
Saykedelik gitar melodileri ve karmaşık ezgileri bir araya getiren ENGIN, PSM Loves2Gather konser serisi kapsamında, 2 Mart 2024’te Zorlu PSM %100 Studio’da sahne alacak.
Vokal ve gitarda Engin Devekıran, davulda Jonas Stiegler ve bas gitarda David Knevels’in bulunduğu Mannheim kökenli grup ENGIN, Barış Manço ve Cem Karaca gibi usta sanatçılardan aldıkları ilhamla günümüz müziğini farklı bir boyutta ele alıyor. “Kiosk Yüksek”, “Echt” ve “Merhaba Montag” gibi sevilen şarkılara imza atan ENGIN, 2 Mart Cumartesi akşamı 21.30’da Zorlu PSM %100 Studio’da müzikseverlerle buluşacak.
60’larda Almanya’ya göç eden bir misafir işçi çocuğunun oğlu olan, Anadolu Rock müziğine duyduğu ilgiyle müzik dünyasına girme kararı alan Engin Devekıran önderliğinde kurulan grup, Pink Floyd, The War On Drugs, Altın Gün gibi gruplardan esinlendiği melodilerle alışılagelmiş saykedelik müziğin dışına çıkarak Mayıs 2023’te ilk albümleri Nacht’ı yayımladı.
PSMLoves2Gather konser serisi kapsamında 2 Mart’ta Zorlu PSM %100 Studio’da gerçekleşecek ENGIN konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
PİLOT Galeri, Ali Miharbi’nin eserleriyle 18-21 Ocak 2024 tarihleri arasında Kadıköy Kent Müzesi’nde gerçekleşecek Türkiye’nin yeni medya sanatına odaklanan uluslararası fuarı Noise_Media Art’a katılıyor.
PİLOT Galeri’nin Noise_Media Art A1 standında, Ali Miharbi’nin fuar için yeni versiyonlarını ürettiği Fısıltı (2016–2022), Tırmık (2016–2023) ve Bir Haber Ajansının Rüyası (2013–2023) başlıklı üç çalışması izleyici karşısına çıkacak.
Günlük yaşamdaki akışların ardında yatan veya bu akışlar tarafından meydana getirilen mekanizmalarla ilgilenen Ali Miharbi’nin Fısıltı III (2022) başlıklı çalışması, insan ses yolu modellerinden yararlanarak tasarlanmış akustik rezonatörlerin, içlerinden akan sıkıştırılmış havanın fısıltı benzeri sesler yarattığı bir ses enstalasyonu. Miharbi’nin bu işi, alüminyum tüp rezonatörler, pnömatik vanalar, hortumlar, bir hava kompresörü ve hava akışını kontrol eden bir mikroişlemciden oluşuyor. Rezonatörlerin şekilleri A, E, O, U ve I seslerini üreten akustik modellere dayanıyor.
Teknolojik sistemleri eleştirel bir dil olarak kullanan Miharbi’nin Tırmık (2016-2023) isimli çalışması, iki motora bağlı bir tırmık ve programlanmış elektronik devreler yardımıyla mekânının duvarına kaşıma ve çizme hareketleri yapıyor. Sanatçının Duvarı Gıdıklayan Makina ve Duvarı Kırbaçlayan Makina gibi ikonik işlerinin bir devamı niteliğindeki çalışma, sanat mekânlarının duvarlarını (Beyaz Küp) olduğu kadar, orada yer alan eserlerin bırakması olası izlerini tartışmaya açmayı hedefliyor.
Sanatçının güncelleyerek, yeniden ürettiği Bir Haber Ajansının Rüyası (2013-2023) çalışması ise Anadolu Ajansı’nın son aylarda yayımladığı haber metinlere odaklanıyor. Sanatçının ilk olarak 2013 yılında yazdığı bir programla haberlerde geçen kelime öbeklerinin birbirini takip etme olasılıklarına göre yeni cümleler kurduğu işi, 2023 versiyonunda kelimeler yerine harf öbeklerinden kuruluyor ve böylece ortaya görünüş olarak tanıdık, anlam olarak absürt kelimeler ve bu kelimelerden oluşmuş, başı ve sonu olmayan döngüsel cümleler çıkıyor.
