
Yazar Pandolfo ile çizer Risbjerg’in Danimarka halkını yasa boğan dehşet verici bir cinayeti ele aldıkları dedektiflik macerası Kopenhag - Denizkızı Vakası, Hasan Can Utku’nun çevirisiyle Desen Yayınları’ndan çıktı.
Kopenhag’ı arka fona yerleştirerek düşle gerçeğin iç içe geçtiği bir kurguya imza atan Pandolfo ve Risbjerg, bir ülkenin kültürel değerleri üstüne düşündürürken efsanelerin gerçeklik payını da sorgulatıyor. Yarattığı gerçeküstü evrenin ışıltısıyla hayal gücüne, anılara ve çocukluğa övgü yapan kitap ayrıca, aynı topraklarda yaşayan büyük usta Hans Christian Andersen’e saygı duruşunda bulunuyor.
“Düşlerimizi kurtarmak için elimizden ne gelirse yapmak zorundayız, denizkızlarını ve gezegenimizi kurtarmak adına...
Nana Miller’ın bir anlık kararla çıktığı Kopenhag tatili, henüz uçaktan iner inmez büyük bir hayal kırıklığına dönüşür. Sahilde bulunan bir denizkızı cesedi yüzünden şehirdeki bütün yaşam durmuş, ülkeye giriş çıkışlar kapatılmıştır. İnsanları korku ve paniğe sevk eden bu sıra dışı olayın etkisiyle halk evlerine çekilmiş ve sokaklar boşalmıştır. Sessizliğin ve çaresizliğin kollarına düşen Nana, belirsiz bir süreliğine Kopenhag'da sıkışıp kalmıştır. Neyse ki yalnız değildir. Kaldığı otelde Thyge adında sevimli bir adamla tanışır. İkili, Nana’nın evine dönebilmesi için dedektifliğe soyunurken bir grup köpek gezdiricisi ile birlikte boylarını aşan bir operasyonun da içine sürüklenir.”
Rock müziğin efsane gruplarından Apocalyptica, “PLAYS METALLICA VOL. 2” turu kapsamında 21 Ağustos’ta Ankara ODTÜ Vişnelik’te, 22 Ağustos’ta ise İstanbul Küçükçiftlik Park’ta konser verecek.
1996’da Plays Metallica By Four Cellos albümünün çıkışından bu yana Apocalyptica, metal hayranı olup klasik eğitim almış bir grup çellistin, klasik müzik ve hard rock dünyalarını birleştiren hem inovatif hem de klasik bir tarz geliştirdi. Yıllar boyunca dünyanın dört bir yanında büyük bir dinleyici kitlesine ulaşan Apocalyptica, kendi tarzını yaratarak rock müziğin sadece enstrümanla değil, tutumla ilgili olduğunu kanıtladı.
+1 Sunar: Apocalyptica konserlerinin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
EKAV / Eğitim, Kültür ve Araştırma Vakfı’nın Türkiye ve Birleşik Krallık İngiltere’den oluşan bir grup sanatçıyı bir araya getirdiği “İçsel Yansımalar (Inner Pysche)” başlıklı karma sergi, 8 Mayıs tarihine kadar Ekavart Gallery’de sanatseverlerle buluşuyor.
Birçok farklı teknik ve stilin buluştuğu farklı disiplinlerden çalışmaların yer aldığı “İçsel Yansımalar (Inner Pysche)” sergisi, ışık ve rengin sanat ve insan ruhunda kutlanışını izleyicilere sunuyor. Sezin Aksoy’un küratörlüğünde on altı yerli ve yabancı sanatçı, psikoloji, duygusal dışavurumculuk ve sembolizmin akımında, insan bilinçaltını aynı çatı altında toplayarak, farklı insan koşullanmaları, sosyal kimlik sorumluluklarının yarattığı baskıların insan psikolojisindeki kırılımları farklı açılardan ele alarak inceliyor.
