
FAAR Gallery İstanbul, Fahrettin Aykut’un küratörlüğünde gerçekleşen “Ballet Mécanique” sergisini 7 Mart’a kadar sanatseverlerle buluşturuyor.
Sergi, 1924 tarihli Ballet mécanique filminden ilham alarak, insan ile makinenin iç içe geçtiği ritmik ve parçalanmış bir görsel dili çağdaş sanat üretimiyle buluşturuyor. İstanbul’dan sonra FAAR Gallery Mayfair’de Londra ile buluşacak “Ballet Mécanique”, modern dünyada hız, teknoloji ve savaşlarla birlikte ortaya çıkan parçalanma olgusunu merkeze alan bir sergi olarak kurgulanıyor. Suat Akdemir, Birol Bayram, Monika Bulanda, Beyza Demirci, Eda Demir, Berfin Erdoğan, Gizem Olcay, Mathilde Melek An, Çağrı Saray, Müveddet Nisan Yıldırım’ın yer aldığı sergi, farklı disiplinlerde üretim yapan sanatçıları ortak bir kavramsal çerçevede buluşturuyor. Seçkide yer alan işler, parçalanmayı tek bir estetik dil üzerinden değil, algı, beden, zaman ve tüketim deneyimi üzerinden farklı yönleriyle ele alıyor. Sergideki eserler yalnızca bakmaya değil, durmaya, dinlemeye, ses çıkarmaya ve tatmaya yönlendiriyor; mekânı çok duyulu bir deneyim alanına dönüştürüyor.
“Ballet Mécanique”, Birinci Dünya Savaşı sonrası modernitenin hızını ve makine ritmini sorgulayan, aynı isimli filmden yola çıkarak, benzer bir soruyu bugün soruyor: “Savaş sonrası deneyimlenen şok ve parçalanma etkisi, bugün teknolojinin şekillendirdiği yeni algı dünyasında nasıl yeniden yaşanıyor?”
Serginin küratörü Fahrettin Aykut şunları söyledi: “I. Dünya Savaşı’yla ivme kazanan iletişim, üretim ve dolaşım ağlarının insanın dünyayı algılama biçimini köklü biçimde dönüştürmesiyle, sanat bu kırılmayı parçalanmış görme, beden ve zihin temsilleri üzerinden ifade etmeye başladı. Bu tarihsel dönüşümden hareketle sergi, modern kent yaşamının yarattığı kırılmaları, insan bedeninin ve zihninin bütünlüğünü yitirmesini ve insan–nesne ilişkilerinin mekanik bir ritme dönüşmesini ele alıyor. Resimden sinemaya uzanan bu süreç, 1924 tarihli Ballet mécanique filmi üzerinden referans alınarak, insan ile makinenin iç içe geçtiği bir görsel dil bağlamında yeniden ele alınıyor.”
Veteriner psikiyatrist Claude Béata’nın okurlarını kedilerin zihninde eşsiz bir gezintiye çıkardığı kitabı Kedi Psikolojisi, Nazlı Ceyhan Sümter’in çevirisiyle Doğan Kitap’tan çıktı.
Béata, kedilerin psikolojisi hakkında yapılan son araştırmalardan ve kendi klinik deneyimlerinden yararlanarak yazdığı bu kitapla kedilere bakışımızda bir devrim yaratıyor. Kedi Psikolojisi, kedilerin zihninde eşsiz bir gezintiye çıkarıyor. Depresyona giren barınak kedileriyle, ayrılık kaygısından mustarip Tabatha’yla, bipolar bozukluk yaşayan Nugatin’le ve kedilere özgü bir şizofreni hastalığı çeken Melly’yle tanışın.
“Kediler gizemli canlılardır. Meraklı ve mesafeli, bağımsız ve sevecen, avcı ve avdırlar. Onların gerçek doğalarını hâlâ tam olarak bilmiyoruz. Yaşadıkları davranış sorunları bize çoğu zaman çözümsüz görünebilir. Kedilerin neden saldırganlaştıklarını veya kendilerine zarar verdiklerini anlamamız mümkün mü?”
