
Açık Holding’in desteğiyle, Özlem Özdemir’in küratörlüğünde hazırlanan “Cumhuriyet’in Öncü Kadınları Sergisi”, 6 Kasım’a kadar Artopol Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluşuyor.
Dört ayrı bölümden oluşturulan “Cumhuriyet’in Öncü Kadınları Sergisi”, fotoğrafların yanı sıra çeşitli belgeleri ve başarılı Cumhuriyet kadınlarının hikâyelerini de izleyicilere sunuyor. Fiziksel olarak sanatseverlerle buluşan sergi daha sonra dijital ortamda da izleyici karşısına çıkacak.
Küratör Özlem Özdemir serginin açılışında şunları söyledi: “Cumhuriyet’in öncü kadınlarını kendine adamış bir yazarım, 6 kitabım var. Özellikle genç kızlar için Kadınlar Cumhuriyeti ve Bilimin Öncü Kadınları kitabını yazdım. Kitabın dışında ne yapabilirim, kadınların hikâyelerini daha çok insana nasıl ulaştırabilirim diye düşünürken sergi yapmaya karar verdim. Ama bu sadece bir fotoğraf sergisi olmamalıydı. İçinde bilgi de olmalıydı. Sonunda Açık Holding’in desteğiyle Şehrinaz Kartal projeyi sahiplendi. Bugün bu vesileyle buradayız… Birinci bölümünde Atatürk’ün kadına bakışını kronolojik olarak anlatıyoruz. Genç bir subay olduğu günden, bizim Cumhurbaşkanımız olduğu döneme kadar her zaman kadının erkeklerle eşit vatandaş olması gerektiğini savunduğunu o bölümde görebiliriz. İkinci bölümümüzde, Türk kadınlarının haklarını nasıl kazandığını dünyayla kıyaslayarak bunu da hatırlamak gerektiğini düşünüyorum. Genç kızların bu haklarını bilmesi çok önemli. Üçüncü bölümümüzde, her meslekten 20 ilki başarmış kadının kapsamlı biyografileri var. Bu sergide onları tanıyabileceksiniz. Son bölümde de bize yol açmış olan 100 kadının listesini yayımlıyoruz. Böylece onlara bir selam veriyoruz. Hem de ‘biz sizin izninizle gidiyoruz’ diyoruz. Kimisinin adını hiç kimse bilmiyor. Kimisi hâlâ yaşıyor ve bazıları bugün aramızda. O nedenle bu sergiyi herkesin görmesini istiyorum.”
Açık Holding Pazarlama Başkan Yardımcısı Şehrinaz Kartal ise şunları söyledi: “Açık Holding olarak bu işi çok uzun zamandır planlıyoruz. Yeni bir şey değil. Ama bu yıl Cumhuriyet'in 100’üncü yılı ve bizim için çok değerli. O yüzden de projemizi anlamlı bir tarihte başlatma kararı aldık. Uzun süredir planladığımız ‘Cumhuriyet’in Öncü Kadınları Projesine’ bir başlangıç yaptık. Bu sadece başlangıç… Önce fiziki bir sergiyle başladık sonrasında bunu dijitale taşıyacağız. Böylece buradaki tüm kadınlarımızı, daha fazlasını detaylı olarak izleyebileceksiniz. Bu bizim için çok değerli. Çünkü Cumhuriyet’in öncü kadınlarından, bugünün kadınları olarak ilham alıyoruz. Onları örnek alarak başarılı işler yapıyoruz. Ve gelecekteki kadınlara da yollarının açık olduğunu göstermeye çabalıyoruz. Şöyle bir lafımız var burada; İlham beklemeyen, ilham olan kadınlar... Kendileri bize ilham oldular ve ilham beklemediler. Biz de gelecekteki kadınlarımıza ilham olalım istiyoruz. Bu projenin bizim için değeri budur.”
Marcus Graf’ın editörlüğünde hazırlanan, küratöryel kuram ve uygulamalara bir giriş niteliğindeki Küratörlük - Çağdaş Sanat İçin Bir Kılavuz başlıklı kitap Loras Kitap’tan çıktı.
