
Mercan Selçuk Dans Topluluğu’nun modern bale eseri BİR, 28 Aralık Perşembe akşamı saat 20.30’da Caddebostan Kültür Merkezi’nde sanatseverlerle buluşacak.
Mercan Selçuk koreografileri ve MSDT’nin 80 kişilik dansçı kadrosunun performansları ile izleyici karşısına çıkacak BİR, cumhuriyetimizin 100 yıllık tarihi boyunca Anadolu topraklarında doğmuş müzikleri modern bale sanatı ile yorumluyor. Modern bale yorumu BİR, tüm renklerimizle, kimliklerimizle ve değerlerimizle bir olmanın; insan bedeni ve ruhunda sanat ile aydınlanmanın, bir bütün olmanın yolculuğunu anlatıyor.
28 Aralık Perşembe akşamı saat 20.30’da Caddebostan Kültür Merkezi’nde sahnelenecek BİR gösterisinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Künye:
Koreografi ve kostüm tasarım: Mercan Selçuk
Müzik: Anonim halk ezgileri, Deniz Baysal, Timur Selçuk, Hazal Selçuk
Işık ve teknik direktör: Burak Öztürkmen
Meşher’in “Göz Alabildiğine İstanbul: Beş Asırdan Manzaralar” sergisi kapsamında hayat geçirdiği “Çağrışımlar” başlıklı panel, 5 Ocak 2024’te Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi (ANAMED) Oditoryumu’nda düzenlenecek.
İstanbul’a bugünden ve farklı disiplinlerden bir bakış sunmayı hedefleyen “Çağrışımlar” paneli; tarih, fotoğraf, sahne sanatları, edebiyat, müzik ve görsel sanatlar alanlarından konularında uzman ve tanınmış isimler serginin kendilerinde bıraktığı çağrışımları paylaşacak. Tarih, fotoğraf, sahne sanatları, görsel sanatlar, edebiyat ve müzik gibi sanatın farklı alanlarında çalışmalarını sürdüren uzman isimlerin sergiden ilhamla kişisel çağrışımlarını paylaşacağı panel iki oturumda gerçekleşecek. Sergiyi düşünme ve yorumlama biçimlerinin çeşitliliğine katkı sunacak her iki oturum da konuşmacıların kısa sunumlarının ardından soru-cevap bölümü yapılacak.
Açılış konuşmasını Meşher Direktörü Nilüfer H. Konuk’un gerçekleştireceği panelin birinci oturumu, “Göz Alabildiğine İstanbul” sergisinin küratörlerinden Şeyda Çetin’in moderasyonunda düzenlenecek. Bu oturumda, Latife Tekin “İstanbul Üstüne İstanbul Kuranlar”, Murat Germen “Bakma, Görme ve Aktarma Biçimleri: İstanbul’un Evveli ve Ahiri”, Dikmen Gürün ise “Beyoğlu’nda Seyir Hâli” başlıklı konuşmalar yapacak.
İkinci oturum ise serginin küratörlerinden Ebru Esra Satıcı’nın moderasyonunda yapılacak. Cem Behar “Şehrin Ortak ‘Sound’u”nu, Murat Belge “Batı’dan Bakışla İstanbul”u, Gülsün Karamustafa ise “Sosyal Medyada ‘Paylaşılan’ Eski İstanbul”u anlatacak. Panelin kapanış konuşmasını ise sergi çalışmalarına sergiyle aynı ismi taşıyan Göz Alabildiğine İstanbul: Beş Asırdan Manzaralar kataloğu için kaleme aldığı “Biz ki İstanbul şehriyiz, güzelizdir” başlıklı makalesiyle katkı sağlayan Prof. Dr. Zeynep Çelik yapacak.
5 Ocak 2024’te Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi (ANAMED) Oditoryumu’nda gerçekleştirilecek “Çağrışımlar” başlıklı panele katılmak için kayit@mesher.org adresine mail atabilirsiniz.
Dr. Arik Kershenbaum’un Dünya dışı yaşamın neye benzeyebileceğine dair güncel bilimsel verilerle hazırladığı kitabı Zooloğun Galaksi Rehberi - Yeryüzündeki Hayvanlar Uzaylılar ve İnsanlar Hakkında Neler Söyler, Cansu Sevimli’nin çevirisiyle Epsilon Yayınevi’nden çıktı.
