
Geçtiğimiz günlerde 20. edisyonuyla sanatseverleri bir araya getiren Contemporary Istanbul, 16 ülkeden 52 çağdaş sanat galerisine ev sahipliği yaptı ve 579 sanatçının 931 eserini 54.320 ziyaretçiyle buluşturdu.
Akbank ana partnerliğinde, 24-28 Eylül tarihleri arasında Tersane İstanbul’da gerçekleştirilen Contemporary Istanbul’un 20. edisyonu, dünyanın dört bir yanından gelen 54.320 ziyaretçiyi ağırladı. Contemporary Istanbul’un 20. edisyonunda bazı el değiştirmeler arasında Canan Tolon, Tony Cragg, Chelsea Culprit, George Condo, Burhan Doğançay, Takashi Murakami, Erol Akyavaş, Gülnur Özsoy, Edward Burtynsky ve Alkan Avcıoğlu, Tracey Emin, Melis Buyruk, Azade Köker, Bettina Pousttchi, Gil Heitor Cortesao, Jose Carlos Martinat, Santiago Parra, Seda Gazioğlu ve Sefa Çatuk, Alessandro Twombly ve Leonardo Meoni ve Elena Damiani’nin eserleri yer aldı.
Contemporary Istanbul 20. edisyonunda, ABD’nin Türkiye diplomatik temsilciliği iş birliği ile Guggenheim Müzesi Onursal Başkanı Jennifer Stockman ağırlandı. Amerika çağdaş sanat sahnesine odaklanan Focus America bölümü kapsamında Leila Heller Gallery’nin yanı sıra Amanita, Revolver Galería, Pontone / Friedrichs Pontone, Heft Gallery gibi önemli galeriler de Türkiye’de ilk defa izleyici karşısına çıktı.
Contemporary Istanbul’un Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli şunları söyledi: “20 yıl boyunca Contemporary Istanbul üç ilkeye bağlı kaldı; uluslararası bir fuar olmak, kültürel etkileşim ve alışveriş için bir platform yaratmak, fuar sona erdikten sonra da varlığını sürdürmek. Bugün CI yalnızca bir fuar değil; İstanbul’u çok yönlü uluslararası bir merkez hâline getiren canlı bir kültür platformudur. Koleksiyonerleri, sanatçıları ve galerileri buluştururken, Contemporary Istanbul Vakfı aracılığıyla sanatsal ve eğitsel projelerle sosyal bir sorumluluk da üstlendik. Tüm zorluklara rağmen bölgedeki kültürel sürekliliğimizi koruduk. Eminim sanat ve teknoloji etrafında gelişecek tartışmalar, sanatçılara daha iyi bir gelecek kurma fırsatı verecek.”
Contemporary Istanbul hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
İletişim profesörü Kara Alaimo’nun çevrimiçi dünyanın kadınlar ve kız çocukları üzerindeki yıkıcı etkilerini ortaya koyduğu kitabı Çevrimiçi Tuzaklar, Sevda Akyüz’ün çevirisiyle Doğan Kitap’tan çıktı.
Çevrimiçi Tuzaklar sadece bir tehlike haritası değil; aynı zamanda bir çıkış yolu da sunuyor okuruna. Alaimo, gerçek yaşam hikâyeleri, araştırmalar ve uzman görüşleriyle hazırladığı bu kitabıyla kızlarımızı nasıl koruyabileceğimizi, kendi platformlarımızı nasıl güçlenme aracına dönüştürebileceğimizi ve dijital dünyada nasıl güvenle var olabileceğimizi anlatıyor. Alaimo; sahte haberlerden çevrimiçi tacize, fenomen kültüründen dijital şantajlara kadar kadınların hedef alındığı tüm karanlık yönleri ortaya çıkarıyor.
Paribu Art, sezon boyunca konserlerden tiyatro gösterilerine festivallerden atölyelere kadar farklı disiplinlerde pek çok etkinliğe ev sahipliği yapacak.