Künye:
1-2. Whispering / Fısıltı, 2016–2022 Elektromekanik & pnömatik malzemeler, akustik rezonatörler, Electronical & pneumatic equipment, acoustic resonators, değişebilen boyutlar/dimensions variable
3-4. Dream of a News Agency / Bir Haber Ajansının Rüyası, 2013–2023 0,8 mm paslanmaz çelik plaka üzerine serigrafi, 5 mm siyah pleksiglas, serigraph on 0,8 mm stainless steel, 5mm black plexiglass, Ø80 cm
5-6. Rake / Tırmık, 2016 Lineer aktuatörler, tırmık, elektronik devreler, Linear actuators, rake, electronic circuitory, değişebilen boyutlar/dimensions variable
David S. Meyer’in toplumsal hareketlerin ortaya çıkışını, devrim hareketleriyle arasındaki farkı ve aktivistlerin içinde bulunduğu dönemde siyaseti, politikaları, kültürü ve yaşam biçimini nasıl etkilediğini irdelediği çalışması Toplumsal Hareketler (Bazen) Nasıl Fark Yaratabilir?, Zeynep Demir’in çevirisiyle Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı.
Meyer, sıradan insanların dünyayı nasıl ve hangi şartlarda etkileyebileceğini, bazen işlerin neden plana göre gitmediğini açıklıyor. Aktivistlerin oluşturduğu siyasi değişim anlatılarının ve bu anlatıların yaratabileceği etkinin üzerinde durarak son noktayı koyuyor. Çok sayıda toplumsal hareket örneğini masaya yatırarak protesto siyasetinin yapısı ile muhtemel sonuçlarına ışık tutuyor.
“Dünyayı değiştirmek için protestolara katılırız, değişimde bir katkımız olabileceğini, bir fark yaratabileceğimizi düşündüğümüzden. Bazen bu hedefe ulaşırız ve bir şeyleri değiştirmeyi başarırız. Ama kimse bu noktaya kendi kendisine gelemez ve çoğu kez değişim tam istenen şekilde, istenen anda gelmez.”
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’nin güncel müziğin güçlü kadın seslerini ağırladığı “Bir Arada” serisinin 29 Aralık Cuma akşamı gerçekleşecek yıl sonu konserinde, multi-enstrümantist, şarkıcı ve söz yazarı Dilan Balkay ve konuk sanatçı Billur Battal sahne alacak.
Dokuz yaşından bu yana trompet çalan ve bugüne dek pek çok sanatçı ile aynı sahneyi paylaşan Dilan Balkay, “Bir Arada” serisi kapsamında 29 Aralık Cuma akşamı saat 19.30’da Pera Café’de müzikseverlerle buluşacak. Konserde Balkay’a konuk sanatçı olarak, müzikal kariyerine korist olarak başlayan ve alternatif müzik sahnesinin genç vokallerinden biri olan Billur Battal eşlik edecek. Ayrıca izleyiciler “Uzun Cuma” kapsamında Pera Müzesi sergilerini de saat 22.00’ye kadar ücretsiz gezebilecek. Konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Eylül ayından bu yana dinleyicileri, müzik kariyerinde dikkat çeken sekiz sanatçı ve dört konser ile buluşturan “Bir Arada” serisi; kendi müziğinin peşinde, hikâyesini anlatmak isteyen genç kadınları destekleyen bir müzik ve teknoloji girişimi olan Beats By Girlz Türkiye iş birliğiyle gerçekleştiriliyor.
Banu Anka’nın “OFF” sergisi, Lottermann & Fuentes’in “Ping Pong” sergisi ve Ali Elmacı, Kaan Gözütok, Mehmet & Kâzım, Serkan Sarıer, Defne Tesal, Tarık Töre ve Yuşa Yalçıntaş’ın işlerinden oluşan “Kağıt İşler” sergisi, 27 Ocak 2024’e kadar PİLEVNELİ’de sanatseverlerle buluşuyor.
Banu Anka, son dönem işlerinden oluşan “OFF” başlıklı kişisel sergisinde, yeni serisinde tuval üzerine yağlı boya ve kâğıt üzerine kömür olmak üzere iki farklı teknikle çalışarak kimi zaman iç dünyasında, kimi zaman çevresinde gözlemlediği “kendini dışarıya kapatma” (off) hâlini izleyiciyle paylaşıyor. Yüz, bedenle ruh ilişkisini en saf hâliyle yansıtmasının yanı sıra bireyi tanımlar ve diğerlerinden ayrıştırıyor. Yüzyıllardır süren ve gelişen portre resminin merkezindeki yüzler, kişinin “kendisi” ve “öteki” arasındaki bağlantıyı yansıtmakla birlikte kimi zaman birbirini aynalar, kimi zaman da potansiyel izleyicisine bambaşka hislerle ulaşma ihtimalini taşıyor. Hayatının farklı dönemlerinde kişisel hikâye ve ifade biçimlerini yansıtan sanatçı, her serisinde hem teknik hem de görsel dil açısından bir yenilik arayarak kendini sorguluyor, geliştiriyor.