Cambridge’li zoolog Kershenbaum güncel bilimsel verileri kullanarak kitabında “Süpersonik hayvanların yaşadığı yabancı bir gezegen var mı?”, “Uzaylılar korkudan çığlık atar mı, dürüst davranır mı ya da teknolojiye sahip mi?”, “Peki ya kokulardan oluşan bir dil kullanan canlıların bulunduğu bir Ay olabilir mi?” gibi sorulara yanıt arıyor.
“Uzaylıların New York`a inmesi dışında, gerçekte neye benzediklerini nasıl bilebiliriz? Hollywood`un ve bilimkurgu yazarlarının hayal gücüne mi güvenmemiz gerekiyor? Ya da belki de uzaylılar dev ayakları üzerinde zıplayan bir kangurudan ya da gökkuşağı renklerinde yanıp sönen derisiyle denizde gaz püskürterek ilerleyen bir mürekkepbalığından daha tuhaf değillerdir. Bizi Dünya`daki tüm yaşamı ve yabancı gezegenlerdeki canlıları birbirine bağlayan evrensel biyoloji yasalarına güvenerek hayvanların Dünya`da benimsedikleri adaptasyonların nedenlerinin muhtemelen diğer gezegenlerdeki adaptasyonların da nedenleri olduğunu göreceğiz.”
Erdil Yaşaroğlu’nun “Transatlantik” başlıklı kişisel sergisi, 30 Ocak 2024 tarihine kadar Alexandre Vallaury Binası’nda sanatseverlerle buluşuyor.
Erdil Yaşaroğlu, 2019 yılında gerçekleştirdiği ve mekâna özgü büyük boyutlu yerleştirmelerden oluşan ilk sergisi “Oyun”un ardından “Transatlantik” sergisiyle artık oyun alanı kurmaktansa heykelleriyle zihnindeki oyunu ortaya döküyor. Sanatçının tanıdık, renkli, parlak yüzlerinin arkasındaki iç görüye ve derinlere indikçe ışığın azaldığı, karanlığın hâkim olduğu ama tıpkı okyanus tabanındaki akıl almaz canlılar gibi gizemli ve ışıltılı bir dünyaya işaret eden “Transatlantik”, görkemli bir yolculuğun müjdesini verirken içinde bulunduğumuz zamanın, insanlığı tehdit eden savaşların, görmezden geldiğimiz doğa yıkımının tedirginliğini de taşıyor. Sergide Yaşaroğlu’nun imzasına dönüşmüş tanıdık formları, taş, bronz ve ahşap ile bir araya geliyor.
Erdil Yaşaroğlu, yeni sergisini şu sözlerle anlatıyor: “Genellikle yaptığım heykellere insanların ilk yaklaşımı, renkli ve sevimli tarafından oluyor. Ama bir yandan bunlar, onları heykellerimin hikâyelerine çekebilmek için hazırladığım küçük tuzaklar.
Çok gri, sevimsiz ve zor bir dünyada yaşıyoruz. Dertlerimizi neşeyle anlatmayı seviyorum. Sergiye de adını veren Transatlantik işi bunun güzel bir örneği. Bir küçük transatlantik heykeliyle karşılaşıyorsun ve bu küçük sarı sevimli şey sana insanlığın dünyayı nasıl mahvettiğini anlatıyor.”
“Transatlantik”in kurgu ve yönetimini üstlenen BüroSarıgedik’in kurucusu Esra Sarıgedik Öktem ise sergi hakkında şunları söyledi: “Erdil beni şaşırtmaya devam ediyor. Çoğunlukla birbirimizin aksi noktalardan bakıyoruz dünyaya. Her defasında bana meydan okuyor! Onun ne gördüğünü anlamak, anlattığı üzerine düşünmek bir deneyim. Temsil ettiğim bir sanatçıyla aramızdaki bu dinamik süregiden bir oyun gibi. Erdil şimdi de içsel yolculuğuyla karşımda. Bize daha derinlerden bir yerden sesleniyor.”