Terminal Kadıköy’de yer alan Paribu Art ile İstanbul’un kültür sanat haritasına yeni bir deneyim ve topluluk oluşturma noktası daha eklendi. Yerel kültürden ilham alan, küresel diyaloğa açık, özgün ve çağdaş bir sanat ekosistemi kurma hedefiyle yola çıkan Paribu Art, programında yer alan konserler, tiyatro gösterileri, sergiler, festivaller ile katılımcılarını ağırlayacak. Paribu Art, konserlerden tiyatro oyunlarına, dijital sanatın sınırlarını zorlayan eserlerden çocuklara özel festivallere kadar uzanan zengin bir programı sanatseverlerle buluşturacak. Etkileyici sahne performanslarının, dikkat çeken masterclass’ların, cazdan popa uzanan özgün müzikleriyle Theo Croker ve The Wanton Bishops, etnik ve dünya müziğini çağdaş bir yorumla sahneye taşıyan Bab L’bluz gibi çok yönlü performansların yer alacağı Paribu Art’ın gelecek dönem programında birçok etkinlik yer alıyor.
Program:
30 Eylül –20.00 - Endophasia - Performans
13 Ekim – 20.30 - Elma Labrador Çimen - Tiyatro
15 Ekim – 21.30 – Theo Croker
17 Ekim – 21.30 – Black Flag
18 Ekim - 21.30 - Andrea Molteni
19 Ekim - 21.30 - Butcher Brown
26 Ekim – 20.30 – Önüm Arkam Duygularım Sobe – Tiyatro
6 Kasım – 21.30 – The Wanton Bishops
18 Kasım – 21.30 – Büyük Ev Ablukada
20-21-22-23 Kasım – Tüm Gün – Atta Festival
28 Kasım – 21.30 – Bab L’Bluz
Mustafa Ata’nın 60 yıllık sanat yolculuğuna odaklanan “Askıda / Suspended” başlıklı sergi, 5 Ocak 2026 tarihine kadar Şile’deki yaşam ve üretim mekânı Anıt Atölye’de sanatseverlerle buluşuyor.
18. İstanbul Bienali Paralel Etkinlikler kapsamında gerçekleştirilen “Askıda / Suspended” başlıklı koleksiyon sergisi yalnızca sanatçının yapıtlarını değil; doğa, hayvanlar ve renklerle çevrili yaşam biçimini de izleyiciye açarak, sanat ve yaşamı iç içe deneyimleme olanağı sunuyor. Sergi, usta ressamın yaşamına ve 60 yıla yaklaşan sanat yolculuğuna bir saygı duruşu niteliği taşıyor.
Rengin ve sonsuzluğun ressamı Mustafa Ata’nın 2014’te başlayıp günümüze kadar süren “Askıda” adlı yapıt serisi, figür resminden yola çıkarak salt fırça hareketlerine dayalı soyut resimlere uzanan geniş bir süreci kapsıyor. Başlangıçta çoğunlukla tuval üzerinde üretilen bu yapıtlar, zamanla daha renkli ve deneysel nitelikler taşıyan kâğıt işlerine evrildi. Sanatçının üretiminde önemli bir yere sahip olan bu kâğıt işler, farklı iki ve üç boyutlu malzemelerle birlikte değerlendirildiğinde ayrı bir grup olarak öne çıkıyor. Sanatçının son dönem kâğıt işleri, aynı resimdeki davranışı gibi ve başından beri süregeldiği üzere, giderek soyutlaşan bir yapı taşıyor. “Askıda” başlıklı koleksiyon sergisi, Ata’nın üç boyutlu vitray eserlerini (Askıda Akışkan Bedenler) de ilk kez sanatseverlerle buluşturuyor.
Küratörlüğünü, sanatçının eşi Gönül Karakan Ata’nın üstlendiği “Askıda” sergisinin afiş, broşür ve davetiye gibi dijital tüm görsellerinin tasarımı Ahmet Öktem imzasını taşıyor. Sergi, Gönül Ata, Ahmet Öktem ve Mustafa İlik yönetiminde yaklaşık bir yıl süren kolektif bir çalışmanın sonucu olarak sanatseverlerle buluşuyor.
Kuang Feng’in özünde gençliğin bunalımına ve modern yaşamın boşluklarına dokunan romanı Güneş Keki, Emre Utaş’ın çevirisiyle Amorf Kitap’tan çıktı.
Feng’in kültürel kimlik, gelenek ve aidiyet üzerine dokunaklı bir hikâye sunan ve ilk romanı olan The Suncake Pastry Shop, farklı coğrafyalarda okurların ilgisini çekti ve birçok dile çevrildi. Güneş Keki, Japonya ile Tayvan arasında, gelenek ile yenilik, kalp kırıklığı ile yeni bir aşk umudu arasında yolunu bulmaya çalışan genç bir adamın hikâyesini pastane mutfağından yükselen cezbedici kokularla anlatıyor.
