
Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası, Mozart ve Beethoven yorumlarıyla tanınan Fransız piyanist François-Frédérick Guy ile birlikte 26 Şubat’ta Lütfi Kırdar Asım Kocabıyık Anadolu Oditoryumu’nda konser verecek.
Konserde Carlo Tenan yönetimindeki BİFO, dinleyicilerini zengin bir programla selamlıyor. Klasik ve modern repertuvarların kesiştiği bu program, klasik dönemin inceliğini 20. yüzyılın folklorik dokusuyla birleştiriyor. Haydn’ın uvertürüyle başlayacak konser, Mozart’ın 22. Piyano Konçertosu ile devam edecek. Bartók ve Kodály’nin klasikleşmiş eserleri ve Brahms’ın 1 numaralı Macar Dansı Lütfi Kırdar Asım Kocabıyık Anadolu Oditoryumu’nda izleyicilerle buluşacak.
Carlo Tenan yönetimindeki BİFO’nun eşlik edeceği konuk solist, günümüzün önde gelen yorumcularından biri olan Fransız piyanist François-Frédérick Guy. Paris Konservatuvarı’ndaki eğitiminin ardından Avrupa’nın köklü orkestralarıyla aynı sahneyi paylaşan Guy, özellikle Beethoven’ın tüm piyano sonatlarını ve konçertolarını seslendirdiği performanslarıyla uluslararası eleştirmenlerden büyük övgüler toplamış bir isim. Müzikalitesi, şiirsel yorumu ve geniş repertuvarıyla tanınan sanatçı, Mozart’ın 22 numaralı Piyano Konçertosu’nda dinleyicileri klasik dönemin derinliklerine davet edecek.
Klasik dönemden Macar renklerine uzanan programın açılışında Haydn’ın Filozofun Ruhu operasının uvertürü müzikseverleri karşılayacak. Mozart’ın konçertosunun ardından konser, ritmik yapısı ve orkestral renkleriyle heyecan verici bir dans seçkisiyle devam edecek. Bartók’un “Dans Süiti, Sz.77”, Kodály’nin “Galanta Dansları” ve Brahms’ın popüler “Macar Dansı no.1”, orkestranın enerjisini zirveye taşıyarak geceyi noktalayacak. Konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Zilberman Dialogues, İz Öztat’ın Zilberman Berlin’de gerçekleşen “Vorbei mit der Übeltäterei / Geçti Gitti Kötülükler” başlıklı kişisel sergisinin paralelinde, “Şimdi ve Orada, ya Sonra?” sergisini 22 Nisan’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Galerinin İstanbul ve Berlin’de yer alan sergi mekânları arasında bir bağ kurmayı amaçlayan Zilberman Dialogues, İz Öztat’ın Berlin’deki sergisinden bir seçkiyi Mısır Apartmanı’nın ikinci katında izleyiciye sunuyor. Bu seçkide Öztat, Almanca edebiyatın –Kasperle kukla tiyatrosu ve Faust efsanesi gibi–geleneksel tür ve temalarının, kolektif hafızaya nasıl yerleştiğini, ulusal anlatılar tarafından nasıl benimsendiğini ve günümüzde davranış normlarını ve biçimlerini nasıl şekillendirmeye devam ettiğini araştırıyor. Bu yolla sanatçı, sanatsal irade ve suç ortaklığı, itaat ve itaatsizlik, şeytanlaştırma ve ceza üzerine sorularla meşgul oluyor.
“Şeytanla Pazarlık Üzerine Etütler (2026) başlıklı üçlemeye; Faust efsanesine, özellikle de Goethe’nin Faust eserine dair tarihi gravürler ve ahşap baskılar kaynaklık ediyor. Paneller düşünürü çalışma odasında, Mephisto, şeytanlar ve diğer alegorik motifler ile beraber betimliyor. Sahnelere, tıpkı kukla tiyatrosunda olduğu gibi –işaret eden, baştan çıkaran ve yön veren– çeşitli eller müdahale ediyor. Böylece Faust’un edimlerini, yukarıdan yönlendirilen ve iradeye sahip olmayan bir şekilde temsil ediyor. Faust bilgi açlığı, etkiye karşı savunmasızlığı ve suç ortaklığı arasında gidip geliyor. Sanatçının seneler içinde geliştirdiği kendine özgü ikonografiyi örnekleyen kırmızı geometrik formlar beliriyor; biçimler farklı görüş açıları oluşturuyor, siyasi çağrışımlara alan açıyor ve Faust’u takdir yetkisi sınırlı bir figür olarak betimliyor.