Beykoz Kundura’nın British Council desteğiyle düzenlediği “Görünmeyen Emek, Görünür Hikâyeler: İskoç Kadın Belgeselciler 1935-Günümüz” başlıklı seçki, 6 ve 7 Mart’ta izleyiciyle buluşacak.
Beykoz Kundura’nın 2024 yılında British Council ve Creative Scotland iş birliğiyle yürütülen Momentum programına katılımıyla başlayan uluslararası iş birlikleri, İskoçya ile sürdürülebilir yaratıcı diyaloglar geliştirme hedefi doğrultusunda “Görünmeyen Emek, Görünür Hikâyeler: İskoç Kadın Belgeselciler 1935-Günümüz” seçkisiyle devam ediyor. Invisible Women kolektifi ve Scottish Documentary Institute iş birliğiyle hazırlanan kürasyon, İskoç kadın belgeselcilerin yaklaşık bir asra yayılan üretimlerini feminist bir perspektifle bir araya getiriyor. Program, geçmiş ile bugün arasında güçlü bağlar kurarken deneysel estetikler, hibrit anlatı biçimleri, görünmeyen emek, kayıp tarihler ve anlatılmamış kadın hikâyelerine odaklanıyor. Seçkide yer alan yapımlar, Türkiye’de ilk kez perdeye yansıyarak belgesel sinema izleyicisiyle buluşarak bugüne dek saklı kalmış kadın hikâyelerini izleyiciye sunacak.
Program kapsamında belgesel sinemanın öncülerinden John Grierson’ın gölgesinde kalan kız kardeşleri Marion ve Ruby Grierson’ın hikâyesi ele alınıyor. 1930’lar ve 1940’larda önemli yapımlara imza atan ancak uzun yıllar boyunca yeterince görünürlük kazanamayan iki yönetmenin üretimlerinden oluşan seçki, bu mirası günümüze uzanan etkileriyle birlikte yeniden hatırlatıyor.
Seçkide, Marion Grierson’ın 1935 tarihli Britanya sahilinde güneşle sarhoş olmuş bir günü yakalamak için yenilikçi sinema teknikleriyle deneyler yaptığı filmi Beside the Seaside (Denizin Kıyısında), Ruby Grierson’ın 1940 tarihli savaş döneminde bir ev kadınının yaşadığı zorlukları merkeze alan They Also Serve (Onlar da Hizmet Ediyor), Orkneyli deneysel sinemacı Margaret Tait’in Portrait of Ga (Ga’nın Portresi) adlı çalışması, Jenny Brown ve CJ Cayley imzalı Shetland Adaları’nın manzarasına ve geleneklerine sıcak, davetkâr bir giriş sunan 1940 yapımı Northern Outpost (Kuzey Karakolu) ve günümüzden Becky Manson’ın 2025 yapımı Water to the Wall (Duvara Kadar Su) ile Maria Pankova’nın 2023 yapımı The Sound of the Wind (Rüzgârın Sesi) filmleri yer alıyor. Farklı dönemlerden yapımları bir araya getiren program, İskoç kadın belgeselcilerin sinema tarihindeki izini sürüyor.
“Görünmeyen Emek, Görünür Hikâyeler: İskoç Kadın Belgeselciler 1935-Günümüz” programı hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Dirimart, Gregor Hildebrandt’ın Türkiye’deki “prömiyeri” ve galeriyle gerçekleştirdiği “Duale Systeme aus der Mauerstadt” başlıklı ilk kişisel sergisini 10 Mart-5 Nisan tarihleri arasında Dolapdere’deki mekânında sanatseverlerle buluşturacak.
