
Başrolünde Nathalie Lermitte’nin rol aldığı Piaf! The Show, 60. Yıl Dünya Turnesi kapsamında 6 Aralık akşamı Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde izleyicilerle buluşacak.
2015’ten bu yana dünyadaki en büyük Fransız prodüksiyonlarından biri olan Piaf! The Show, “Edith Piaf’ın kariyeri üzerine üretilen en güzel övgü” olarak nitelendiriliyor. Edith Piaf’ın şarkıları, orijinal sahne düzeni ve daha önce kimsenin görmediği Edith Piaf görüntüleri ile izleyicileri zaman yolculuğuna çıkaran Piaf! The Show, 50’den fazla ülkede 600’ü aşkın kapalı gişe performansın İstanbul’da izleyicilerin karşına çıkacak.
Edith Piaf’ın ölümünün üzerinden 60 yıl geçmesine rağmen dünya genelinde 50’den fazla ülkede 600’den fazla kapalı gişe performans sergileyen Piaf! The Show, 45 dakikalık iki bölümden oluşuyor. Nathalie Lermitte’in sahnede “Kaldırım Serçesi”ne dönüştüğü, “Non Je ne Regrette Rien”, “La Vie en Rose”, “Padam Padam” gibi efsaneleşmiş eserlerini seslendirdiği Piaf! The Show, 6 Aralık’ta Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde seyircilere farklı bir deneyim yaşatacak.
6 Aralık akşamı saat 21.00’de Zorlu PSM Turkcell Sahnesi’nde gerçekleşecek Piaf! The Show biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Video üretimlerine odaklanan Bilsart, Begüm Yamanlar, Eda Sütunç, Leman Sevda Darıcıoğlu ve Hacer Kıroğlu’nun eserlerini tematik bir seçkide bir araya getiren “Kuartet” sergisini 31 Ekim-25 Kasım tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.
Bir ay boyunca her hafta bir sanatçının eserinin sergileneceği “Kuartet” sergisi, insanın kendisi ve çevresiyle ilişkisini bedensel ifade ekseninde ele alıyor. Bilsart’ın kurucusu Selman Bilal’in B3 koleksiyonundan seçilen dört eseri ilk kez bir araya getiriyor.
Etimolojik kökenini Latince “dört parçadan oluşan, dördüncü” anlamındaki quartus kelimesinden alan kuartet (quartette), 19. Yüzyıldan itibaren dört solo enstrüman veya sesten oluşan bir müzik grubunu tanımlamak için kullanılmaya başlandı. Müzikte çok sesli ve uyumlu bir birlikteliği işaret eden bu tanım, bir yandan insanın yaşam ve toplumla olan bağlarını farklı bakış açılarından incelemeye zemin hazırlarken diğer yandan aynı kelime kökünden türeyen kavşak kelimesine (carrefour) gönderme yaparak bu bağların birbiriyle kurduğu ilişkiyi karşılaştırmalı bir biçimde tartışmaya açıyor.
Kimlik ve beden üzerinden şekillenen “Kuartet”, dört sanatçının farklı zamanlarda ve farklı motivasyonlarla ürettiği videoları, her defasında birine odaklanarak sergi mekânına taşıyor. İnsana dair bu temel kavramların, sanatçıların pratiklerindeki yansımalarını, zamanın ruhuna kuşkuyla yaklaşan bir kurguyla buluşturan sergi bir aradalığın olasılıkları üzerine yeni okumaların kapılarını aralıyor.
Sergi Takvimi:
31 Ekim-4 Kasım / Begüm Yamanlar, Tahribat (2016)
7 Kasım-11 Kasım / Eda Sütunç, Acımadı ki (2020)
14 Kasım-18 Kasım / Leman Sevda Darıcıoğlu, Eksiğiyle Tamam (2019)
21 Kasım-25 Kasım / Hacer Kıroğlu, İsimsiz (2009)
Künye:
1. Begüm Yamanlar
2. Leman Sevda Darıcıoğlu
3. Hacer Kıroğlu
4. Eda Sütunç
John Boyne’un giderek sanallaşan hayatlarımızın banallığı üzerine düşündürürken, mahremiyet kavramının ne denli sarsıldığını gösterdiği hiciv dolu romanı Yankı Odası, Mert Doğruer’in çevirisiyle Delidolu’dan çıktı.
Sosyal medya platformlarının ve influencerların popüler kültür bağlamında toplumda arttırdıkları ahlakî yozlaşmayla gerçeklik anlayışımızı bulandıran roman; algı yönetimi, suç ve itibar gibi demir tellerle örülü konuları bir anlatıda buluşturuyor. Yankı Odası; teknolojik harikaların ehil ellerde yepyeni dünyalara açılan birer kapı görevi üstlenirken; gafillerin, dikkatsizlerin ve beceriksizlerin ellerinde ise nasıl hain birer silaha dönüşebileceğinin altını çiziyor.