Kırmızı üçgen, Şimdi ve Burada, ya Sonra? (2025) başlıklı videoda, itaatsiz bir kuklanın kırmızı, ters üçgen burnu olarak mizahi bir şekilde yeniden ortaya çıkıyor. Kamera önünde icra edilen bu kukla oyunu ulusal anlatılarla –ve bastırdıklarıyla, dışarıda bıraktıklarıyla– ilgileniyor, Kasperle tiyatrosunun dilini Karagöz oyunundan öğeler ile bir araya getiriyor. Gösterinin merkezindeki devinim, sözleşmeler aracılığıyla kurulan üç ayrı ilişki üzerinden ilerliyor: şeytan ile imzalanan Faustyen sözleşme, sanatçının aldığı fon karşılığında devlet ile imzaladığı sözleşme ve kukla olma arzusunun müzakere edildiği bir sözleşme. Bu ilişkilerde rıza, ret ve müzakere görünür olurken sanatçının irade gösterme gücü, çalışmalarının kurumsal şartları ve hesap verebilirliği sorgulanıyor. Eserde bazı kuklalar müzakereleri sürdürüp anlaşmalara varırken, bazı kuklalar boyun eğmeyi reddederek kendi hakikatlerini tanıyan bir adalet talebinde diretiyorlar.”
Künye: Here and Now, and After? / Şimdi ve Burada, ya Sonra?, 2025 HD video, 26' 10'' Ed. 5 + 1 A. P.
Martha Beck’in kaygıyı bastırmaya çalışmak yerine daha huzurlu, daha anlamlı bir hayata açılan kapıya dönüştürmenin mümkün olduğunu gösterdiği kitabı Kaygının Ötesi: Merak, Yaratıcılık ve Hayatın Amacını Bulmak, Emre Ülgen Dal’ın çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.
Beck pek çok dile çevrilen ve büyük övgü toplayan Kaygının Ötesi kitabı önce beynimizin “kaygı sarmalına” hapsolma eğiliminde olduğunu ve bu sarmalın endişeyi sonsuza doğru uzatabilen bir geribesleme döngüsü olduğunu ortaya koyuyor; ardından kendimizi bu sarmaldan kurtarmak üzere sinir sistemimizin yaratıcılıkla ilgili bölümlerini harekete geçirmemiz için basit ve uygulanabilir öneriler getiriyor.
Kaygının Ötesi, zihninizi sakinleştirip dikkatinizi yeniden toplamaya ihtiyaç duyduğunuzda, kaygının üstesinden gelmeye uzanan yeni bir yol sunuyor.
BBI Music Co. kürasyonuyla gerçekleşecek “Armageddon Turk plays Anadolu Lo-fi x Derdo Disco” konseri 7 Mart’ta Babylon’da gerçekleşecek.
Konserde Armageddon Turk, türküleri ve anonim eserleri lo-fi hip-hop ve chill beat dokusuyla yeniden yorumladığı Anadolu Lo-fi albümünü konuk müzisyenlerle birlikte sahneye taşıyacak. Geleneksel melodilerin modern prodüksiyonla buluştuğu bu set, dinleyiciyi hem tanıdık hem de güncel bir ses dünyasının içine çekmeyi hedefliyor. Gecenin devamında kabinde Derdo Disco olacak. House, disco ve funk dokunuşlarını melankolik bir hat üzerinden kurduğu DJ setiyle dans pistinin temposunu yükseltecek Derdo Disco, geceyi hareketli bir kapanışa taşıyacak.
7 Mart’ta Babylon’da gerçekleşecek “Armageddon Turk plays Anadolu Lo-fi x Derdo Disco”, canlı performans ile DJ set kültürünü aynı akışta buluşturan özel bir gece sunacak. Konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Bireyin hafızasında, sezgilerinde ve kolektif bilincinde biriken katmanları görünür kılan ve çok katmanlı bir sergi deneyimi sunan “Zihin Kütüphanesi”, 26 Mart’a kadar Artcrowd Istanbul Preview Room Cihangir’de sanatseverlerle buluşuyor.
Farklı disiplinlerden sanatçıları bir araya getiren “Zihin Kütüphanesi”, zihni yalnızca düşüncelerin değil; duyguların, sezgilerin ve ortak hafızanın saklandığı bir alan olarak ele alıyor. Küratörlüğünü Şanel Şan Sevinç’in üstlendiği sergide; Alex Garant, Arden Oluk, Cins, Elifko, Hülya Sözer, Kerem Ağralı, Murat Germen ve Pınar Yeşilada’nın eserleri bir araya geliyor. Farklı disiplin ve anlatım biçimlerinden beslenen bu seçki, izleyiciyi zihnin derinliklerinde dolaşmaya, kendi “zihin kütüphanesini” yeniden okumaya çağırıyor.