“Japonya’dan evine kalbi kırık dönen An-Chun, büyük amcasının geleneksel pastanesinde çırak olarak çalışmaya başlar. Tatlı yapımını öğrenmeye çabalarken Japonya’daki deneyimlerini yeniden düşünür; bu deneyimler, aslında hem aile pastanesinin hem de kendisinin gerileyen talihini tersine çevirmek için bir yol olabilir. Tam bu sırada pastanede tanıştığı Emiko ile de gelgitli bir aşk yaşamaya başlar ve kaderi tamamen değişir. Batı tarzı fırınların yükselişi karşısında dükkânını ayakta tutmaya direnen Lin Amca yalnızca tatlılar için değil, bir yaşam felsefesi için de mücadele etmektedir. An-Chun, bu dükkânda hem geçmişin yarım kalmış aşklarını hem de geleneklerin saklı ruhunu keşfeder.”
Salt’ın “Karanlık Dünya” sergisi kapsamında düzenlenen “Her şeyde bir şey buldu” başlıklı gösterim programı 4 Ekim’de Salt Beyoğlu’ndaki Açık Sinema’da başlıyor.
Garanti BBVA tarafından kurulan Salt’ın “Karanlık Dünya” sergisi, Metin Erksan’ın yönettiği ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun senaryosunu yazdığı aynı adlı filmin hikâyesini 1950’ler Türkiye’sinin kültürel iklimi içerisinde inceliyor. Sanatçı Mike Bode ile senarist Caner Yalçın’ın uzun soluklu araştırmasını temel alan sergi, dönemin ideolojileri, üretim koşulları, sansür mekanizmaları ve ticari kaygılarıyla eklektik bir ürün hâline gelen filmin etrafında gelişen anlatıları keşfe çıkıyor. Sergiye paralel olarak hazırlanan “Her şeyde bir şey buldu” gösterim programı ise filmin melodrama, toplumsal gerçekçilik, propaganda, belgesel, etnografik film gibi farklı sinema türleriyle etkileşimi ve kesişimlerinden yola çıkıyor. Program, adını Metin Erksan’ın, sansür kurulunun filme yaklaşımıyla ilgili Mart 1998’de Roll dergisine verdiği röportajın başlığından alıyor. 1940’lardan 1950’lere farklı coğrafyalardan beş filmi bir araya getiren seçki, türler arası geçişlilik ile dönemin düşünce ortamı arasındaki ilişkilerin izini sürüyor.
Salt Beyoğlu’ndaki Açık Sinema’da gerçekleştirilecek gösterimler, 4 Ekim Cumartesi saat 17.00’de Los Olvidados [Unutulmuşlar] filmiyle başlıyor. Toplumsal gerçekçilik ile Luis Buñuel’in kendine has sürrealist üslubunu birleştiren ve 1951 Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü’nü alan film, Mexico City’deki yaşam koşullarını, çocukların şiddetle kurduğu ilişkiyi ve yoksullukla baş etme biçimlerini gözler önüne seriyor. 9 Ekim Perşembe saat 19.00’da gösterilecek Lettre de Sibérie [Sibirya’dan Mektup] ise yönetmen Chris Marker’ın Sibirya’ya yaptığı yolculuğu konu alıyor. Marker’ın animasyon, fotoğraf gibi farklı mecraları da kullandığı film, coğrafyaya, yaşam biçimlerine, şehirleşmeye ve uzak köylere özgün bir bakış sunuyor. Program, 18 Ekim Cumartesi günü Bab el-Hadid [Kahire İstasyonu] ve 21 Ekim Salı günü Do Bigha Zamin [İki Dönüm Arazi] filmlerinin gösterimi ardından 23 Ekim Perşembe günü Akira Kurosawa’nın Ichiban utsukushiku [En Güzel] filmiyle sona erecek.