“Küratörlük, kitabımız, çağımızın küratöryel pratiğinin tarihsel ve teorik olduğunu incelediği gibi somut meselelerini de inceliyor. Küratörlük çalışması ve bağlamları alanından önde gelen profesyonelleri, bir küratörün uğraşması gereken günlük görevlerin yanı sıra kavramsal konuları da tartışarak bu çok katmanlı alanının çeşitli katmanlarını ortaya çıkarıyor. “Küratörlük” bu anlamda küratöryel kuram ve uygulamalara bir giriş niteliğindedir. Çeşitli okuyucu profillerine yönelik olup günümüz sanat yönetiminin bu önemli çalışma alanına ışık tutmayı amaçlamaktadır.” (Tanıtım Bülteninden)
İstanbul Devlet Opera ve Balesi - Modern Dans Topluluğu MDTistanbul’un beş parçadan oluşan Dans Adrenalin adlı programı, 4 Kasım tarihinde Atatürk Kültür Merkezi - Tiyatro Sahnesi’nde prömiyer yapacak.
Dans Adrenalin programında; önceki sezonlarda MDTistanbul ile çalışmış Koreli koreograf Dong Kyu Kim’in yeni parçası Seni Görüyorum, MDTistanbul sanatçılarından Alper Marangoz’un yeni çalışması Bahar ve değişen kastıyla tekrar sergilenecek olan Koz adlı çalışması, topluluğun yeni koreograflarından Ferhat Güneş’in RE-Side adlı kısa filminin sahne uyarlaması olan RESIDE/Düşler 3Kere Görülmeli ve tanınmış birçok dans topluluğunun koreograflığını sürdüren, İhsan Rüstem’in Anikka adlı yeni çalışması yer alıyor. Dans Adrenalin, YARGICI’nın desteğiyle döngüsel tasarım, sürdürülebilirlik ve ileri dönüşüm ilkelerine dikkat çekerken, aynı zamanda izleyiciye yeni koreografilerle farklı bir deneyim yaşatmayı hedefliyor. Programın ışık tasarımını Taner Aydın, kostüm ve dekor tasarımını ise Olcay Engin Kaymaz üstleniyor.
Sürdürülebilirlik ve sanatı bir araya getiren bu projede, YARGICI Koreli koreograf Dong Kyu Kim’in Seni Görüyorum adlı parçasına destek oldu. Bunun yanında, önceki sezonlarında kullanılmayan ürünlerini ve kumaşlarını MDTİstanbul ile yeniden buluşturarak, döngüsel tasarım disipliniyle RESIDE/Düşler 3Kere Görülmeli ve Seni Görüyorum adlı parçaların kostümlerinin hazırlanmasına katkı sağladı. Yapılan bu iş birliği ile “ileri dönüşüm” ve karbon ayak izinin azaltılması hedefleniyor.
Dans Adrenalin, 4 Kasım’da Atatürk Kültür Merkezi - Tiyatro Sahnesi’nde prömiyerini yaptıktan sonra 15 ve 24 Kasım’da Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası’nda, 28 Kasım’da AKM Tiyatro Sahnesi’nde, 2 Aralık’ta Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası’nda ve 12 Aralık’ta yeniden AKM Tiyatro Sahnesi’nde izleyicilerle buluşacak. Etkinliklerin biletlerine Biletinial üzerinden ulaşabilirsiniz.
Nihal Gündüz’ün küratörlüğünü üstlendiği “Yüzleşme, Denizlerimizdeki Tehdit: Hayalet Ağlar” başlıklı sergi 31 Aralık’a kadar, İBB Miras tarafından kapsamlı restorasyon çalışmalarıyla koruma altına alınan Büyük Ada’daki Taş Mektep’te sanatseverlerle buluşuyor.