Fotoğraf: Barış Acarlı
Isabel Allende’nin tutkusu, kararlılığı ve mizah anlayışı nedeniyle ömür boyu büyük değişimler yaşayan bir kadını anlattığı romanı Violeta, İnci Kut’un çevirisiyle Can Yayınları’ndan çıktı.
Violeta, 1920 yılının fırtınalı bir gününde, beş oğlu olan bir ailenin ilk kızı olarak dünyaya gelir. Daha doğduğu andan itibaren olağanüstü olaylar hayatına damga vurur: Birinci Dünya Savaşı’nın etkileri hâlâ hissedilmektedir, İspanyol gribi Güney Amerika kıyılarına çoktan ulaşmıştır.
Violeta, sadece Violeta'nın yıkıcı kalp kırıklıkları ve tutkulu ilişkilerle, yoksulluk ve zenginlikle, korkunç kayıplar ve muazzam mutluluklarla dolu yüz yıllık yaşamının değil; aynı zamanda asırlık bir tarihe tanıklık eden kadın hakları mücadelesi, zorbaların yükselişiyle düşüşü ve sonuçta bir değil iki pandeminin şekillendirdiği hayatının öyküsünü anlatıyor.
İstanbul Devlet Opera ve Balesi, Clara Stahlbaum isimli küçük bir kızın yeni yıl hediyesi olarak aldığı fındıkkıran oyuncağı ile ilgili rüyalarına odaklanan büyü-masal tarzı bir yılbaşı klasiği Fındıkkıran balesinin prömiyerini 27 Aralık akşamı, Atatürk Kültür Merkezi – Türk Telekom Opera Salonu’nda gerçekleştirecek.
Çaykovski’nin 1891 yılında bestelediği son eseri olan Fındıkkıran balesi, İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin bu yıl sahneleyeceği son gösteri olacak. Koreografisi Mehmet Balkan’a (M.Petipa – L.Ivanov’dan sonra) ait olan Fındıkkıran balesini Lale Balkan sahneye koyuyor. Fındıkkıran, ocak ve şubat aylarında da sahnelenmeye devam edecek. Fındıkkıran balesi hakkında detaylı bilgiye ve biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Alman yazar E.T.A. Hoffmann’ın değişik ülkelerdeki benzer halk öykülerinden yola çıkarak 1816’da yazdığı Fındıkkıran ve Fareler Kralı adlı öyküyü, ünlü Fransız yazar Alexandre Dumas (père); hikâyenin kasvetli havasını yumuşatıp bir masal havasına dönüştürerek, uyarlama ve çeviri şeklinde 1844’te yayımladı. St. Petersburg’daki Krallık Tiyatroları’nın 1890’larda yönetmeni olan Ivan Vsevolozhsky, Dumas’nın Fındıkkıran öyküsünün iyi bir bale eseri olabileceğini düşünerek Çaykovski’den bu konu üzerine bir bale bestelemesini istedi. Çaykovski’nin, Krallık Tiyatrosu’nun bale yönetmeni Fransız asıllı ünlü koreograf Marius Petipa’nın hazırladığı detaylı libretto üzerine bestelediği Fındıkkıran balesinin dünya prömiyeri 18 Aralık 1892’de yapıldı ancak başarısızlıkla sonuçlandı. Bu başarısızlığa rağmen sonraki yıllarda çeşitli koreografların eserde düzenlemeler yaparak yeniden sahnelemeleri sayesinde bale, bir klasik olarak sahnelenmeye devam ediyor. Günümüzde eser, özellikle bir yeni yıl klasiği olarak dünyadaki bütün bale topluluklarının repertuvarında yer alıyor, kapalı gişe olarak sahneleniyor.