Okul yıllarında tanışan ve uzun zamandır birlikte çalışan Nada Lottermann ile Vanessa Fuentes’in “Ping Pong” başlıklı sergisi Türkiye’de ilk kez PİLEVNELİ Yalıkavak’ta izleyici karşısına çıktıktan sonra, seriye dahil olan yeni sanatçılar ile bu sefer de PİLEVNELİ Dolapdere’de gösteriliyor. Sergide; Cihan Bacak, Maxime Ballesteros, Okan Bayülgen, Bulatagramm, Claire Cottrell, Adrian Crispin, Can Dağarslanı, Roger Deckker, Roger Eberhard, David Fischer, Nadine Fraczkowski, Albrecht Fuchs, Esra Gülmen, Frank Griebe, Markus Jans, Daniel Josefsohn, Olaf Heine ve Thomas Kretschmann, Gökhan Jimo Koşar, Peter Langer, Nicole Lesser, Kristin Loschert, Frank Lottermann, Yiorgos Mavropoulos, Aaron McElroy, Fırat Meriç, Timurtaş Onan, Gizem Özçelik, Stephanie Pfander, Bulut Reyhanoğlu, Mary Scherpe, Frank Seidlitz, RJ Shaughnessy, Arslan Sükan, Ali Emir Tapan, Ali Taptık, Tarık Töre, Cem Yiğit Üzümoğlu, Tania et Vincent, Camille Vivier, Andreas Wellnitz ve Olivier Zahm yer alıyor. İkili bir tür aksiyon-reaksiyon oyununa dönüştürdükleri “Ping Pong” projesiyle farklı ülkelerden meslektaşlarına, dostlarına, hatta tanımadıkları ama üretimlerini beğendikleri kişilere ulaşarak ikili görsel dünyalarını daha büyük, dinamik ve sınırsız potansiyel taşıyan bir iletişim ağıyla besliyorlar. Bu projede ikili, karşı tarafa özel olarak seçtikleri fotoğrafı içeren e-postalar gönderir ve meslektaşlarından da yeni çektikleri ya da mevcut çalışmalarından seçtikleri bir fotoğrafla yanıt vermelerini istiyor. Bu süreçte ortaya çıkan diyaloglar bazen neşeli, bazen dokunaklı veya oldukça esprili olabiliyor. “Ping” her zaman Lottermann & Fuentes’in gönderdiği ilk fotoğraf, “Pong” ise karşıdan gelen yanıt oluyor ve sürecin sonunda birlikte sergileniyorlar. Fotoğrafları bağlayan şey kimi zaman apaçık ortada olabildiği gibi detaylarda gizli, metaforik veya daha formel özellikler olabiliyor.
“Kağıt İşler” sergisinde; Ali Elmacı, Mehmet & Kâzım, Serkan Sarıer, Defne Tesal, Tarık Töre, Yuşa Yalçıntaş ve Kaan Gözütok’un kâğıt üzerine eserlerinden kapsamlı bir seçki izleyici karşısına çıkıyor. Farklı sanatçıların kâğıt üzerinden diyalog kurmasına aracı olan sergi, mürekkepli monokrom kompozisyonlardan yağlı boyaya; akrilik ve suluboyadan pastel ve kuru boyaya; grafiti estetiğinden renk bloklarına, portre geleneğinden postit estetiğine kadar birçok tekniği ve fikri, kâğıt yüzeyinin potansiyelini vurgulayarak izleyiciye sunuyor.
Banu Anka’nın “OFF” başlıklı sergisi PİLEVNELİ’nin giriş katında, Lottermann & Fuentes’in “Ping Pong” başlıklı sergisi 1. Katta, Ali Elmacı, Kaan Gözütok, Mehmet & Kâzım, Serkan Sarıer, Defne Tesal, Tarık Töre ve Yuşa Yalçıntaş’ın “Kağıt İşler” başlıklı sergisi ise 2 ve 3. katlarda 27 Ocak 2024 tarihine kadar ziyaret edilebilir.
Künye:
1. Banu Anka “OFF”
2. Lottermann & Fuentes “Ping Pong”
3. Ali Elmacı, Kaan Gözütok, Mehmet & Kâzım, Serkan Sarıer, Defne Tesal, Tarık Töre, Yuşa Yalçıntaş “Kağıt İşler”
Tamzin Merchant’ın ilk romanı olmasına rağmen özgün bir evren kurgulamayı başardığı, fantastik ögelerle harmanladığı hem macera dolu hem duygusal hikâyesi Şapkacılar, Genç Timaş’tan çıktı.