İBB ve Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi iş birliğiyle hazırlanan “Yüzleşme, Denizlerimizdeki Tehdit: Hayalet Ağlar” sergisi temasını canlının yaşam hakkı üzerinden kurgulayarak, insanlarda farkındalık ve duyarlılık yaratmayı amaçlıyor. Doğayı özgürleştirme arzusuyla hazırlanan sergi, içeriğini çoğunlukla gerçeklikten alıyor. Fotoğrafçıların seçtiği konular, oluşturulan sahneler, bir canlının hayatının son bulma sürecine giden anlardan ilham alıyor. Yaşama içgüdüsüyle direnme ve başkaldırı süreci olsa da gelecek ve umut vadetmeyen bir süreci ele alıyor. Sergide, canlıların yaşamdan koparılma hâlinin yaşanan travmanın, şiddetin, geride bıraktığı çöküş ya da izler bir gösterge olarak ortaya çıkıyor.
“İnsanın kendine ve çevresine yabancılaştığı bir dönem içinde yaşamaktayız. Doğa ile ilişkimiz, onu anlamaktan uzak, başrolde insan şeklinde devam etmektedir. İnsan bireysel olarak varlığının tek ve biricik olma hâlinden vazgeçmesi önemlidir. Doğanın ekonomiden daha önemli olduğu düşüncesinin altı çizilerek yol alınmalıdır. Balıkçıların kullandıkları tekneler, ağlar sermaye gibi görünse de sadece araçtır. Asıl özenle korumamız gereken denizler ve denizlerdeki yaşamdır.
Yaşanan tahribat hemen düzelmese de bir noktadan başlatmak gerekir. Merkezinde çevre odaklı toplum bilincinin oluşturulması için sanatsal anlatımlar eleştirel tavırla beraber sorunları görünür kılma ve konuya dikkat çekme konusunda etkili olabilmektedir. Sanatçılar uzun yıllardır, insan ve ekosistem arasında bozulan ilişkiyi ve yabancılaşmaya dikkat çekerek yeniden düzenleme yolunu bulmaya çalışmaktadır. ‘Yüzleşme’ fotoğrafları, fotoğrafçıların belirledikleri gerçeklikler üzerinden ortaya çıkarılan yaratıcı fotoğraflar olarak, başka bir mekân ya da topluluk üzerinde hakimiyet kurmanın yarattığı fiziksel, zihinsel sorunlara ve sonuçlarına değinmiştir. Aynı zamanda proje içeriğinde, ağlardan oluşturulan bir enstalasyon, ‘Bir Balığın Ölümü’ temalı dans performans videosu ve projede kullanılan ağın çıkarıldığı günün fotoğraflarından oluşan bir belgesel video yer almaktadır.
Balıkçıların avlanma sırasında kullandıkları ağların çeşitli sebeplerden dolayı denize bırakmak zorunda kaldıkları ağlara ‘hayalet ağ’ denir. Bu ağlar, genellikle plastikten yapılmış ince, şeffaf monofilament ipliklerden oluşur. Denizde onlarca yıl çözünemediği için pasif avlanmaya devam eder. Denizde başıboş durumda olan bu ağların, canlıları avlanmaya devam etmesi ‘hayalet avcılık’; olarak adlandırılır.
‘Yüzleşme’ sergisi kapsamında, deniz dibinde terk edilmiş hâlde bulunan ağların yarattığı tahribatın boyutunu ve konu ile ilgili fikirleri ortaya çıkarabilmek için derinlemesine araştırma yapılmış su altı ve üstüne ilişkin belgesel ya da haber niteliği olabilecek birçok fotoğraf ve video incelenmiştir. Denizdeki canlıların, hayalet ağ karşısında ne hissettiklerini ne yaşadıklarını anlamak için Belgeselci ve Deniz Biyoloğu Dr. Mert Gökalp’den destek alınmıştır. Kendisi ile yapılan yüz yüze görüşmede, deniz canlılarının hayalet ağ, misina gibi benzeri tehdit oluşturan yabancı nesnelerle karşılaştıklarında nasıl tepki verdikleri, neler yaşadıkları, nasıl öldüklerine ilişkin bilgiler edinilmiştir.
