
Vanessa Chan’ın hayatta kalma mücadelesinin, doğru ile yanlış arasındaki keskin çizgileri nasıl silikleştirdiğini gösterdiği romanı Kopardığımız Fırtına, Duygu Akın’ın çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.
Kopardığımız Fırtına, casusluk ağlarıyla örülü bu aile destanında sıradan bir ev hanımının beklenmedik bir casusa dönüşümünü ve onun karanlık sırlarının, en kopmaz bağları bile zorlayışını anlatıyor.
1935, İngiliz işgali altındaki Malaya. Cecily Alcantara’nın hayatı yolunda. Bir kocası, güzeller güzeli iki çocuğu ve turuncu çatılı, küçük bir evi var. Ne var ki Cecily iyi bir ev hanımından, İngiliz efendilerinin yanında daima sabırla beklemesi gereken yerli kadından fazlası olmak istiyor. Bir partide tesadüfen karşılaştığı karizmatik General Fujivara ona emsalsiz bir rol vadediyor: Casusluk yaparak Malaya’yı özgürleştirebilir ve belki de tarihin seyrini sonsuza kadar değiştirebilir.
1945, Japon işgali altındaki Malaya. Cecily Alcantara’nın hayatı altüst. On beş yaşındaki oğlu Abel kayıp, küçük kızı Jasmin’i Japon askerlerden korumak için saklaması lazım ve aileyi doyurabilmek için işgalci askerlere hizmet etmek zorunda kalan büyük kızı Jujube’nin öfkesi her geçen gün artıyor. Cecily tüm bunların kendi suçu olduğunu biliyor… ama ailesi asla öğrenmemeli.
Yunan müziğinin dünyaca ünlü ismi Konstantinos Argiros, 9 Temmuz akşamı Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda konser verecek.
Geçen yaz Harbiye Açıkhava’da ilk kez sahneye çıkan Konstantinos Argiros, yeniden İstanbullularla buluşmaya hazırlanıyor. Son yıllarda ünü Yunanistan sınırlarını aşarak dünyaya yayılan Konstantinos Argiros, 2024 yılında Royal Albert Hall sahnesinde verdiği konserle dikkatleri üzerine çekti.
Güçlü vokali ve yüksek enerjili sahne performansıyla Konstantinos Argiros, İstanbul’da hafızalara kazınacak bir yaz gecesine imza atmaya hazırlanıyor. Konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün 20. yılı kapsamında 4–5 Haziran 2027’de düzenleyeceği “Karanlığı Aydınlatmak! Byzantion’dan İstanbul’a Gece Tarihleri” başlıklı uluslararası sempozyuma başvurular devam ediyor.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, kuruluşunun 20. yılı kapsamında İstanbul’un tarihini “gece” odağında ele alan uluslararası bir sempozyum düzenleyecek. İstanbul’un gece tarihlerini kentsel ve toplumsal yaşam üzerinden ele alacak sempozyuma başvurular 13 Temmuz’a kadar yapılabilecek.
“Karanlığı Aydınlatmak! Byzantion’dan İstanbul’a Gece Tarihleri” başlıklı sempozyumda Byzantion’dan Konstantinopolis’e, Osmanlı’dan cumhuriyete uzanan süreçte gecenin zamansal ve mekânsal deneyimi; farklı kaynaklar, disiplinler ve yöntemler üzerinden sempozyumla tartışmaya açılacak.
Sempozyum, ışık kirliliği, 7/24 kent yaşamı, toplumsal cinsiyet ve güvenlik, gece ekolojisi, yeraltı kültürleri, azınlık deneyimleri ve mekânları gibi güncel meselelerle tarihsel perspektifi buluşturan araştırmaları davet ediyor. Geceyi bir “analitik kategori” olarak ele alan çalışmaların yanı sıra duyusal tarih, dijital haritalama, sözlü tarih, ses manzaraları ve yaratıcı/performatif yöntemler de çağrı kapsamında yer alıyor.
