
Nilüfer Belediyesi tarafından düzenlenen 9. Uluslararası Nilüfer Caz Festivali, 24-28 Haziran tarihleri arasında müzikseverlerle buluşacak.
Balat Atatürk Ormanı, 23 Nisan Parkı ve Üç Fidan Parkı’nın doğal atmosferinde gerçekleşecek festival kapsamındaki tüm konserler ücretsiz olacak. Festivalin açılışı, 24 Haziran Çarşamba akşamı Üç Fidan Parkı’nda güçlü sesi ve özgün yorumuyla dikkat çeken Den Ze ile yapılacak. 25 Haziran Perşembe günü ise Türk cazının önemli vokallerinden Şenay Lambaoğlu, 23 Nisan Parkı’nda sahne alacak. 26 Haziran Cuma akşamı Balat Atatürk Ormanı’nda Emir Ersoy, caz tarihine damga vuran eserleri yeniden yorumladığı özel projesi “Cuban Classics” ile festival izleyicisini Küba’nın ritmik ve sıcak atmosferine davet edecek.
Festivalin dördüncü gününde, Anadolu’nun müzikal mirasını blues ile harmanlayan özgün yaklaşımıyla Musa Eroğlu & Yediveren Orkestrası, “Anadolu’dan Blues’a” projesiyle sahne alacak. Kapanış gecesinde ise Tunus’un dünyaca tanınan vokallerinden Emel Mathlouthi, etkileyici sahne performansı ve güçlü repertuvarıyla Balat Atatürk Ormanı’nda müzikseverlerle buluşacak.
Avrupa’nın önemli caz ağlarından Europe Jazz Network ve Cazağı Jazz Network iş birlikleriyle gerçekleştirilen festival, yalnızca konserlerden oluşan bir program sunmakla kalmayıp, farklı kültürleri ve müzikal yaklaşımları bir araya getiren bir buluşma noktası olmayı hedefliyor.
Türk sinemasının önemli isimlerinden Türkan Şoray ile çağdaş Türk resim sanatının özgün ustalarından Yalçın Gökçebağ’ı ilk kez bir araya getiren “Hatıralar Bahçesinde Buluşma” sergisi, 30 Ağustos’a kadar Müze Gazhane’de sanatseverlerle buluşuyor.
İBB Kültür ve İBB Miras tarafından düzenlenen “Hatıralar Bahçesinde Buluşma” sergisi, Türkan Şoray’ın resimleri, özel tasarlanmış kostüm ve enstalasyonları, Yalçın Gökçebağ’ın son dönem yapıtlarından oluşan seçkilerle birlikte yer alıyor. Küratörlüğünü İbrahim Karaoğlu’nun üstlendiği sergi, izleyiciyi sanatın, belleğin, kadınlığın, doğanın ve insan ruhunun iç içe geçtiği şiirsel bir evrene davet ediyor.
Türkan Şoray, yıllardır sürdürdüğü resim pratiğinde kadınlık hâlleri, içsel yalnızlıklar, kırılganlık, direnç ve hafızaya dönüşen duygusal katmanları dışavurumcu bir resim diliyle görünür kılıyor. Sinema hafızasından süzülen imgeler “Hatıralar Bahçesinde Buluşma” sergisinde yalnızca tuvale değil; nesnelere, kostümlere, mekânsal düzenlemelere ve güçlü metaforlara dönüşüyor.
Yalçın Gökçebağ ise Anadolu’nun kır yaşamını, doğasını, insan sıcaklığını ve çocukluk belleğini kendine özgü şiirsel görselliğiyle yeniden yorumluyor. Sanatçının resimleri zamanın yavaş aktığı, toprağın, ağacın, kuşların ve sessiz yaşamların hafızasını taşıyan bir iç manzara niteliği taşıyor.
