
Ruzy Gallery, Thom Oosterhof küratörlüğünde düzenlenen “Surface” başlıklı yeni sergisini 23 Nisan’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
“Surface” (Yüzey), sanatçıların malzeme ile kurduğu ilişkiyi sürekli yeniden yorumladığı ve tanıdık olanı beklenmedik biçimlere dönüştürdüğü üretim süreçlerini odağına alıyor. Adam Parker Smith, Christian Holze, Márton Nemes ve Peter Cvik’in eserlerini bir araya getiren sergi, yüzey, form ve malzeme arasındaki etkileşimi mercek altına alıyor.
“Surface”, yalnızca yüzeyin ardındaki katmanları değil; yüzey üzerinden anlamı, algıyı ve maddeselliği sorgulayan eserleri bir araya getiriyor. Endüstriyel ve geleneksel bileşenler, tanıdık hâllerden uzaklaşıp görsel ve duygusal deneyimlere dönüşüyor. Sergide yer alan işler, izleyiciyi gözden kaçmış olana yeniden bakmaya; sanatçıların sıradanı nasıl yeni bir şeye dönüştürdüğüne tanıklık etmeye davet ediyor. Surface, izleyiciyi eserlerin yalnızca görünen yüzeyleriyle değil, bu yüzeylerin ardında yer alan duygusal, kavramsal ve kültürel katmanlarla da buluşturuyor.
Fotoğraf: Kayhan Kaygusuz
Doğan Kitap’ın Duygu Asena’nın anısını ve fikirlerini yaşatmak için 2007 yılından beri düzenlediği Duygu Asena Roman Ödülü’ne başvurular başladı.
Ödülün bu yılki seçici kurulunda Doğan Hızlan onursal başkanlığında, edebiyat eleştirmeni-yazar Asuman Kafaoğlu Büke (Jüri Başkanı), akademisyen Nüket Esen, akademisyen Sibel Irzık, edebiyat eleştirmeni Ömer Türkeş, yazar Defne Suman ve Doğan Kitap Yayın Direktörü Cem Erciyes yer alacak.
Edebiyat dünyasında başarıları desteklemek amacıyla değer görülen ödül için son başvurular 3 Nisan 2026 Cuma, saat 17.00’ye kadar yapılabilecek. 2025 yılı içerisinde Türkiye’de faaliyet gösteren bir yayınevi tarafından basılmış ve Türkçe yazılmış roman türündeki eserler ödüle katılabilecek. Başvuracakların eserlerinden 10 adet kitap kopyasını Doğan Kitap Duygu Asena Roman Ödülü Sekreterliği’ne teslim etmesi gerekecek. Kazanan yazara 50 Bin lira tutarında para ödülü verilecek.
Duygu Asena Roman Ödülü’ne dair ayrıntılı bilgi ve yönetmeliğe buradan ulaşabilirsiniz.
Altın Gün, yeni albümü Garip’in ilk İstanbul konserini 13 Kasım’da Pozitif Müzik organizasyonuyla Volkswagen Arena’da verecek.
Anadolu’nun sözlü geleneğini 21. yüzyılın psikedelik groove diliyle buluşturan Altın Gün, altıncı stüdyo albümü Garip’in ilk İstanbul konserini vermeye hazırlanıyor. Albüm tamamen Neşet Ertaş bestelerinden oluşuyor. Anadolu’nun modern çağdaki en güçlü âşıklarından biri olan Ertaş’ın eserleri, Altın Gün’ün özgün ses dünyasında yeniden yorumlanıyor.
Albüm, yalnızca bir saygı duruşu değil; aynı zamanda grubun vokalisti ve bağlama yorumcusu Erdinç Eçevit’in kişisel hafızasına uzanan bir yolculuk. Çocukluğundan beri aşina olduğu melodiler, bugün yeniden hayat buluyor. Albümde sound daha geniş ve daha derin; arabesk yaylı düzenlemeler, 80’ler referanslı synth baladlar, funk-rock dokular, saksafon dokunuşları ve Anadolu folk geleneğinin temelini oluşturan bağlama motifleri aynı potada buluşuyor. Albümde “Gönül Dağı”, “Neredesin Sen”, “Bir Nazar Eyledim”, “Gel Kaçma Gel” ve “Niğde Bağları” şarkıları yer alıyor. Köklerle kurulan bağı merkezine alan albüm, daha az pop, daha az doğrudan psikedelik; daha çok his, daha çok atmosfer, daha çok kolektif enerji içeriyor.