Sergide; Andrew Flint Shipman, Anna Leyko, Ayça Ceylan, Ayşe Yenel, Dominika Karc, Ekin Saçlıoğlu, Ekin Keser, Iman Makzume, İpek Ergen, Kseniya Oudenot, Melanie Walker, Özge Kahraman, Robert Walker, Vahide Kaya, Yasemin Keltek ve Yasemin Vardarlılar’ın eserleri yer alıyor.
“Toplum, günümüzün modern dünyasında, doğanın büyük yıkımı içerisinde bölünürken; insanın içsel ruhu ise hızlı teknolojik değişim içinde oluşan bilgi akımında ağır bir mutasyona maruz kalıyor. Sergi, teslim olabilmek için bir kimlik arayışına ve sosyal emniyet ihtiyacında kalıyor. Dinsel baskı, cinsiyet akıcılığı ve sosyal manipülasyon ve benzeri konuları bu birleşmiş alan içerisinde inceleyen sanatçılar, ziyaretçileri kendi içsel deneyimlemeleriyle karşılayacaklar.
Güçlü, güçsüz, dengeli ya da dengesiz diye tanımlanan bir ruh hâli içerisinde bile olunsa, insan bilinci bitmeyip süre gelen bir içsel yolculuktur. Bu sergi izleyicilere sanatçıların bu değişken dünya içerisinde, kendi huzurunun ve kendi yaşamının yaratıcısı olan insan ve sanatçı olarak, izleyiciyi bir derin içsel yolculuk ile buluşturuyor.”
Künye:
1. İpek Ergen
2. Özge Kahraman
3. Yasemin Keltek
4. Iman Makzume
5. Ekin Saçlıoğlu
Ulaş Bager Aldemir ve Melisa Yıldırım’ın hafıza, nostalji ve ütopya kavramlarını irdeleyen kültürel bellek projesinin kitabı Geçmiş Gelecektir, Ayrıntı Yayınları’nın İnceleme dizisinde yayımlandı.
Ulaş Bager Aldemir ve Melisa Yıldırım tarafından hazırlanan Geçmiş Gelecektir projesinin kitabındaki Fransızcadan çevirileri Aylin Sökmen ve Alara Kuset’in, İtalyancadan çevirileri Esma Tuğçe Tözman’ın, İngilizceden çevirileri ise Deniz Ekim, Sanem Burcu Pekel, Sultan Karataş, Leisha Bayhan, Ekin Keleş ve Eda Yetim’in imzasını taşıyor. Geçmiş Gelecektir çalışması, Michael Löwy, Jacques Rancière, Franco “Bifo” Berardi, Gretchen Dutschke-Klotz ve Savvas Michael-Matsas gibi dünyayı sorgulamak ve yorumlamakla kalmayıp dönüştürmeyi de deneyen önemli düşünürlerle yapılan yazılı söyleşilerden oluşuyor. Ernst Bloch, Herbert Marcuse, Jean-Paul Sartre, Rudi Dutschke ve Nicos Poulantzas gibi figürlerin anılarının yad edildiği söyleşilerde, bellek mekânlarının önemi, nostaljinin olanakları ve 68 Kuşağı’nın mirası ele alınıyor. Geçmişin bugüne ve geleceğe ışık tutması hedefiyle hayata geçirilen Geçmiş Gelecektir projesi, hafıza çalışmasının ve hatırlamanın, kurucu bir siyasal eylem olduğu gerçeğini etkileyici bir biçimde ortaya koyuyor.
Bu yıl ilk kez sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanan İstanbul Uluslararası Spor Filmleri Festivali, 7-10 Mayıs tarihleri arasında izleyicilerle buluşacak.
