
2022 Cannes Film Festivali’nde Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde ödül kazanan Mia Hansen-Løve imzalı Güzel Bir Sabah (Un Beau Matin), 16 Haziran’da MUBI’de gösterime girecek.
Kendi babasının hastalık sürecinden esinlenen Mia Hansen-Løve, Léa Seydoux’nun da performansıyla dikkat çektiği filmde aşkın doğasını ve sınırlarını keşfe çıkıyor. Hansen-Løve bu filmle, Gelecek Günler ve Çocuklarımın Babası filmlerindeki temalara ve anlatı üslubuna geri dönüyor. Aşkın, kaybın, tüm acılara tek başına direnen bir kadının portresini çizen Güzel Bir Sabah, Paris’te geçen romantik bir dramını ele alıyor.
Léa Seydoux’nun hayat verdiği Sandra, tercümanlık yaparak hem küçük kızına hem de hasta babasına bakan yalnız bir annedir. Babasına veda etmeye hazırlandığı bir dönemde hayatına giren, mutsuz evliliğinden bıkmış eski dostu Clement (Melvil Poupaud) ile yaşayacağı tutkulu ilişki ise her şeyi çok daha karmaşık hâle getirecektir.
16 Haziran’dan itibaren MUBI’de sinemaseverlerle buluşacak olan, Mia Hansen-Løve imzalı Güzel Bir Sabah (Un Beau Matin) filminin fragmanını buradan izleyebilirsiniz.
James Joyce’un Ulysses romanının geçtiği gün olan 16 Haziran’da İrlanda ve tüm dünyada kutlanan “Bloomsday” Türkiye’de de 15 Haziran’da bir buluşma, 16 Haziran ve 17 Haziran tarihlerinde çevrim içi bir sempozyum ile kutlanacak.
James Joyce’un Ulysses romanı 1922 yılında Sylvia Beach’e ait olan Paris’teki Shakespeare and Co kitabevi tarafından yayımlanır. T. S. Eliot’ın tabiriyle, “antikite ile çağdaşlığı sürekli bir paralellik içinde ele alan” Ulysses, 16 Haziran 1904’te Dublin’de geçer ve romanın baş kahramanı Leopold Bloom’un Dublin sokaklarında geçirdiği sıradan bir günü konu edinir. Daha sonra bu gün “Bloomsday” olarak adlandırılır ve tüm dünyada kutlanır.
Türkiye’de Bloomsday bu sene Haliç Üniversitesi’nden Dr. Demet Karabulut Dede ve Dr. Maryam Nacafibabanazar’ın organize ettiği “One-Day Ulysses Journey” adlı sempozyum ile kutlanacak.
16 ve 17 Haziran’da gerçekleşecek sempozyum, Joyce çalışmalarıyla tanınan birçok önemli akademisyen ve araştırmacıyı bir araya getirecek ve Molly Bloom’un monoloğundan parçaları Victoria Holbrook’un okuma performansıyla sunacak. Ayrıca 15 Haziran Perşembe günü Frankeştayn Kitabevi’nde “One-Day Ulysses Journey” sempozyumunu düzenleyen Dr. Demet Karabulut Dede ve Dr. Maryam Najafibabanazar ile Ulysses çevirmenlerinden Fuat Sevimay bir başka Bloomsday etkinliği kapsamında roman üzerine konuşmalar yapacaklar.
Sempozyum dili İngilizce olacak ve ücretsiz gerçekleşecek. Sempozyum hakkında bilgi için Twitter’dan @BloomsdayTR ve Instagram’dan @bloomsdayistanbull’u takip edebilirsiniz.
Sempozyum Programı
16 Haziran Cuma
Opening Remarks - 10.20 – 10.30
Maryam Najafi & Demet Karabulut Dede
Haliç University
Keynote 1 - 10.30 – 12.15
Caroline Elbay - Champlain College Dublin
"Ulysses for All: James Joyce and Turkey"
Sam Slote - Trinity College Dublin
“Joyce’s Other Cities”
Lunch Break – 12.15 – 13.15
Session - 13.15 – 14.30
Margaret Sönmez – Middle East Technical University
“Tracing the Multilingual Past in Ulysses”
Ceren Kuşdemir – Yaşar University
“Longest way round is the shortest way home": The Politics of Home in Ulysses”
Coffee Break - 14.30 – 14.45
Session 14.45 – 16.00
Joshua Elwer – Heidelberg University & University of Leipzig
“Ulysses and the Art of Smoking”
Fuat Sevimay – Translator & Author
“What is Joyce Reappears in İstanbul?”
