
Koli Art Space, Sınır/sız ekibinin küratörlüğünü üstlendiği, Zeynep Gönen’in “Tanıdık/Tuhaf” başlıklı İstanbul’daki ilk kişisel sergisini 4 Temmuz’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Zeynep Gönen, gücünü doğal materyallerle insan yapımı malzemeler arasındaki ilişkisellikten alarak sergisini olağan hâllerinden referansla kendi formunu bulan/yaratan, en önemlisi de kendi potansiyelinden haberdar olan nesneleri ikilikler üzerine kuruyor.
Aktivizmin sınırlarının daraltıldığı zamanlarda sanatın güçlendirici, tahayyül açıcı bir eylem olduğunu hatırlamak ve queer feminist dile alan açmak üzere bir araya gelen Sınır/sız ekibi İlhan Sayın, Ozan Ünlükoç, Metin Akdemir ve Şafak Şule Kemancı’dan oluşuyor.
“Uzun bir geceden sonra nihayet sabah oluyor. Küçük ve son derece kısıtlı hamlelerle bedenimi saran bantlardan kurtuluyorum. Yapışkanlar tenimde geçici olduğunu bildiğim izler bırakıyor. Bu duruma pek aldırış etmiyorum. Odanın diğer ucundaki yeşillikler kendi bölgelerini teşkil ederken sokaktaki cılız bitkiler kaldırım taşlarının arasından gökyüzünü selamlıyor. Bitkilerin tavrı her ne kadar işgalci olsa da korkak ve çekingen bir selamlama bu.
Tüm bunlar olurken aklıma zamansız bir soru takılıyor;
Karşıt malzemeler arasındaki birliktelik, queer bir ilişkiyi temsil edebilir mi? Çevreyle olan diyaloğumuzu sorgulayan, alışkın olmadığımız, yersiz ve hatta kendine bile yabancı bir ilişki?” - Furkan Öztekin
Zeynep Gönen’in “Tanıdık/Tuhaf” başlıklı kişisel sergisini 4 Temmuz’a kadar Koli Art Space’de ziyaret edebilirsiniz.
Zeynep Ünsal’ın çocukları gizemli bir ormanda büyülü bir maceraya davet ettiği, Gözde Başkent’in resimlediği kitabı Nestorha, İthaki Çocuk’tan çıktı.
Sakin bir göl kasabasında yaşayan beş arkadaş, köpeklerinin kaybolması üzerine yasaklı Kara Orman’a girip onu aramaya karar verdiler. Efsanelere ve inanılmaz hikâyelere konu olan bu gizemli orman, kahramanlarımızı büyülü bir maceranın tam ortasına çekmek üzereydi.
Ellerine geçen tuhaf bir kitap ve anahtar, uçsuz bucaksız görünen bir ağaç kovuğu, ormanın derinliklerinden gittikçe yaklaşan ürkütücü bir ses... Misu, Arly, Dion, Penn ve Runa tesadüfen kendilerini büyülü bir diyarda, efsanevi Nestorha’da bulduklarında başlarına geleceklerden tamamen habersizdi. Nestorha’yı tehlikeden kurtarmak ve eve güvenle dönebilmek için Nestorha halkı ve koruyucularıyla birlikte çetin bir mücadele vermeleri gerekecekti...
Lara Di Lara, “Kayıplar” isimli yeni şarkısını müzikseverlerle buluşturdu.
2014 yılından itibaren solo projesi Lara Di Lara ile müzikal hayatına devam eden Dilara Sakpınar’ın yeni şarkısı “Kayıplar”, dinleyiciyi kaybetme kavramıyla yüzleştiriyor. Sahip olduklarımızın sonsuza kadar bizim olmadığını, her şeyin gelip geçtiğini hatırlatan sanatçı, elimizdekilere koşulsuz bir şekilde sarılmanın ne kadar değerli olduğuna vurguluyor. Lara Di Lara şarkıda her şeyin iki farklı yüzü olduğunu ve pek çok bakış açısı ve katmana gebe olduğunu, kendimizi olasılıklara açmanın bizi özgür bırakacağını anlatıyor. Sözü ve müziği Lara Di Lara’ya ait şarkının prodüksiyonunu Levni üstlendi.
Lara Di Lara’nın yeni şarkısı “Kayıplar”ı buradan dinleyebilirsiniz.