“Cleverley ailesi kendilerine ''bahşedilen'' ayrıcalıkların doyumsuz zevk-ü sefasıyla olası felaketlerden sadece bir tweet uzakta, parıltılı bir yaşam sürmektedir. Altmış yaşındaki George Cleverley, BBC'deki ışıltılı kariyerinin sarhoşluğundan bir türlü kurtulamayan, etrafı ünlülerle çevrili popüler bir televizyon programcısıdır. Kalpleri çarptırma ustası eşi Beverley ise kitaplarını daima gölge yazarlara kaleme aldıran, dünya çapında tanınan bir aşk romanları yazarıdır. Bu iki yozlaşmış karakterin çocukları da ebeveynlerinden çok farklı değildir şüphesiz. Ciddi sosyal sorunların gölgesinde öğretmenlik mesleğinde dikiş tutturmaya çalışan Nelson, takipçi sayısını artırmak ve paylaşımlarını geniş kitlelere beğendirmek için her yolu kendine mubah gören sanal âlem prensesi Elizabeth ve henüz öğrenci olmasına rağmen karşısındakinin zaaflarıyla acımasızca oynama konusunda kimselerin eline su dökemeyeceği, küçük dolandırıcı Achilles. Ne aile ama! Üstelik her bir ferdi karmaşık duygu dalgalanmalarıyla varoluş çıkmazına sürüklenmişken birbirlerinden rol çalmak için çırpınıyor. Hem de canları acıtma pahasına bambaşka yankı odalarında benlik savaşı verirken...”
MUBI, merakla beklenen filmlerden oluşan bir seçkiyi kasım ayında sinemaseverlerle buluşturacak. Minimalist sinemanın önemli temsilcilerinden Finlandiyalı usta yönetmen Aki Kaurismäki’nin 24 filmine yer veren MUBI kasım seçkisinde, Cannes Film Festivali’nde prömiyerini yapan ilk Pakistan filmi Joyland ve 2022 Venedik Jüri Büyük Ödülü’nün sahibi Saint Omer gibi birçok yapım yer alıyor.
Anthony Hopkins’in olağanüstü oyunculuğuyla hafızalara kazınan Baba, Laura Poitras’ın tabuları yıkan fotoğrafçı Nan Goldin’i portrelediği Hayatın Tüm Acıları ve Güzellikleri, Aki Kaurismäki’nin Proletarya Üçlemesi’nden Kibritçi Kız ve Ahmet Uluçay anısına gösterime girecek Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak gibi pek çok yapım MUBI’de sinemaseverlerle buluşacak.
Galeri Siyah Beyaz, 40. yılın sanatçı ikililerinden Ebru Döşekçi ve Seçkin Pirim’in “Blue Studio” başlıklı sergisini 27 Ekim-25 Kasım tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.
Galeri Siyah Beyaz, 40. yılı olan 2023-2024 sezonunda, birlikte üretme pratiğinin bir karşılığı olarak sanatçı eşleşmelerini izleyicilerle bir araya getiriyor. Zamanlarını ve mekânlarını birbirleri ile paylaşan sanatçı ikilileri, aynı malzemeye farklı zamanlarda müdahale etmenin yanı sıra aynı mekânda birbirlerinin malzemelerini ve imgelerini dönüştürüyor. Sanatçı ikililerinin üretim sürecinden başlayan ve temelde bir yaşam pratiği olan bu birliktelik, sanatçıları, galeriyi ve izleyicileri ortaklaşmaya davet ediyor.
Bundan 15 yıl önce eski Rum İlkokulu’nda ilk ortak atölye deneyimini yaşayan Ebru Döşekçi ve Seçkin Pirim, aynı atölyede çalışıyor olmanın ritmini ortak iş üretme pratiğine yansıtıyor. Sergi adını sanatçıların yaklaşık bir yıldır Londra’da paylaştıkları atölyeden alıyor. “Blue Studio” malzeme, form ve renk açısından birbirini tamamlayan eserleri izleyiciye sunuyor. Birlikte yaşayan, dolayısıyla gündelik yaşamı paylaşan sanatçı ikilisi, sergide yer alan çalışmalarında yapıtların katmanlı formunu ve dokusunu öne çıkarıyor. Ortaklaştıkları bir yaşamın hikâyelerinden yola çıkarak oluşturdukları sergide her iki sanatçının üretme pratiği ve sürecinin iç içe geçiyor.