“Her şeyde bir şey buldu” başlıklı gösterim programı hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Künye:
1. Ichiban utsukushiku [En Güzel] (1944) filminden bir kare ©Films Sans Frontières
2. Los Olvidados [Unutulmuşlar] (1950) filminden bir kare ©Türkiye’deki Meksika Büyükelçiliği
3. Bab el-Hadid [Kahire İstasyonu] (1958) filminden bir kare ©Misr International Films
4. Lettre de Sibérie [Sibirya’dan Mektup] (1958) filminden bir kare ©Institut Français
5. Karanlık Dünya (1953) filminden bir kare ©Atadeniz Film
SAHA, Türkiye genelinde görsel sanatlar alanında faaliyet gösteren bağımsız sanat inisiyatiflerinin program, sergi ve yayın projelerini desteklemek amacıyla oluşturduğu SAHA Sürdürülebilirlik Fonu’nun 2026 yılı başvuruları 19 Ekim’e kadar devam ediyor.
SAHA Sürdürülebilirlik Fonu, önceki yıllarda başvurmuş ve destek almış inisiyatiflere de açık. Başvurular 19 Ekim Pazar günü saat 24.00’e kadar devam edecek. Sonuçlar ise kasım sonunda açıklanacak.
SAHA, bu kapsamda her biri 200.000 TL’ye kadar destek alabilecek 10-12 bağımsız sanat inisiyatifini fonlamayı ve bu inisiyatifler arasında bağlantılar kurulmasına katkı sunmayı amaçlıyor.
Başvuru Koşulları:
-Türkiye’de güncel görsel sanatlar alanında faaliyet gösteren, kâr amacı gütmeyen, ticari faaliyette bulunmayan, bağımsız ve kolektif bir yapıya sahip olmak,
-Sergi ya da programlarını düzenlediği bir mekâna veya sürekli bir çevrimiçi mecraya sahip olmak,
-Güncel görsel sanatlar alanında 2026 yılı boyunca düzenli olarak halka açık ve ücretsiz etkinlik, sergi veya programlar sunmak.
Başvuru İçin Gerekli Belgeler:
-İnisiyatifin başvuru amacını açıklayan niyet mektubu (300 kelime),
-İnisiyatif ve programları hakkında yayınlanmak üzere Türkçe ve İngilizce bilgi metni (her biri 250–300 kelime) ve 2 görsel,
-2026 yılı için planlanan program, takvim ve öngörülen yıllık bütçe,
-Varsa, son 2 yıla ait program bilgisi ve 3 fotoğraf,
-İnisiyatifin ya da temsilcisinin iletişim bilgileri (adres, e-posta, cep telefonu, web sitesi ve sosyal medya hesapları).
Başvuru Yöntemi:
-Tüm belgeler, “SAHA Sürdürülebilirlik Fonu 2026” konu başlığıyla, tek bir PDF dosyası (en fazla 5 MB) hâlinde hazırlanmalı ve application@saha.org.tr adresine e-posta yoluyla gönderilmelidir.
SAHA Sürdürülebilirlik Fonu hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Selçuk Yöntem, Zuhal Olcay ve Cengiz Bozkurt’un ilk kez aynı sahneyi paylaşacakları Don Quixote (Don Kişot) müzikali 30 Eylül Salı akşamı Zorlu PSM’de prömiyerini yapacak.
Cervantes’in ölümsüz eserinden uyarlanan müzikal; usta yönetmen Işıl Kasapoğlu rejisi ve müzik direktörü Volkan Akkoç yönetiminde, Çolpan İlhan & Sadri Alışık Tiyatrosu ile Piu Entertainment ortak yapımı olarak sahneleniyor. Müzikal, İstanbul’da prömiyerini yaptıktan sonra Ankara’da seyirci ile buluşacak.
Selçuk Yöntem, Don Quixote karakterine kattığı derinlik ve yıllara yayılan deneyimiyle sahnede büyüleyici bir performans sergileyecek. Zuhal Olcay, tiyatro, sinema ve müzik dünyasındaki zengin deneyimini Aldonza karakteriyle buluşturarak güçlü ve unutulmaz bir kadın portresi yaratacak. Cengiz Bozkurt ise sahnedeki mizahi derinliği ve güçlü oyunculuğuyla Sancho Panza’ya hayat verecek.
İlk kez 1965 yılında sahneyle buluşan Don Quixote müzikali, 1959’da Dale Wasserman tarafından kaleme alınan televizyon oyunu temel alınarak uyarlandı. Broadway’de toplam 2 bin 328 kez sahnelenen yapım, gösterildiği dönemde büyük ilgi görerek “En İyi Müzikal” başta olmak üzere beş dalda Tony Ödülü kazandı. Edebiyatın ölümsüz karakteri Don Kişot’un hayal gücü ve cesaretiyle beslenen bu klasik yapım, tiyatro tarihinde iz bırakan başlıca eserler arasında yer alıyor.
