GÜNDEM
  • 03-06-2023

    Liesbet Slegers, 12 ay ve üzeri çocukların günlük hayatına odaklandığı “Dünyamı Keşfediyorum” serisinin ilk üç kitabı Banyo ve UykuYüzüm ve Vücudum ve Yemek ve Oyun, Domingo Yayınevi’nden çıktı.

    Kitapları bebeklikten sevdiren ilk kitap olmaya aday bu seri miniklerin günlük hayatı aileleriyle birlikte öğrenmelerini, bedenlerini anlamalarını, yemek, uyku ve oyun rutinlerini keşfetmelerini hedefliyor.

    Banyo ve Uyku, banyo ve uyku rutinlerine dair kolay anlaşılır ve ilgi çekici resimlerle dolu bir kitap.

    “Banyo yapıyorum.
    Annem saçımı yıkıyor, ben de göbeğimi yıkıyorum.
    Suda biraz daha oynuyorum.
    Sonra yumuşacık havluma sarınıyorum.
    Ardından pijamalarımı giyiyorum.
    Biberonumdan sütümü içiyor, kitabımı okuyorum.
    Uykum geldi bile.
    Artık ayıcığıma sarılıp yatabilirim.”

    Yüzümüz, vücudumuz ve onlarla yapabildiklerimize dair kolay anlaşılır bir kitap Yüzüm ve Vücudum.

    “Gözlerimle görür, burnumla koklar, kulaklarımla duyarım.
    Ellerimle bir şeyleri tutup, kollarımla onları kaldırabilirim.
    Bacaklarım sayesinde koşabilir ve ayaklarımla yere vurabilirim.
    Vücudumla bunları ve daha pek çok şeyi yapabilirim!”

    Yemek ve Oyun ise yemek ve oyun rutinlerine dair 12 ay ve üzeri çocukların günlük hayatına odaklanıyor.

    “Bu benim sandalyem.
    Önlüğümü takıyorum, kaşığımı kapıyorum.
    Yemeğimi yemeye hazırım!
    Sonra da oyun zamanı.
    Arabamı itiyorum, topuma vuruyorum, blokları üst üste diziyorum, müzik yapıyorum ve kitabıma bakıyorum.

    Oyun oynamak çok eğlenceli!”

    0
    0
    927
  • 02-06-2023

    “Her yerde, herkes için sanat” mottosuyla yola çıkan İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür Dairesi Başkanlığı’nın bu yıl ilk kez düzenleyeceği “Adalar’da Caz”, 8 - 11 Haziran tarihleri arasında Büyükada, Heybeliada, Burgazada ve Kınalıada’da müzikseverlerle buluşacak.

    İstanbul’u festivaller kenti yapma çabasıyla farklı alanlarda ve mekânlarda çalışmalar yürüten İBB Kültür tarafından hayata geçirilen “Adalar’da Caz” kapsamında birbirinden özel isimler Adalar’ın farklı noktalarında sahne alacak. Hem Adalıların hem de ziyaretçilerin katılabileceği festivalde; Sarp Maden Quartet, Önder Focan, Mercan Dede, Ezgi Aktan, Celal Kadri Kınoğlu, Gürol Ağırbaş, Kerem Görsev, Elif Çağlar, Karambola, Telvin, Uninvited Cazz Band, Kolektif İstanbul, Birsen Tezer, Tolga Bilgin, Ozan Musluoğlu, Erdem Özkan, Melis Sökmen, Burcu Karadağ, Sibel Köse, Anıl Şallıel, Evren Can Gündüz ve Uzaylılar, Olcay Saral, Jehan Barbur, Ari Barokas, Bülent Ortaçgil, Çiğdem Erken, Deniz Çakır, Tuğrul Tülek ve Sattas sahne alacak.