Artcrowd Istanbul bünyesindeki Preview Room Cihangir’de gerçekleşen sergi; hayatın karmaşası içinde yönünü kaybettiğini hisseden bireylerin, zihinsel berraklık ve içsel bilgelik arayışına odaklanıyor. Sergi, zihni yalnızca rasyonel bir alan olarak değil; sezgi, duygu ve kolektif bilinçle örülü çok katmanlı bir yapı olarak ele alıyor.
Sergi metni Bahar Oylumlu tarafından kaleme alınan “Zihin Kütüphanesi”, bilgi, duygu, sezgi ve kolektif bilinç katmanlarını merkeze alarak; beyin sisi, içsel farkındalık ve zihinsel uyanış kavramlarını sanatsal bir dil aracılığıyla görünür kılıyor. Sergi, izleyiciyi pasif bir gözlemci olmaktan çıkararak, içsel bir deneyimin aktif parçası hâline getiriyor.
“Zihin Kütüphanesi” sergisini 26 Mart tarihine kadar randevu alarak ziyaret edebilirsiniz.
Künye:
1. Kerem Ağralı-Yeni Ormanın Papazı
2. Pınar Yeşilada -Mirage
Kim Bo-Young’un kaleme aldığı, modern Kore bilimkurgusunun öne çıkan örneklerinden biri olarak görülen kitabı Yıldız Üçlemesi: Seni Bekliyorum; Sana Geliyorum; Geleceğe Gidenler, Tayfun Kartav’ın çevirisiyle Ayrıntı Yayınları’dan çıktı.
Yıldız Üçlemesi, göreliliğin soğuk matematiğiyle insan duygularının kırılganlığını aynı anlatı evreninde buluşturuyor. Kitabı oluşturan öyküler zamanın doğrusal olmadığı bir evrende sevginin, umudun, bekleyişin ve seçimin ne anlama geldiğini sorguluyor.
Yıldızlararası görevler, farklı hızlarda akan zamanlar ve geri dönülmesi mümkün olmayan yolculuklar, bu metinde yalnızca bilimsel bir arka plan değil; insanın yalnızlıkla, sadakatle, gelecekle ve kendisiyle kurduğu ilişkinin aynasıdır. Kim Bo-Young, teknolojinin ilerlediği bir dünyada dahi insanın en temel sorularının değişmediğini gösterir: Beklemek bir erdem midir, yoksa bir yazgı mı? Geleceğe giden herkes gerçekten (ilerliyor mudur?) gelecek diye bir yere gidiyor mudur?
Amerikan indie-folk sahnesinin önemli gruplarından Midlake, Epifoni organizasyonu ve %100 Müzik katkılarıyla 6 Kasım akşamı IF Performance Hall Beşiktaş’ta müzikseverlerle buluşacak.
Yirmi yılı aşkın süredir kendi dünyasını inşa eden Midlake, köklerini Teksas’ın Denton kentinin üniversite kasabası ruhundan alırken; pastoral folk melodilerini, progresif rock ve psikedelik dokunuşlarla harmanlayan kendine özgü bir müzikal evren yarattı. Grup, özellikle The Trials of Van Occupanther, The Courage of Others ve Antiphon gibi albümleriyle eleştirmenlerden tam not alırken, zamansız şarkılarıyla geniş ve sadık bir dinleyici kitlesine ulaştı.
Midlake, geçtiğimiz yıl yayımladığı altıncı stüdyo albümü A Bridge To Far ile hem son derece kişisel hem de evrensel bir anlatım sunarak güçlü bir geri dönüş yaptı. Albüm, umudu soyut bir kavramdan ziyade, insanın hayatta kalma refleksi olarak ele alıyor. Denton’daki Echo Lab Stüdyosu’nda, Sam Evian prodüktörlüğünde kaydedilen albüm, Midlake’in yıllar içinde yarattığı müzikal kimliğin en saf hallerinden biri olarak öne çıkıyor.
Sahnedeki güçlü atmosferi ve derinlikli performanslarıyla tanınan Midlake, İstanbul konserinde hem kariyerlerinin klasikleşmiş parçalarını hem de A Bridge To Far albümünden şarkıları müzikseverlerle paylaşacak. Konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Bozlu Art, Kerem Ağralı’nın “Nova Prophetia / Yeni Kehanet” başlıklı kişisel sergisini 27 Şubat-25 Nisan tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturuyor.