Başvuruda bulunacak araştırma bildirilerinin İngilizce sunulması beklenirken; atölye, yaratıcı müdahale, gece yürüyüşü, topluluk konuşması ve dijital arşiv projeleri gibi alternatif formatlara Türkçe ya da İngilizce başvurular yapılabilecek. Yerel topluluklarla etkileşim kuran projeler özellikle teşvik edilecek. 20 dakika olması gereken sunumlar en fazla 250 kelimelik özet ve en fazla 150 kelimelik biyografi içeren tek bir .pdf dosyası ile “Soyadı_Adı_NIGHT2027” adlandırma kuralıyla night@iae.org.tr adresine gönderilmeli. Son başvuru tarihi 13 Temmuz 2026 olan sempozyuma başvurularla ilgili detaylara İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün web sitesinden ulaşılabilirsiniz.
“Karanlığı Aydınlatmak! Byzantion’dan İstanbul’a Gece Tarihleri” başlıklı uluslararası sempozyumu 4–5 Haziran 2027’de Pera Müzesi Oditoryumu’nda düzenlenecek.
Zorlu PSM, PSM Loves2Gather konser serisi kapsamında düzenlenen Garanti BBVA Genç Konserleri ile 17 Nisan-15 Mayıs tarihleri arasında %100 Studio’da müzikseverleri özel performanslarla buluşturacak.
PSM Loves2Gather kapsamında Kyoto Jazz Massive, Çağan Tunalı & İlhan Erşahin, Echoes of Prince, Ankara Echoes, Girls in Airports, Selût, The Roop, Nova Norda, Silvana Estrada ve Gülinler Zorlu PSM %100 Studio’da sahne alacak.
Kyoto Jazz Massive'in 30. yıl özel performansından Echoes of Prince’in funk dolu gecesine, Danimarkalı Girls in Airports’un büyüleyici enstrümantal yolculuğundan Litvanyalı pop fenomeni The Roop'un enerjik sahne şovuna kadar uzanan program, yerli ve yabancı birçok ismi aynı çatı altında topluyor. Çağan Tunalı & İlhan Erşahin, Ankara Echoes, Selût, Nova Norda ve Gülinler gibi güçlü yerli performanslarla zenginleşen konser serisi, her biri kendi türünün sınırlarını zorlayan sanatçıları dinleyicilerle buluşturuyor.
Müzikseverlerin aşina olduğu PSM Loves2Gather konser serisi, cazdan funka, alternatif poptan deneysel sahne performanslarına kadar geniş bir yelpazede şekillenen konserler, müzikseverlere her gece farklı bir atmosfer vaat ediyor. Danimarkalı topluluk Girls in Airports’un ambient ve folk ezgileriyle örülü derinlikli dünyası, Litvanyalı The Roop’un dans edilebilir pop melodileri ve Latin Grammy ödüllü Silvana Estrada’nın şiirsel şarkıları, müziğin iyileştirici gücünü %100 Studio’nun samimi atmosferine taşıyor.
Program:
17 Nisan 21.30 / Kyoto Jazz Massive Ft. Eoando + Çağan Tunalı & İlhan Erşahin
18 Nisan 21.30 / Echoes of Prince + Ankara Echoes
24 Nisan 21.30 / Girls in Airports + Selût
2 Mayıs 21.30 / The Roop + Nova Norda
15 Mayıs 21.30 / Silvana Estrada+ Gülinler
FAAR Gallery İstanbul, Fahrettin Aykut’un küratörlüğünde gerçekleşen “Ballet Mécanique” sergisini 7 Mart’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Sergi, 1924 tarihli Ballet mécanique filminden ilham alarak, insan ile makinenin iç içe geçtiği ritmik ve parçalanmış bir görsel dili çağdaş sanat üretimiyle buluşturuyor. İstanbul’dan sonra FAAR Gallery Mayfair’de Londra ile buluşacak “Ballet Mécanique”, modern dünyada hız, teknoloji ve savaşlarla birlikte ortaya çıkan parçalanma olgusunu merkeze alan bir sergi olarak kurgulanıyor. Suat Akdemir, Birol Bayram, Monika Bulanda, Beyza Demirci, Eda Demir, Berfin Erdoğan, Gizem Olcay, Mathilde Melek An, Çağrı Saray, Müveddet Nisan Yıldırım’ın yer aldığı sergi, farklı disiplinlerde üretim yapan sanatçıları ortak bir kavramsal çerçevede buluşturuyor. Seçkide yer alan işler, parçalanmayı tek bir estetik dil üzerinden değil, algı, beden, zaman ve tüketim deneyimi üzerinden farklı yönleriyle ele alıyor. Sergideki eserler yalnızca bakmaya değil, durmaya, dinlemeye, ses çıkarmaya ve tatmaya yönlendiriyor; mekânı çok duyulu bir deneyim alanına dönüştürüyor.