    8 Haziran Perşembe günü saat 18.25’te Kabataş İskelesi’nden hareket edecek ada vapurunda başlayacak olan festivalde ilk olarak Sarp Maden Quartet sahne alacak. Vapur Büyükada’ya vardığında ise saat 19.30’da Büyükada Atatürk Meydanı’nda müzikseverleri Önder Focan Aubergine (Patlıcan) Project karşılayacak. Ardından saat 20.30’da ise Mercan Dede dinleyicilerle buluşacak. “Adalar’da Caz”, 11 Haziran Pazar gününe kadar Büyükada Atatürk Meydanı, Çelik Gülersoy Kültür Merkezi, Heybeliada Pazar Yeri, Burgazada Eski İskele Meydanı ve Kınalıada İskele Meydanı’nda devam edecek.

    Festivalde konserlerin yanı sıra Asena Akan ile “Kendini Akort Et”, Gençlerle Müzik Atölyesi, Sibel Köse, Baki Duyarlar ve Cem Aksel ile “Farklı Enstrümanlarda Caz Müziğine Yaklaşım” ve Selen Gülün ile “Caz Müziğinde İz Bırakan Kadınlar” söyleşileri de gerçekleştirilecek.

    ​İBB Kültür’ün düzenlediği tüm etkinlikler hakkında bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    17278
  • 02-06-2023

    Halka Sanat Projesi direktörü İpek Çankaya’nın içeriğini yazdığı ve ressam Tao Ulusoy’la beraber geliştirdiği açık hava sanat etkinliği “Seeds of Art”, ilk sergisi “Dünyaya Orman Denir” ile 4 Haziran’dan itibaren Bodrum Çamarası mevkiinde bulunan Barbaros Farm arazisinde sanatseverlerle buluşacak.

    İlhamını doğadan alan, çok yıllı bir açık hava sanat etkinliği olan “Seeds of Art”, çiftlik arazisi üzerinde bulunan çam ormanında gerçekleştirilecek sanatsal üretimlerin uzun soluklu biçimde izleyicilerle buluşmasını sağlamayı, bostanı, serası, zeytinliği, mutfağı ve atölyeleri ile bir doğal tarım ve deneyim alanı olan çiftliğin doğayla kurduğu diyaloğu doğaya dost sanat pratikleriyle genişletmeyi amaçlıyor. İpek Çankaya ve Tao Ulusoy’un küratoryal perspektifi sanatı; yaşamın ve üretimin doğal bir parçası, örnek modeli ve ilham kaynağı olarak kabul ediyor. Her sene “Seeds of Art” kapsamında ayrı bir başlığı ve teması olan bir sergi düzenlenecek. Davetli sanatçılar, orman içinde kalacak eserler üretecekler. “Seeds of Art” küratörleri projeyi kurgularken sanat etiğini permakültür etiğinden ayrı tutmuyorlar. İngilizcede kalıcı tarım (permanent agriculture) ve kalıcı kültür (permanent culture) kelimelerinin birleşiminden oluşan permakültür hem Barbaros Farm’ın hem Halka Sanat Projesi’nin deneyimleri arasında yer aldığından birleştirici bir unsur görevi görüyor. Sürdürülebilir insan yerleşimleri yaratma amaçlı bir tasarım sistem olan permakültür sadece insanla değil bitkiler, hayvanlar, binalar, toprak, su, enerji, iletişimle de ilgileniyor ve dünyaya ve insana özen göstermeyi, kaynakları bütünün iyiliği için kullanmayı benimsiyor. “Seeds of Art” üretimleri de bu etiği besliyor.

    Çok yıllı açık hava sanat etkinliği “Seeds of Art”ın ilk yıl sergisi “Dünyaya Orman Denir”, kendi mütevazi ölçeğinde, küresel yaşam krizlerine ve sistematik sorunlara karşı oluşan bilinç ve dayanışmaya katılıyor. Öz kaynaklarını uyumla kullanarak kendisini gerçekleştiren bir canlı, kendine yeterli bir sistem ve tüm canlılar için besleyici, koruyucu ve kapsayıcı örnek bir model olan ormanı sanatsal ifadelerle ilişkilendirmenin yollarını araştırıyor. Lale Altuner, Bağdagül Demirtaş, Tao Ulusoy ve Doğu Çankaya’nın eserlerinden oluşan sergi, çevre felaketleri, su, enerji, küresel iklim ve gıda krizleri, kentsel adalet meseleleri, nesli tükenen canlılar gibi derin sorunlarla kendisini belli eden bozulma karşısında doğaya yanıt veren eserleri bir araya getiriyor.