Künye:
Reji ve Koreografi: Mehmet Balkan
Orkestra Şefi: İbrahim Yazıcı / Zdravko Lazarov
Sahneye Koyan: Lale Balkan
Dekor: Tayfun Çebi
Kostüm: Sevtaç Demirer
Işık: Taner Aydın
Video Prodüksiyon: Ahmet Şeren
Şeker Perisi / Clara: Berfu Elmas - Büşra Ay - Ayça Anıl - Berin Kocabaşoğlu
Prens / Clara’nın Erkek Arkadaşı: Batur Büklü - Çağatay Özmen - Yılmaz Berkay Günay
Çiçek Valsi Prens: Çağatay Özmen, Batur Büklü, Yılmaz Berkay Günay
İyilik Perisi: Berin Kocabaşoğlu - Gizem A. Tuncay - Julia Hartmann
Drosellmayer: M. Nuri Arkan - Oliver Spence
Baba: Alkış Peker - Alper Akalın
Anne: Ayşe Kıran - Özlem Özgen Ovacıklı
Büyükanne: Tülay Yalçınkaya - Beyhan Başar - Nilay Özaydın
Büyükbaba: Özerk Tozkoparan - Cem İndere
Colombine: Zeynep Güçoğlu - Elifsu Pamukçu - Buket Polat
Harlequin: Can Bezirganoğlu, Berkay Topçuoğlu, Cenk Tan Karayel
Fındıkkıran: Can Bezirganoğlu - Yılmaz Berkay Günay - Arda Erkara
Kral Fare: Egemen Kement - Ali Türkkan
Meliha Coşkun, İnsel İnal, Orhan Cem Çetin ve Volkan Kızıltunç’un eserlerinden oluşan “Ortak Yalan / Joint Lie” başlıklı sergi 21 Ocak 2024’e kadar NOKS Art Space’in Kadıköy’de yer alan mekânında sanatseverlerle buluşuyor.
“Post truth” kavramından beslenen “Ortak Yalan / Joint Lie” sergisinde sanatçılar izleyicileri muğlak sınırlarda ama derine inerek çok katmanlı bir okumaya davet ediyor. “Post truth”; artık nesnel gerçeklikten insanoğlunu uzaklaştırırken gerçekliğin ne olduğunu sorgulatıyor, manipülasyonu yüceltiyor.
“‘Ortak Yalan’: bir itiraf ve farkındalığa çağrı niteliğinde. 21. yüzyıla ilerlerken tüm insanlığı çepeçevre saran bir muğlaklık tartışılan. Bu muğlaklığın özü; adeta büyük bir yalandan beslenmekte. Kaynağı bilinmeyen, kendi özünü belki inkâr eden, muğlak olanın çeperinde gezinen ve bir amip etkisiyle hızla yayılan adeta bir sarmal.
Sergide kuramsal perspektif; derinlikle daha çok tartışılmaya aday ‘post truth’ kavramından beslenmekte. Meliha Coşkun, İnsel İnal, Orhan Cem Çetin ve Volkan Kızıltunç; muğlak sınırlarda ama derine inerek çok katmanlı bir okumaya izleyenleri çağırıyor. Post truth; artık nesnel gerçeklikten insanoğlunu uzaklaştırırken gerçekliğin neliğini sorgulatıyor, manipülasyonu yüceltiyor. Kabul edilebilirliğin sınırlarını zorlarken, yeni dönemdeki söylevler, kitleleri özellikle sosyal ve siyasi olgularla kalıcı olarak dönüştürüyor, değiştiriyor ve kitlesel bir muğlaklığın çeperine sürüklüyor. Kitlesel etkili siyasetin de kaynağı hâline gelen post truth parametreler, aklın ve hakikatin çürümüşlüğünde kitlelerin sahte dünyasını inşa ediyor. Rasyonalizmi tahtından indirerek kitle ruhlarını harekete geçiren ve duygu dünyalarına sirayet eden bu yeni güç; yalancının hükümdarlığını kanıtlarken sözün, hakikatin hükmünü de sona erdiriyor. Bu hükümsüzlük, ortak bir yalanın ortaklığına dönüşen bir kitle ruhunu görünür kılarken hepimizin algısını muğlak bir zanlıya dönüştürüyor.”
Ebru Nalan Sülün
“Ortak Yalan / Joint Lie” başlıklı sergiyi 21 Ocak 2024’e kadar cuma, cumartesi ve pazar günleri 14.00-18.00 saatleri arasında NOKS Art Space’te ziyaret edebilirsiniz.
Adres: Rasimpaşa M. Talimhane Sk. No:19B, Yeldeğirmeni, Kadıköy, İstanbul
Künye:
1. Meliha Coşkun
2. Orhan Cem Çetin, amnesia
3. İnsel İnal
4. Volkan Kızıltunç Time Particle #2
Kana Kana’nın yeni albümünün ilk teklisi “Tadı Berbat”, Tamar Records etiketiyle yayımlandı.