“Ballet Mécanique”, Birinci Dünya Savaşı sonrası modernitenin hızını ve makine ritmini sorgulayan, aynı isimli filmden yola çıkarak, benzer bir soruyu bugün soruyor: “Savaş sonrası deneyimlenen şok ve parçalanma etkisi, bugün teknolojinin şekillendirdiği yeni algı dünyasında nasıl yeniden yaşanıyor?”
Serginin küratörü Fahrettin Aykut şunları söyledi: “I. Dünya Savaşı’yla ivme kazanan iletişim, üretim ve dolaşım ağlarının insanın dünyayı algılama biçimini köklü biçimde dönüştürmesiyle, sanat bu kırılmayı parçalanmış görme, beden ve zihin temsilleri üzerinden ifade etmeye başladı. Bu tarihsel dönüşümden hareketle sergi, modern kent yaşamının yarattığı kırılmaları, insan bedeninin ve zihninin bütünlüğünü yitirmesini ve insan–nesne ilişkilerinin mekanik bir ritme dönüşmesini ele alıyor. Resimden sinemaya uzanan bu süreç, 1924 tarihli Ballet mécanique filmi üzerinden referans alınarak, insan ile makinenin iç içe geçtiği bir görsel dil bağlamında yeniden ele alınıyor.”
Veteriner psikiyatrist Claude Béata’nın okurlarını kedilerin zihninde eşsiz bir gezintiye çıkardığı kitabı Kedi Psikolojisi, Nazlı Ceyhan Sümter’in çevirisiyle Doğan Kitap’tan çıktı.
Béata, kedilerin psikolojisi hakkında yapılan son araştırmalardan ve kendi klinik deneyimlerinden yararlanarak yazdığı bu kitapla kedilere bakışımızda bir devrim yaratıyor. Kedi Psikolojisi, kedilerin zihninde eşsiz bir gezintiye çıkarıyor. Depresyona giren barınak kedileriyle, ayrılık kaygısından mustarip Tabatha’yla, bipolar bozukluk yaşayan Nugatin’le ve kedilere özgü bir şizofreni hastalığı çeken Melly’yle tanışın.
“Kediler gizemli canlılardır. Meraklı ve mesafeli, bağımsız ve sevecen, avcı ve avdırlar. Onların gerçek doğalarını hâlâ tam olarak bilmiyoruz. Yaşadıkları davranış sorunları bize çoğu zaman çözümsüz görünebilir. Kedilerin neden saldırganlaştıklarını veya kendilerine zarar verdiklerini anlamamız mümkün mü?”
Beykoz Kundura’nın British Council desteğiyle düzenlediği “Görünmeyen Emek, Görünür Hikâyeler: İskoç Kadın Belgeselciler 1935-Günümüz” başlıklı seçki, 6 ve 7 Mart’ta izleyiciyle buluşacak.