    “Dünyaya Orman Denir” sergisi başlığını, doğayı bir metafor olarak kullanan Ursula K. Le Guin’in aynı adlı romanından alıyor. Teknolojik açıdan gelişen insan ırkının dünyayı bir beton yığınına dönüştürdükten, hayvan ve bitki türlerini yok ettikten sonra kolonileştirdiği başka bir gezegende yaşanan bir direniş öyküsünü anlatan romanla günümüz arasında paralellik kuran sergi günümüzde, dünyanın insan eliyle bozulmasının son derece hızlanmış olduğu gerçeğini yadsınamaz bir olgu olarak araştırmasının merkezine koyuyor.

    “Dünyaya Orman Denir” proje grubunda İpek Çankaya (Kavramsal Çerçeve ve Eş-Küratör), Tao Ulusoy (Sanatçı ve Eş-Küratör), Lale Altunel (Sanatçı), Bağdagül Demirtürk (Sanatçı), Doğu Çankaya (Sanatçı) ve Pelin Naz Keskin (Fotoğraf ve Görsel İletişim - Barbaros Farm) yer alıyor. “Dünyaya Orman Denir”in ev sahipliğini ise Permakültür tasarımcısı ve Barbaros Farm Operasyon Sorumlusu Kezban Alacık ile Barbaros Farm Kurucusu Kerem Yılmaz üstleniyor.

    ​“Dünyaya Orman Denir” sergisini 4 Haziran’dan itibaren randevu ile ziyaret edebilirsiniz.

    0
    0
    1651
  • 02-06-2023

    House of Brothers Lounge, bu yıl ikincisi gerçekleşen çağdaş sanat fuarı CI Bloom’da Ahmet Rüstem ve Hakan Sorar’ın interaktif bir deneyim sunan Theatrum Mundi: The Heart of Scotland adlı eseri House of Brothers Lounge’da sergiliyor.

    CI Bloom, 1 - 4 Haziran tarihleri arasında Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı Rumeli Salonu’nda sanatseverleri ağırlıyor. Pernod Ricard Türkiye’nin sponsorlar arasında yer aldığı CI Bloom’da, House of Brothers Loung’da özel bir sanat eserine ev sahipliği yapıyor.

    “İzleyici esere nasıl karışabilir?”, “İzleyici ve eser nasıl harmanlanır?” gibi sorulara cevap arayan Theatrum Mundi: The Heart of Scotland adlı eser, dünyanın bir sahne olduğuna ve oyuncuların kontrol mekanizmasına değinen düşünceden yola çıkıyor. İzleyiciyi deneyimciye dönüştüren bu eser, tek açı ve perspektife hapsolmayan bir sahne kurguluyor. Beden, mimari ve optik algı üzerine çalışan, multidisipliner bir sanatçı olan Ahmet Rüstem ile farklı baskı araçlarıyla birlikte dijital ve analog tekniklere yer veren Hakan Sorar, Theatrum Mundi: The Heart of Scotland’da, izleyicinin kontrol düğmeleri ile eserin yolculuğuna müdahale ederek, bir tür yönetmen rolü üstlenmesine ve deneyimini kendi isteği doğrultusunda şekillendirmesine imkân sağlıyor.

    ​House of Brothers’a özel CI Bloom içeriklerini Brothers1801 sosyal medya hesaplarından takip edebilirsiniz.

    0
    0
    1291
  • 02-06-2023

    Sinematek/Sinema Evi, “İranlı Kadınlar Konuşuyor: Tarih, Sanat, Direniş” programı kapsamında 4 Haziran Pazar günü düzenlenecek “Bedenin Ötesi” başlıklı konuşmada Mania Akbari’yi konuk edecek.