“Hatıralar Bahçesinde Buluşma”, yalnızca iki sanatçının yan yana gelişi değil; aynı zamanda resimle sinemanın, kişisel hafızayla toplumsal belleğin, düş ile gerçekliğin kesiştiği bir karşılaşma önerisi sunuyor. Sergide yer alan resimlerin yanı sıra film şeritleri, aynalar, kostümler, başlık tasarımları ve kavramsal mekân düzenlemeleriyle kurulan özel enstalasyonlar, izleyiciyi yapıtların doğrudan içine davet ediyor. Bir bahçe metaforu üzerinden ilerleyen sergi, anıları, özlemleri, kadın seslerini, çocukluk ışıklarını ve yaşamın kırılgan güzelliğini görünür kılan güçlü bir deneyim alanına dönüşüyor.
Michael Morpurgo’nun edebiyat tarihinin ve sözlü anlatı geleneğinin etkileyici hayvan öykülerini bir araya getirerek zamansız bir seçki sunduğu kitabı En Güzel Hayvan Hikâyeleri, İpek Güneş Çıgay’ın çevirisiyle Tudem’den çıktı.
Morpurgo; En Güzel Hayvan Hikâyeleri ile yalnızca hayvanların değil, insanlığın ortak hayal gücünün izini süren, görsel dünyasıyla da öne çıkan bir kitap sunuyor okuruna.
Cesur farelerden kurnaz kedilere, aç kurtlardan yaramaz örümceklere uzanan bu zengin dünya; yalnızca çocuklara değil, hikâyenin büyüsünü hatırlamak isteyen herkese sesleniyor. Çizmeli Kedi ve Çirkin Ördek Yavrusu gibi klasikler, farklı kültürlerden gelen daha az bilinen masallarla aynı çatı altında buluşuyor.
Anadolu’nun kadın hafızasından beslenen, kara mizah ile gotik anlatıyı buluşturan Hortlak Kızın Hikayesi, 25 Haziran tarihinde DasDas Açık Sahne’de dünya prömiyerini yapacak.
Türkiye ve İngiltere ortak yapımı olan oyun, 19 Haziran’da Londra’daki Collective Theatre’da gerçekleştirilecek ön gösterimin ardından ilk kez İstanbul seyircisiyle buluşacak. Yazar Derem Çıray’ın kaleme aldığı, yönetmenliğini Işık Kaya’nın üstlendiği ve genç oyuncu Iraz Akçam’ın tek kişilik performansıyla sahneye taşınan oyun, kuşaklar boyunca susturulan, dışlanan ve “öteki” ilan edilen kadınların hikâyelerini fantastik bir anlatı üzerinden sahneye taşıyor.
Deneysel tiyatro ile kara mizahı bir araya getiren oyun, on yedi yaşındaki Cazu’nun ölümünün ardından başlayan sıra dışı yolculuğunu konu alıyor. Ölüm sebebini bilmediği için öteki dünyaya kabul edilmeyen Cazu, bir hortlak olarak yaşayanların arasına geri döner. Kendi ölümünün izini sürerken dostluklar, ihanetler ve sırlarla örülü bir dünyanın kapıları aralanır. Ancak bu arayış yalnızca ölümünün gizemini çözmekle kalmaz, Cazu aynı zamanda kendi hikâyesini yeniden yazmaya başlar.
“Cadı”, “Deli”, “Cinli”, “Albastı” gibi sıfatlarla yaftalanan kadınların kolektif hafızasına dokunan oyun, kadınların bastırılan seslerini sahneye taşıyarak seyirciyi karanlık, şiirsel ve düşündürücü bir anlatının içine davet ediyor.
Tek kişilik performansıyla oyunun merkezinde yer alan Iraz Akçam, oyundaki karakterlerin pek çok farklı sanatçı tarafından seslendirilmesiyle ve oyuna özel bestelenen müzikleri içeren özgün bir ses tasarımı eşliğinde seyirciyle buluşacak. Deneysel anlatım dili, fiziksel performans öğeleri ve kara mizahın iç içe geçtiği yapım, güncel tiyatronun disiplinlerarası yaklaşımını sahneye taşıyor.