Coffee Break – 16.00 – 16.15
Keynote 2 - 16.15 – 17.15
Vike Martina Plock – University of Exeter
“Garment Cultures in James Joyce”
17.06.2023 - Saturday
Keynote 3 - 12.00 – 13:30
Laura Pelaschiar - Università di Trieste
"Ecocriticism and Ulysses: An Encounter?"
Molly Bloom’s Soliloquy Performance – 13.30 – 14.00
Victoria Holbrook – İstanbul Bilgi University, Translator & Scholar
Arter, Paribu’nun destekleriyle gerçekleşen “Uzun Cumartesi” uygulaması kapsamında 17 Haziran Cumartesi günü kapılarını gece yarısına kadar zengin bir programla açık tutacak.
“Uzun Cumartesi” kapsamında Charlotte Wells’in ilk uzun metrajlı filmi Güneş Sonrası (Aftersun) izleyicilerle buluşacak. Ardından dinleyicilere çok boyutlu bir deneyim sunan Donna Mobile by Elif Çağlar konseri gerçekleşecek. Donna Mobile, konserde hareketli ritimleri ve enerjik dans parçalarını melankolik, isyankâr ve sorgulayıcı tınılarla bir araya getirerek dinleyicilere çok boyutlu bir deneyim sunacak. 17 Haziran’da ayrıca Arter’in Öğrenme Programı kapsamında ücretsiz rehberli turlar düzenlenecek. Güncel sergilerin yanı sıra Kütüphane ve Kitabevi de 11.00-24.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.
17 Haziran Cumartesi akşamı saat 20.00’de Arter’in Sevgi Gönül Oditoryumu’nda gerçekleşecek Güneş Sonrası (Aftersun) filminin gösteriminin ardından saat 22.00’de Arter’in performans salonu Karbon’da Donna Mobile konseri gerçekleştirilecek.
Ayrıca Taksim’den ve Tepebaşı’ndan Arter’e ücretsiz ulaşım imkânı sağlayan servis araçları, Paribu ile “Arter’de Uzun Cumartesi” boyunca ziyaretçilere hizmet vermeye devam edecek.
“Uzun Cumartesi” hakkında ayrıntılı bilgiye Arter’in internet sitesinden ulaşabilirsiniz.
SANATORIUM, Sergen Şehitoğlu’nun yürütücülüğünü üstlendiği, görsel sanatlarla uğraşan 35 katılımcının çalışmalarından oluşan “06.2023 - 35 - sergi” başlıklı sergiyi 17 Haziran - 22 Temmuz tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturuyor.
Sergiye katılımcılar gündelik hayatta kullandıkları iletişim ara yüzlerinden herhangi birinde son 6 aylık dönem içinde gerçekleştirdikleri bir yazışmanın ekran görüntüsü ile dahil oluyor. Benzer meşgalelere sahip katılımcıların belirli bir dönemde benzer koşullarda yaşarken kurdukları iletişimlerden yaptığı seçimler, sergide belirli-belirsiz bir düzenleme ile izleyiciye sunuluyor.
“Bu sergi, sadece sanat dünyasına özgü bir yaklaşım değil. Günümüzün hızlı ve yoğun tempolu dünyasında, dijital iletişim araçları sayesinde insanlar arasındaki yazışmaların önemi artmış durumda. Bu yazışmalar, sadece bir kişisel tarihe işaret etmekle kalmayıp, aynı zamanda bir toplumsal tarihe de tanıklık ediyorlar. Bu bağlamda, bu sergi, kişisel deneyimlerin nasıl toplumsal deneyimlere dönüştüğünü gösteriyor ve bunu yaparken de dijital iletişim teknolojilerinin yaşamımıza etkilerine dikkat çekiyor.
Ayrıca, sanat tarihinde de benzer yaklaşımlar bulmak mümkün. Örneğin, Fluxus akımı sanatçıları, 1960'larda, sanatı günlük hayata ve günlük nesnelere taşıyarak, sıradan hayatın içindeki unsurları sanat eserleri hâline getirmişlerdi. Bu sergide de, günlük hayatta sıklıkla kullanılan bir iletişim aracı olan dijital yazışmalar, sanat eserlerine dönüşüyor ve sanatçılar bu aracı kullanarak sıradan hayatın içindeki unsurları ele alıyorlar. (ChatGPT ile üretilmiştir.)”
Ayrıca sergi ile aynı dönemde yayımlanacak 06.2023-35-dergi adlı yayında ise sergideki içerik, potansiyel dizilimlerinden seçili bir tanesinin yerleştirilmesi ile sunulacak. Dergi formundaki bu çalışma, sanatçıların-katılımcıların sanatsal tavırlarını gerçekleştirebilecekleri bir mecra niteliği görüyor.
