
Thomas Mann'ın okuruna yok olmuş bir dünyaya ait resimsel izlenimlerle dolu bir albüm sunan kitabı Yol Hikâyeleri, Ayça Sabuncuoğlu’nun çevirisiyle Can Yayınları tarafından yayımlandı.
Lisa Bönsel’in derlediği Yol Hikâyeleri, Mann'ın uluslararası duyarlılığına ve gezgin kimliğine ışık tutan bir derleme. "Turizmin altın çağı" olarak kabul edilen modern yüzyılda diğer sanatlar gibi edebiyat da dünyayla yeni bir bağ kurmaya başlamıştı. Thomas Mann da birçok çağdaşı gibi hayatı boyunca seyahat eden, defterlerinde ve mektuplarında bu seyahatlerin kaydını tutan, onları romanlarına ve hikâyelerine taşıyan bir yazardı. Venedik'te Bir Ölüm'ün Tadzio'su ve Büyülü Dağ'ın şifa arayan Hans Castorp'u gibi karakterler de onun gezilerinden ve uluslararası duyarlılığından koparılamayacak karakterlerdi.
“Mekân, kendisi ve doğduğu topraklar arasında döne döne dans edercesine kaçarken, zamana özgü sanılan güçten çok daha fazla gücü olduğunu kanıtlıyor; saatler geçtikçe mekân, zamanın oluşturduklarına çok benzeyen ama bazı açılardan onları da aşan değişimlere neden oluyordu.”
İstanbul ve Tel Aviv’den farklı müzik türlerinde on dört müzisyenin bir araya geldiği Remotely Close albümü tüm dijital platformlardan yayımlandı.
İstanbul’dan HOOD Base ile Tel Aviv’den Nuweiba Records ve ArtIsrael tarafından hayata geçirilen Remotely Close albümünde farklı müzik türlerinde üretimler yapan on dört sanatçı yedi şarkıda bir araya geldi. Şarkıların kayıtları pandemi koşullarında, çoğunlukla ev stüdyolarında yapıldı. Şarkıların prodüksiyonunu ise albümde yer alan müzisyenler gerçekleştirdi. Albümde komşu coğrafyalarda, birbirini besleyen seslerle büyüyen sanatçılar, ortak hislerden ilham alarak yaşadıkları toprakların müzikal mirasını şimdiki zamanın ruhuyla dinleyiciye aktarıyor.
Albüm geleneksel sesler kadar çağdaş işlerden, yalnızlık, özlem ve neşeden izler barındırıyor. Remotely Close hip hop, caz, elektronik müzik gibi türlerin kesişiminde, Anadolu, Akdeniz ve Orta Doğu melodileri bir araya getiriyor. Albümü buradan dinleyebilirsiniz.
Remotely Close albümünde yer alan sanatçılar ve şarkı listesi:
1. Kutiman & Elif Çağlar – “Silkyway”
2. Boom Pam & Kemal Esen – “Dostum”
3. Liraz & Kamufle – “Azizam”
4. Ethnique Punch & The Uzi Navon Legacy – “Medamem”
5. Sefi Zisling & Çağrı Sertel – “Purple Midnight”
6. ZIV & Akkor – “Under Sea”
7. Alek Lee & Islandman – “Strangers”
Sanat, teknoloji ve sürdürülebilirliği odağına alan yeni nesil deneyim alanı goodspaces, sanatçı Dilara Akay’ın heykellerini 10 Kasım’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor. Heykeller aynı zamanda 10 ay süreyle NFT dünyasında satışta olacak.
10 Şubat Perşembe günü 42 Maslak’ta açılan goodspaces, Dilara Akay’ın iki heykeline ev sahipliği yapıyor. 10 ay boyunca NFT dünyasında satışta olacak heykeller, sergilenme süresi sonunda fiziksel olarak satın alan kişiye teslim edilecek. İyilik Enstitüsü olan goodspaces’de sergilen bu eserler sanatı iyilikle bir araya getirecek. Heykellerin ilk satışının %5’i ve yeniden satışının yaratıcı ücretinin yarısı WWF Türkiye cüzdanına aktarılacak.
Dilara Akay’ın ARK48 adlı heykeli, koruyucu ve cüretli doğasıyla Havva’nın üst gövdesini temsil ediyor. ARK77 adlı iki parçalı heykel ise temsili bir zar atışı ile İstanbul’un Ortodoks ve Müslüman mimarisine bir övgü niteliği taşıyor.
Dilara Akay’ın heykellerini 10 Kasım tarihine kadar pazar hariç her gün 09:00 - 19:00 saatleri arasında goodspaces’da görebilirsiniz.