Mixer, Emre Erkmen’in “A Secret About a Secret” sergisi ile Ayşenur Şentürk’ün “Arayış” başlıklı kişisel sergisine 30 Temmuz’a kadar ev sahipliği yapıyor.
Uzun zamandır sinema sektöründe görüntü yönetmenliği yapan Emre Erkmen’nin ilk fotoğraf sergisi “A Secret About a Secret”, sanatçının film imgeleri üzerine deneyimini gözler önüne seriyor. Sergide yer alan metropol ve kırsalın farklı yaşamlarından kesitler sunan fotoğraflar, sinematografik bir kurguyla izleyiciyle buluşuyor. Metropolle başlayan, kırsal kesimle süren ve dolambaçlı koridorlar arasında yer alan fotografik anlar her ikisinin karşı karşıya gelmesiyle son buluyor. Bu fotografik anlarda saklı olan bilinmezlik, sırlarını önce sergiye sonra izleyiciye bırakıyor. Sanatçının dünyanın dört bir yanında çalışırken ve gezerken çektiği, sinema sahnesindeki gibi yatay olarak kullanılan fotoğraf imgeleri dünyanın hem ilginçliğini hem de kendi içindeki çelişkilerini gösteriyor. Erkmen’in belgesel duyarlılığındaki fotoğrafları hem dramatik sahneleri hem de gariplikleri ortaya koyuyor. Kimi zaman şiddet dolu kimi zaman ise sakin ve ironik bir göz ile gösterilen yerleşimler Güney Amerika’dan Kuzey Amerika’ya, Asya’dan Avrupa’ya ve Türkiye’ye ait fotoğraflardan oluşuyor.
Ayşenur Şentürk; Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinin Resim Bölümünden mezun olduktan sonra kendi artistik dilinin, estetiğinin ve ifadesinin özgürlüğünün peşinden sezgileriyle ilerlemeyi seçen, bu doğrultuda yön bulan çizgilerin, şekillerin ve renklerin izinden kendi iç yolculuğunda kendisine eşlik eden çalışmalarını “Arayış” başlıklı kişisel sergisi ile izleyicilere sunuyor. Her ne kadar eski ustaların eserlerinden oldukça beslenmiş olsa da sanatçının bu ustaların pratiklerinden ayıran en büyük özelliği dünyada var olan ya da hayal edilmiş olan mitlerin ve dini tasriflerin alışagelmiş imgelemleriyle temsiliyetinin ötesinde kendi içindeki kıtalarda ve bilinmeyen topraklarda geçen kişisel Odysseia’sının izlerini izleyiciyle buluşturuyor olması. Şentürk’ün etkilendiği sanatçılardan biri olan John William Waterhouse’un meşhur Odisseus ve Sirenler tablosuna baktığımızda, Homer’in destanından bir sahneyi fiziksel dünyada var olan alışagelmiş teslimiyetler ve anlatılar üzerinden, özgün estetik diliyle bir tablo yarattığını görüyoruz. Şentürk’ün resimlerine baktığımızda tanık olduğumuz sahnelerde ve peyzajlarda sanatçının kendi iç varlığının dehlizlerindeki yolculuğuna çıkmış başka bir destansı dünyadan manzaralar yer alıyor.
Emre Erkmen’in “A Secret About a Secret” başlıklı kişisel sergisi Mixer’in ana galeri mekânında, Ayşenur Şentürk’ün “Arayış” başlıklı kişisel sergisi ise Mixer’in proje odasında 30 Temmuz’a kadar görülebilir.
Künye:
1. Emre Erkmen, DIYARBAKIR
2. Emre Erkmen, ARBIL
3. Ayşenur Şentürk, isimsiz untitled (detay detail), keten tuval üzerine yağlı boya oil on linen canvas, 81,5 x 64,5 cm, 2022
4. Ayşenur Şentürk, isimsiz untitled (detay detail), keten tuval üzerine yağlı boya oil on linen canvas, 55x35 cm, 2022
Samanta Schweblin’in akıl sağlığı pamuk ipliğine bağlı bir insanlığa ayna tuttuğu öykülerinden oluşan kitabı Yedi Boş Ev, Emrah İmre’nin çevirisiyle Can Yayınları’ndan çıktı.
Schweblin, 2015 Ribera del Duero Öykü Ödülü'nü kazanan bu kitabında yıpranmış ilişkiler, takıntılı eşler, sinir krizi geçiren ebeveynler, aklını kaybeden yaşlılar, ortadan kaybolan çocuklardan hikâyeler anlatıyor.