Ferda Art Platform ve Culture & Animals Foundation (CAF) iş birliğiyle düzenlenen “Kaç Bacak?” sergisi 4 Temmuz’a kadar sanatseverlerle buluşuyor.
Küratörlüğünü Büşra Kaya’nın üstlendiği “Kaç Bacak?”, 15 sanatçının video, fotoğraf, heykel ve resim alanlarındaki çalışmalarını bir araya getiriyor. Sergi, insan-hayvan ilişkilerinin etik, politik ve duygusal boyutlarını empati sorusu üzerinden inceliyor. Taksonomiye ya da biyolojik farklılıklara odaklanmak yerine, proje; bacak sayısının, beden biçiminin ya da tür sınıflandırmasının, kimin yaşamının bakım, korunma ya da yas tutulmaya değer görüldüğünü belirleyip belirlemediğini sorguluyor.
Sergi kavramı, Jeremy Bentham’ın, tür ya da bedensel form gibi fiziksel özelliklerin duyarlı bir varlığa ahlaki değerlendirme hakkını tanımamayı gerekçelendiremeyeceği yönündeki argümanından besleniyor. Bu düşüncenin tarihsel derinliğine rağmen, insanmerkezci bakış açıları hâlâ kent yaşamını, endüstriyel üretimi, kültürel temsilleri ve hukuki çerçeveleri şekillendirmeye devam ediyor. “Kaç Bacak?”, bu sistemlerin çatlaklarında konumlanarak “insan” yaşamı ile “hayvan” yaşamını ayıran sınırları görünür kılıyor.
Sergide; Annika Eriksson, Deniz Tapkan Cengiz, Doğu Özgün, Ekin Keser, Elmas Deniz, Ferhat Özgür, Havva Zorlu, Hesen Chalak, İrem Yüksekbilgili, Jakup Ferri, Müge Akçakoca, Ozan Atalan, Özlem Gök, Sinan Orakçı ve Yunus Çermik yer alıyor.
Fotoğraf: Dilara Açıkgöz
İstanbul Modern, “Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası” sergisi kapsamında 23 Haziran Haziran akşamı, Semiha Berksoy ve Nâzım Hikmet’in mektuplarını Yetkin Dikinciler’in yorumuyla sanatseverlerle buluşturacak.
Semiha Berksoy’un çok katmanlı sanat pratiğini odağına alan ve Flormar sponsorluğunda gerçekleştirilen “Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası” sergisi paralelinde düzenlenecek etkinlikte Semiha Berksoy ve Nâzım Hikmet arasında yıllara yayılan dostluğun izini süren mektuplardan bir seçki sunulacak. Semiha Berksoy ve Nâzım Hikmet’in 1932 yılında Dârülbedâyi’de (İstanbul Şehir Tiyatrosu) başlayan ve zamanla derin bir dostluğa dönüşen ilişkilerinin izlerini taşıyan mektuplar; iki sanatçı arasındaki bağın yanı sıra, bir dönemin kültürel ve duygusal atmosferini de görünür kılıyor.
23 Haziran Salı günü 19.00’da İstanbul Modern Süreli Sergi Salonu’nda gerçekleşecek etkinlik biletli ve kontenjanla sınırlı olacak. Biletlere buradan ulaşabilirsiniz.
Progressive rock tarihine damga vuran eski King Crimson üyeleri Adrian Belew ve Tony Levin ile gitar virtüözü Steve Vai ve Tool’un efsanevi davulcusu Danny Carey’den oluşan BEAT, 11 Temmuz akşamı Stagepass organizasyonuyla Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi’nde müzikseverlerle buluşacak.
BEAT’in merkezinde King Crimson’ın 1980’lerde yayımladığı albümler yer alıyor. Ancak proje, bu eserleri nostaljik bir bakışla yeniden üretmekten çok, bugün hâlâ çağdaş duyulan müzikal yaklaşımlarını günümüz sahnesine taşımayı amaçlıyor. Poliritmik yapılar, asimetrik ölçüler, katmanlı gitar düzenlemeleri ve minimalist kompozisyon anlayışı, modern sahne teknolojileri ve güncel yorumlarla yeniden hayat buluyor.