    Sinematek/Sinema Evi’nin İran’daki özgürlük mücadelesi ile dayanışma göstermek ve kadınların başlattığı isyanda feminist direnişin etkisine dikkat çekmek amacıyla hazırladığı “İranlı Kadınlar Konuşuyor: Tarih, Sanat, Direniş” programı kapsamında gösterilen Ne Cüretle Bunu İstersin (How Dare You Have Such A Rubbish Wish, 2022) filminin yönetmeni Mania Akbari, 3 Haziran Cumartesi günü filminin gösteriminin ardından sorular cevaplayacak. Akbari, 4 Haziran Pazar günü ise “Bedenin Ötesi” başlıklı bir konuşma yapacak.

    Akbari, IDFA’nın da aralarında olduğu pek çok festivalde gösterilen Ne Cüretle Bunu İstersin filminde, İran sinema tarihinden klipler üzerinden kadına yönelik sömürüyü ve nesneleştirmeyi gözler önüne seriyor. Yerli sinemamızdan ötürü bize çok tanıdık gelecek arşiv görüntülerini, göğsüne çiçek dövmesi yaptırma anlarıyla harmanlayan Akbari bu yolla İran sinemasının diğer kadınlarıyla birlikte bedenini yeniden sahipleniyor. Sinematek/Sinema Evi’nin, Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsiciliği ve Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali iş birliğiyle konuk ettiği Akbari, 3 Haziran Cumartesi günü saat 18:30’da filminin Sinematek/Sinema Evi’ndeki gösterimine katılacak ve filmin ardından izleyicinin sorularını yanıtlayacak. Mania Akbari, bu gösterimi İran’da cezaevinde tutulan iki feminist gazeteci Elahe Mohammadi ve Nilüfer Hamedi’ye adıyor ve İranlı feministler adına insan haklarını savunan tüm kuruluşları ve gazetecileri İran’daki siyasi mahkûmlarla dayanışma göstermeye çağırıyor.

    Mania Akbari, yeni filmi, sinemaya yaklaşımı ve İran’daki kurtuluş hareketini ateşleyen feminist direnişe dair görüşlerini içeren “Bedenin Ötesi” adlı konuşması için 4 Haziran Pazar saat 13:45’te Sinematek/Sinema Evi’nde olacak. Sinema yolculuğunda beden politikalarına odaklanan sanatçı, kadının bakış açısını yansıtan kişisel hikâyeler aracılığıyla bedensel baskı ve acıya karşı eleştirel duruşu cesaretlendirmeyi hedefliyor. Heteronormatif sosyalleşmeye şiddetle karşı duran yönetmen, kendine özgü sineması aracılığıyla kişisel ve ulusal tarihe bakışımızı sorguluyor ve kadınların konuşarak, paylaşarak, dinleyerek bedenlerinin kontrolünü yeniden kazanmalarını sağlayacak yeni yollar geliştiriyor.

    ​Sinematek/Sinema Evi’nin, 26. Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali ve Another Gaze/Another Screen iş birliğiyle düzenlediği “İranlı Kadınlar Konuşuyor” programı hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

    0
    0
    1449
  • 02-06-2023

    Abdulvahap Uzunbay, Aslı Smith, Burcu Böcekler, Eliz Gündüz, Emir Yasin Yağmurca, Hilal Can, Nisan Talazoğlu ve Özge Yağcı’nın eserlerinden oluşan “Theory of Bloom” başlıklı sergi, 10 Haziran’a kadar Büyükdere35’te sanatseverlerle buluşuyor.