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, nitelikli edebiyat çevirilerini desteklemek amacıyla, Talât Sait Halman anısına başlatılan Talât Sait Halman Çeviri Ödülü 2021 yılı değerlendirmelerinde Anıl Alacaoğlu, Elfriede Jelinek çevirisi Âşık Kadınlar; Saliha Nilüfer, Dolores Reyes çevirisi Toprakyiyen ve Süleyman Doğru, Mario Vargas Llosa çevirisi Dünya Sonu Savaşı ile finale kaldı.
Başkanlığını yazar Doğan Hızlan’ın yaptığı; yazar, çevirmen ve eleştirmen Sevin Okyay; yazar ve çevirmen Ayşe Sarısayın; yazar ve çevirmen Yiğit Bener ile yazar ve çevirmen Kaya Genç’ten oluşan Talât Sait Halman Çeviri Ödülü Seçici Kurulu tarafından belirlenen yapıtın çevirmenine 20 bin TL tutarında nakit desteği sağlanacak. Ödülün sahibi, Seçici Kurul tarafından Şubat ayı sonunda açıklanacak.
2015’te başlatılan Talât Sait Halman Çeviri Ödülü daha önce Siren İdemen, Ahmet Arpad, Fuat Sevimay, Ülker İnce, Gökhan Sarı (Jüri Özel Ödülü), Ebru Erbaş, Kamil Kayhan Yükseler ve Erdem Kurtuldu’ya sunulmuştu.
Tarkan’ın yeni şarkısı “Geççek” Hitt Müzik Prodüksiyon etiketiyle yayımlandı. Sözü ve müziği Tarkan’a ait olan şarkının düzenlemesini ise Ozan Çolakoğlu yaptı.
Tarkan’ın yeni şarkısı “Geççek”in mastering’i ABD’de yer alan Sterling Sound’da yapıldı. Şarkı ile eş zamanlı olarak yayımlanan video klibin yönetmenliğini İrfan Yıldırım, prodüksiyonunu Anima İstanbul yaptı. Klibin çekimleri 4 gün boyunca İstanbul’da 20’den fazla lokasyonda, yaklaşık 30 oyuncu ve 60 kişilik bir ekiple gerçekleştirildi. “Geççek”in video klibi, Türkiye’de ilk kez YouTube Shorts ile gerçekleşen birliktelik sonrası 7 gün boyunca sadece Tarkan YouTube kanalında yer alacak.
Tarkan yeni şarkısı “Geççek” hakkında şunları söyledi: “Bir yıl kadar önce ruh hâlimin çok iyi olmadığı bir dönemden geçtim. Pandemi, dünyada olup biten üzücü olaylar, insanlığın endişe verici gidişatı, doğanın yok edilişi gibi bir sürü şey beni çok olumsuz etkilemiş, umudumu kaybeder gibi olmuştum. O anlarda bu şarkının melodi ve sözleri içimde yankılandı. ‘Geççek geççek elbet bu da geççek, gör bak umudun gününü gün etçek’. Hepimize iyi gelecek bir şarkı yazmalıyım dedim. Belki bu şarkı bizi biraz teselli eder, bize moral verir, umut olur diye düşündüm. Dilerim ki ‘Geççek’ yüzünüzde bir gülümsemeye vesile olur ve hepimize iyi gelir.”
Tarkan’ın “Geççek” isimli yeni şarkını buradan dinleyebilirsiniz.
Suzan Pektaş’ın bedeni farklı açılardan keşfe çıktığı “Karın Boşluğu / Body Cavity” başlıklı kişisel sergisi 10 Mart’a kadar Bant Mag. Havuz / Bina’da sanatseverlerle buluşuyor.
Pektaş “Karın Boşluğu / Body Cavity” adını verdiği fotoğraf sergisinde izleyiciye “Duyguların bedende bir yeri var mı?” sorusunu yöneltiyor. Kadınlar, kentsel dönüşüm ve göç üzerine çalışmalar yürüten Pektaş, 2000 yılından bu yana aktif olarak fotoğrafla ilgileniyor. Zamanla belgesel fotoğrafçılığa yönelen sanatçı, kendisini sanat ile belgeselin kesiştiği noktada konumlandırarak, çalışmalarında bireyin varoluş sorunsalını ve çevresiyle ilişkisini yoğun olarak işlerken farklı konseptleri de deneyimliyor.
“Beden boşlukları ile hisler nasıl yan yana gelir? Duyguların bedende bir yeri var mı? Bedenimizde üç esas boşluk bulunur: Kafatası, göğüs, karın. Mesele karın boşluğunda. Bizi biz kılan tüm gerilimlerin devam ettiği boşluk orası. Tüm iştahlar, açlıklar, gerilimler ve duygusal patlamalar karın boşluğunda gerçekleşir.”