İçerik üreten sanatçılar, üretimlerini göstermek için (sıklıkla) kullandıkları fiziki mekânların koşullarının dolaşıma uygun olmamasını üretimi engelleyen değil yeni üretimler oluşturmak için bir etken olarak görüyorlar. Derginin yürütücülüğünü Sergen Şehitoğlu, grafik tasarımlarını ise Özge Güven üstleniyor. Dergi formundaki bu çalışma, değişken katılımcılarla her altı ayda bir, basılı olarak yayımlanacak. Dergi katılımcıları her sayı için yeniden belirlenecek.
Yönetmen, sanatçı ve yazar Zion Lacroix’nın bilinç akışı tekniğiyle yazdığı, dışarıdan içeriye bir bütüne dönüşen Marf Orfası adlı ilk kitabı Altıkırkbeş Basın Yayın’dan çıktı.
Yazarın 15 Mart 2022 Brüksel'den Milano'daki evine dönerken havaalanında yazmaya başladığı yaklaşık iki haftada tamamladığı Marf Orfası bir yansıma. Bütünleyici veya devamlılığı olmayan bir metin olmakla beraber bu dağınık ve kalıpsız metnin kırıkları birkaç parmak kanatacak.
“15 Mart 2022. Brüksel Charleroi Havaalanı’nda, masaları pek de temiz olmayan bir kafede portakal suyumu yudumluyorum. Tadı maalesef yavan, fazlasıyla posalı. Yanımdan melez bir bebeğin zırlaması sekiyor. Salyalı yumruklarını siliyor oturduğum kırmızı koltuğun suni döşemesine. Annesiyle istemsizce göz göze gelip,suratındaki samimiyetsiz “tebessüm” beklentisini elimin tersiyle ardıma itiyorum.
Uçağımın kalkmasına hala iki saatten fazla var ve benimse etrafımdaki insanların konuştuklarına kulak misafiri olmaktan başka bir işim yok. “Lütfen! En azından deneyelim!” diye yalvarıyor ötemdeki kızcağız, alnı terli sevgilisinin nemli ellerini tutarak. O yana fırlatıp bakışlarımı, kendime pay çıkarmak istiyorum aşklarından. İzlediklerimle düşündüklerim örtüşmüyor. Kafam makamında değil biliyorum. O an beynimin rutubetli boşluğunda bir şimşek çakıyor ve kuvveti tüm bedenimi sarsınca, bir an için aydınlandığımı sanıyorum. Boynumdan yüzüme tırmanan merak, bana varlığımı sorgulatıyor. Kendimi ortadan ikiye bölmek istiyorum.
Sahi, denesem ne olur? Bu defa, işin başına gerçekten bitirmek için otursam, bir şey değişir mi hayatımda? Bunca sene yüzüstü bıraktıklarımdan, ardıma bakmadan kaçtıklarımdan ya da hevesimi alıp terk ettiklerimden ne fayda gördüm?
Kendime çokça sözler verdim.”
Sanatçı Hazal Özgür’ün kompozisyona yönelik deneysel yaklaşımları ele alan dokuz yeni eserini bir araya getiren kişisel sergisi “Gölgelerin Peşinde”, Hazal Özkan Art Gallery’de 8 Temmuz’a kadar sanatseverlerle buluşuyor.
İlk kişisel sergisini Ocak 2022’de yine Hazal Özkan Art Gallery ile yapan sanatçının bu sergide yer alan resimlerinin çıkış noktasını on yılı aşkın bir süredir çektiği fotoğraflar oluşturuyor. Eserler, fotoğrafik göndermeler barındırsa da figürasyon ve soyutlama arasında gidip gelerek barındırdıkları formları ya tamamen soyut işaretler ya da belli belirsiz figüratif göndermeler olarak kodluyor.
Özgür’ün önceki çalışmalarında ön plana çıkan mutlak soyutlama, ikinci kişisel sergisinde yerini figürasyon ve soyutlamanın birbiri içine geçtiği girift kompozisyonlara bırakıyor. Canlı, sert kenarlı soyutlamalar, yumuşak figürasyonla kesişerek resme bir yandan derinlik katarken bir yandan da resmin üç boyutlu göndermelerini hızla kesintiye uğratıyor. Özgür, tezat tonlara ağırlık veren geniş renk paleti ve bazen yavaş, bazen keskin, bazen ise hafifçe uyguladığı fırça darbeleriyle, eserlerin fiziksel özelliklerinin izleyicinin ışık algısını harekete geçirmesini sağlıyor.