Jasper Verhulst (bas), Erdinç Eçevit (vokal, bağlama, klavye), Daniel Smienk (davul), Chris Bruining (perküsyon) ve Thijs Elzinga’dan (gitar) oluşan grup, 13 Kasım’da Volkswagen Arena’da hayranlarıyla buluşacak. Konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Pilot Galeri, Ece Ağırtmış’ın “Wild Tales” başlıklı kişisel sergisini 3 Mart-4 Nisan tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.
“Wild Tales” sergisi, “hayatın jungle’ı” metaforu üzerinden büyüme sürecini, insanın doğayla kurduğu çelişkili ilişkiyi ve yetişkinliğin görünmez bubi tuzaklarını ele alıyor. Ece Ağırtmış, bu sergide insan figürünü doğrudan kullanmak yerine, masal ve fabllardaki gibi hayvan temsilleri aracılığıyla bir anlatı kuruyor. Hayvanlar burada yalnızca doğadaki varlıklar değil; bireyin büyürken, iş hayatına atılırken, toplumla temas ederken ve kendi sınırlarıyla yüzleşirken karşılaştığı deneyimlerin simgesine dönüşüyor.
Masallar her zaman bir ders içeriyor; ancak çocuklukta masum görünen bu anlatıların çoğu, büyüdükçe daha sert ve karmaşık anlamlar kazanıyor. Tıpkı hayatın tuzaklarını ancak deneyimle fark edebilmemiz gibi. Ağırtmış’ın kurduğu bu dünya, masalsı bir yüzeyin altında rekabet, performans, hayatta kalma ve aidiyet meselelerini görünür kılıyor. “Wild Tales”, masumiyet ile tehdit, oyun ile hayatta kalma, hafiflik ile ağırlık arasındaki ince çizgide konumlanıyor. Sergi, izleyiciyi kendi “jungle”’ıyla yüzleşmeye ve büyümenin hem oyun hem mücadele içeren doğasını yeniden düşünmeye davet ediyor.
Künye: Ece Ağırtmış, Time to Grow Up, 2026 240 x 260 x 10cm Kavak, akrilik Unique
Vanessa Chan’ın hayatta kalma mücadelesinin, doğru ile yanlış arasındaki keskin çizgileri nasıl silikleştirdiğini gösterdiği romanı Kopardığımız Fırtına, Duygu Akın’ın çevirisiyle Domingo Yayınevi’nden çıktı.
Kopardığımız Fırtına, casusluk ağlarıyla örülü bu aile destanında sıradan bir ev hanımının beklenmedik bir casusa dönüşümünü ve onun karanlık sırlarının, en kopmaz bağları bile zorlayışını anlatıyor.
1935, İngiliz işgali altındaki Malaya. Cecily Alcantara’nın hayatı yolunda. Bir kocası, güzeller güzeli iki çocuğu ve turuncu çatılı, küçük bir evi var. Ne var ki Cecily iyi bir ev hanımından, İngiliz efendilerinin yanında daima sabırla beklemesi gereken yerli kadından fazlası olmak istiyor. Bir partide tesadüfen karşılaştığı karizmatik General Fujivara ona emsalsiz bir rol vadediyor: Casusluk yaparak Malaya’yı özgürleştirebilir ve belki de tarihin seyrini sonsuza kadar değiştirebilir.
1945, Japon işgali altındaki Malaya. Cecily Alcantara’nın hayatı altüst. On beş yaşındaki oğlu Abel kayıp, küçük kızı Jasmin’i Japon askerlerden korumak için saklaması lazım ve aileyi doyurabilmek için işgalci askerlere hizmet etmek zorunda kalan büyük kızı Jujube’nin öfkesi her geçen gün artıyor. Cecily tüm bunların kendi suçu olduğunu biliyor… ama ailesi asla öğrenmemeli.
Yunan müziğinin dünyaca ünlü ismi Konstantinos Argiros, 9 Temmuz akşamı Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda konser verecek.
Geçen yaz Harbiye Açıkhava’da ilk kez sahneye çıkan Konstantinos Argiros, yeniden İstanbullularla buluşmaya hazırlanıyor. Son yıllarda ünü Yunanistan sınırlarını aşarak dünyaya yayılan Konstantinos Argiros, 2024 yılında Royal Albert Hall sahnesinde verdiği konserle dikkatleri üzerine çekti.
