GÜNDEM
  • 03-03-2026

    FABİSAD’ın Arzu Taşçıoğlu küratörlüğünde düzenlediği “Pera’da Bir Şövalye: Giovanni Scognamillo Sergisi” 22 Mart 2026 tarihine kadar Ceneviz Sanat’ta izleyiciyle buluşacak.

    Biğkem Karavus ve Fatih Danacı’nın danışmanlığını üstlendiği sergi fantazya, bilimkurgu ve korku türlerinin Türkiye’de tanınması ve gelişmesinde öncü rol üstlenmiş, Türk sinemasının dünyada bilinirliğini sağlamış tarihçi ve araştırmacı yazar Giovanni Scognamillo’nun büyülü dünyasına davet ediyor. Sergide Scognamillo’ya ait kişisel eşyalar, onlarca kitabını yazdığı daktilo ve çalışma masası, renkli dünyasını yansıtan çizimleri, daha önce yayımlanmamış şiir ve öykü çalışmaları, kitapları, özenle biriktirdiği figürleri, canavar ve yaratıkları ile Scognamillo’ya özgü daha pek çok ürün yer alıyor.

    Sergide yalnızca Scognamillo ve ailesinin tarihini değil; Cumhuriyet dönemi öncesine ait sinema belgeleriyle sinema tarihimizi, özenle sakladığı notlarıyla levantenlerin yaşamını, yazdıklarıyla Beyoğlu yaşantısını, FABİSAD Gio Ödülleri köşesiyle Scognamillo mirasının bugüne ulaşan yansımalarını sergideki detaylarda bulmak mümkün. Ayrıca Ara Güler’in Scognamillo portreleri, uluslararası üne sahip sanatçıların Scognamillo yorumları, sergiye özel farklı disiplinlerle üretilmiş tasarımlar da sergide yer alıyor.

    “Pera’da Bir Şövalye: Giovanni Scognamillo Sergisi”, Ceneviz Sanat’ta 22 Mart tarihine kadar pazartesi hariç her gün 11.00-19.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilir.

    ​Ceneviz Sanat: Karaköy Arap Camii karşısı Galata Mahkemesi Sk. No:15/A, Beyoğlu/İstanbul

    0
    0
    1749
  • 03-03-2026

    Yeşim Ustaoğlu’nun yazıp yönettiği, Selen Heinz’ın ortak yönetmenliğini ve görüntü yönetmenliğini üstlendiği Kuru Taşın Başı, dünya prömiyerini Mart’ta 27. Selanik Uluslararası Belgesel Festivali’nde yapacak.

    Yeşim Ustaoğlu’nun yazıp yönettiği Kuru Taşın Başı, 5-15 Mart tarihleri arasında düzenlenecek 27. Selanik Uluslararası Belgesel Festivali’nde dünya prömiyerini gerçekleştirecek. Selen Heinz’ın ortak yönetmenliğini ve görüntü yönetmenliğini üstlendiği film, festivalin güncel belgesel sinemanın en seçkin örneklerini bir araya getiren “Open Horizons” (Açık Ufuklar) bölümünde izleyiciyle buluşacak.

    Kuru Taşın Başı, Yusufeli Barajı nedeniyle yerinden edilen yöre halkının zorunlu sürgününü konu alıyor. Yüzyıllardır ekip biçtikleri topraklarını, evlerini, can yoldaşı hayvanlarını geride bırakıp -kendi deyimleriyle “kuru taşın başında”- beton ve tüketim odaklı hayata tutunmaya çalışanları izleyen film, suyun ölümüne, tarihin ve hafızanın yok oluşuna tanıklık ediyor.

    Yeşim Ustaoğlu’nun yeni uzun metraj filmi Artakalan’ın ön hazırlıkları için bölgede bulunduğu sırada Yusufeli Barajı projesiyle yaşanan değişim, bu belgeselin de hareket noktası oldu. Bu süreçte tutulmaya başlanan kayıtlar; nehrin, bölge halkının ve kolektif bir hafızanın suya teslim oluşunu belgeleyen bir günlüğe dönüştü.