Beykoz Kundura’nın 2024 yılında British Council ve Creative Scotland iş birliğiyle yürütülen Momentum programına katılımıyla başlayan uluslararası iş birlikleri, İskoçya ile sürdürülebilir yaratıcı diyaloglar geliştirme hedefi doğrultusunda “Görünmeyen Emek, Görünür Hikâyeler: İskoç Kadın Belgeselciler 1935-Günümüz” seçkisiyle devam ediyor. Invisible Women kolektifi ve Scottish Documentary Institute iş birliğiyle hazırlanan kürasyon, İskoç kadın belgeselcilerin yaklaşık bir asra yayılan üretimlerini feminist bir perspektifle bir araya getiriyor. Program, geçmiş ile bugün arasında güçlü bağlar kurarken deneysel estetikler, hibrit anlatı biçimleri, görünmeyen emek, kayıp tarihler ve anlatılmamış kadın hikâyelerine odaklanıyor. Seçkide yer alan yapımlar, Türkiye’de ilk kez perdeye yansıyarak belgesel sinema izleyicisiyle buluşarak bugüne dek saklı kalmış kadın hikâyelerini izleyiciye sunacak.
Program kapsamında belgesel sinemanın öncülerinden John Grierson’ın gölgesinde kalan kız kardeşleri Marion ve Ruby Grierson’ın hikâyesi ele alınıyor. 1930’lar ve 1940’larda önemli yapımlara imza atan ancak uzun yıllar boyunca yeterince görünürlük kazanamayan iki yönetmenin üretimlerinden oluşan seçki, bu mirası günümüze uzanan etkileriyle birlikte yeniden hatırlatıyor.
Seçkide, Marion Grierson’ın 1935 tarihli Britanya sahilinde güneşle sarhoş olmuş bir günü yakalamak için yenilikçi sinema teknikleriyle deneyler yaptığı filmi Beside the Seaside (Denizin Kıyısında), Ruby Grierson’ın 1940 tarihli savaş döneminde bir ev kadınının yaşadığı zorlukları merkeze alan They Also Serve (Onlar da Hizmet Ediyor), Orkneyli deneysel sinemacı Margaret Tait’in Portrait of Ga (Ga’nın Portresi) adlı çalışması, Jenny Brown ve CJ Cayley imzalı Shetland Adaları’nın manzarasına ve geleneklerine sıcak, davetkâr bir giriş sunan 1940 yapımı Northern Outpost (Kuzey Karakolu) ve günümüzden Becky Manson’ın 2025 yapımı Water to the Wall (Duvara Kadar Su) ile Maria Pankova’nın 2023 yapımı The Sound of the Wind (Rüzgârın Sesi) filmleri yer alıyor. Farklı dönemlerden yapımları bir araya getiren program, İskoç kadın belgeselcilerin sinema tarihindeki izini sürüyor.
“Görünmeyen Emek, Görünür Hikâyeler: İskoç Kadın Belgeselciler 1935-Günümüz” programı hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Dirimart, Gregor Hildebrandt’ın Türkiye’deki “prömiyeri” ve galeriyle gerçekleştirdiği “Duale Systeme aus der Mauerstadt” başlıklı ilk kişisel sergisini 10 Mart-5 Nisan tarihleri arasında Dolapdere’deki mekânında sanatseverlerle buluşturacak.
Gregor Hildebrandt, gündelik nesneleri ve popüler kültür mitlerini yeniden işlevlendirme, yeniden adlandırma ve yeniden yorumlama konusunda ustalıklı pratiğiyle tanınıyor. Sanatçının çok katmanlı pratiği müzik, sinema, edebiyat ve sanat tarihinden gelen heterojen pek çok unsur ve referansı bir araya getiriyor. Hildebrandt’ın manyetik bantlarla yaptığı “resimler”i, özel biçimlendirilmiş vinillerden ürettiği heykelleri, kırık plaklardan yaptığı terrazzo (karo) benzeri mozaikleri ve ilhamını süpermarketlerden alan satranç taşlarıyla dolu düzenlemeleri yeni ve duyusal deneyimlere yol açarken; müziğin dokunsal deneyimi, sesin resimsel temsilleri ve minimal bir estetiğin gizli yankıları olarak izleyiciyle buluşuyor.
