selçuk Alten - Dionysos Danscıları
Salt’ın geçtiğimiz yıl yayımladığı Moni Salim Özgilik’in üretimlerini ele alan Moni kitabı kapsamında 7 Mart’ta Ankara’daki UNITE ev sahipliğinde sanatçı, Bora Gürdaş ve Sezin Romi ile bir buluşma düzenlenecek.
Kitabı yayıma hazırlayan Sezin Romi’nin moderatörlüğündeki programda sanatçı Moni Salim Özgilik ile sanat tarihçisi Bora Gürdaş bir araya gelecek. Gürdaş, kitaptaki yazısından yola çıkarak Moni’nin Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü’nde üretmeye başladığı duvar resimlerini ve enstalasyonları Türkiye sanat tarihi bağlamında ele alan bir sunum yapacak; kampüsten Ankara’nın sokaklarına ve kamusal alanlara taşan performans ve happening’lerine ayrıntılı bir bakış sunacak.
Gürdaş’ın sunumunun ardından Moni ve Romi’nin de katılımıyla, sanatçının Ankara’daki öğrencilik yıllarından günümüze uzanan pratiği ile Salt’ta yürütülen arşiv ve araştırma süreci üzerine bir sohbet gerçekleştirilecek.
Söyleşi, 7 Mart Cumartesi günü, saat 15.00’te UNITE’de herkesin katılımına açık ve ücretsiz gerçekleşecek. Etkinliğe ve kitaba dair ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
UNITE: Cinnah Caddesi No: 7A Çankaya/Ankara
Görsel künye:
1. Moni, Eller Eller performansında, Abdi İpekçi Parkı, Ankara, 1990 Salt Araştırma, Moni Salim Özgilik Arşivi
2. Moni Salim Özgilik, Kaos, yumurta kutuları ve karton bardaklar gibi atık nesneler, Hacettepe Üniversitesi, Ankara, 1987 Salt Araştırma, Moni Salim Özgilik Arşivi
3. Moni Salim Özgilik, Kültür Ağacı, bir ağaçta asılı muhtelif gazete ve dergiler, Hacettepe Üniversitesi, Ankara, 1988 Salt Araştırma, Moni Salim Özgilik Arşivi
4. Moni Salim Özgilik, Bir Beytepe Düşü, müdahale, Hacettepe Üniversitesi, Ankara, 1988 Salt Araştırma, Moni Salim Özgilik Arşivi
5. Moni, Salt, 2025 Tasarım: Ali Cindoruk (KHORA)
Ramazan Can ve Ertuğrul Güngör & Faruk Ertekin’in “...between leaving and breaking” sergisi 6 Mart-5 Nisan tarihleri arasında Anna Laudel İstanbul’da sanatseverlerle buluşacak.
“...between leaving and breaking” sergisi, kültürel hafıza ile kimlik arasındaki diyalog üzerinde şekilleniyor. Her iki üretim pratiğinin de ana çıkış noktası sanatçıların kişisel tarihine dayanırken, ifade biçimleri geçmişi nostaljik biçimde tekrar etmek yerine, onu bugünün perspektifinden yeniden yorumluyor. Eserlerinde gelenek ile çağdaşlık arasında bir çatışma değil bilinçli bir karşılaşma yaratan sanatçılar, dünün materyalleri ile bugünün konularını birleştirerek zamanlar arası bir yorum ortaya koyuyor.
Eserlerinde halı, beton, neon gibi farklı dönemlere referans yapan malzemeleri bir araya getiren Ramazan Can’ın disiplinler arası üretim pratiği, anlatmak istediğini en uygun malzeme aracılığıyla ifade etmesine olanak tanırken, aynı zamanda farklı disiplinlerden sanatçılarla iş birliği yapabileceği bir alan da yaratıyor. Ertuğrul Güngör & Faruk Ertekin ise, Kütahya’nın köklü seramik tarihini bugünün çağdaş sanat dünyasına taşırken, seramiğe dair sanat ve zanaati kendi estetikleriyle yeniden yorumluyor. Eserlerinde modern figürlerin geleneksel motiflerle kesişimi, seramik yüzeyi sabit bir taşıyıcı olmaktan çıkararak müdahaleye açık bir hafıza alanına dönüştürüyor.
“...between leaving and breaking” sergisi ile geleneğin ancak dönüşerek var olabileceğini izleyiciye hatırlatan sergi, kültürel sürekliliği değil, kırılmalar arasındaki üretken geçişleri odağına alıyor. Ayrılmak ile kırılmak arasındaki bu aralıkta, bireysel hikâyeler kolektif bir hafıza alanı üretiyor. Sanatçıların Anna Laudel İstanbul’daki yeni sergilerinde ortak ve bireysel üretimleri olan yaklaşık 20 yeni eser yer alıyor.
Künye: Ramazan Can, Ertuğrul Güngör & Faruk Ertekin, 2026, courtesy of the artists and Anna Laudel Gallery
Inbar Heller Algazi’nin yazıp resimlediği, dostluğun değerini yücelten bir hikâye anlattığı kitabı Mumut ve Bir Kutu Dostluk, Yağmur Yavaş’ın çevirisiyle Tudem’in SEN de OKU serisinden çıktı.