    “Louise Glück’ün 2020 Nobel Edebiyatı Ödüllü Wild Iris kitabına ismini veren şiirin son dörtlüğünde, Glück ‘hayatımın merkezinde fışkırdı büyük bir pınar, masmavi gölgeler gök mavisi denizde’ yazar; bu dizede iris artık ‘çiçek açtığında’ zaferin hissini tadar. Yaşayan, ölen ve tekrardan doğmanın anlamını çiçek üzerinden anlatan Glück, bu döngüden sayısız kez geçen bir çiçeğin izlenimlerini bizlere aktarır. Çiçek, öncesinde karanlık toprakta açmayı bekleyen bir tohum olarak başlar; sonrasında sesi keşfeder ve ucunda ışığı gördüğü bir yoldan filizlenmeye doğru yol alır ve en sonunda çiçeklenir. Ruhların bir gün tekrar ‘çiçek açacakları’ düşüncesiyle cesaret bulabileceklerini gösterir. Bir çiçeğin oluşum sürecinden ilham alan ‘Theory of Bloom’ modern zamanın absürditesinde kaybolan, yabancılaşmış kişi veya özneye yeni ve alternatif bir benlik inşa etmeyi amaçlar. Sergi, bilinci olan bir iris çiçeği gibi, taç yapraklarını açana kadar geçirdiği sürecin insanlığa dair bariz imajlarını izleyiciye sunar.

    Metroda, alışveriş merkezinde, çalıştığımız ofiste; etrafımıza yayılmış katı dünya, benliğimizle, jestlerimizle ve hatta duygularımızla gördüğümüz bir imgeler dünyası. Böyle bir ölüm manzarasında hiçbir şey gerçekten bize ait olamaz. Bu belirsizlik içerisinden çıkabilmek için benliğin filizlenmek için bir yol araması kaçınılmazdır. Kederden sonra neşenin tekrardan kapıdan uğrayacağına inanmak, hayatın bu boş ve korkutucu zamanlarında ruhların bir gün tekrar ‘çiçek açacakları’ düşüncesiyle insanların cesaret bulunabilecekleri gösterir. Derin bir huzursuzluğun ve kaderin bu bilinmez bilmeceli yolunda tohumlanan insan, sergi perspektifinde kaderini baştan sona yeniden inşa eder ve umuduyla kaderini ustaca dengeler. Duygusal ve fiziksel yeniden doğuşu; insan-doğa, toplum-birey üzerinden ele alan ‘Theory of Bloom’ bir çiçeğin evrelerini bizlere hatırlatıyor ve yaşadığımız dünyayı yeniden anlamlandırmak için izleyiciye bir imge şöleni sunuyor. Toprağa gömülüp karanlık içerisinde açmayı bekleyen bir tohum gibi, tüm belirsizliklerin içerisinde insanlığa yeniden vadedilen bir kimlik, umut oluyor ve bizleri tekrardan çiçek açmaya davet ediyor.”

    Künye:
    1. Özge Yağcı, Banyo Sahnesi, 2018
    2. Hilal Can, Nevroz Serisi, 2023

    0
    0
    927
  • 02-06-2023

    Koreli yazar Lee Seung-U’nun kavuşmanın, ayrılmanın, aile kurup kök salmanın ve sevdiklerinden koparılmanın hikâyesini anlattığı romanı Bitkilerin Özel Hayatı, Tayfun Kartav’ın çevirisiyle Doğan Kitap’tan çıktı.

    Jean-Marie Gustave Le Clézio, Lee Seung-U hakkında şunları söylüyor: “Kore edebiyatı, Nobel Edebiyat Ödülü’nü fazlasıyla hak ediyor. Ben kişisel olarak Anatoly A. Kim, Hwang Sok-yong, ve Lee Seung-U’nun bu ödülün muhtemel adayları olduklarını söyleyebilirim.”

    Bitkilerin Özel Hayatı; sırların, aşkın ve tutkunun yansımalarını izliyor. Yıllar sonra evine dönen Keehyun, ağabeyinin iki bacağını da bir mayın patlamasında kaybettiğini görür. Babası sabahtan akşama kadar bahçedeki ağaçlarla ve çiçeklerle ilgilenmekte, kimseyle konuşmamaktadır. Annesinin ise tüm aileden gizlediği sırlar vardır. Bir gün gizemli biri annesini takip edip sırlarını öğrenmesi için Keehyun’a yüklü bir ödeme yapar.