Resmin dinamik maddeselliğine dikkat çeken üretimleriyle Özgür, resimlerinde içerisi ve dışarısı, gece ve gündüz, ışık ve karanlık gibi karşıtları bir arada kullanıyor, maskeleme tekniğinin yardımıyla bir görsel çerçeveden diğerine atlıyor ve hiçbirine bağlı kalmıyor. Kompozisyon üzerinde hakimiyet kuran, belirgin bir zamansal ya da mekânsal göstergenin yokluğunda, eserler ne enstantane ne de anlatı olarak algılanıyor.
Hazal Özgür’ün “Gölgelerin Peşinde” sergisini 8 Temmuz 2023 tarihine kadar pazartesiden cumaya 10.30-18.30 saatleri arasında Hazal Özkan Art Gallery’de ziyaret edebilirsiniz.
Hazal Özkan Art Gallery’nin Adresi: Maçka Armani Residences, Business Center, Kat: T2, Beşiktaş, İstanbul
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, Koç Holding sponsorluğunda geçtiğimiz yıl düzenlenen 17. İstanbul Bienali katılımcılarından Cooking Sections’ın “Çamuralem” projesi kapsamında mekâna özgü bir yerleştirme olarak tasarladığı Çamuralem Muhallebicisi, Ek Biç Ye İç’in ev sahipliğinde İstanbul Kurtuluş’ta açıldı.
Çamuralem Muhallebicisi, Kraliyet Sanat Koleji – Royal College of Art, Londra’daki (RCA) CLIMAVORE x Jameel tarafından yürütülen, İstanbul’un mandalarına yüzyıllardır yuva ve habitat olan sulak alanların korunmasına odaklanan uzun süreli araştırma projesinin bir parçası.
Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen açılışta Cooking Sections’ın kurucuları Daniel Fernández Pascual ve Alon Schwabe ile Anadolu Meraları’ndan Yasemin Kireç ve Evrim Çoksöyler ile araştırmacılar Akgün İlhan, Mustafa Avcı, Melisa Bal ve Levent Erkol, İstanbul ile çevresindeki sulak alanlar ve biyoçeşitlilik üzerine yürüttükleri araştırmaların güncel çıktılarını paylaştı.
Türk mutfağının tarihi ve vazgeçilmez malzemelerinden manda sütünün varlığı bu sulak alanların korunmasına bağlı. Çamuralem’in amacı, kültürel çeşitliliği yansıtan ve kentleşmeyle birlikte zarar gören ekosisteme ve onun etrafında şekillenen tarihi yemek geleneklerine destek olmak. Yeni mekânı ziyaret edenler, İstanbul’un sulak alanlarının ve onları mesken edinmiş mandaların tarihini, çevresel önemini ve mutfak mirasını öğrenebilecek ve tadabilecek. Mekânda, kaymak, yoğurt, muhallebi ve sütlaç gibi manda sütünden yapılan geleneksel ürünlerin yanı sıra yetiştiriciler ile İstanbul’daki bazı restoran ve aşçılık kurumları arasındaki işbirlikleri sayesinde geliştirilecek yeni tarifler de servis edilecek. Muhallebici, sulak alanlara dair araştırmacıları, şefleri, yetiştirici topluluklarını ve daha geniş kitleleri bir araya getirecek bir buluşma noktası olacak. Proje kapsamında 16 Eylül 2023’te ikincisi gerçekleştirilecek Manda Festivali'ne kadar sürecek kamusal programlardaki söyleşi ve etkinlikler ise bu alanda süregelen tartışmalar ve diyalog için bir platforma dönüşecek. Gelecek yıllarda da düzenlenmesi planlanan festival, hem mandaların hem de yetiştiricilerin İstanbul'daki varlığına ve önemine dikkat çekmeye devam edecek.
Mekânın kamusal programıyla ilgili ayrıntılı bilgiye İstanbul Bienali’nin web sitesinden ulaşabilirsiniz. Çamuralem Muhallebicisi’ni pazartesi hariç her gün, 10.00–18.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz.
Adres: Feriköy, Şeref Meriç Sokak 2-1 A, 34377 Şişli, İstanbul
Konum: https://goo.gl/maps/jhDtSkEy7a2xmGWcA
Fotoğraf: Furkan Şimşek
Yenilikçi koro şefi Başak Doğan yönetimindeki Chromas, “Chromas The Experience by Başak Doğan” başlık konserle 16 Haziran Cuma akşamı Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde sahne alacak.