Hayalet ağ çıkarma çalışmaları ile tanınan Serço Ekşiyan Büyükada’da ziyaret edilerek, çalışmaları dinlenmiştir. Kendisi tarafından çekilen hayalet ağların yarattığı tahribatın fotoğraf ve videoları izlenmiştir. Empati yapılarak deniz altında canlıların yaşam alanlarına müdahale edilmesiyle, nasıl bir yaşam mücadelesi verdiklerini insan yaşamındaki duygu hâli ve davranış biçimleri ile ilişki kurmaya çalışıp fikirler oluşturulup fotoğraf sahneleri tasarlanmıştır. Tasarlanan fotoğrafların uygulamasında Serço Ekşiyan ve Ercan Akpolat tarafından çıkarılan ağ kullanılmıştır.”
Sergi Künyesi:
Fotoğraflar: Caner Özbaydoğan, Elif Uzun, Nihal Gündüz, Nur Öztürk, Sena Dede
Enstalasyon: Cemre Duran
Dans Performans: Melekçe Türkmen
Dans Müzik: Kuzey Şahin
Dans video: Suat Tor
Video Kurgu: Barış Cem Yüksel, Çağrı İşbilir
Belgesel Video: Caner Özbaydoğan
Styling: Shahrzad Seyedi, Zehra Taşkan
Grafik Tasarım: Öznur Coşkun
Modeller: İrem Çukurkent, Sümeyye Bostancı, Lyudmila Yudina, Yağmur Uzun, Esin Köz, Taha Arslan, Taha Aydın, Gözde Vatansever, Abdullah Düzgün, Aleyna Bahar Bostancı, Sude Diker, İrem Geçer, Shahrzad Seyedi, Patricia Alvarez Andrade, Mehmet Şen
Çalışma Ekibi: Canan Yardımcı, Mehmet Şen, Hande Varsat, Tuana Peksoy, Tuğçe Günal, Dilek Ceren Oyuktaş, Dila Pirinç, Semra Dede, Abdullah Düzgün, Suat Tor, Elifsu Ateşoğlu, Ahmet Kütük, Mert Nazım Egin
Teşekkürler: Jotun, Godox, Fuji, Serço Ekşiyan, Ercan Akpolat, Savaş Karakaş, Dr.Mert Gökalp, Kerem Suner, Prof. Emre İkizler, Prof.Dr.Osman Ürper, Prof.Dr. Rezzan Gülhan, Doç.Tuna Uysal, Dr.Uğurkan Ulutürk, Salih Uzun, Işık Gençoğlu, Aylin Gürbüz Güleç
Kabuk ve Yalnız romanlarıyla tanıdığımız Zeynep Kaçar’ın öyküleriyle çılgın kadınlar panayırı yarattığı yeni kitabı Tanrı ve Memeli Hayvanlar, Doğan Kitap’tan çıktı.
Bu öyküdeki kadınlar nazende sevgili, melek anne ya da baştan çıkarıcı bir fettan olmayı reddedenler. Kendi olmak uğraşında en ön safta çarpışanlar. Yasemin, Filiz, Defne ve diğerleri... Aşina olduğumuz isimler belki ama sizin bildiğiniz kadınlardan değiller. İnsan yiyerek devleşenler, figüranı olduğu romana isyan edip firar edenler, öfkelenen, acıkan, canı sıkılan, kafa tutan, devasa memeliler...
“Toplu taşımada yan koltuğumdaki açık bacaklar, öğrenci işleri memurunun kızgın kaşları, patronlarım girip çıktığım yüzlerce işyerinde, işyeri dediğim market, asansördeki gergin amca, keskin gözleri çarşı esnafının, tüm kahraman gece bekçileri karanlık sokakların ama özellikle siz, siz, kim olduğunu bile bilmediğim beyefendiler, benden epey büyük abiler, evli barklı mutsuzlar, bekâr ve çapkın bey amcalar, yanımdan geçip giden tüm yabancılar. Hepiniz hoş geldiniz. Ve karşınızda ben, arzunuzun nesnesi, hayallerinizin prensesi, fantezilerinizin famfateli, minik ama dişi, küçük ama şehvetli, masumca edepsiz, ne yapsa baştan çıkarıcı, ağzı var dili yok, fındık içi kadar bir beyin, seks bombanız, yirmi iki yaşında, tam da üreme çağında, memelilerin en memelisi, önünüzde saygıyla eğiliyorum.”