    “Özgür ve alımlı bir peri olan Defne, Apollon’dan kaçmak için nehir tanrısı babasına yalvarır. ‘Beni dönüştür! Beni rahatsız eden bu güzelliği benden al!’ Bunun üzerine bir ağaca dönüşür.”

    0
    0
    1281
  • 01-06-2023

    Yayıncı Nazlı Berivan Ak’ın senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendiği, insan hikâyeleri üzerinden bağımsız okurluğu, yayıncılığı ve kitapçılığı tartışan Kitapçı belgeseli ilk gösterimini 17 Haziran’da gerçekleştirecek.

    Kitapçı belgeselinin odağında Tarsus’ta yirmi beş yıldır kitapçılık yapan İsmail Kün yer alıyor. Kün’ün sahibi olduğu Antik Sahaf Kitabevi örneğinden yola çıkarak kitapçılığı, değişen ve dönüşen zamanda bağımsız kitabevi kavramının karşılığını tartışan belgesel, şehrin dinamikleriyle kitabın merkezde olduğu bir dükkanın, taşrada kurulmuş ve serpilmeye uğraşan bir kültür adacığının misyonunu irdeliyor. Kitapçı bağımsız okurluğun, yayıncılığın ve kitapçılığın ilişkisini tartışma hedefinde bir görsel saha çalışması, kitapçının üstlendiği önemli misyonun altını çizme hedefinde bir hafıza tazeleme girişimi, gelecek günler için bir düşünce deneyi.

    Kitapçı belgeseli, Türkiye Cumhuriyeti Kültür Turizm Bakanlığı Sinema Kültür Genel Müdürlüğü 2022 Yılı Belgesel Yapım Desteği alan projeler arasında. Aynı zamanda belgesel, DocMonde ve EurasiaDoc destekli bir atölye filmi.

    Nazlı Berivan Ak, belgeselin ortaya çıkış hikâyesini “Bağımsız okurluğun, bağımsız yayıncılığın tamamlayıcısı bağımsız kitabevleri konusu üzerine uzun yıllardır çalışıyorum. 2019 yılında OKUYAY Platformu kapsamında 12 ilden 40 bağımsız kitapçıyla birebir görüşmeler sonucu KONDA çatısı altında kaleme aldığım Bağımsız Kitabevleri Araştırma Raporu yayınlandı, pandemi döneminde kitapçılarla çevrimiçi söyleşi dizisi yaptım, yıllar içinde birçok dergi ve mecrada sahaf ve kitapçılarla söyleşilerim, sohbetlerim, araştırma dosyalarım yayınlandı. İlk belgesel çalışmam Kitapçı, tüm bu hafızayı içine alıp yarına bakmaya çalıştığım bir iş oldu. Yayıncısı olduğum pek çok yazar için imza ve söyleşi etkinlikleri düzenlediğimiz Antik Sahaf Kitabevi, bir bağımsız kitabevi modeli olarak önemli ipuçları barındırıyordu, değerli dostum İsmail Kün’le hikayemi tüm yönleriyle anlatabileceğimi biliyordum ve sonuçta Kitapçı neredeyse iki yıl süren yoğun bir çalışmanın ardından izleyicilerle buluşuyor. Bağımsız kitapçıyı nostaljik bir detay, tuhaf bir renk ya da korunup sakınılması gereken bir detay olarak değil, tersine en saf ve sert haliyle, kaygıları ve dertleriyle, en çok da okurunu değiştirip okuruyla dönüşen yüzüyle göstermek temel amacımdı.” sözleriyle anlatıyor.