“İçimdeki patlamaları düşünüyorum… Dağılıp bir ötekine, etrafa karışma arzumu. Bedenimi, cinselliğimi, kendi düşsel yolculuğumu, bir başkasının kimliğine bürünerek yeniden deneyimlemenin yollarını arıyorum. Bedenim toprağın, çiçeğin, suyun içinde varlıktan yokluğa sürüklenirken onların o boşlukta yarattığı değişimi duyumsuyorum. Değişim küçük küçük ölümler barındırıyor, diyordu Sara Ahmed.”
Suzan Pektaş’ın “Karın Boşluğu / Body Cavity” başlıklı sergisini 10 Mart’a kadar Bant Mag. Havuz / Bina’da ziyaret edebilirsiniz.
İş Sanat’ın edebiyatımızın usta yazar ve şairlerinin eserlerini sahnesine taşıdığı klasikleşen dinletilerine “Acım Sessiz Bir Güneş Batmasıdır” başlıklı şiir dinletisi ile Turgut Uyar’ın şiirleri konuk oluyor.
Atilla Birkiye’nin düzenlediği, müzik yönetmenliğini Serdar Yalçın’ın üstlendiği, Mehmet Birkiye’nin sahneye uyguladığı, “Acım Sessiz Bir Güneş Batmasıdır” başlıklı dinleti, Tilbe Saran, Metin Belgin, Bülent Emin Yarar ve Hakan Gerçek’in sesiyle sahneye taşınıyor. Oyunculara, Seda Subaşı (keman) Ceren Gürkan (keman), Verda Gül (viyola) ve Şemsa İdil Ural’ın (viyolonsel) yer aldığı yaylı çalgılar dörtlüsü eşlik edecek.
İlk gösterim tarihi 21 Şubat Pazartesi, 20.30’dan itibaren İş Sanat’ın YouTube kanalında ücretsiz izlenebilir.
Zorlu PSM, bu yıl 30’uncu yılını kutlayan EFG Londra Caz Festivali’ni “London X Istanbul” isimli özel bir konser serisiyle müzikseverlerle buluşturacak. Özel caz serisi “London X Istanbul” kapsamında Sons of Kemet, Nubya Garcia, Kokoroko, Jordan Rakei ve Binker & Moses 14, 28 ve 29 Mayıs tarihlerinde Zorlu PSM’de konser verecek.
Zorlu PSM, EFG Londra Caz Festivali’ni “London X İstanbul” isimli özel bir caz projesiyle ağırlayacak. Londra Caz Festivali bu seriyle tarihindeki ilk uluslararası açılımını Türkiye ile yapmış olacak. Bu konser serisiyle İngiliz caz sahnesinden önemli sanatçılar Zorlu PSM sahnelerinde müzikseverlerle buluşacak. Sons of Kemet, Nubya Garcia, Kokoroko, Jordan Rakei ve Binker & Moses 14, 28 ve 29 Mayıs tarihlerinde Zorlu PSM’de sahne alacak. “London X Istanbul” kapsamında gerçekleştirilecek konserlerin biletlerine passo.com.tr üzerinden ulaşabilirsiniz.
Zorlu PSM Genel Müdürü Filiz Ova bu özel iş birliği ile ilgili yaptığı açıklamada, ulusal ve uluslararası kültürel iş birlikleriyle, seçkin kurum ve sanatçılarla olan ortak çalışmalarıyla, sanatseverler ve yeni sanat izleyicileri için özgür, yaratıcı, dönüştüren ve geliştiren bir sahne yaratma hedefiyle faaliyetlerini sürdürdüklerini, Londra Caz Festivali iş birliğinin de bu doğrultuda atılmış önemli bir adım olduğunu söyledi.
EFG Londra Caz Festivali Direktörü Pelin Opcin, festivalin ana görevlerinden birinin İngiltere’deki yetenekleri yetiştirmek ve onları sektöre kazandırmak olduğunu, ayrıca 30. yıl dönümü kutlamaları kapsamındaki en büyük hedefleri arasında İngiltere’nin muhteşem caz sahnesine uluslararası erişimi kolaylaştırmanın yer aldığını belirtti. Opcin, bu hedefin Zorlu PSM iş birliği ile hayata geçirildiğini ve böylece EFG Londra Caz Festivali'ni uluslararası boyutlara taşıyacak yolculuğun başladığını söyledi.
Arter, küratörlüğünü Emre Baykal’ın üstlendiği, Arter Koleksiyonu’ndan seçilen yapıtları çocukluk ve oyun kavramları etrafında bir araya getiren “OyunBu | ThisPlay” başlıklı sergiyi sanatseverlerle buluşturuyor.