Gregor Hildebrandt, gündelik nesneleri ve popüler kültür mitlerini yeniden işlevlendirme, yeniden adlandırma ve yeniden yorumlama konusunda ustalıklı pratiğiyle tanınıyor. Sanatçının çok katmanlı pratiği müzik, sinema, edebiyat ve sanat tarihinden gelen heterojen pek çok unsur ve referansı bir araya getiriyor. Hildebrandt’ın manyetik bantlarla yaptığı “resimler”i, özel biçimlendirilmiş vinillerden ürettiği heykelleri, kırık plaklardan yaptığı terrazzo (karo) benzeri mozaikleri ve ilhamını süpermarketlerden alan satranç taşlarıyla dolu düzenlemeleri yeni ve duyusal deneyimlere yol açarken; müziğin dokunsal deneyimi, sesin resimsel temsilleri ve minimal bir estetiğin gizli yankıları olarak izleyiciyle buluşuyor.
İsviçreli küratör Christoph Doswald tarafından kurgulanan “Duale Systeme aus der Mauerstadt” (Surlarla Çevrili Şehirden Gelen İkili Sistemler) sergisi, Hildebrandt’ın doğup büyüdüğü Berlin’deki kültürel etkileşimlerin muğlaklığını ve çağımızın küreselleşmiş “muzak”ını, “fon müziği”ni, yani sanatsal temaların, biçimlerin ve mecraların bitmek bilmez geri dönüşümünü yansıtan enerjik ve kapsayıcı bir mekân yaratıyor. Sanatçının 2018’e uzanan farklı serilerinden yirmi eserini bir araya getiren sergi, mekân içinde çağrışımsal bir deneyim alanı açarken, titizlikle tasarlanmış bu sunumun odağında, bazıları Dirimart için özel olarak üretilmiş güncel işler yer alıyor. Hildebrandt’ın en yeni yapıtları Prismen [Prizmalar] başlığını taşıyor. Sanatçının 2015’te başlattığı ve kesilmiş plaklardan oluşan resim serisinden türeyen bu işler, plak resimlerinin mozaik yapısını üç boyutlu geometrik formlarla birleştiriyor. Mekânda sesin genişlemesi olarak düşünülebilecek bu çalışmalar, resim ile heykel arasında ince bir çizgide duruyor; içerdikleri şarkılar kadar ele avuca sığmaz ama bir o kadar da mevcutlar. Prizmalara özgü ışığın yansıması ve kırılması, Hildebrandt’ın bu serisinde plak oluklarının yüzeyinde beliren ince titreşimler olarak karşılık buluyor. Plak parçalarının desenine ve işin hacmine göre değişen bu titreşimler, izleyiciyi yapıtın etrafında dolaşmaya ve onu farklı açılardan kavramaya davet ediyor.
Künye:
1. Schwelle gekreuzt, 2020 Ses bandı, epoksi reçine, kaset makaraları, poliüretan, alüminyum, madeni para (sent) Audio cassette tape, epoxy resin, cassette reels, polyurethane, aluminium, cent coins 74 x 74 x 628 cm, 66 x 66 x 619 cm
2. Köfteci, 2109, Ahşap kasa içerisine yerleştirilmiş plastik kaset kapakları üzerine akrilik ve inkjet baskı Acrylic, inkjet print, plastic cases, inlays in wooden case, 158.2 x 112 x 8.6 cm by Roman März
A24 tarafından aynı adla filme uyarlanan, YouTube’da milyonlarca izlenmeye ulaşarak kült bir fenomene dönüşen Backrooms’un afişi ve fragmanı yayımlandı.
Kane Parsons’ın yönetmen koltuğunda oturduğu filmin oyuncu kadrosunda Chiwetel Ejiofor, Renate Reinsve, Mark Duplass, Finn Bennett, Lukita Maxwell, Avan Jogia yer alıyor. Shawn Levy ve James Wan filmin yapımcılığını üstleniyor.
Film, bir mobilya showroomunun bodrum katında keşfedilen gizemli kapının ardından başlayan karanlık bir yolculuğu merkezine alıyor. Bu kapı, karakterleri sonu görünmeyen, devasa ve yaşayan bir organizma gibi davranan odalar labirentine sürüklüyor. Klostrofobik atmosferi, analog korku estetiği ve psikolojik gerilimiyle öne çıkan Backrooms, seyirciyi bilinmezliğin içine davet ediyor.