İstanbul Modern, yeni müze binasındaki ilk fotoğraf sergisi “Nuri Bilge Ceylan: Başka Bir Yerde” kapsamında, 3 Kasım’da “Sinema, Fotoğraf, Portre” başlıklı bir söyleşi düzenliyor.
“Sinema, Fotoğraf, Portre” söyleşisi, “Nuri Bilge Ceylan: Başka Bir Yerde” sergisinin küratörü Demet Yıldız Dinçer ve fotoğraf alanındaki en üretken yazarlardan David Campany’nin katılımıyla düzenlenecek. Sergi kapsamında gerçekleşecek Campany’nin konuşması, hareketli görüntü ve fotoğraf arasında süregelen diyalogdan doğan sorulara odaklanıyor. “Sinema bağlamında fotografik portre nedir?”, “Bir portrenin süresi ve hareketi olabilir mi?” ve “Hareketsiz görüntü, hareketli görüntü içinde nasıl işlev görür?” gibi sorular eşliğinde yapılacak konuşmanın ardından Campany ve Demet Yıldız Dinçer, Nuri Bilge Ceylan çalışmaları üzerine bir söyleşi gerçekleştirecek.
“Sinema, Fotoğraf, Portre” başlıklı bir söyleşi, 3 Kasım Cuma saat 19.00’da İstanbul Modern Oditoryum’da katılımcılarla buluşacak.
Künye:
1. “Nuri Bilge Ceylan: Başka Bir Yerde”, Fotoğraf Cemal Emden
2. Demet Yıldız Dinçer
3. David Campany
Çankaya Çağdaş Sanatlar Merkezi, Almanya Büyükelçiliği iş birliğiyle ve desteğiyle, Can Akgümüş küratörlüğünde hayat geçirdiği “Ateş Çağı” başlıklı sergiyi 4-27 Kasım tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.
İçinde bulunduğumuz ikim krizine odaklanan 35 sanatçının yer aldığı “Ateş Çağı” sergisi, çağdaş sanat alanında derin ekoloji felsefesiyle üretim yapan sanatçıları bir araya getirerek onların malzeme çeşitliliği ile Antroposenlere olan reflekslerini, doğayla ve yeryüzüyle kurdukları dolaysız ilişkilerini ve gelecek adına sahip oldukları duru görülerini aktaran bir üslup benimsiyor. Sergi kapsamında farklı disiplinlerden gelen akademisyen, edebiyatçı, sanat profesyonelinin dahil olacağı konuşma programlarıyla beraber bir tartışma ortamı yaratmayı hedefleyen sergi, insanlık ve varoluş kavramlarının aksine insansız bir doğaya odaklanarak ona karşı işlediğimiz suçları ve sonuçlarını vurguluyor.
Sergide; Alpin Arda Bağcık, Anahita Razmi, Andreas Lang, Ayça Telgeren, Begüm Yamanlar, Berkay Tuncay, Burcu Yağcıoğlu & Ülgen Semerci, Delal Eken, Ege Kanar, Elmas Deniz, Elvan Serin, Erdal Duman, Erol Eskici, Hüseyin Arıcı, İrem Tok, Irmak Canevi, Kazım Şimşek, Kerem Ozan Bayraktar, Mehtap Baydu, Murat Akagündüz, Nadide Akdeniz, Necla Rüzgar, ODDVİZ, Osman Dinç, Özlem Günyol & Mustafa Kunt, Selim Birsel, Sencer Vardarman, Serkan Demir, Sibel Horada, Tufan Baltalar, Uğur Ulusoy, Umut Erbaş, Ümmühan Yörük, Ünsal İçöz, Yaşam Şaşmazer’in eserleri yer alıyor.
Künye:
1. Begüm Yamanlar, 2023, Photo Rag, 150x100cm
2. Umut Erbaş, Geriye Dönüp Bakmak İsterdim, 2021, Analog Fotoğraf, 50x70 cm
3. Sibel Horada, Göç Dalgası, 2019, Video,03_52
4. Ege Kanar, Fare Delikleri, 2019, Arşivsel Pigment Baskı, 35 Adet, Her Biri 45 x 35 cm
5. Elmas Deniz, İnsansız, 2015, Video, 6_11”, Vladikavkaz
6. Burcu Yağcıoğlu Ülgen Semerci, ‘Burnout’, ash and cinder, 2022 Fire Walk Edisyon
Okurların severek takip ettiği illustratör-yazar Benji Davies’in çocukları dostluk ve dayanışma ekseninde eğlenceli bir serüvene davet ettiği Balinaların Şarkısı, Redhouse Kidz’ten çıktı.