Güçlü vokali ve yüksek enerjili sahne performansıyla Konstantinos Argiros, İstanbul’da hafızalara kazınacak bir yaz gecesine imza atmaya hazırlanıyor. Konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün 20. yılı kapsamında 4–5 Haziran 2027’de düzenleyeceği “Karanlığı Aydınlatmak! Byzantion’dan İstanbul’a Gece Tarihleri” başlıklı uluslararası sempozyuma başvurular devam ediyor.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, kuruluşunun 20. yılı kapsamında İstanbul’un tarihini “gece” odağında ele alan uluslararası bir sempozyum düzenleyecek. İstanbul’un gece tarihlerini kentsel ve toplumsal yaşam üzerinden ele alacak sempozyuma başvurular 13 Temmuz’a kadar yapılabilecek.
“Karanlığı Aydınlatmak! Byzantion’dan İstanbul’a Gece Tarihleri” başlıklı sempozyumda Byzantion’dan Konstantinopolis’e, Osmanlı’dan cumhuriyete uzanan süreçte gecenin zamansal ve mekânsal deneyimi; farklı kaynaklar, disiplinler ve yöntemler üzerinden sempozyumla tartışmaya açılacak.
Sempozyum, ışık kirliliği, 7/24 kent yaşamı, toplumsal cinsiyet ve güvenlik, gece ekolojisi, yeraltı kültürleri, azınlık deneyimleri ve mekânları gibi güncel meselelerle tarihsel perspektifi buluşturan araştırmaları davet ediyor. Geceyi bir “analitik kategori” olarak ele alan çalışmaların yanı sıra duyusal tarih, dijital haritalama, sözlü tarih, ses manzaraları ve yaratıcı/performatif yöntemler de çağrı kapsamında yer alıyor.
Başvuruda bulunacak araştırma bildirilerinin İngilizce sunulması beklenirken; atölye, yaratıcı müdahale, gece yürüyüşü, topluluk konuşması ve dijital arşiv projeleri gibi alternatif formatlara Türkçe ya da İngilizce başvurular yapılabilecek. Yerel topluluklarla etkileşim kuran projeler özellikle teşvik edilecek. 20 dakika olması gereken sunumlar en fazla 250 kelimelik özet ve en fazla 150 kelimelik biyografi içeren tek bir .pdf dosyası ile “Soyadı_Adı_NIGHT2027” adlandırma kuralıyla night@iae.org.tr adresine gönderilmeli. Son başvuru tarihi 13 Temmuz 2026 olan sempozyuma başvurularla ilgili detaylara İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün web sitesinden ulaşılabilirsiniz.
“Karanlığı Aydınlatmak! Byzantion’dan İstanbul’a Gece Tarihleri” başlıklı uluslararası sempozyumu 4–5 Haziran 2027’de Pera Müzesi Oditoryumu’nda düzenlenecek.
Zorlu PSM, PSM Loves2Gather konser serisi kapsamında düzenlenen Garanti BBVA Genç Konserleri ile 17 Nisan-15 Mayıs tarihleri arasında %100 Studio’da müzikseverleri özel performanslarla buluşturacak.
PSM Loves2Gather kapsamında Kyoto Jazz Massive, Çağan Tunalı & İlhan Erşahin, Echoes of Prince, Ankara Echoes, Girls in Airports, Selût, The Roop, Nova Norda, Silvana Estrada ve Gülinler Zorlu PSM %100 Studio’da sahne alacak.
Kyoto Jazz Massive'in 30. yıl özel performansından Echoes of Prince’in funk dolu gecesine, Danimarkalı Girls in Airports’un büyüleyici enstrümantal yolculuğundan Litvanyalı pop fenomeni The Roop'un enerjik sahne şovuna kadar uzanan program, yerli ve yabancı birçok ismi aynı çatı altında topluyor. Çağan Tunalı & İlhan Erşahin, Ankara Echoes, Selût, Nova Norda ve Gülinler gibi güçlü yerli performanslarla zenginleşen konser serisi, her biri kendi türünün sınırlarını zorlayan sanatçıları dinleyicilerle buluşturuyor.
Müzikseverlerin aşina olduğu PSM Loves2Gather konser serisi, cazdan funka, alternatif poptan deneysel sahne performanslarına kadar geniş bir yelpazede şekillenen konserler, müzikseverlere her gece farklı bir atmosfer vaat ediyor. Danimarkalı topluluk Girls in Airports’un ambient ve folk ezgileriyle örülü derinlikli dünyası, Litvanyalı The Roop’un dans edilebilir pop melodileri ve Latin Grammy ödüllü Silvana Estrada’nın şiirsel şarkıları, müziğin iyileştirici gücünü %100 Studio’nun samimi atmosferine taşıyor.