İsviçreli küratör Christoph Doswald tarafından kurgulanan “Duale Systeme aus der Mauerstadt” (Surlarla Çevrili Şehirden Gelen İkili Sistemler) sergisi, Hildebrandt’ın doğup büyüdüğü Berlin’deki kültürel etkileşimlerin muğlaklığını ve çağımızın küreselleşmiş “muzak”ını, “fon müziği”ni, yani sanatsal temaların, biçimlerin ve mecraların bitmek bilmez geri dönüşümünü yansıtan enerjik ve kapsayıcı bir mekân yaratıyor. Sanatçının 2018’e uzanan farklı serilerinden yirmi eserini bir araya getiren sergi, mekân içinde çağrışımsal bir deneyim alanı açarken, titizlikle tasarlanmış bu sunumun odağında, bazıları Dirimart için özel olarak üretilmiş güncel işler yer alıyor. Hildebrandt’ın en yeni yapıtları Prismen [Prizmalar] başlığını taşıyor. Sanatçının 2015’te başlattığı ve kesilmiş plaklardan oluşan resim serisinden türeyen bu işler, plak resimlerinin mozaik yapısını üç boyutlu geometrik formlarla birleştiriyor. Mekânda sesin genişlemesi olarak düşünülebilecek bu çalışmalar, resim ile heykel arasında ince bir çizgide duruyor; içerdikleri şarkılar kadar ele avuca sığmaz ama bir o kadar da mevcutlar. Prizmalara özgü ışığın yansıması ve kırılması, Hildebrandt’ın bu serisinde plak oluklarının yüzeyinde beliren ince titreşimler olarak karşılık buluyor. Plak parçalarının desenine ve işin hacmine göre değişen bu titreşimler, izleyiciyi yapıtın etrafında dolaşmaya ve onu farklı açılardan kavramaya davet ediyor.
Künye:
1. Schwelle gekreuzt, 2020 Ses bandı, epoksi reçine, kaset makaraları, poliüretan, alüminyum, madeni para (sent) Audio cassette tape, epoxy resin, cassette reels, polyurethane, aluminium, cent coins 74 x 74 x 628 cm, 66 x 66 x 619 cm
2. Köfteci, 2109, Ahşap kasa içerisine yerleştirilmiş plastik kaset kapakları üzerine akrilik ve inkjet baskı Acrylic, inkjet print, plastic cases, inlays in wooden case, 158.2 x 112 x 8.6 cm by Roman März
A24 tarafından aynı adla filme uyarlanan, YouTube’da milyonlarca izlenmeye ulaşarak kült bir fenomene dönüşen Backrooms’un afişi ve fragmanı yayımlandı.
Kane Parsons’ın yönetmen koltuğunda oturduğu filmin oyuncu kadrosunda Chiwetel Ejiofor, Renate Reinsve, Mark Duplass, Finn Bennett, Lukita Maxwell, Avan Jogia yer alıyor. Shawn Levy ve James Wan filmin yapımcılığını üstleniyor.
Film, bir mobilya showroomunun bodrum katında keşfedilen gizemli kapının ardından başlayan karanlık bir yolculuğu merkezine alıyor. Bu kapı, karakterleri sonu görünmeyen, devasa ve yaşayan bir organizma gibi davranan odalar labirentine sürüklüyor. Klostrofobik atmosferi, analog korku estetiği ve psikolojik gerilimiyle öne çıkan Backrooms, seyirciyi bilinmezliğin içine davet ediyor.
Fragmanda Ejiofor’un sesi yankılanıyor: “Bir yer buldum. Orası devasa… ve sonu yok. Tüm bu odalar. Bu yer onları inşa ediyor. Aslında daha doğrusu onları hatırlatıyor. Bir şeyi ne kadar çok hatırlarsa, o kadar az yapıyor.” A24 sunumuyla Backrooms, TME Films dağıtımıyla 29 Mayıs’ta sinemalarda izleyiciyle buluşacak.
https://www.youtube.com/watch?v=vHen2OjeKM0
Contemporary Istanbul tarafından düzenlenen CI BLOOM, 5. edisyonuyla 15-19 Nisan tarihleri arasında Lütfi Kırdar Rumeli Salonu’nda sanatseverlerle buluşacak.