Adrian Belew’in deneysel gitar teknikleri ve karakteristik vokali, Tony Levin’in Chapman Stick ve bas gitar üzerindeki yenilikçi yaklaşımı, Steve Vai’nin teknik ustalığı ve Danny Carey’nin çok katmanlı, matematiksel davul anlayışı bir araya gelerek progressive rock tarihinin en özgün repertuvarlarından birine yeni bir boyut kazandırıyor.
BEAT konserinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Pera Müzesi’nin “Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı” sergisi kapsamında düzenlediği “Halil Paşa’nın Edebiyatla Diyaloğu: Araba Sevdası’ndan Süvari’ye” başlıklı konuşma 25 Haziran Perşembe 18.30’da gerçekleşecek.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, “Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı” sergisi kapsamında yeni bir konuşma düzenliyor. “Halil Paşa’nın Edebiyatla Diyaloğu: Araba Sevdası’ndan Süvari’ye” başlıklı etkinlik, Halil Paşa’nın edebiyat dünyasıyla kurduğu ilişkileri, görsel anlatı ile edebî temsil arasındaki etkileşim üzerinden ele alacak. Etkinlikte küratör Özlem İnay Erten ve sanat tarihçisi Pelin Şahin Tekinalp, Halil Paşa’nın Araba Sevdası illüstrasyonları ve Süvari tablosu üzerinden geç Osmanlı döneminde resim, edebiyat ve modernleşme arasındaki ilişkiye odaklanılacak.
Geç Osmanlı döneminde resim, edebiyat ve modernleşme deneyimi arasındaki ilişkiyi tartışmaya açan etkinlik, Halil Paşa’nın görsel anlatım dilini dönemin kültür ve sanat ortamı içinde konumlandıracak. Konuşmada, sanatçının Servet-i Fünûn çevresiyle kurduğu ilişkiler, entelektüel bağları ve üretimini şekillendiren kültürel atmosfer de ele alınacak. Etkinlikte ayrıca, Halil Paşa’nın aile arşivinde yer alan ve “Suyun Kıyısında” sergisinde ilk kez izleyiciyle buluşan Araba Sevdası desen çalışmaları da üretim sürecine ışık tutan örnekler olarak değerlendirilecek. Bu çalışmalar, sanatçının edebî bir metni görsel dile aktarırken geliştirdiği yaklaşımı ve geç Osmanlı sanat ortamında resim ile edebiyat arasında kurulan yaratıcı diyaloğu görünür kılıyor.
“Halil Paşa’nın Edebiyatla Diyaloğu: Araba Sevdası’ndan Süvari’ye” etkinliği hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Behiç Ak’ın yazıp resimlediği sevilen “Tombiş Kitaplar” serisinin yeni hikâyesi Bizim Tombiş Evden Hiç Anlamıyor, Günışığı Kitaplığı’ndan çıktı.
Çocukların kendi sorularını sormaları ve çevrelerindeki dünyayı gözlemlemeleri için esin kaynağı olan Bizim Tombiş Evden Hiç Anlamıyor’da, meraklı Memo ile arkadaşı Tombiş bu kez Memo'nun dedesinin evine yürürken mahalleyi belirleyen işaretleri izliyorlar. Evlerin ve mahallelerin; insanları, hikâyeleri, kokuları ve sesleriyle anlam kazandığını duyumsatan bu öykü, okuru ayrıntıların farkına varmaya davet ediyor.
“Tombiş, Memo'nun dedesini ziyarete giderken, evin adresini merak eder. Ama Memo ne sokak adı ne de kapı numarası söyler. Bir evi bulmak için adres gerekmez mi?..”
Pg Art Gallery, “Tutunma Biçimleri” başlıklı grup sergisini 17 Haziran-17 Temmuz tarihleri arasında Balat'ta sanatseverlerle buluşturacak.