Adres: Kavaklıdere sokak 3/1-2 Şili Meydanı Ankara
Sinema tarihi üzerine çalışmalar yapan Yaşar Üniversitesi Film Tasarımı Bölümü Dr. Öğretim Görevlisi Dilara Balcı’nın Yeşilçam’ı farklı bir boyuttan ele alan kitabı Yeşilçam’da Öteki Olmak adlı kitabı, Ayrıntı Yayınları tarafından yeniden yayımlandı.
Balcı, bu çalışmasında sinemamızda gayrimüslim vatandaşların temsil biçimlerine ve karikatür tiplemelerin arkasında yatan ötekileştirmeye dair eleştirel bir bakış sunuyor. 1940-1977 yılları arasında çekilmiş doksan bir filmin değerlendirmesinden oluşan Yeşilçam’da Öteki Olmak, çözümlemeleriyle 1977 sonrasını da işaret ediyor. Bir yandan tarihselliği içinde Türkiye sinemasını ele alan kitap, sinemayı var eden oyuncusundan yönetmenine, laboratuvarcısından yapımcısına bütünlüklü bir fotoğraf sunuyor.
Yeşilçam’da Öteki Olmak’ta filmlerde yer alan “öteki”lerin karakter tahlillerini yaparken azınlıkların sinemadaki temsiliyet biçimlerini de ele alıyor. Bu insanlar bazen yalnız, isimsiz, gülünç, kimi zaman “hain”… Ve o insanların bu temsiliyetlerle iç içe geçmiş meslekleri, “öteki”lerin hikâyesi kavramsal bir eksen etrafında örülüyor.
Fransız elektro-pop rock grubu Camp Claude, Garanti BBVA konserleri kapsamında 11 Kasım gecesi Blind sahnesinde müzikseverlerle buluşacak.
Elektronik müziği, pop ve rock elementleriyle bir araya getiren Camp Claude, Mike Giffts, Leo Hellden ve Diane Sagnier’dan oluşuyor. Grup, Hurricanes isimli ilk EP’sini 2014 yılında yayımladı. Rock en Seine Festivali’ndeki performansıyla dikkat çeken grup, ilk albümü Swimming Lessons ile büyük bir dinleyici kitlesine ulaştı. İlk albümünden bu yana tarzını “sky wave” olarak adlandıran grup, geçtiğimiz günlerde Moody Moon isimli üçüncü albümlerini yayımladı. Camp Claude, yeni albüm turnesi kapsamında İstanbul’da dinleyicilerle bir araya gelecek.
11 Kasım gecesi Blind sahnesinde gerçekleşecek Camp Claude konserinin biletlerine Biletix ve Passo ulaşabilirsiniz.
Buşra Tunç ve Kerem Ozan Bayraktar Hayalet Bahçeler başlıklı yerleştirmeleri ile Tokyo Bienali’nde sanatseverlerle buluşuyor.
23 Eylül’de başlayan, Nakamura ve Min Nishihara direktörlüğünde gerçekleştirilen Tokyo Bienali, 5 Kasım’a kadar devam edecek. Buşra Tunç ve Kerem Ozan Bayraktar’ın kent estetiği ve doğasına odaklanan proje önerileri 2020 yılında yapılan açık çağrıda 1500 uluslararası çalışma arasından 12 proje arasına girdi. Sanatçılar çalışmalarını bienal bünyesindeki “Social Dive” rezidans programında gerçekleştirdi. Proje ayrıca Türkiye’den SAHA Derneği tarafından destekleniyor.
Boş bir alışveriş merkezi deposunda, duvara monte edilmiş bir dizi hasarlı dijital tabletin eşlik ettiği beton moloz ve brandalardan oluşan bir “bahçe” yerleştirmesi olan Hayalet Bahçeler, ikinci el elektronik dükkanlarından temin edilen hasarlı tabletler, bahçe tasarımı, özellikle de kaya düzenlemeleri ve düzenlemeye ilişkin tabular üzerine eski bir Japon kitabı olan Sakuteiki’den kopuk alıntılar sunuyor. Yapay zekâ anlatıcılar tarafından seslendirilen metinler, aralıklı olarak Japonca “kaya” kelimesinin yinelenmesiyle katmanlı bir işitsel ortam üretiyor ve yerleştirmede kayaların tekrar eden varlığıyla karakterize edilen görsel paraziti haritalıyor.