Program:
17 Nisan 21.30 / Kyoto Jazz Massive Ft. Eoando + Çağan Tunalı & İlhan Erşahin
18 Nisan 21.30 / Echoes of Prince + Ankara Echoes
24 Nisan 21.30 / Girls in Airports + Selût
2 Mayıs 21.30 / The Roop + Nova Norda
15 Mayıs 21.30 / Silvana Estrada+ Gülinler
FAAR Gallery İstanbul, Fahrettin Aykut’un küratörlüğünde gerçekleşen “Ballet Mécanique” sergisini 7 Mart’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Sergi, 1924 tarihli Ballet mécanique filminden ilham alarak, insan ile makinenin iç içe geçtiği ritmik ve parçalanmış bir görsel dili çağdaş sanat üretimiyle buluşturuyor. İstanbul’dan sonra FAAR Gallery Mayfair’de Londra ile buluşacak “Ballet Mécanique”, modern dünyada hız, teknoloji ve savaşlarla birlikte ortaya çıkan parçalanma olgusunu merkeze alan bir sergi olarak kurgulanıyor. Suat Akdemir, Birol Bayram, Monika Bulanda, Beyza Demirci, Eda Demir, Berfin Erdoğan, Gizem Olcay, Mathilde Melek An, Çağrı Saray, Müveddet Nisan Yıldırım’ın yer aldığı sergi, farklı disiplinlerde üretim yapan sanatçıları ortak bir kavramsal çerçevede buluşturuyor. Seçkide yer alan işler, parçalanmayı tek bir estetik dil üzerinden değil, algı, beden, zaman ve tüketim deneyimi üzerinden farklı yönleriyle ele alıyor. Sergideki eserler yalnızca bakmaya değil, durmaya, dinlemeye, ses çıkarmaya ve tatmaya yönlendiriyor; mekânı çok duyulu bir deneyim alanına dönüştürüyor.
“Ballet Mécanique”, Birinci Dünya Savaşı sonrası modernitenin hızını ve makine ritmini sorgulayan, aynı isimli filmden yola çıkarak, benzer bir soruyu bugün soruyor: “Savaş sonrası deneyimlenen şok ve parçalanma etkisi, bugün teknolojinin şekillendirdiği yeni algı dünyasında nasıl yeniden yaşanıyor?”
Serginin küratörü Fahrettin Aykut şunları söyledi: “I. Dünya Savaşı’yla ivme kazanan iletişim, üretim ve dolaşım ağlarının insanın dünyayı algılama biçimini köklü biçimde dönüştürmesiyle, sanat bu kırılmayı parçalanmış görme, beden ve zihin temsilleri üzerinden ifade etmeye başladı. Bu tarihsel dönüşümden hareketle sergi, modern kent yaşamının yarattığı kırılmaları, insan bedeninin ve zihninin bütünlüğünü yitirmesini ve insan–nesne ilişkilerinin mekanik bir ritme dönüşmesini ele alıyor. Resimden sinemaya uzanan bu süreç, 1924 tarihli Ballet mécanique filmi üzerinden referans alınarak, insan ile makinenin iç içe geçtiği bir görsel dil bağlamında yeniden ele alınıyor.”
Veteriner psikiyatrist Claude Béata’nın okurlarını kedilerin zihninde eşsiz bir gezintiye çıkardığı kitabı Kedi Psikolojisi, Nazlı Ceyhan Sümter’in çevirisiyle Doğan Kitap’tan çıktı.
Béata, kedilerin psikolojisi hakkında yapılan son araştırmalardan ve kendi klinik deneyimlerinden yararlanarak yazdığı bu kitapla kedilere bakışımızda bir devrim yaratıyor. Kedi Psikolojisi, kedilerin zihninde eşsiz bir gezintiye çıkarıyor. Depresyona giren barınak kedileriyle, ayrılık kaygısından mustarip Tabatha’yla, bipolar bozukluk yaşayan Nugatin’le ve kedilere özgü bir şizofreni hastalığı çeken Melly’yle tanışın.
“Kediler gizemli canlılardır. Meraklı ve mesafeli, bağımsız ve sevecen, avcı ve avdırlar. Onların gerçek doğalarını hâlâ tam olarak bilmiyoruz. Yaşadıkları davranış sorunları bize çoğu zaman çözümsüz görünebilir. Kedilerin neden saldırganlaştıklarını veya kendilerine zarar verdiklerini anlamamız mümkün mü?”