    Belgeselin ana kahramanı, Bağımsız Kitapçılar Derneği başkanlığını yürüten kitapçı İsmail Kün’e göre Kitapçı, dükkânda geçen tek bir güne odaklanarak hem pek çok soruna değinmesi hem de her şeye rağmen inatla mesleğe devam etmenin gerekçelerini hayatın kendisiyle göstermesi bakımından önemli. Kün, Antik Sahaf'ın kurucusu ve sahibi olarak sayısız yazarı okuruyla buluşturduk, çeşitli festivaller, kitap okuma günleri, etkinlik ve söyleşiler gerçekleştirdik, gerçekleştiriyoruz. Dünden bugüne değişen kitapçılığa, okurluğa, değişen şehre ve kültürüne dair söyleyecek çok sözümüz vardı elbette. Kitapçı sesimizi ulaşamadıklarımıza ulaştıracak, okuruyla yaşayan okuruyla çoğalan bizleri daha anlaşılır kılacak diye umuyorum,” diyor.

    Kitapçı belgeselinin ilk gösterimi belgeselin başrolü kitapçı İsmail Kün’ün katılımıyla 17 Haziran Cumartesi günü, 18.00’de Kadıköy Bina Bant Mag Havuz’da gerçekleşecek. İkinci gösterim ise 22 Haziran tarihinde belgeselin çekimlerinin yapıldığı Tarsus’ta yapılacak.  

    0
    0
    2180
  • 01-06-2023

    Nuri Kuzucan’ın “Pasaj” başlıklı kişisel sergisi bugün (1 Haziran) Arter’in 1. kat galerisinde ziyarete açıldı.

    Küratörlüğünü Nilüfer Şaşmazer’in üstlendiği “Pasaj” sergisi, Nuri Kuzucan’ın eski ve yeni üretimlerinden oluşturulan bir seçkiyi mekâna özgü bir mimari düzenleme ile sanatseverlerle buluşturuyor. Kaos/düzen, ışık/gölge, boşluk/doluluk, yüzey/derinlik, iç/dış gibi ikilikler etrafında kurgulanan yapıtlardan oluşan sergi hem zihinsel hem de algısal bir akışkanlığı ve geçişliliği merkezine alıyor. Sanatçının mekâna özgü bir mimari düzenlemeyle sunulan bu sergi için ürettiği yeni eserlerini ve daha erken tarihli üretimlerinden bir seçkiyi “geçişlilik” ve “akıcılık” kavramları çerçevesinde bir araya getiriyor. Sergi, içine yerleştiği ve bir geçiş alanı olarak da yorumlanabilecek galeri mekânını “pasaj” sözcüğünün mimari, yazınsal ve metaforik anlamları ekseninde resimsel uzamla ilişkilendiriyor. Sergi izleyiciyi kendi birikimlerini ve hayal güçlerini devreye sokarak resimlere ve mekâna farklı konumlardan bakmaya davet ediyor.

    ​Sabit ve tekil bir tecrübeyi garantileyen imgelerden ziyade kendini her seferinde yeniden üreten imgeler sunan “Pasaj” sergisi, resimlerin asıldıkları sabit noktalardan izlenmelerini değil, mekânla birlikte çalışmalarını ve birbirlerini öne çıkarmalarını amaçlıyor. Böylelikle tüm mekânı resimsel bir kompozisyon olarak kurgulayarak izleyicilerin içinde dolaşabilecekleri bir “resim-mekân” ya da “mekân-resim” deneyiminin önünü açıyor. Mimari tasarımını Duygu Doğan’ın üstlendiği, incelikle dokunan bu mekânsal kurgu ve ona göre akort edilen ışık düzenlemesi ise bakmanın ve görmenin yeni olasılıklarını ortaya koyuyor.

    Künye: 
    1-5. Nuri Kuzucan, Pasaj Sergiden görünüm Küratör: Nilüfer Şaşmazer Arter, 2023 Fotoğraf: flufoto (Barış Aras ve Elif Çakırlar)
    6. Nuri Kuzucan Kaligrafi, 2023 Kâğıttan kolaj 12 adet; her biri 55 x 55 cm (çerçeveli) Fotoğraf: flufoto (Barış Aras ve Elif Çakırlar)
    7. Nuri Kuzucan 28 Ünite (Ahşap, Kumaş, Pigment, Işık ve Gölge), 2023 Tuval üzerine akrilik 28 adet; her biri 69 x 56 x 12 cm (çerçeveli) Fotoğraf: flufoto (Barış Aras ve Elif Çakırlar)

    0
    0
    3968
  • 01-06-2023

    MUBI, haziran ayında da ödüllü filmlerden ünlü yönetmenlerin klasiklerine, pek çok yapımı sinemaseverlerle buluşturmaya devam ediyor.