Sporun büyüleyici anlatım gücünü beyaz perdeye taşıyan İstanbul Uluslararası Spor Filmleri Festivali, belgesel sinemacı Gökçe Kaan Demirkıran’ın direktörlüğünde gerçekleşecek. Kurmaca kısa film, belgesel film ve uzun metraj filmlerden oluşacak festivalde, 21 ülkeden 60 film gösterilecek. Festivalin film seçkisi, sporun farklı yönlerini ve kültürünü anlatan önemli yapımlardan oluşuyor. Festivaldeki gösterimler, Atlas Sineması ve AKM Yeşilçam Sineması’nda düzenlenecek. Ayrıca, Hope Alkazar’da kadın futbolu temalı filmler izleyicilerle buluşacak. Kadıköy Sineması’nda ise 22 Mayıs gecesi, sabaha kadar üç kült spor filmi arka arkaya gösterilecek.
İstanbul Uluslararası Spor Filmleri Festivali, spor kültürüne katkı sağlamak ve bu alanda yeni tartışma alanları yaratmak amacıyla düzenleniyor. Sporun, hayatın merkezine yerleşmiş büyük anlatılara güçlü bir sahne sunduğunu vurgulayan festival, Türkiye’de artan spor temalı film üretimini teşvik etmeyi hedefliyor. Ayrıca, bu alanda çalışan oyuncuları, yapımcıları ve yönetmenleri bir araya getirmeyi amaçlıyor.
Festivalde her akşam Atlas Sineması’nda özel film gösterimleri de düzenlenecek. Samia, Dar Alanda Kısa Paslaşmalar ve Gol Kralı gibi filmler izleyicilerle buluşacak. Bu gösterimler, izleyicilere film ve spor dünyası hakkında derinlemesine bilgiler sunacak. Festivalin son günü kapanış töreninin ardından da Türk sinemasının önemli filmlerinden Taçsız Kral gösterilecek. Ayrıca gösterimlerin ardından sporun sinemadaki yansıması üzerine konuşulacak söyleşiler düzenlenecek.
İstanbul Uluslararası Spor Filmleri Festivali hakkında detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Eda Şarman’ın İstanbul’un artık akmayan dere ve çeşmelerin izini sürdüğü “Su Ejderhası” başlıklı projesi 9 Mayıs’a kadar Non.Sight’ta sanatseverlerle buluşuyor.
“Su Ejderhası” projesinde Eda Şarman, suyun yeryüzüyle etkileşimi, su akışıyla oluşan yüzey dokuları, tortulanma, aşınma, gözeneklenmeyi araştırarak İstanbul sokaklarında kurumuş derelerin ve çeşmelerin peşinden gidiyor.
“Eda Şarman’ın su heykelleri, çeşmeler, akmayan çeşmeler, kırık çeşmeler gibi topraktan süzülerek akan suyun efsaneleridirler sanki. Onlar temel ihtiyaçları karşılarken, doğanın temel prensipleri ile çalışırlar. Su ejderhası buharlaşan suyun peşinden gider.”
Adres: İ.M.Ç 6. Blok no:6637 (Atatürk Bulvarı, Yavuz Sinan Mahallesi, Unkapanı/Fatih)
Bozlu Art Project, Merve Zeybek’in “İçsel Harita” başlıklı ilk kişisel sergisini 17 Mayıs tarihine kadar Mongeri Binası’nda sanatseverlerle buluşturuyor.
“İçsel Harita” sergisi, Merve Zeybek’in soyut sanata ve İslam estetiğine ait görsel dağarcığı özgün yaklaşımlarla bir araya getirdiği eserlerini izleyiciye sunuyor. Ana materyali kâğıt olan Zeybek’in el yazmalarındaki sayfa düzeni ve tezyinat anlayışını yeniden yorumladığı çalışmaları, İslam sanatı ve mimarisi üzerine hazırladığı saygın eserlerle bilinen sanat tarihçisi Oleg Grabar’ın soyutlama ve süslemeyi buluşturan bir öğe olarak tartışmaya açtığı geometriyi öne çıkarıyor.