Fragmanda Ejiofor’un sesi yankılanıyor: “Bir yer buldum. Orası devasa… ve sonu yok. Tüm bu odalar. Bu yer onları inşa ediyor. Aslında daha doğrusu onları hatırlatıyor. Bir şeyi ne kadar çok hatırlarsa, o kadar az yapıyor.” A24 sunumuyla Backrooms, TME Films dağıtımıyla 29 Mayıs’ta sinemalarda izleyiciyle buluşacak.
https://www.youtube.com/watch?v=vHen2OjeKM0
Contemporary Istanbul tarafından düzenlenen CI BLOOM, 5. edisyonuyla 15-19 Nisan tarihleri arasında Lütfi Kırdar Rumeli Salonu’nda sanatseverlerle buluşacak.
Türkiye’nin farklı şehirlerinden galerileri ve bağımsız inisiyatifleri aynı çatı altında buluşturarak çağdaş sanatın en güncel üretimlerine alan açan CI BLOOM, çağdaş sanatın en dinamik isimlerini, galerileri ve yeni nesil sanat inisiyatiflerini bir araya getiriyor. Bu yıl fuarda yer alan galeriler ve sanat inisiyatifleri, çağdaş sanatın farklı disiplinlerini ve yeni üretim pratiklerini ziyaretçilerle buluşturacak.
CI BLOOM’un 5. edisyonu; Borusan Otomotiv Türkiye’nin distribütörü olduğu BMW Türkiye partnerliğinde, Pernod Ricard Türkiye’nin co-partnerliğinde, Türk Hava Yolları I Miles&Smiles resmi hava yolu partnerliğinde, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA)’nın uluslararası tanıtım desteğiyle, İBB Kültür AŞ.’nin şehir içi iletişim desteği ve The Bank Hotel İstanbul’un konaklama desteğiyle gerçekleşiyor.
Fuarda yer alan galeriler: Anna Laudel, İstanbul, Düsseldorf; Art On Istanbul, İstanbul; Belm’art Space, Ankara; Bozlu Art, İstanbul; C.A.M. Gallery, İstanbul; DG Art Gallery & Project, İstanbul, Bodrum; DİFOART Collective, İstanbul; Galeri 77, İstanbul; Martch Art Project, İstanbul; Muse Contemporary, İstanbul; One Arc Gallery, İstanbul; Pi Artworks, İstanbul, Londra; Piramid Sanat, İstanbul; Rıdvan Kuday, Diyarbakır; Ruzy Gallery, İstanbul; Summart, İstanbul; Taksim Sanat, İstanbul; Vision Art Platform, İstanbul; x-ist, İstanbul; ZILBERMAN, İstanbul, Berlin. Ayrıca, bu yıl fuarda ilk kez yer alacak galeriler: EArt, İstanbul; rast. GALLERY İstanbul; Kun Art Space, Adana; Collect Gallery, İstanbul, Sofya; FAAR Gallery, İstanbul, Londra; offgrid art project / Otmar Uras, İstanbul.
Sanat inisiyatifleri: Loading Art Space, Diyarbakır; NOKS Art Space, İstanbul; KOLİ Art Space, İstanbul; Are Projects, Antalya
2026 yılında beşinci edisyonu gerçekleşecek olan CI BLOOM, ülkemizin içinde bulunduğu jeopolitik, ekonomik ve sosyal koşullar ile sanat ekosisteminin sürdürülebilirliğini gözeterek özel bir modelle hayata geçiriliyor. Bu kapsamda, seçilmiş çağdaş sanat galerilerinin katılım ücretleri 2025 yılı fiyatlarının %30 altında belirlendi; ayrıca CI BLOOM öncesinde döviz kuru TL bazında sabitlenerek galerilerin kur riski taşımadan fuara katılımı sağlandı. Bu yaklaşım, Contemporary Istanbul yönetiminin sanata olan inancının, galerilerle kurduğu dayanışma kültürünün ve sürdürülebilir bir sanat piyasası yaratma kararlılığının somut bir göstergesi.