    Léa Seydoux’nun rol aldığı ve Cannes Europa Cinemas En İyi Avrupa Filmi ödülünü kazanan Güzel Bir Sabah, Ali Kemal Çınar’ın ilk kez bir dijital platformda sinemaseverlerle buluşacak olan son filmi Geceden Önce, LGBTQ+ bireylerin ebeveynlerinin deneyimlerini anlatan Can Candan imzalı Benim Çocuğum, Ömer Kavur’un unutulmaz yapımlarından Anayurt OteliYusuf ile Kenan ve Kırık Bir Aşk Hikayesi haziran ayında MUBI’de gösterime girecek yapımlar arasında yer alıyor.

    Haziran Programı:
    1 Haziran - Son İmparator / The Last Emperor (Bernardo Bertolucci, 1959)
    2 Haziran - ​​’93 Yazı / Estiu 1993 (Carla Simón, 2017)
    3 Haziran - Parazit Gisaengchoong (Bong Joon Ho, 2019)
    4 Haziran - Bir Annenin Sonatı (Fehmi Öztürk, 2020)
    5 Haziran - Savaştan Sonra Mudbound (De Rees, 2017)
    6 Haziran - Ava (Léa Mysius, 2017)
    7 Haziran - Yusuf ile Kenan (Ömer Kavur, 1979)
    8 Haziran - Barbara (Christian Petzold, 2012)
    9 Haziran - Geceden Önce (Ali Kemal Çınar, 2021)
    10 Haziran - Korsaj / Corsage (Marie Kreutzer, 2022)
    11 Haziran - Paterson (Jim Jarmusch, 2016)
    12 Haziran - Ludwig (Luchino Visconti, 1973)
    13 Haziran - Yaman Tilki / Fantastic Mr. Fox (Wes Anderson, 2009)
    14 Haziran - Günlerden Bir Gün / A Day in a Life (Jonathan Velasquez, Larry Clark, 2020)
    15 Haziran - Mekanlar ve Yüzler / Visages Villages (Agnès Varda, JR, 2017)
    16 Haziran ​- Güzel Bir Sabah / Un Beau Matin (Mia Hansen-Løve, 2022)
    17 Haziran - Kayıp Kız Gone Girl (David Fincher, 2014)
    18 Haziran - Kırık Bir Aşk Hikayesi (Ömer Kavur, 1981)
    19 Haziran - Ciro ve Ben Ciro & Yo (Miguel Salazar, 2018)
    20 Haziran - Müstakbel Suçlar Crimes of the Future (David Cronenberg, 1970)
    21 Haziran - Sefer Tası Dabba (Ritesh Batra, 2013)
    22 Haziran - İkimiz / Deux (Filippo Meneghetti, 2019)
    23 Haziran - Yeşil Şövalye / The Green Knight (David Lowery, 2021)
    24 Haziran - Körkütük / Druk (Thomas Vinterberg, 2020)
    25 Haziran - Benim Çocuğum (Can Candan, 2012)
    26 Haziran - Uluma / Howl (Jeffrey Friedman, Rob Epstein, 2010)
    27 Haziran - Amatör / Amator (Krzysztof Kieślowski, 1979)
    28 Haziran - Selvi Boylum Al Yazmalım (Atıf Yılmaz, 1977)
    29 Haziran - Kız Arkadaşımın Kız Arkadaşı / La Amiga De Mi Amiga (Zaida Carmona, 2022)
    ​30 Haziran - Anayurt Oteli (Ömer Kavur, 1987)

    Tag: MUBI
    0
    0
    2275
DAHA FAZLA
Geldanlage