Yalnız Balina, Büyükannem ve Minik Kuş ile tanıyıp çok sevdiğimiz Noi, fırtınalı bir gecede büyükannesinden bir öykü dinliyor. Küçük bir kızla bir balinanın dostluğunun hikâyesiyle, Noi ile büyükannesi arasında bambaşka bir bağ oluşuyor.
42, Artful Living iş birliğiyle küratörlüğünü Ali Bakova’nın üstlendiği “RED: 100” sergisini 25 Kasım'a kadar ziyaretçilerle buluşturuyor.
Maslak’ın kalbinde yer alan 42, Cumhuriyet’in 100. yılını “100 Yılın Aşkıyla” temasıyla hazırladığı bir dizi etkinlikle kutluyor. Etkinlikler arasında küratörlüğünü maker ve tasarımcı Ali Bakova’nın üstlendiği, Maslak Atatürk Oto Sanayi’deki yaratıcı topluluğu keşfeden “RED: 100” sergisi yer alıyor. Sergi, bu bölgede çalışmalarını sürdüren, yolu bir zamanlar buradan geçen 40 sanatçının ve tasarımcının farklı medyumlarla ürettiği 100’e yakın eserinden oluşuyor.
“RED: 100” bu coğrafyada, özgün işler üreten yaratıcı endüstrinin sanatçıları ve zanaatkarları nasıl etkilediğinin röntgenini çekmeyi hedefliyor. Sergi; Ahmet Aydın Atmaca, Ali Bakova, Alp Tuğan, Axi, Barış Cihanoğlu, Burak Oral, Can Yalman, Cihan Erkılıç, Ebru Yolver, Ela Tugay, Hakan Ersiz, HurdaHane, Hüseyin Arda, Kerem Okkay, Kerim Kılıçarslan, Mehmet Bayer, Muammer Yanmaz, Neslihan Pala, Nevin Taşkıran, Ömer Emre Yavuz, Osman Yaldır, Pınar Şahin, Pınar Yolaçan, Serdar Kaynak, Serhan Gürkan, Serkan Bilir, Taner Şekercioğlu, Tuğçe Arıöz, Tunçhan Kalkan, Yiğit Aral’ın resim, heykel, fotoğraf, dijital medya ve yeni medya gibi farklı disiplinlerdeki çalışmalarını izleyiciye sunuyor.
Ali Bakova’nın “RED: 100” sergisi üzerine kaleme aldığı küratöryal metni:
“İtalyan mimar ve tasarımcı Andrea Branzi; gelecek yüzyılın tasarımcıları için oldukça heyecanlı bir manifesto ve plana geçiş yapan, bugüne kadarki en kışkırtıcı ve orijinal çalışması ‘Learning from Milan’ kitabında, yaratıcılığın artık periferilerden (kıyı çevrelerden) yayılacağından bahsediyor. Söylediklerinde haklı çıktığını biliyoruz. Global ölçekte düşündüğümüzde o günlerde adı hiç anılmayan ama bugün özgün işleri ve markaları ile farkındalık yaratan Avustralya, Yeni Zelanda, Brezilya, Nordik ülkeler, Rusya ve son dönemde Çin, sanatçı ve tasarımcıların özgün işlerini en çok izlediğimiz ülkeler. Bu bağlamda yurt ölçeğinde bakarsak 3 boyutlu çağdaş sanat eserlerinin neredeyse yarısının Maslak Sanayi’de üretildiğini görüyoruz.
2015 yılında, ‘Atölye Maslak-Maker Culture Exhibition’ adlı ilk sergimizi açtığımızda İstanbul’un Avrupa yakasının merkezi Taksim-Beşiktaş-Mecidiyeköy hattı iken bugün üçüncü köprü, yeni havalimanı, kuzey Karadeniz sınırındaki yeni konut projeleri ile bu Levent-Maslak hattına taşındı.