    ​Bir Ustaoğlu Film yapımı olan belgeselin yapımcılığını Yeşim Ustaoğlu, Behrooz Hashemian ve Anna Maria Aslanoğlu üstleniyor. Kurgusunu Thomas Balkenhol, Hakan Aytekin, Svetolik Mica Zajc, Yeşim Ustaoğlu ve Selen Heinz’ın üstlendiği filmin müziklerinde Şevket Akıncı, Berke Can Özcan, Volkan Ergen, VOVA ve Ayşenur Kolivar’ın besteleri bulunuyor.

    0
    0
    1692
  • 03-03-2026

    Elektronik müziğin kült ikilisi Thievery Corporation, 30. yıl turnesi kapsamında Piu Entertainment organizasyonuyla 16 Temmuz’da Zorlu PSM’de sahne alacak.

    Washington, D.C.’de Rob Garza ve Eric Hilton tarafından kurulan Thievery Corporation, downtempo’dan trip-hop’a, dub’dan bossa nova’ya; reggae, soul ve cazdan Orta Doğu ve Hint müziğine uzanan zengin bir ses dünyası yaratıyor.

    1996’da yayımlanan ilk albümleri Sounds from the Thievery Hi-Fi ile başlayan yolculuk, The Mirror Conspiracy, The Richest Man in Babylon, Radio Retaliation ve Treasures from the Temple gibi albümlerle yıllar içinde sağlam bir müzikal mirasa dönüştü. Grup, farklı coğrafyalardan müzisyen ve vokalistlerle zenginleşen sahne performanslarıyla da dikkatleri üzerine çekti.

    ​Thievery Corporation konserleri sadece bir müzik gecesi değil; hipnotik ritimler, güçlü groove’lar ve etkileyici sahne görselleriyle baştan sona yaşayan bir deneyim. 16 Temmuz’daki İstanbul performansı, sahne üzerinde ve ayakta gerçekleşecek özel bir düzende dinleyicileri ritmin tam merkezine davet ediyor. Grup, her zamanki gibi repertuvarını yeniden şekillendirerek sürprizlere yer verecek. Konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    987
  • 03-03-2026

    Özer Toraman’ın “Sessiz Diyalog” başlıklı kişisel sergisi 5 Mart-2 Mayıs tarihleri arasında Pi Artworks İstanbul’da sanatseverlerle buluşacak.

    Özer Toraman’ın yeni dönem resimlerinin yanı sıra ilk kez bir enstalasyona yer verdiği “Sessiz Diyalog” sergisi, sanatçının pratiğinde yeni bir yönelime işaret ediyor. Gündelik hayatın gürültüsü içinde çoğu zaman fark edilmeyen durgun ve sakin anlara odaklanan sergi; ışık, renk ve mekânsal kurgular aracılığıyla insanın doğayla ve kendi iç dünyasıyla kurduğu sözsüz ilişkiyi ele alıyor. Resimler, sanatçının pratiğinde öne çıkan titizlikle kurgulanmış, neredeyse fotoğrafik kompozisyon anlayışını ve güçlü renk kullanımını sürdürüyor. Sanatçının üretiminde belirleyici bir unsur olan ışık, bu sergide hem mekânı hem de figürü kuran temel bir yapı olarak öne çıkıyor. Yoğun mavi gökyüzü ve güneş yansımaları, kompozisyonlarda zamansal bir askıda kalma hissi yaratırken figür ile onu çevreleyen boşluk arasındaki ilişkiyi görünür kılıyor.

    Serginin merkezinde yer alan enstalasyon ise sanatçının pratiğinde önemli bir açılımı temsil ediyor. Yeşil bir zemin üzerinde karşılıklı konumlandırılmış iki sandalye, sanki resimlerden çıkıp galerinin fiziksel mekânına taşınmış gibi duruyor. Bu yerleştirme, iki boyutlu resim dünyasından izleyicinin bulunduğu mekâna uzanan bir geçiş önerirken, izleyiciyi de bu sessiz karşılaşmanın parçası olmaya davet ediyor. Boş sandalyeler hem bir buluşma ihtimaline hem de paylaşılan bir sessizliğe işaret ediyor.