Mumut ve Bir Kutu Dostluk, gerçek dostluğun paylaşarak büyüyeceğini ve nezaketle güçleneceğini vurguluyor. Merak duygusunu besleyen kurgusuyla ormanın kalbinde saklı bir hazinenin peşine düşüren öykü, çocukları doğanın eşsiz zenginliklerini keşfetmeye davet ediyor.
Mumut, büyükannesinin kendisine armağan ettiği boş kutuyu bir hazine kutusuna dönüştürebilmek hayaliyle ormanın yolunu tutar. Dağların yamacında, ağaçların arasında saatlerce yürür ama hiçbir şey bulamaz! Tam umudunu yitirdiği sırada yolu Sinecik ve diğer Mini Minnaklarla kesişir. Dediklerine göre orman hazine doludur ama görmesini bilene! Kim bilir Mumut'un aradığı hazine belki bir dal çiçekte, belki de bir kelebeğin kanadında gizlidir...
İnci Türkay’ın rol aldığı, Jennifer Tremblay imzası taşıyan Liste (The List), dün akşam (2 Mart) Londra’daki The Shaw Theatre’da prömiyerini yaptı.
Kanadalı yazar Jennifer Tremblay’in ödüllü metni Liste, Londra prömiyerinin ardından 13 ve 14 Mart’ta Ankara Tatbikat Sahnesi’nde, 29 Mart’ta Zorlu PSM’de (17.00 matine / 19.30 suare) sahnelenecek. Gerçek bir hikâyeden doğan Liste; sıradan bir annenin gündelik bir “yapılacaklar listesi”nin trajik bir ihmalle ağır bir vicdan muhasebesine dönüşmesini çarpıcı bir dille anlatıyor.
Tamamı yaratıcı kadınlardan oluşan ekipte, sahneleme ve çeviri süreci yazar Jennifer Tremblay ile doğrudan yürütüldü. Yönetmen koltuğunda Ayşegül Hardern; ışık tasarımında Ayşe Sedef Ayter; Fransızcadan çeviride Lal Atakay; sahne tasarımında ise Gülfem Özdoğan imzası bulunuyor.
Künye:
Oynayan: İnci Türkay
Yöneten: Ayşegül Hardern
Çeviren: Lal Selin Atakay
Işık Tasarımı: Ayşe Sedef Ayter
Ses Tasarımı: Cem Tuncer
Hareket Koçu: Stephen Rahman-Hughes
Dekor Konsept Tasarımı: Ayşegül Hardern
Dekor Uygulama: Gülfem Özdoğan
Kostüm Uygulama: Wonder Kostüm
Afiş & Video Tasarımı: Baran Gündüzalp
Prova ve Sahne Fotoğraflama: Mihri Manap Sunmaz
Işık Operatörü: Ekrem Kelebek
Sahne Amiri: Damla Sezgin
PR Danışmanlık: Baran Gündüzalp
PR İletişim: Deniz Sekmen
Medya ve İletişim Yönetimi: Salt & Pepper Project
Berke Yazıcıoğlu’nun “Helix” başlıklı kişisel sergisi 12 Mart-26 Nisan tarihleri arasında Dirimart Pera’da sanatseverlerle buluşacak.
“Helix” sergisi, Berke Yazıcıoğlu’nun müzikal yapılar, teknolojik denetim döngüleri ve dairesel hareketin matematiği üzerine analitik ve görsel araştırmalarına dayalı son dönem üretimlerini bir araya getiriyor. Duvarlara yayılan animasyonlar serginin merkezinde yer alırken doğadaki döngülerden gezegen hareketlerine, dijital gözetleme sistemlerinden mahremiyetin sınırlarına kadar pek çok kavramı iç içe geçiriyor. İzleyiciyi hem izleyen hem de izlenen konumuna yerleştiren bu yerleştirme, günümüz teknolojilerinin yarattığı kesintisiz denetim hâlini sarsıcı bir dille sorguluyor. “Helix”, zamanın ve teknolojinin kontrolü altındaki modern insan deneyimini, müziğin ve çizimin gücüyle yeniden tanımlıyor.
Berke Yazıcıoğlu’nun pratiği resim, çizim, tekstil ve animasyon gibi disiplinler arasında dokunan, temelini çizimin iletişimsel gücünden alan çok katmanlı bir yapı. Görsel iletişim tasarımı geçmişini güzel sanatların kavramsal derinliğiyle harmanlayan sanatçı, pratiğinde özellikle imgenin ideolojiyi aktarma, sosyal yapıları pekiştirme veya sarsma kapasitesini mercek altına alıyor. Erken dönem işlerinde arzu ve toplumsal düzen arasındaki gerilimi, erotizm ve sosyal normlar üzerinden tartışan sanatçı, güncel üretimlerinde klasik müzik partisyonlarını görsel birer anlatı ve analitik bir okuma üzerinden yeniden kurguluyor. Güç dinamiklerini, çok figürlü kompozisyonları ve ardışık yapıları aracılığıyla halk hikâyeleri ve masallar gibi geleneksel anlatı türlerine paralel bir görsel dille işleyen Yazıcıoğlu, izleyiciyi kişisel özlemler ile sivil düzenlemelerin ebedi çatışmasını keşfetmeye davet ediyor.
Künye: Nighttime Extended Loop 2026 (video still)_Elle çizim ve dijital animasyon Hand–drawn and digital animation 2’58”_3840 x 2160 px UHD Ed. 1_3 + 2 AP