Künye:
1. Antonio Cosentino- Yaz Günlükleri
2. Bağların Doğası - Pelda Aytaş
3. Anita Taylor A Mon Seul Désir : Sound
4. Deniz Karakurt - Şekerci
5. Bayram Demir- The Guardian
6. Selin Gencoglu - An Uncanny Absence
Lisen Adbåge’nin yazdığı ve resimlediği, çocuklara demokrasiye dair etkili bir hikâye anlatan kitabı Karar Verenler, Ali Arda’nın İsveççe aslından çevirisiyle Dinozor Çocuk’tan çıktı.
Karar Verenler, çocuklara gücü ve şiddet içermeyen direnişi anlatıyor. İktidar ve hayır deme hakkıyla ilgili bir kitap.
Lotta Olsson, Dagens Nyheter Gazetesi’nın bu kitaba dair görüşü şöyle: “Görseller ve metin, grup psikolojisini demokrasi bağlamında ele alan bu etkili derste kusursuz biçimde bütünleşiyor.”
Roland Topor’un yazdığı Muhammet Uzuner’in yönettiği, Joko’nun Doğum Günü 13 Mart’ta Cihangir Atölye Sahnesi’nde prömiyer yapacak.
Joko’nun Doğum Günü, şiddetin olağanlaştığı, itaatin erdeme dönüştüğü ve bireyin yavaş yavaş sadece işleve indirgendiği bir düzeni mercek altına alıyor. Yazarın, kara mizah ve gerçeküstücülükle beslediği yönetmenin bu üslubu trajikomik ve grotesk rejisiyle sürdürdüğü Joko’nun Doğum Günü, rıza üretiminin sistemin en sadık bekçisi olduğunu fark ettiriyor.
Bir atık su deposu işçisi olan Joko’nun başkalarını sırtında taşımayı kabullenmesiyle başlayan dönüşümü izleyiciye; iktidarın şiddet, baskı ve eşitsizliği rıza yoluyla nasıl sıradanlaştırdığını gösteriyor. Joko, bir kişiden çok bir taşıyıcıya, bir bedenden çok bir araca dönüşüyor. Bu dönüşüm ansızın gerçekleşmiyor; tam tersine son derece düzenli, mantıklı ve “makul” gerekçelerle sinsice ilerliyor. Joko’nun maruz kaldığı şey, istisnai bir zulüm değil, düzenin ta kendisi olarak karşımızda boy gösteriyor. Akıl dışı, korkutucu ve uyumsuz olan şeyler insanı paramparça ederken, sistem tam da bu parçalanmışlık üzerinden kendini ayakta tutuyor ve güçleniyor. Topor, hayatın gerçek yüzünü absürt bir şekilde gösterirken, zekâsı ve keskin mizahıyla bu büyük aldatmacayı da gözler önüne seriyor.
Prömiyerinden sonra 14 ve 15 Mart’ta da seyirci karşısına çıkacak Joko’nun Doğum Günü sezon boyunca Cihangir Atölye Sahnesi’nde oynamaya devam edecek. Biletlere buradan ulaşabilirsiniz.
Okyanus Çağrı Çamcı’nın “Sub Rosa” başlıklı ilk kişisel sergisi Görkem İmrek küratörlüğünde 11 Nisan’a kadar Depo’da sanatseverlerle buluşuyor.
Okyanus Çağrı Çamcı’nın ilk kişisel sergisi “Sub Rosa”, sanatçının annesi, anneannesi ve teyzelerinin yaşamlarını kendi hikâyesiyle birlikte ele alıyor. Dört duvar arasında kuşaktan kuşağa aktarılan sessiz dirençlerin, kırılganlıkların ve görünmez bağların izini süren sergi, doğrusal bir geçmiş anlatısı kurmak yerine geçmişten bugüne taşınan tutumların, travmaların, iletişimsizliklerin ve çatışmaların bedende, duygularda, kimlikte ve ilişkilerde bıraktığı izlere odaklanıyor. Latincede “gülün altında” anlamına gelen “Sub Rosa”, ihtiyat ve mahremiyeti bir çerçeve olarak ele alıyor; sanatçı bu deneyimler adına söz söylemektense, kadın olarak kimliklenen öznelerin kendilerini diledikleri zaman ve koşullarda ifade edebileceği güvenli bir diyalog alanı açmayı öneriyor.