    Özer Toraman sergi hakkında şunları söylüyor: “Sessiz Diyalog, anlam üretmeye çalışan bir anlatı sunmak yerine, anlam arayışının askıya alındığı bir alan öneriyor. Burada bakmak ve durmak yeterli. Resimler cevap vermek yerine bekliyor; açıklamak yerine susuyor. Bizi bakmakla görmek, duymakla hissetmek arasındaki ince çizgide yürümeye çağırıyor ve en derin diyalogların, kelimelerin tamamen çekildiği yerde başladığını hatırlatıyor.”

    Künye:
    1. Özer Toraman, Garden of the World, Berlin
    2. Özer Toraman, Cimenlere serilmiş düşler, 2026, 105x159 cm
    ​3. Özer Toraman, Ruhun Serap Bahçesi, 2026, tuval üzerine yağlıboya, 100 x 150 cm

    0
    0
    1160
  • 03-03-2026

    Komedyen Louis C.K.’in tehlikeli ama umutlu, tekinsiz ama büyüleyici bir yol hikâyesi anlattığı romanı Ingram, Algan Sezgintüredi çevirisiyle April Yayıncılık’tan çıktı.

    Geçtiğimiz günlerde İstanbul'daki gösterileriyle izleyicisiyle buluşan Louis C.K.’in romanı hakkında eleştirmenler tarafından Gazap ÜzümleriForrest Gump ile buluşursa böyle bir roman çıkardı yorumu yapıyorlar.

    ​“Başrolde toprağın kıraç olduğu, yolun hiçbir yere çıkmadığı ıssız bir çiftlikte büyüyen Ingram var. Büyük Buhran zamanları. Yoksulluğun içinde tükenmişliğin ağırlığı ve kaçınılmaz gerçek: Ingram evini terk etmek zorunda, bu soğuk cehennemi geride bırakacak. Arkasında yaralı bir çocukluk, önünde ise kimsenin kimseyi umursamadığı koca Amerika var. Ne aile ne para. Hayatta kalma içgüdüsü ve bir gün kendi kamyonetine sahip olma hayalinden başka hiçbir şeyi yok. Teksas’ın işçi sınıfı coğrafyasında mısır tarlaları, petrol sahaları, nehirler ve bitmeyen yollar arasında Ingram, Amerikan rüyası denen garabetle tanışıyor. Yol üstü lokantaları, yırtmaya çalışan garsonlar, göçmen işçiler, suçlular, kaybolmuş ruhlar… Her biri ona hayata dair bir şey öğretecek: Bazısı merhameti, bazısı şiddeti, bazısı da sadece “şans” denen yalanın acımasızlığını. Dünya Ingram’a karşı kayıtsız ama Ingram kayıtsızlığa bile direniyor. Yol uzadıkça, talihin de felaketin de onu kovalamadığını, asıl meselenin kendi seçimlerini yapmayı öğrenmek olduğunu kavrayacak. Peki ya kaçmaya çalıştığı geçmişi, geleceğinin ta kendisiyse?”

    0
    0
    1018
  • 02-03-2026

    Pera Müzesi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında hazırladığı “Kuralların Dışında” film programını 6-15 Mart arasında sinemaseverlerle buluşturacak.

    Sinemada yerleşik anlatı ve temsil biçimlerini sorgulayan kadın yönetmenlerin filmlerini bir araya getiren “Kuralların Dışında” programı, kadınların arzuları, bedenleri ve özgürlük arayışları etrafında şekillenen feminist itirazları farklı dönemler ve estetik diller üzerinden görünür kılıyor. Fiziksel ve çevrim içi gösterimlerden oluşan program, kadın yönetmenlerin imzasını taşıyan beş filmle, kadınların arzuları, bedenleri ve özgürlük arayışları etrafında şekillenen feminist itirazları merkezine alıyor. Věra Chytilová, Ula Stöckl ve Ceylan Özgün Özçelik’in filmlerinden oluşan seçki, seyircisini sinemada yerleşik anlatı ve temsil biçimlerinin sınırlarını sorgulamaya davet ediyor.