Arter’in 2022’de izleyiciyle buluşturacağı yeni sergilerinin ilki olan “OyunBu | ThisPlay”, oyunun özgürleştiriciliğini, gerçekliği askıya alıp yeniden kurgulayışındaki kural tanımazlığını, gündelik olanın dışına taşma ve tamamen kendine ait bir düzen üretme şekillerini, sanat yapıtları tarafından sunulan deneyimler bağlamında araştırmayı amaçlıyor. OyunBu | ThisPlay” başlıklı koleksiyon sergisi, sanatın oyun kurucu niteliklerine oyun bozucu yanlarıyla birlikte odaklanıyor. Rekabet, gerilim, şans, taklit, ritüel, sihir, esrime ve haz gibi kavramların izini süren sergi hem yetişkinler hem de çocuklar için aslında kazananı olmayan ya da herkesin kazandığı bir oyun alanı yaratıyor.
Sergi Arter’in birinci ve ikinci kat galerilerine yayılarak içine yerleştiği mekânların mimarisine de oyuncul müdahalelerde bulunuyor. “OyunBu”, düş kurarken ciddiyetini hiç bozmayan çocuk ile oynamaktan asla vazgeçmeyen yetişkinin gerçekle hayal arasında salınan dünyalarına açılan kapıyı her iki tarafa doğru aralayıp buluşturmayı deniyor. Oyun ve oyuna ilişkin kavramların sanatçıların imgeleminde başlayıp sanat yapıtıyla tamamlanan yolculuğuna sergi boyunca farklı düşünme, yorumlama ve üretim süreçleri eşlik ediyor.
Sergide yer alan sanatçılar:
Gökçen Dilek Acay, Nevin Aladağ, Volkan Aslan, Selim Birsel, Barbara Bloom, Rada Boukova, Luchezar Boyadjiev, Claus Böhmler, Handan Börüteçene, George Brecht, Fatma Bucak, Jacob Dahlgren, Cevdet Erek, Ayşe Erkmen, Ceal Floyer, Hreinn Friðfinnsson, İnci Furni, Leylâ Gediz, Şakir Gökçebağ, Asta Gröting, Carla Guagliardi, Kristján Guðmundsson, Deniz Gül, Nilbar Güreş, Karl Horst Hödicke, Jytte Høy, Peter Hutchinson, IRWIN (Miran Mohar), Pravdoliub Ivanov, Rolf Julius, Žilvinas Kempinas, Gunilla Klingberg, Žolt Kovač, George Maciunas, Jonathan Monk, Sirous Namazi, Navid Nuur, Füsun Onur, Erkan Özgen, Serkan Özkaya, Ebru Özseçen, Michal Pěchouček, Goran Petercol, Sophia Pompéry, Anni Rapinoja, Dieter Roth, Sai (Chen Sai Hua Kuan), Karin Sander, Erinç Seymen, Hassan Sharif, Stuart Sherman, Viktor Takáč, Cengiz Tekin, Andrea Tippel, Kata Tranker, Gabriela Vanga, Mariana Vassileva, Stefan Wewerka, Maaria Wirkkala
Yazar, yönetmen ve ressam Tayfun Pirselimoğlu’nun 2003 yılında Türkiye’de yayımlanan ve kara sevda öykülerinden oluşan kitabı Malihulya, Politis Yayınevi tarafından Yunancada yayımlandı.
Atina’da gerçekleştirilen tanıtım davetine katılan Pirselimoğlu basından, eleştirmenlerden ve okuyuculardan gelen soruları yanıtladı. Pirselimoğlu Malihulya’nın Yunanistan’da yayımlanmasıyla ilgili şunları söyledi: “Daha önceleri Atina’da filmlerim gösterildi, özel bir retrospektif gösterim yapıldı; Atina’da bir sergi de açtım. Ancak yazdıklarımı aktarmam mümkün olmamıştı. Malihulya’nın Yunancaya çevrilmiş olması bu açıdan benim için çok önemli, ayrıca çok sayıda olan Yunan dostlarıma ilk elden ulaşmaktan da çok mutlu oldum. Malihulya’nın Yunan okuyucusundan gördüğü muhabbetten çok memnunum. Kitapla ilgili yazılanlar çizilenler, bana ulaşan görüşler bir yazarı onurlandıracak nitelikte. Hele sinemama aşina olanların ifade ettiklerinden özellikle mutlu oldum. Malihulya’nın katmanlı yapısıyla kurdukları ilişki, ayrıntılarla alakalı dikkat çekici soruları hem bir yönetmen hem de yazar olarak keyif verici.”
Pirselimoğlu’nun son kitabı Kadastrocu ise İletişim Yayınları tarafından geçtiğimiz ağustos ayında yayımlanmıştı.