Beton parçalar, yerleştirmede her biri büyük bir merkezi parça ve onu çevreleyen daha küçük parçalardan oluşan ada benzeri oluşumlar hâlinde yer alıyor. Kayaları andıran ancak içleri boş olan brandalar, doğal formları taklit ederken kentsel ortamlardaki yaygın görsel motifleri de yansıtıyor. Geçici olarak örtme, depolama ve koruma gibi inşa ile ilgili faaliyetleri çağrıştıran brandalar, hızlı yıkım ve yeniden yapım döngüleriyle karakterize olmuş Tokyo’daki kentleşme ve soylulaştırma dinamiklerini yansıtıyor. Bu bağlam Sakuteki’nin taş düzenlemesinin kurallarına ilişkin öğretileri ve yasaklarına ilişkin ortama yayılan sesleriyle birleşiyor. Yerleştirmedeki beton parçalar, yıkım artığı malzemeler konusunda uzmanlaşmış bir Tokyo geri dönüşüm tesisinden geliyor. Geleneksel bir bahçe için toplanan kayalarla aynı titizlikle seçilen enstalasyondaki her bir beton parça, çeşitli Tokyo yapılarından bellekler taşıyor ve gündelik yaşam estetiğini vurgulayan geçici bir bahçeye katkıda bulunuyor.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi “Bir Arada” konserlerinin ikincisinde şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Tuğçe Şenoğul ile konuk sanatçı Yasemin Mori’yi 27 Ekim Cuma saat 19.30’da Pera Café’de müzikseverlerle buluşturacak.
Konserde; Türk müziği, Fransız şansonları, trap, hyperpop, synthpop, dark wave ve trip hop’tan ilham alan Tuğçe Şenoğul’un konuğu, şarkılarıyla insan doğasına dair sıra dışı hikâyeler anlatan Yasemin Mori olacak. Ayrıca konsere katılan dinleyiciler “Uzun Cuma” kapsamında müzeyi saat 22.00’ye kadar ücretsiz gezebilecek. Etkinliğin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Müzik kariyerinde dikkat çeken isimleri İstanbullu dinleyicilerle buluşturmayı amaçlayan “Bir Arada” konserleri; kendi müziğinin peşinde, hikâyesini anlatmak isteyen genç kadınları destekleyen bir müzik ve teknoloji girişimi olan Beats By Girlz Türkiye iş birliğinde gerçekleştiriliyor.
“Bir Arada” Programı:
24 Kasım 19.30 - Selin Sümbültepe, Konuk: Lara Di Lara
29 Aralık 19.30 - Dilan Balkay, Konuk: Billur Battal
İstanbul Devlet Opera ve Balesi, romantik balenin başyapıtlarından biri olan Giselle balesinin prömiyerini 27 Ekim akşamı Atatürk Kültür Merkezi - Türk Telekom Opera Salonu’nda yapacak.
Alman şair Heinrich Heine’nin Almanya Üzerine adlı kitabında anlattığı Wililer Efsanesi’nden ilham alan Giselle, ilk kez 28 Haziran 1841’de Paris’teki Salle Le Peletier’de bulunan Ballet du Théâtre de l’Académie Royale de Musique’de sahnelendi. Giselle, Fransız besteci Adolphe Adam’ın (1803-1856) müzikleri üzerine Jean Coralli-Jules Perrot-Marius Petipa koreografisiyle, kırsal yaşam biçimi ile olağandışı dünyayı bir arada işleyen, aşkın yüceliği ve tutkunun vazgeçilmezliğini vurgulayan romantik balenin en önemli yapıtları arasında yer alıyor. İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin bu yıl yeniden repertuvarında yer verdiği Giselle balesini Zeynep Sunal Öngün sahneye koyuyor.
Doğaüstü ögelerin yer aldığı Giselle balesi, dans etmeyi çok seven, genç ve güzel, bir o kadar da utangaç Giselle adında bir köylü kızı ile kendisini ona “Loys” adlı bir çiftçi olarak tanıtan ve Giselle’e delicesine âşık olan Kont Albrecht’in trajik ve romantik hikâyesini anlatıyor. Aşk, hüsran, ölüm, vicdan azabı, kavuşamama ve yeniden birleşme düşü ekseninde geçen Giselle, tüm bu “imkânsız aşk”, “zengin erkek-fakir kız” gibi dramatik konuları ve ikinci perdede gerçek dışı, fantastik olayları anlatırken gerek koreografide gerekse görsellikle seçilen estetik dil sayesinde, romantik balenin baş yapıtlarından biri hâline geldi.
Giselle 27 Ekim akşamı prömiyerini yaptıktan sonra; 1, 7, 15 Kasım, 2 ve 7 Aralık tarihlerinde Atatürk Kültür Merkezi – Türk Telekom Opera Salonu’nda, 4, 21, 22 Kasım ise Kadıköy Belediyesi Süreyya Opera Sahnesi’nde sanatseverlerle buluşacak. Etkinliklerin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.