    Çek Yeni Dalgası’nın radikal öncü yönetmenlerinden Věra Chytilová’nın yönettiği Papatyalar, 6 Mart Cuma saat 19.00’da ve 14 Mart Cumartesi saat 15.00’te gösterilecek. Almanya’nın ilk feminist filmi olarak kabul edilen Ula Stöckl imzalı Dokuz Canlı Kedi ise 7 Mart Cumartesi saat 15.00’te ve 15 Mart Pazar saat 15.00’te izleyicilerle buluşacak. Programın çevrim içi ayağı, 1960’larda sinemada ortaya çıkan feminist kırılma ile günümüz arasında güçlü bir bağ kuruyor. Ceylan Özgün Özçelik’in imzasını taşıyan Ankebût, Cadı Üçlemesi 13+ ve Cadı Üçlemesi 15+ gösterilecek.

    ​Sinemada kuralları ihlal eden, yerleşik anlatıları tersyüz eden ve kadınların özgürlük arayışını farklı dönemler ve estetik diller üzerinden ele alan filmlerden oluşan “Kuralların Dışında” programının fiziksel gösterimleri 6-15 Mart arasında Pera Müzesi Oditoryumu’nda gerçekleşirken, çevrim içi seçki 6-13 Mart arasında Pera Müzesi’nin internet sitesi üzerinden izlenebilecek.

    0
    0
    1123
  • 02-03-2026

    Ruzy Gallery, Thom Oosterhof küratörlüğünde düzenlenen “Surface” başlıklı yeni sergisini 23 Nisan’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.

    “Surface” (Yüzey), sanatçıların malzeme ile kurduğu ilişkiyi sürekli yeniden yorumladığı ve tanıdık olanı beklenmedik biçimlere dönüştürdüğü üretim süreçlerini odağına alıyor. Adam Parker Smith, Christian Holze, Márton Nemes ve Peter Cvik’in eserlerini bir araya getiren sergi, yüzey, form ve malzeme arasındaki etkileşimi mercek altına alıyor.

    “Surface”, yalnızca yüzeyin ardındaki katmanları değil; yüzey üzerinden anlamı, algıyı ve maddeselliği sorgulayan eserleri bir araya getiriyor. Endüstriyel ve geleneksel bileşenler, tanıdık hâllerden uzaklaşıp görsel ve duygusal deneyimlere dönüşüyor. Sergide yer alan işler, izleyiciyi gözden kaçmış olana yeniden bakmaya; sanatçıların sıradanı nasıl yeni bir şeye dönüştürdüğüne tanıklık etmeye davet ediyor. Surface, izleyiciyi eserlerin yalnızca görünen yüzeyleriyle değil, bu yüzeylerin ardında yer alan duygusal, kavramsal ve kültürel katmanlarla da buluşturuyor.

    Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz​

    0
    0
    1199
  • 02-03-2026

    Doğan Kitap’ın Duygu Asena’nın anısını ve fikirlerini yaşatmak için 2007 yılından beri düzenlediği Duygu Asena Roman Ödülü’ne başvurular başladı.

    Ödülün bu yılki seçici kurulunda Doğan Hızlan onursal başkanlığında, edebiyat eleştirmeni-yazar Asuman Kafaoğlu Büke (Jüri Başkanı), akademisyen Nüket Esen, akademisyen Sibel Irzık, edebiyat eleştirmeni Ömer Türkeş, yazar Defne Suman ve Doğan Kitap Yayın Direktörü Cem Erciyes yer alacak.

    Edebiyat dünyasında başarıları desteklemek amacıyla değer görülen ödül için son başvurular 3 Nisan 2026 Cuma, saat 17.00’ye kadar yapılabilecek. 2025 yılı içerisinde Türkiye’de faaliyet gösteren bir yayınevi tarafından basılmış ve Türkçe yazılmış roman türündeki eserler ödüle katılabilecek. Başvuracakların eserlerinden 10 adet kitap kopyasını Doğan Kitap Duygu Asena Roman Ödülü Sekreterliği’ne teslim etmesi gerekecek. Kazanan yazara 50 Bin lira tutarında para ödülü verilecek.