Maslak Atatürk Oto Sanayi’deki ‘Maker Culture’ yaratıcı topluluğu teknoloji, zanaat ve tasarım kombinasyonu ile kısmi olarak otomobil tamirhanelerinden temellenerek kendi kimliğini yaratıyor. Bu kimliğin merkezinde üretilen sanat eserleri, objeler ve eşyalar dayanışma içinde bir çalışma mantığına dayanıyor. Buradaki, kısmi olarak el işçiliği ve artizanlığa bağlı ancak bir o kadar da AOS atölyelerindeki teknolojiden beslenen bir yapma kültürü. Bu atölyelerin içinde bulunduğu ortam, eskiden düşük kiraları ve mekânlar arasındaki iletişimi ve bir arada çalışmayı mümkün kılan yakınlığıyla bu yaratıcılığa olanak tanıyor. İşte bu birlikte yapma kimliği, “RED: 100”ün paylaşma temelini oluşturuyor.
Bugün Maslak Atatürk Oto Sanayi; usta-çırak ilişkileri ile atölyelerinin neredeyse 24 saat duvarlarından yankılanan isyankar “Rap” müzikleri, yapma rakıları ve sarma sigaraları ile aynı potada eriyen ustaları, sanatçıları ve tasarımcıları bağrına basmış durumda. Ülkenin mozaik yapısının bir örneği ile bu enerjiden bir sinerji çıkarma niyeti taşıyan “RED: 100” sergisine gönülden davetlisiniz.”
Resim Heykel Müzesi, Cumhuriyetimizin 100. yaşında Türkiye İş Bankası’nın ülkemize armağanı olarak 29 Ekim’de kapılarını sanatseverlere açıyor.
Türkiye İş Bankası, uzun yıllar Beyoğlu Şubesi olarak hizmet veren, korunması gerekli kültür varlığı tescili bulunan tarihi binayı Cumhuriyetimizin 100. yaşında Resim Heykel Müzesi’ne dönüştürdü. 29 Ekim’de (bugün) kapılarını açan Resim Heykel Müzesi, müzikten plastik sanatlara, müzecilikten kültür mirası korunması çalışmalarına pek çok alanda faaliyet gösteren İş Sanat’ın çatısı altında hayata geçirildi. Müzenin kurucu küratörlüğünü mimar, sanat tarihçisi ve yazar Prof. Dr. Gül İrepoğlu üstlendi. Osman Hamdi Bey’den Şeker Ahmet Paşa’ya, Hoca Ali Rıza’dan İbrahim Çallı’ya pek çok sanatçının 2.700 civarında eserinin bulunduğu Türkiye İş Bankası Sanat Eserleri Koleksiyonu’ndan seçilen 600’e yakın eser Resim Heykel Müzesi’nin ilk sergileri ile izleyicilerle buluşacak.
Restorasyon projesini Teğet Mimarlık’ın hazırladığı, inşaatı Berko İnşaat’ın üstlendiği Resim Heykel Müzesi, mimari yapıların kent belleğinin korunmasında ve geleceğe aktarılmasında önemli bir yeri olduğunun bilinciyle İş Sanat tarafından uzun soluklu, yoğun ve titizlikle yürütülen bir hazırlık döneminden geçti.
Beyoğlu’nun kültürel kimliğinin kıymetli ögelerinden biri olan, 1907 yılında zemin katı ticari amaçlı, diğer katları konut olarak inşa edilen tarihi bina, bodrum ve zemin katların yanı sıra biri teras 6 kattan oluşuyor. 1950 yılında İş Bankası mülkiyetine geçen bina, 63 yıl süresince Türkiye İş Bankası Beyoğlu Şubesi olarak hizmet verdi. Korunması gerekli kültür varlığı olarak tescillenmiş olan yapı gerek konum gerekse mimari açıdan Beyoğlu’ndaki 20. yüzyıldan kalan binalar arasında dikkat çeken örneklerden birini oluşturuyor.