Kerem Ağralı, sergide zamansızlık, süreklilik ve olasılık kavramlarıyla kurduğu çok katmanlı bir diyaloğu yansıtan, değişimin sürekliliği ile ihtimallerin sınırsızlığını sorguluyor. Latince bir terim olan Nova Prophetia, esasında bir kehanetten ziyade olasılıklar ve çok katmanlı düşünce alanlarına işaret ediyor. Ağralı, yeni sergisinde geçmişi, günümüzü ve geleceği aynı resim düzleminde bir araya getiriyor.
“Kerem Ağralı, resimlerinde zamanı tek düze bir çizgisellik düzeyinde ele almaz. Bunun yerine geçmişin, şimdinin ve geleceğin iç içe ve bir arada var olabileceği düşünme alanları yaratır. Mekânı açıkça tasvir etmez ya da zamanı doğrudan anlatmaz. Bunun yerine sınırları belirsiz, başlangıcı ve sonu belli olmayan, tüm zaman katmanlarının bir arada var olabileceği boyutlar yaratır.
Ağralı, eserlerinde gerçek dünyaya dayanan ancak gerçeküstü unsurlar taşıyan fantastik figürlere yer verir. Doğu felsefesi, kuantum teorisi, bilim kurgu gibi alanlarla ilgilenen sanatçı, bu konuları eserlerinde incelikle işler. Alışılmış düşünce kalıplarının dışına çıkarak mutlak doğruların ve tamamlanmış hikâyelerin olmadığı dünyalar kurgular.
Bir önceki kişisel sergisi için de Latince bir isim seçen sanatçı, bu dili tercih etmesini şöyle açıklar: ‘Nova Prophetia başlığının Latince kökenli olması bilinçli bir tercihtir. Latince, belirli bir zamana, coğrafyaya ya da güncel dile ait olmaktan ziyade, tarihsel süreklilik içinde varlığını koruyan bir dil olarak zamansızlık fikrini taşır.’ Bu yönüyle de Latince tanım ve tamlamalar, Kerem Ağralı’nın eserlerinde karşımıza çıkan zaman fikriyle örtüşür.”
Künye: Templum ( Tapınak )70 x 70. Daire tual üzerine akrilik ve akrilik kalemi
Nedim Gürsel’in Türk resim sanatının Paris’le kurduğu ilişkiyi ele alan bir çalışması Paris’in Türk Ressamları: Fikret Muallâ-Abidin Dino-Ömer Kaleşi-Mehmet Güleryüz-Utku Varlık-Onay Akbaş, Doğan Kitap’tan çıktı.
Paris’in Türk Ressamları’nda başka bir kenti yurt edinmiş ressamların üretimleri üzerinden, Türkiye’den çıkıp Paris’te şekillenen bir sanat deneyimi inceleniyor. Gürsel, Paris’i hayal edilen bir sanat merkezi olarak değil, sanatçıyı sınayan bir kent olarak ele alıyor. Gönüllü ya da zorunlu sürgünlük, uzaklaşma, geçim sorunları ve kimlik arayışı, bu ressamların hem yaşamlarını hem de üretimlerini belirleyen temel başlıklar olarak öne çıkıyor. Sanat, bu bağlamda bir uyum aracı değil, çoğu zaman bir karşı duruş biçimi olarak görünüyor.
Nedim Gürsel; ressamların yaşam öykülerini yalnızca bilgi aktarımıyla anlatmıyor, anılarını da devreye sokuyor. Atölye pratiklerine, sergi süreçlerine, estetik tercihlere ve kişisel kırılmalara odaklanıyor. Metinler, sanat tarihine yaslanan ama okurla doğrudan ilişki kuran bir anlatı izliyor. Paris’in Türk Ressamları hem sanatla ilgilenenlere hem de modern Türk kültürüne dair okuma yapmak isteyenlere hitap ediyor.
Netflix, Orhan Pamuk’un aynı adlı romanından uyarlanan dizisi Masumiyet Müzesi’nin kamera arkasına odaklanan özel içeriği Masumiyet Müzesi: Hikayenin Ardından’ı yayımladı.
Masumiyet Müzesi’nin karakter evrenine ve anlatı dünyasına derinlemesine bir bakış sunan bu özel içerikte, Orhan Pamuk’un yanı sıra dizinin yapımcısı Kerem Çatay, yönetmeni Zeynep Günay, başrol oyuncuları Selahattin Paşalı ve Eylül Lize Kandemir ile sanat yönetmeni Murat Güney, projenin yaratıcı yolculuğunu kendi perspektiflerinden aktarıyor. Dizinin perde arkasına odaklanan Masumiyet Müzesi: Hikayenin Ardından, dokuz bölümlük Masumiyet Müzesi ile birlikte Netflix’te yayına girdi.
Masumiyet Müzesi: Hikayenin Ardından’ın tanıtım videosunu buradan izleyebilirsiniz.