Don Quixote Müzikali Program
30 Eylül 2025 - İstanbul Zorlu PSM
12-13-14-17 Ekim 2025 - İstanbul Zorlu PSM
24- 25-26 Ekim- Ankara ATO Congresium
19-20 Kasım 2025- İstanbul Zorlu PSM
25 Kasım 2025- Ankara ATO Congresium
2024 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Han Kang’ın kaleme aldığı, duymadan sese, görmeden ışığa inananların romanı Yunanca Dersleri, Göksel Türközü’nün çevirisiyle April Yayıncılık’tan çıktı.
Türkçede daha önce Vejetaryen, Çocuk Geliyor, Beyaz Kitap, Veda Etmiyorum ve Sevgilinin Soğuk Elleri yayımlanan Han Kang’ın bu romanı şiirselliğiyle edebiyatına bir kez daha hayran bırakacak bir eser. Yunanca Dersleri, iki insan arasında kurulan beklenmedik bağın hikâyesi. İnsanın insana şifa olmasına, dilin ve dokunmanın gücüne yazılmış bir aşk mektubu.
Duyuları uyandıran, hayatta olmanın özünü hatırlatan bir kitap olarak okurla buluşuyor.
“Seul'de bir sınıf.
Genç bir kadın, tahtadaki Yunanca öğretmenini izliyor.
Konuşmaya çalışıyor ama sesini yitirdi.
Öğretmeni ise giderek artan körlüğünün eşiğinde artık konuşulmayan bir dili anlatıyor.
Işığı gittikçe sönerken, sesini duyamadığı kadına adım adım çekiliyor.
İkisini birleştiren geçmişte bıraktıkları...
Bir zamanlar sahip olup artık geri alamayacakları...
Her şeye rağmen çarpan kalpleri...”
Bor Sanat ve EXIT iş birliğiyle, Beral Madra, Ebru Nalan Sülün ve Missem Canmutlu’nun danışmanlığında yürütülen Konuk Sanatçı Programı’nın üretimleri “MAYA” başlıklı sergiyle, 11 Ekim 2025-16 Ocak 2026 tarihleri arasında Mardin’de sanatseverlerle buluşacak.
Ebru Nalan Sülün küratörlüğünde EXIT’te gerçekleşecek olan “MAYA”; dört dönem boyunca katılımcı sanatçıların üretim süreçlerine, karşılıklı etkileşimlerine, kentle ve birbirleriyle kurdukları diyaloğa odaklanıyor. Sergi, ortak akıl ve düşünme süreçlerinde ortaya çıkan özün/cevherin dönüşümünü ve bu dönüşümün yarattığı etkileşimleri görünür kılmayı amaçlıyor.
Mardin’de izleyiciyle buluşacak olan sergide, program katılımcıları Ahmet Öktem & Mehmet Akan, Fulya Çetin & Sidar Alışık, Serhat Kiraz & Ayşe Ceren Solmaz ile Handan Börüteçene & Rıdvan Aşar’ın üretim süreçleri ve çalışmaları bir araya geliyor. Bor Sanat ve EXIT iş birliğinde gerçekleşen Konuk Sanatçı Programı, Mardin’de yaşayan sanatçılarla ulusal/uluslararası deneyimli sanatçıların kolektif bir yaklaşımla çağdaş sanat üretimleri gerçekleştirmeleri amacıyla hayata geçti. Mardin’de üretim yapan 4 yerel sanatçı ve 4 mentör profesyonel konuk sanatçıyı buluşturan program kapsamında sanatçılar, birer aylık dönemler hâlinde EXIT alanında konaklayıp üretimlerini gerçekleştirdi.
Program takvimi:
Güz Dönemi:
14 Ekim-14 Kasım 2024: Ahmet Öktem & Mehmet Akan
1-30 Aralık 2024: Fulya Çetin & Sidar Alışık
Bahar Dönemi:
10 Mart-10 Nisan 2025: Serhat Kiraz & Ayşe Ceren Solmaz
21 Nisan-21 Mayıs 2025: Handan Börüteçene & Rıdvan Aşar