“Grabar’a göre geometrinin yanı sıra klasik İslam sanatında botanik ve yazı da baskın motifler olarak karşımıza çıkar. Bu iki motif de Zeybek’in sergisinde takip ettiği izlekler arasında yer alıyor. Sayfaların her köşesinden fışkıran bitkiler, yalnızca mürekkep izlerine dönüşmüş, parçalanmış harfler Zeybek’in incelikle oluşturduğu sayısız manzaranın içine karışıyor ve sergi tüm bu manzaraları birleştiren topografik bir toplama dönüşüyor. Genç sanatçı bu ilk solo sergisinde, şimdiden olgunlaşmanın izlerini taşıyan bir görsel dil ve içe dönük bir yaklaşımla kâinatı ölçeklendirmeye ve haritalamaya girişiyor.
Pek çok farklı dönem ve coğrafyada varlık gösterdiğinden genellemelerle açıklamaya uygun olmayan İslam estetiğini bir arada tutan nadir ortak noktalardan birinin ikonik imgeleri dışlaması ve temsile dayanmayan bir görsellik anlayışı barındırması olduğunu savunan Grabar’a göre bu reddediş doğaya, hayvanlara ve insanlara ait fiziksel dünyanın güzelliğinin ve cazibesinin tanınmaması anlamına gelmiyordu. Zeybek’in eserlerine de doğanın çekiciliği nüfuz eder; toprağın kokusu duyulur, yaprakların yeşili görünür, gölün dinginliği hissedilir olur. Elektrik sinyalleri aracılığıyla birbirleriyle iletişim kurdukları yakın zamanda keşfedilen mantarlar, Zeybek’in kompozisyonlarını birbirlerine bağlayan bir ağ örerler.
Temsili reddetmek, temsil edilen ya da edilebilecek her şeye eşit değer vermeye yönelik olumlu bir yaklaşımı da içerir. Zeybek’in eserlerini kurgularken dayandığı teorik yaklaşımlar çeşitlidir ve eşit değer taşıyan farklı zamanlardan ve yaşamlardan geçerek bir bütünlüğe ulaşma arzusunu da içerir. Tüm bu farklı yaşam yolları bir zar atımının açtığı olasılıklar dünyası içinde şekillenebilir. Varlık ve yokluk ile görünen ve görünmeyen de bu olasılıklara dahildir. Zeybek’in eserleri, yaşama ve var oluşa dair olasılıkları altınla kaplayarak aydınlatır ve altından saçılan ışık tüm var oluş ihtimallerini bir şiirin dizeleri gibi şefkatle sarıp sarmalar.”
Künye: Merve Zeybek, Alaimisema, 2025, Paspartu üzerine akrilik boya, suluboya ve 24K altın, 30 x 25 cm
Wes Anderson’ın yeni filmi Fenike Planı (The Phoenician Scheme) 30 Mayıs’ta vizyona girecek.
Wes Anderson’ın yazıp yönettiği filmin hikâyesi Wes Anderson ve Roman Coppola imzası yaşıyor. Film, Avrupa’nın en zengin adamlarından biri olan Zsa-zsa Korda (Benicio del Toro), onun rahibe olan kızı Liesl (Mia Threapleton) ile Liesl’in öğretmeni Bjorn Lund (Michael Cera) arasındaki ilişkiyi ele alıyor. Bir ailenin ve aile işinin hikâyesini anlatan filmin oyuncu kadrosunda; Benicio del Toro, Mia Threapleton, Michael Cera, Riz Ahmed, Tom Hanks, Bryan Cranston, Mathieu Amalric, Richard Ayoade, Jeffrey Wright, Scarlett Johansson, Benedict Cumberbatch, Rupert Friend, Hope Davis gibi ünlü isimler yer alıyor.
Wes Anderson, Steven Rales, Jeremy Dawson ve John Peet’in yapımcılığını üstlendiği Fenike Planı filminin fragmanını buradan izleyebilirsiniz.