Okyanus Çağrı Çamcı’nın aile arşivine dayanan üretimlerinden oluşan sergide fotoğraf albümleri, ev eşyaları, çeyizler ve kayda geçmemiş yaşanmışlıklar bir araya geliyor. Bu malzemeler hakikatin eksiksiz bir kaydını tutmaktan ziyade kadınlık deneyimi etrafında şekillenen öfke, dayanıklılık ve güçlenme pratiklerini görünür kılan araçlara dönüşüyor. Güller, danteller, yazmalar ve gündelik nesneler; ev içi ve dışında kurulan örtük, sezgisel ve stratejik iletişim biçimlerine işaret ediyor. “Sub Rosa”, ne bir iyileşme ne de bir özgürleşme anlatısı olarak; bireysel deneyimle müşterekliği, sevgiyle çatışmayı, süreklilikle kesintiyi yan yana düşünmeye davet eden bir eşik olarak konumlanıyor.
Künye: Okyanus Çağrı Çamcı - Sub Rosa Depo, 2026. Fotoğraf: Eyhan Çelik
76. Berlin Film Festivali’nde büyük iki ödülü kazanan iki iddialı yapım, art arda vizyona giriyor. 76. Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı Ödülü alan İlker Çatak’ın Sarı Zarflar filmi 27 Mart’ta, Gümüş Ayı Büyük Jüri Ödülü’nü kazanan Emin Alper’in yeni filmi Kurtuluş da 6 Mart’ta Bir Film dağıtımıyla vizyona girecek.
Senaryosunu İlker Çatak, Ayda Meryem Çatak ve Enis Köstepen’in birlikte kaleme aldığı İlker Çatak’ın yeni filmi Sarı Zarflar, bir ailenin idealleri ile hayatta kalma arzusu arasındaki etik ve politik yol ayrımlarını merkezine alıyor. Başrollerini Özgü Namal ve Tansu Biçer’in paylaştığı “Sarı Zarflar”da, Leyla Smyrna Cabas, İpek Bilgin, Aydın Işık, Aziz Çapkurt, Yusuf Akgün, Uygar Tamer, Jale Arıkan, Seda Türkmen, Emre Bakar, Elit İşcan, Sultan Ulutaş Alopé, Emine Meyrem ve İpek Seyalıoğlu rol alıyor. Filmin cast direktörlüğünü ise Ceren Sena Akdeniz üstleniyor. if... Productions, Haut et Court ve Liman Film ortaklığında çekilen Sarı Zarflar, ayrıca 5 Mart’ta Almanya’da, 1 Nisan’da da Fransa’da gösterime girecek.
Emin Alper’in beşinci uzun metrajlı filmi Kurtuluş’un oyuncu kadrosunda Caner Cindoruk, Berkay Ateş, Feyyaz Duman, Naz Göktan, Özlem Taş, Eren Demir, Selim Akgül, Hichi Demi ve Nazmi Karaman yer alıyor. Yapımcılığını Liman Film’in üstlendiği Kurtuluş’un ortak yapımcıları arasında Bir Film, Meltem Films, TS Productions, Circe Films, Horsefly Films ve Second Land yer alıyor. Ahmet Sesigürgil ve Barış Aygen’in görüntü yönetmenliğini üstlendiği filmin müziklerinde Christiaan Verbeek, yapım tasarımında Nadide Argun Van Uden, kurgusunda ise Özcan Vardar’ın imzası bulunuyor. Korucu Hazeran aşireti ile yıllar önce terk etmek zorunda bırakıldıkları köylerine geri dönen Bezariler arasındaki toprak çatışmasını odağına alan film; gergin bir atmosferde, tekinsiz rüyaların körüklediği bir iktidar mücadelesini ve “kurtuluş” vaadinin peşinden giden bir köyün hikâyesini anlatıyor. Filmin Türkiye’deki vizyonunun ardından, farklı ülkelerde de gösterime girmesi planlanıyor.