“Kendimi bildim bileli evlere bakmak için dışarılarda geziniriz, yakışmayan çiçek ve saksıları bahçelerden alırız. Sulama aletlerinin yerini değiştirir, posta kutularını düzeltir, ağır olduklarından çimlere konmaması gereken süs eşyalarını kaldırırız. Ayaklarım pedallara yetişecek yaşa geldiğimde arabayı ben kullanmaya başladım. Böylece annem biraz daha özgürlük kazandı.”
2021 yılında ilk albümü Geriye Ne Kaldı? ile kendine has bir dinleyici kitlesi oluşturan Mert Pekduraner, ikinci stüdyo albümü Dialogues In The Dark’tan “A Portrait Of A” isimli ikinci teklisini yayımladı.
Mayıs ayında albümden yayımladığı ilk tekli “Traces Of Blue” ile albüme dair fikir veren besteci, 10 Haziran günü yayımladığı ikinci tekli “A Portrait Of A” ile dinleyicisini albümün hikâyesine biraz daha dahil ediyor. Altı parçanın yer alacağı albümdeki her parça, Mert Pekduraner’in yaşamının belirli dönemlerine dokunarak Dialogues In The Dark adı altında bir hikâye oluşturuyor.
Pekduraner, haziran ayının sonunda albümün tamamı ile birlikte bir de albümün hikâyesini ve İTÜ MİAM’da gerçekleşen canlı kayıt sürecini anlatan bir belgesel yayımlayacak.
“A Portrait Of A”yi buradan dinleyebilirsiniz.
Damla Sari, Koray Tokdemir, Oddviz, Olcay Kuş, Onur Mansız, Ufuk Yılmaz ve Ülgen Semerci’nin eserlerinden oluşan “Döngü” başlıklı karma sergi 18 Haziran’a kadar Art On İstanbul’da sanatseverlerle buluşuyor.
Kendimizi sona yaklaştıkça başlanılan yere daha yakın bulduğumuz bir olgu olarak da tanımlanan döngü kavramı etrafında toplanan sanatçılar, kendilerini düşünsel olarak bu noktaya en yakın ama fiziksel olarak en uzakta konumlandırıyorlar. Döngü bu bağlamda sanatçıların hem zamanı durdurmak için kullandıkları bir araç hâline geliyor hem de zamanın kendisiyle girdikleri sessiz münakaşayı gözler önüne seriyor. Sanatçılar, başlangıç ve son algısının mekânıyla oynayıp, gündelik imgelerin sabit kaldığı akmayan bir anı izleyiciye sunuyorlar. Aynı zamanda, zamanın göreceliliğini savunup, geçmiş ve geleceğin birbirinden ayrılamaz bir bütünün parçaları olduğunu vurguluyorlar.
“Döngü” başlıklı karma sergiyi 18 Haziran’a kadar Art On İstanbul’da ziyaret edebilirsiniz.
Amsterdam çıkışlı Anadolu rock ve psikedelik folk grubu Altın Gün, Epifoni ve URU organizasyonu ile 9 Eylül Cuma günü KüçükÇiftlik Park’ta müzikseverlerle buluşacak.
Yeni dönem psikedelik sahnenin önemli temsilcilerinden biri olan Altın Gün, vokalde Merve Daşdemir, sazda, tuşlularda ve vokalde Erdinç Ecevit, basta Jasper Verhulst, gitarda Thijs Elzinga, davulda Daniel Smienk ve perküsyonda Chris Bruining’den oluşuyor.
70’ler Türkiye’sinin türler arası ve psikedelik Anadolu rock ve folk akımlarından etkilenen grup, Bongo Joe Records etiketiyle 2018’de yayımladıkları On isimli ilk albümleriyle çıkış yaptı. Bu albümle grup, Selda Bağcan’dan Barış Manço’ya, Erkin Koray’a uzanan geleneksel repertuarlarını ve daha önce duyulmadık örnekleri de dinleyicilerle buluşturdu. Başta Neşet Ertaş olmak üzere nesilden nesile aktarılan Türk halk müziği bestelerini funk ritimleri, surf gitarlar, bağlama ve analog klavye ile zenginleştiren grup, Tame Impala, King Gizzard and The Lizard Wizard, Edward Sharpe & The Magnetic Zeros, Phosphorescent ve Amyl and The Sniffers gibi pek çok önemli isimle aynı sahneyi paylaştı. 2019’da çıkardıkları ikinci albümleri Gece ile “En İyi Dünya Müziği Albümü” kategorisinde 2020 Grammy Ödülü’ne aday gösterilen grup, 2021 yılında Yol ve Âlem isimlerini taşıyan iki yeni albüm yayımladı.