PİLEVNELİ, İrlandalı sanatçı Kevin Francis Gray’in Türkiye’deki ilk kişisel sergisini 24 Nisan-31 Mayıs tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturacak.
Kevin Francis Gray’in eserlerinden bir derlemeyi izleyicinin beğenisine sunan sergi, soyutlama, figürasyon ve portreciliği dinamik heykel kompozisyonları aracılığıyla bir araya getirerek Gray’in sanatsal dilinin son yıllardaki evrimini gözler önüne seriyor. Çağdaş heykelin önde gelen isimlerinden Kevin Francis Gray, İtalyan mermerinin tarihsel mirasını çağdaş bir bakış açısıyla yeniden yorumluyor. Klasik modelleme, döküm ve yontma tekniklerini güçlü bir el işçiliğiyle birleştirerek, sert ve hareketsiz olarak algılanan mermeri akışkan ve duygusal kompozisyonlara dönüştürüyor. Sergi, sanatçının Family ve Gestural Works serilerinden çalışmaların yanı sıra, Gray’in son Türkiye ziyaretinden ilham alan ve sergiye özel olarak üretilen Fragile Heads Serisi’ni izleyicilere sunuyor.
Sergideki tüm eserler, kompozisyonlarının bütünlüğü ve dengesiyle öne çıkıyor. Katı formlar ve boşluklar arasındaki etkileşim, farklı açılar ve perspektiflerin eşzamanlılığı, izleyicinin eserin çevresinde hareket ettikçe açılan ve kapanan, genişleyen ve daralan dinamik bir yapı deneyimlemesini sağlıyor. Bir bütün olarak ele alındığında, sergi; malzemenin, biçimin ve insan varoluşunun dönüşümüne dair derin bir meditasyon sunuyor. Yüzyıllardır süregelen heykel geleneğinden beslenen ancak tamamen çağdaş bir yaklaşımla şekillenen Gray’in pratiği, heykel diline yeni açılımlar kazandırmaya devam ederken, fiziksel olanın geçiciliği ve insani bağların kalıcılığı üzerine düşünmeye davet ediyor.
Künye:
1. Fragile Heads Series, Photo Camilla Maria Santini
2. Young Janus, 2020 Detail
2023 Booker Ödülü finalisti Chetna Maroo’nun ilk romanı Western Lane, Mert Doğruer’in çevirisiyle Delidolu Yayınları’ndan çıktı.
Western Lane, yaşadığı yıkıcı kaybı sporla sağaltmaya çalışan genç bir kızın kendini aşma mücadelesine odaklanıyor. Yas, büyüme, kardeş ilişkileri, kaybetme ve kazanma gibi konuları ele alan yazar, okuyucuyu kederle başa çıkarken hayatı yeniden anlamlı kılmanın yolları üzerine sorgulatıyor.
Travma ve acıyı sporun “iyileştirici” gücüyle yenen 11 yaşındaki bir kızın dokunaklı ve ilham verici hikâyesini anlatan roman, her şeye rağmen aile birliğini korumanın önemini vurguluyor. Western Lane, olanca sessizliğin ortasında hayatın T noktasını arayan yalnız ruhların yolunu ışıtacak bir kendini gerçekleştirme yolculuğuna çıkarıyor.
“İngiltere’de yaşayan Hint kökenli bir ailenin en küçük kızı Gopi, kendini bildi bileli elinde raket, ablalarıyla birlikte antrenmanlara katılır. Annelerinin ölümünden sonra ise babaları, onları sessiz ve sıkı bir çalışma rutinine sokar; böylece duvar tenisi bu üç kız kardeşin bütün dünyası hâline gelir. Servisler, sert vuruşlar ve düşüşler arasında yeteneğiyle gitgide ablalarından ayrılan Gopi bir yandan duygularını keşfederken bir yandan da etrafındaki insanları gözlemleyerek anlamayı öğrenir.”