    ​Duygu Asena Roman Ödülü’ne dair ayrıntılı bilgi ve yönetmeliğe buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    1381
  • 02-03-2026

    Altın Gün, yeni albümü Garip’in ilk İstanbul konserini 13 Kasım’da Pozitif Müzik organizasyonuyla Volkswagen Arena’da verecek.

    Anadolu’nun sözlü geleneğini 21. yüzyılın psikedelik groove diliyle buluşturan Altın Gün, altıncı stüdyo albümü Garip’in ilk İstanbul konserini vermeye hazırlanıyor. Albüm tamamen Neşet Ertaş bestelerinden oluşuyor. Anadolu’nun modern çağdaki en güçlü âşıklarından biri olan Ertaş’ın eserleri, Altın Gün’ün özgün ses dünyasında yeniden yorumlanıyor.

    Albüm, yalnızca bir saygı duruşu değil; aynı zamanda grubun vokalisti ve bağlama yorumcusu Erdinç Eçevit’in kişisel hafızasına uzanan bir yolculuk. Çocukluğundan beri aşina olduğu melodiler, bugün yeniden hayat buluyor. Albümde sound daha geniş ve daha derin; arabesk yaylı düzenlemeler, 80’ler referanslı synth baladlar, funk-rock dokular, saksafon dokunuşları ve Anadolu folk geleneğinin temelini oluşturan bağlama motifleri aynı potada buluşuyor. Albümde “Gönül Dağı”, “Neredesin Sen”, “Bir Nazar Eyledim”, “Gel Kaçma Gel” ve “Niğde Bağları” şarkıları yer alıyor. Köklerle kurulan bağı merkezine alan albüm, daha az pop, daha az doğrudan psikedelik; daha çok his, daha çok atmosfer, daha çok kolektif enerji içeriyor.

    ​Jasper Verhulst (bas), Erdinç Eçevit (vokal, bağlama, klavye), Daniel Smienk (davul), Chris Bruining (perküsyon) ve Thijs Elzinga’dan (gitar) oluşan grup, 13 Kasım’da Volkswagen Arena’da hayranlarıyla buluşacak. Konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    1734
  • 02-03-2026

    Pilot Galeri, Ece Ağırtmış’ın “Wild Tales” başlıklı kişisel sergisini 3 Mart-4 Nisan tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.

    “Wild Tales” sergisi, “hayatın jungle’ı” metaforu üzerinden büyüme sürecini, insanın doğayla kurduğu çelişkili ilişkiyi ve yetişkinliğin görünmez bubi tuzaklarını ele alıyor. Ece Ağırtmış, bu sergide insan figürünü doğrudan kullanmak yerine, masal ve fabllardaki gibi hayvan temsilleri aracılığıyla bir anlatı kuruyor. Hayvanlar burada yalnızca doğadaki varlıklar değil; bireyin büyürken, iş hayatına atılırken, toplumla temas ederken ve kendi sınırlarıyla yüzleşirken karşılaştığı deneyimlerin simgesine dönüşüyor.

    Masallar her zaman bir ders içeriyor; ancak çocuklukta masum görünen bu anlatıların çoğu, büyüdükçe daha sert ve karmaşık anlamlar kazanıyor. Tıpkı hayatın tuzaklarını ancak deneyimle fark edebilmemiz gibi. Ağırtmış’ın kurduğu bu dünya, masalsı bir yüzeyin altında rekabet, performans, hayatta kalma ve aidiyet meselelerini görünür kılıyor. “Wild Tales”, masumiyet ile tehdit, oyun ile hayatta kalma, hafiflik ile ağırlık arasındaki ince çizgide konumlanıyor. Sergi, izleyiciyi kendi “jungle”’ıyla yüzleşmeye ve büyümenin hem oyun hem mücadele içeren doğasını yeniden düşünmeye davet ediyor.

    Künye: Ece Ağırtmış, Time to Grow Up, 2026 240 x 260 x 10cm Kavak, akrilik Unique

    0
    0
    1442
DAHA FAZLA
Geldanlage