“Fix You”, “Hatıralar”, “Dere Kenarında Taş Ben Olaydım” gibi sevilen şarkıların yorumlarıyla tanınan; Bobby McFerrin, Korhan Futacı gibi pek çok sanatçı ile iş birliği yapan koro Chromas, hem göze hem kulağa hitap edecek bir konserle müzikseverlerle buluşacak. İzleyenlerin sevdikleri tüm Chromas repertuarını görsel ve işitsel bir şekilde deneyimleyeceği konserde aynı zamanda yeni şarkılar da seslendirilecek. Konserde, bir Başak Doğan geleneği hâline gelen, Türkiye’de yalnızca kendisinin uyguladığı doğaçlama tekniği Vocal Painting (VoPa) ile seyircinin de dahil olduğu şarkılar söylenecek. Konsere sürpriz isimler de konuk olacak.
16 Haziran Cuma saat 20.30’da Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde gerçekleşecek “Chromas The Experience by Başak Doğan” başlıklı konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Görkem Dikel’in “Antikahraman: Sanatçının Yolculuğu” başlıklı kişisel sergisi 20 Haziran - 29 Temmuz tarihleri arasında MERKUR’de sanatseverlerle buluşacak.
Dikel’in sergisi “Antikahraman: Sanatçının Yolculuğu”, bir sanatçının yaşam öyküsündeki safhaları kahramanın mitik döngüleri bağlamında ele alıyor. Kompozisyonlarını kendi ve diğer insanların gölgelerini tuvale yansıtarak kuran sanatçı, serginin konusunu Mimar Sinan GSÜ’de “Sanatçının Üretiminde Mitlerin ve Bilinçdışı İmgelerin Sorgulanması” başlıklı, devam eden doktora tezine dayandırıyor. Sergi ilhamını mit bilimcilerin “monomitik döngüler” dediği belli başlı aşamalardan alıyor.
“Serginin genelinde, mit bilimcilerin ‘monomitik döngüler’ dediği belli başlı aşamalardan esinlenilmiştir. Başta, sanat tarihinde kült bir kompozisyon olan Meryem’e müjde (Anunciation) gibi bir çağrı alan antikahramanımız, boyutlar arası eşiği (Threshold) geçerek bir yolculuğa atılıyor, ve bu yolculukta kendi psişesindeki gölge arketipleri, düzenbazlar, şeytanlarla savaşarak (İmtihanlar - Tests) balinanın karnı’ndan kurtulur, kral baba veya kraliçe annesiyle uzlaşmaya (Atonement) varıp, köyüne tekrar ölümsüzlük iksirini, barışı, huzuru getirmeyi başarır (Return of the Elixir). Sonrasında yeniden doğum (Resurrection) ve iki dünyanın efendisi (Master of Two Worlds) olma aşamalarını görürüz.”
Künye:
1. Uzlaşma / Atonement 190x230x10 cm
2. İksirle Dönüş / Return of the Elixir 170x190 cm
3. İki Dünyanın Efendisi / Master of Two Worlds 120x80 cm
İspanyol edebiyatının çok ödüllü yazarlarından Jordi Sierra i Fabra’nın farklılıkların ve empatinin birleştirici etkisini dostluk üzerinden anlattığı, Tomás Hijo’nun resimlediği romanı Tuhaflar Kulübü, Saliha Nilüfer’in çevirisiyle Günışığı Kitaplığı’ndan çıktı.
Kendini tuhaf, farklı ya da yalnız hisseden herkesi dünyanın en ilginç, en naif, en dost canlısı kulübüne davet ediyor bu kitap. Her insanın, biricik yaşamının değerini hatırlatan Fabra, çocukların kaygılarını yıkıyor, samimi bir değişimin yolunu çiziyor. Farklılıkların sunduğu renkliliğin, insanın kendine gülmeyi öğrenmesinin ve kendisiyle barışmasının gücünü, yalın anlatımıyla duyumsatıyor.
“Hugo kekeme, Bernardo disleksilidir. Sınıfın zorbası Vicente, onlara hayatı dar etmektedir. Bir kulüp kurmaya karar veren çocuklar, internette kendileri gibi "tuhaf" ünlüleri keşfederler. Mozart, John Lennon, Scarlet Johansson, Da Vinci, Picasso, Edison, Napolyon, Tom Cruise ve daha nicesi miyop, kısa boylu ya da kekemedir. Yalnız olmadıklarını anlayan ikili önce pek sevinir. Ancak Tuhaflar Kulübü'nün üyeleri arttıkça işler çığrından çıkmaya, tuhaflıklar sorgulanmaya başlanır...”