Paola Escobar’ın resimlediği Şapkacılar’da ana karakter Cordelia babasının ölmediğine dair inancını kaybetmiyor ve hikâyenin sonunda umudun ve sevginin tüm duygulardan daha güçlü olduğunu gösteriyor okura.
Cordelia, şapkalara sihir yapabilen bir ailenin soyundan gelir. Cordelia'nın dünyasında, sihirli malzemelerden şapka, pelerin, saat, bot ve eldiven gibi eşyalar yapmak oldukça nadir ve eski bir beceridir. Ve geriye sadece birkaç özel Zanaatkâr aile kalmıştır. Cordelia’nın babası kraliyet için önemli bir sihirli şapkanın yapımında kullanılacak malzemeleri toplamaya gittiği bir görev sırasında denizde kaybolur. Cordelia onu bulmak için maceraya atılmaya karar verir. Ancak Tiberius Amca ve Ariadne Hala'nın ailenin en küçük Şapkacı'sına yardım edecek zamanları yoktur, çünkü Zanaatkâr aileler arasındaki eski bir rekabet su yüzüne çıkma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Daha da kötüsü, birileri Zanaatkar büyüsünü savaş başlatmak için kullanıyor gibi görünmektedir. Kim ve neden olduğunu bulmak ise Cordelia'ya kalmıştır.
Yunus Emre Erdoğan’ın “Nefes Almak” başlıklı kişisel sergisi 22 Aralık 2023-10 Şubat 2024 tarihleri arasında SANATORIUM’da sanatseverlerle buluşacak.
“Nefes Almak” sergisi, Yunus Emre Erdoğan’ın malzemenin sunduğu olanakları ve kendi sınırlarını gözden geçirip boşluğun olası etkilerini yanına alarak özne-nesne, varlık-yokluk, iç-dış, ışık-gölge gibi ikilikler üzerine düşündüğü çalışmalarına yer veriyor. Sergi, sanatçının işlerindeki şiirsel duyarlılığı daha derinden gösterirken tinsel deneyimin dünyayla kurabileceği ilişkilere yer veriyor. Sanatçı, tefekkürle gerçekleşen arayışlarla başka türlü bir estetik deneyime yönelerek kâinatta nefes alan varlıkların şiirsel dışavurumunu gözetiyor. Ontolojik ve tinsel arayışlardan kendiliğe ve dünyaya ait bir yörünge çizerken nefes almakla nefes nefese kalmanın sınırında olası boyutları deneyimleme imkânı sunuyor. Erdoğan, sergide yer alan çalışmalarında beyaz kâğıdın yüzeyiyle kurduğu temasta ortaya çıkan çizgileri sonsuz sayıda nefesin sonsuz sayıda nefes alıp verişi olarak gösteriyor.
Erdoğan, tinsel arayışları için otomatik-soyut desenlerinde boşluğun titreşimlerini gözler önüne seriyor. Kendiliğinden ve rastlantısal bir şekilde gerçekleşen soyutlamalarda “görünmeyen kuvvetler” boşlukla birbirine temas ediyor. Boşluk herhangi bir forma ve temsile indirgenmeyerek ama salt boşluk olarak da kalmayarak kendini dışa vuruyor. Sanatçı, katmanlardan oluşan beyaz bir kâğıtla ne yapılacağı sorunu üzerine giderek boşluğun sonsuz olasılıkları açığa vurması için dolu kâğıda müdahale ediyor. Sanatçının bir şeyleri gizleme veya örtme çabasıyla görünenin ardındakini görmeyi kışkırtma arzusu sergiyle kendisini gösteriyor. Sergi, metafizik arayışlara ve yokluğa bir gönderme yaparken her şey bir bütündür kavrayışını soyut dışavurumsal bir şekilde ifade ediyor.
Künye: Yunus Emre Erdoğan, Study II, 2023, Kâğıt Üzerine füzen, grafit, toz pastel | Charcoal, graphite and soft pastel on paper, 101 x 151 (103 x 147,5 çerçeveli | with frame)
Netflix’in, Afşin Kum’un aynı adlı romanından uyarlanan, Yağmur Taylan ve Durul Taylan imzalı yeni dizi sizi Kübra’nın yayın tarihi özel bir video ile duyuruldu.
OGM Pictures yapımı olan, başrolünde Çağatay Ulusoy’un yer aldığı Kübra’nın senaryosunu Murat Uyurkulak, Rana Mamatlıoğlu ve Bekir Baran Sıtkı kaleme aldı. Kübra’da Ulusoy’a oyuncular Aslıhan Malbora, Ahsen Eroğlu, Nazan Kesal, Cihan Talay, Aytek Şayan ve Ahmet Mümtaz Taylan eşlik etti.