“Tutunma Biçimleri” sergisinde; Ayla Turan, Ayşe Wilson, Ayşe Gül Süter, Cansu Sönmez, Ceren İren, Emre Namyeter, Derya Geylani Vuruşan, Devran Mursaloğlu, Gözde Can Köroğlu, Hasan Pehlevan, Je M'appelle Macid, Kemal Tufan, Lara Törün, MEMO, Metin Ertürk, Ömer Faruk Yaman, Sevim Kaya, Sinem Demirci yer alıyor.
“Balat’ın katmanlı tarihini taşıyan yapı içerisinde kurgulanan sergi, Temas, Sapma ve İz başlıklı üç bölüm hâlinde kurgulanmıştır. Zaman içinde biriken izleri ve dönüşümleri taşıyan yapının dokusu, serginin çıkış noktalarından birini oluşturur. İzleyici, odalar arasında ilerledikçe yalnızca farklı eserlerle değil, birbirini dönüştüren ilişkiler ağıyla da karşılaşır. Tutunma Biçimleri, koruma ile kırılganlık, hareket ile süreklilik, yakınlaşma ile uzaklaşma arasındaki gerilimlere odaklanır. Sergide yer alan sanatçılar, birbirinden farklı malzeme ve ifade biçimleriyle çalışsalar da üretimlerinde ortak bir soru etrafında buluşurlar: Bir şey nasıl varlığını sürdürür? Bir yüzey, bir beden, bir hafıza ya da bir mekân; kendisini nasıl korur, nasıl dönüştürür ve nasıl iz bırakır? Temas, Sapma ve İz. Bu bölümler birbirinden kesin çizgilerle ayrılan kategoriler değil; aynı sürecin farklı evreleri, birbirine dönüşen ve birbirini besleyen hareket alanlarıdır.
TEMAS
Bu bölüm serginin başlangıç noktasını oluşturur. Burada ilişki henüz kurulmakta, yüzeyler birbirine yaklaşmakta ve formlar karşılıklı etkilenmeye başlamaktadır. Temas yalnızca fiziksel bir karşılaşmayı değil, bakışların, hafızaların, duyguların ve deneyimlerin birbirine değdiği alanları da içerir. Bir bedenin başka bir bedenle, bir yüzeyin başka bir yüzeyle, bir canlının çevresiyle kurduğu ilişki, karşılıklı bir dönüşüm sürecini başlatır. Bu bölümde temas, bir yakınlaşmadan çok, yeni olasılıkların ortaya çıktığı bir eşik olarak belirir.
SAPMA
Temasın ardından hiçbir şey olduğu gibi kalmaz.
Sapma, ilişkilerin yarattığı değişimin görünür hâle geldiği bölümdür. Burada dönüşüm karşımıza doğrusal ilerleyen bir süreç olarak çıkmaktansa, yön değiştiren, geciken, çoğalan, çözülüp yeniden kurulan hareketler olarak ele alınır. Bu bölümde biçimler, belirli bir kimliğe ulaşmaktan çok dönüşüm hâlinde kalır. Sapma, bozulma ya da kayıp değil, yeni yönlerin ve yeni olasılıkların ortaya çıkışıdır.
İZ
Her temas ve her dönüşüm geride bir iz bırakır. Bu bölüm her hareketin ardından yüzeylerde, nesnelerde, bedenlerde ve mekânlarda kalan tortular etrafında şekillenir. Burada hafıza yalnızca zihinsel bir süreç olarak görülmez; maddesel ve mekânsal bir birikim olarak ele alınır. İz, burada geçmişe ait donmuş bir kalıntı değil; biçim değiştirerek yaşamaya devam eden bir varlık hâli olarak düşünülür.”
Künye:
1. Ayşe Gül Süter, Sinem Demirci
2. Derya Geylani Vuruşan, Ayla Turan
3. Emre Namyeter
4. Gözde Can Köroğlu, Ayşe Wilson
5. Ömer Faruk Yaman
6. Ayla Turan
Adres: Balat Surp Hıreşdagabet Ermeni Kilisesi Ayvansaray Mahallesi, Düriye Sokak No 15