Altın Gün’ün 9 Eylül Cuma günü KüçükÇiftlik Park’ta gerçekleşecek konserinin biletlerini passo ve biletix üzerinden satın alabilirsiniz.
Ressam Ferruh Başağa ve ressam Avni Arbaş için İzmir Büyükşehir Belediyesi, Foça Belediyesi ve Bodrum Belediyesi’nin katkıları ile düzenlenen “Ressam Ferruh Başağa - Ressam Avni Arbaş Anısına BodrumArt Sanat Festivali”, 13 -18 Haziran tarihleri arasında Foça Marsilya meydanında gerçekleşecek.
13 Haziran Pazartesi günü Ferruh Başağa’nın yaşamış olduğu, küçük kızı Oya Başağa Erol ile eşi Aykut Erol tarafından restore edilen İsmetpaşa Mahallesindeki ev-atölyesi Ferruh Başağa Anı Evi’nin açılışı yapılacak. “Ressam Ferruh Başağa - Ressam Avni Arbaş Anısına BodrumArt Sanat Festivali” süreci boyunca Foça Marsilya meydanında BodrumArt Derneği sanatçıları ve Foça’da yaşayan sanatçılar ile çalıştay düzenlenecek. Çalıştay sırasında üretilen eserler, Foça’da bulunan galerilerde sanatseverlerle buluşacak. Ferruh Başağa ve Avni Arbaş’ın dostları Bedri Baykam, Devrim Erbil, Mustafa Altıntaş, Ender Güzey, Erol Eti, Seda Yavuz, Nevzat Metin, Ferruh Başağa’nın yeğeni Ayşe Kulin ve Avni Arbaş’ın kızı Zerrin Arbaş, Türk sanatında Ferruh Başağa ve Avni Arbaş’ın önemini, Türk sanatına katkılarını ve hayatlarından kesitleri anlatacakları söyleşi gerçekleştirecek. Festival 18 Haziran Cumartesi akşamı Ayşe Gencer Quintet’in sahne alacağı konser ile sona erecek.
Ferruh Başağa’nın en büyük kızı BodrumArt Sanat Danışmanı İnci Başağa Yörükoğlu’nun organize ettiği festival kapsamında gerçekleşecek çalıştay ve söyleşi ile iki sanatçının Foça’ya olan sevgileri ve yaşanmışlıklarının gelecek nesillere aktarılması amaçlanıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi, Foça Belediyesi ve Bodrum Belediyesi’nin katkıları ile hayata geçirilen festival, BodrumArt Derneği tarafından geleneksel hâle getirilecek.
Ferruh Başağa Anı Evi adresi: İsmet Paşa Mahallesi Ferruh Başağa Sokağı No: 38 Foça
İzlandalı yazar ve aktivist Andri Snaer Magnason’un buzullara, denize, Dünya’ya ve üstündeki tüm canlılara dair yazdığı kitabı Zaman ve Suya Dair: Bir Buzula Ağıt, Kadir Yiğit Us’un çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.
30'dan fazla dile çevrilen Zaman ve Suya Dair: Bir Buzula Ağıt, hem bir seyahatname hem bir dünya tarihçesi hem de dünyayla uyum içinde yaşamamızın önemine dair bir hatırlatma.
Magnason’un, eriyen Okjökull buzuluna yazdığı ağıt –“Geleceğe Mektup”– dünya çapında haber olmuş, milyonlarca kişi tarafından paylaşılmıştı. Magnason şimdi de bilimsel yaklaşım ile kişisel bakışını birleştiriyor; iklimbilimcilerin gelecek tahminleri arasında yolculuk ederken kadim efsanelerden, atalarının hikâyelerinden ve Dalai Lama’yla yaptığı söyleşilerden geçen güzergâhını incelikle –ve nükteli, ironik bir dille– örüyor.
“Andri, gezegendeki yerimize dair derinde yatan duygularımızı, üstlerine şiir ve hayret serperek su yüzüne çıkarıyor. Derinden etkilendim ve ilham buldum.” - Darren Aronofsky