Türkiye’nin farklı şehirlerinden galerileri ve bağımsız inisiyatifleri aynı çatı altında buluşturarak çağdaş sanatın en güncel üretimlerine alan açan CI BLOOM, çağdaş sanatın en dinamik isimlerini, galerileri ve yeni nesil sanat inisiyatiflerini bir araya getiriyor. Bu yıl fuarda yer alan galeriler ve sanat inisiyatifleri, çağdaş sanatın farklı disiplinlerini ve yeni üretim pratiklerini ziyaretçilerle buluşturacak.
CI BLOOM’un 5. edisyonu; Borusan Otomotiv Türkiye’nin distribütörü olduğu BMW Türkiye partnerliğinde, Pernod Ricard Türkiye’nin co-partnerliğinde, Türk Hava Yolları I Miles&Smiles resmi hava yolu partnerliğinde, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA)’nın uluslararası tanıtım desteğiyle, İBB Kültür AŞ.’nin şehir içi iletişim desteği ve The Bank Hotel İstanbul’un konaklama desteğiyle gerçekleşiyor.
Fuarda yer alan galeriler: Anna Laudel, İstanbul, Düsseldorf; Art On Istanbul, İstanbul; Belm’art Space, Ankara; Bozlu Art, İstanbul; C.A.M. Gallery, İstanbul; DG Art Gallery & Project, İstanbul, Bodrum; DİFOART Collective, İstanbul; Galeri 77, İstanbul; Martch Art Project, İstanbul; Muse Contemporary, İstanbul; One Arc Gallery, İstanbul; Pi Artworks, İstanbul, Londra; Piramid Sanat, İstanbul; Rıdvan Kuday, Diyarbakır; Ruzy Gallery, İstanbul; Summart, İstanbul; Taksim Sanat, İstanbul; Vision Art Platform, İstanbul; x-ist, İstanbul; ZILBERMAN, İstanbul, Berlin. Ayrıca, bu yıl fuarda ilk kez yer alacak galeriler: EArt, İstanbul; rast. GALLERY İstanbul; Kun Art Space, Adana; Collect Gallery, İstanbul, Sofya; FAAR Gallery, İstanbul, Londra; offgrid art project / Otmar Uras, İstanbul.
Sanat inisiyatifleri: Loading Art Space, Diyarbakır; NOKS Art Space, İstanbul; KOLİ Art Space, İstanbul; Are Projects, Antalya
2026 yılında beşinci edisyonu gerçekleşecek olan CI BLOOM, ülkemizin içinde bulunduğu jeopolitik, ekonomik ve sosyal koşullar ile sanat ekosisteminin sürdürülebilirliğini gözeterek özel bir modelle hayata geçiriliyor. Bu kapsamda, seçilmiş çağdaş sanat galerilerinin katılım ücretleri 2025 yılı fiyatlarının %30 altında belirlendi; ayrıca CI BLOOM öncesinde döviz kuru TL bazında sabitlenerek galerilerin kur riski taşımadan fuara katılımı sağlandı. Bu yaklaşım, Contemporary Istanbul yönetiminin sanata olan inancının, galerilerle kurduğu dayanışma kültürünün ve sürdürülebilir bir sanat piyasası yaratma kararlılığının somut bir göstergesi.
Künye:
1. Antonio Cosentino- Yaz Günlükleri
2. Bağların Doğası - Pelda Aytaş
3. Anita Taylor A Mon Seul Désir : Sound
4. Deniz Karakurt - Şekerci
5. Bayram Demir- The Guardian
6. Selin Gencoglu - An Uncanny Absence