Çağatay Ulusoy’un hayat verdiği Gökhan, İstanbul’un arka mahallelerinin birinde yaşayan, hayatının aşkıyla evlenmek için yaşamını yoluna koymaya çalışan sıradan bir gençtir. Bu sıradan hayatı; üyesi olduğu sanal bir uygulamada, Kübra isimli hesaptan gelen bir mesajla değişmeye başlar: “Sen farklısın!”. Gökhan başta önemsemediği bu mesajın ne anlama geldiğini de, kendisine attığı mesajlarla ona kimsenin bilmediği, beklenmedik olaylar hakkında birtakım bilgi ve uyarılar veren Kübra’nın kim olduğunu da zamanla anlar. Gökhan’ın bu gerçeği kabullenmesi onu zorlu bir yolculuğa çıkarmış olur. Bu yolculukta Gökhan’ın destekçileri kadar düşmanları da olacaktır. Ve Gökhan kendini “karanlık ve aydınlığın savaşı” olarak gördüğü bir savaşın tarafı olarak bulacaktır.
Kübra tüm dünya ile aynı anda yalnızca 18 Ocak’ta Netflix’te yayımlanacak. Videoyu buradan izleyebilirsiniz.
https://www.youtube.com/watch?v=QoEjsgLZQ-Q
Şarkıcı ve söz yazarı Kalben, “GMAG Özel Yılbaşı Partisi” kapsamında 22 Aralık’ta DorockXL Venue’de sahne alacak.
Kalben, yılın son İstanbul konserinde “Saçlar”, “Sadece”, “Yara”, “Kalp Hanım”, “Eski Dünyanın Yangını” gibi hit şarkılarının yanı sıra 2024’te yayımlayacağı “Hatıraların Gölgesi” isimli teklisini performans sanatçısı Köksal Ünal eşliğinde seslendirecek. Pop müzikteki farklı bakış açısı ve kendine has sahne performansı ile büyük bir dinleyici kitlesine sahip olan Kalben, eşsiz sesi ve gitarı ile dinleyicilerine acı, hüzün ve unutmak istediklerini geride bırakacakları farklı bir performans sunmaya hazırlanıyor. Konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Kazım Şimşek’in “Direnç” başlıklı kişisel sergisi 5 Ocak-17 Şubat 2024 tarihleri arasında KAIROS’ta sanatseverlerle buluşacak.
“‘Yalnız yaşayan insanların, kendi içlerinde başlayıp biten eğlenceleri vardır.’ Kalabalık yaşamları iğneleyici bir cümledir bu, büyük salonlarda kurulan uzun masaları tiye alır Oğuz Atay. Sonu gelmeyen kalabalık yemekleri; kahkahalarla bölünen, tütün dumanıyla çevrili, muhabbetin asla bitmediği ve gecenin sonunda misafirlerin kendileri gibi sofranın da kötü bir natürmorta dönüştüğü debdebeli yaşamları alaşağı eder. Öte yandan çok incelikli bir söylemdir de yalnızlığı yeniden sorgulatır bize. Kimsesiz yalnızlık başkadır, kalabalıkta yalnızlık başka; yalnız bırakılmak veya tahammülsüzlükten ötürü yalnız kalmak bambaşka…
Kazım Şimşek’in KAIROS’ta gerçekleşen ilk kişisel sergisi ‘Direnç’ de tıpkı böyle çatallaşmış bir yol ağzında beliriyor. Eylemin kendi sınırları, onun etrafını saran gerçeklikle beraber iyiden iyiye bulanıklaşıp kendi fenomenini doğuruyor: Varsıllığın ve yoksulluğun sınırlarını belirleyen bu tragedya, varoluşun acımasızca anlamsızlaştığı bir evrene dönüşüyor. Bu evrende kendi kendini aşamamanın çaresizliği kahramanları yıkıcı olmaya iter; hedef çevre olmasına rağmen yaşanan özyıkımdır.
Şimşek’in kurduğu sahneler, aslında bir ‘son sahne’. Kompozisyonun sağ merkezine yerleştirilen kişiler, objeler hatta ‘olaylar’ son raddesine erişmiş, perde kapanmadan tam önceki an’a işaret ediyor. Direnç; izleyicinin, ressamın ve toplumun bin bir kırık parçasına dönüşmüş bireylerin paylaştığı çaresizliğin bir kesiti. Aynı zamanda tamamen insani; kalpten gelen bir tıkırtıya kulak vermemizi istiyor: Yaşayarak hayata mı yoksa ölüme mi direniyoruz?”