Yeni albümünü dinleyicilerle buluşturmaya hazırlanan Kana Kana’nın yeni teklisi “Tadı Berbat”, hayatın lezzetsiz tarafları üzerine acımasız ve direkt bir ifadeler bütünü olarak dinleyicilerle buluşuyor. Söz, müzik, düzenleme, mix ve mastering’i Kana Kana’ya ait olan şarkının tüm enstrümanları yine Kana Kana tarafından çalındı. Teklinin kapak tasarımı Seher Kis (SEER) imzası taşıyor. Kana Kana, yeni albümünü 2024 ortalarında yayımlamayı planlıyor. Sanatçı ayrıca 12 Ocak 2024 Cuma saat 20.30’da Bomontiada’da konser verecek.
Kana Kana’nın yeni teklisi “Tadı Berbat”ı buradan dinleyebilirsiniz.
Akademisyen yazar Ayfer Gürdal Ünal’ın Tırtıl Osman’ın Bir Günü kitabıyla tanınan karakteri Osman’ın doğayı korumanın önemine odaklandığı yeni hikâyesi Denizlerin Can Dostu, Doğan Gençsoy’un resimleriyle Redhouse Kidz (SEV Yayıncılık) tarafından yayımlandı.
Denizlerin Can Dostu; deniz kirliliği, canlıların yaşam hakkına saygı, sualtının büyüleyici dünyası gibi konular barındıran bir kitap. Kitabın baş kahramanı Osman, sualtı macerasında yaralı bir denizkaplumbağasını kurtarmaya çalışırken genç okurlarına doğanın korunmaya ihtiyacı olduğunu anlatıyor. Yaz tatilinde Göcek’teki dayısının yazlığına gidip dalgıçlığa merak saran Osman ve ablasının sualtı maceraları sıcak bir hikâyeye dönüşüyor. Osman’ın yaralı bir denizkaplumbağasını DEKAMER (Deniz Kaplumbağaları Araştırma, Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi) ile birlikte kurtardığı hikâye, denizlerin kirliliğinin geldiği boyutu ve sualtının büyülü dünyasını da akıcı bir kurguyla aktarıyor.
“Yaz tatilinde Osman ve ablası Göcek’teki dayılarının evinde kalacaklar. Planlar yapılmış, heyecan dorukta. Belki de dalgıç dayıları onları sualtı dünyasıyla tanıştırır.
Keşke denizlerle ilgili her şey harika olsa... Osman doğaya verilen zararın farkına varıyor, üstelik yaralı bir denizkaplumbağasıyla karşılaşıyor. Bundan böyle denizlerin can dostu olmaya söz veriyor!”
Saykedelik gitar melodileri ve karmaşık ezgileri bir araya getiren ENGIN, PSM Loves2Gather konser serisi kapsamında, 2 Mart 2024’te Zorlu PSM %100 Studio’da sahne alacak.
Vokal ve gitarda Engin Devekıran, davulda Jonas Stiegler ve bas gitarda David Knevels’in bulunduğu Mannheim kökenli grup ENGIN, Barış Manço ve Cem Karaca gibi usta sanatçılardan aldıkları ilhamla günümüz müziğini farklı bir boyutta ele alıyor. “Kiosk Yüksek”, “Echt” ve “Merhaba Montag” gibi sevilen şarkılara imza atan ENGIN, 2 Mart Cumartesi akşamı 21.30’da Zorlu PSM %100 Studio’da müzikseverlerle buluşacak.
60’larda Almanya’ya göç eden bir misafir işçi çocuğunun oğlu olan, Anadolu Rock müziğine duyduğu ilgiyle müzik dünyasına girme kararı alan Engin Devekıran önderliğinde kurulan grup, Pink Floyd, The War On Drugs, Altın Gün gibi gruplardan esinlendiği melodilerle alışılagelmiş saykedelik müziğin dışına çıkarak Mayıs 2023’te ilk albümleri Nacht’ı yayımladı.
PSMLoves2Gather konser serisi kapsamında 2 Mart’ta Zorlu PSM %100 Studio’da gerçekleşecek ENGIN konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.