30 ARALIK, ÇARŞAMBA, 2015

Yeni Yılın Meyvesini Der

Ölü Ozanlar Derneği’ni okudunuz mu? Vladimir Dudintsev’in Bir Yılbaşı Öyküsü’ndeki Baykuş ne der bilmek ister misiniz? Cyrano de Bergerac ile Ay’a gitmek?.. Carpe diem, dedik, kitaplar ile yılbaşının, yeni yılın imlediği umudun, dileğin izini sürdük. Okuyun, okuduysanız yeniden okuyun.

Yeni Yılın Meyvesini Der

“Günün meyvesini der.”

Carpe diem, dedik, kitaplar ile yılbaşının, yeni yılın imlediği umudun, dileğin izini sürdük. Okuyun, okuduysanız yeniden okuyun.

Ölü Ozanlar Derneği

Carpe diem. Anı yaşa, günü yakala, zamanın keyfini çıkar diye de yorumlanabilen, MÖ 65 - MÖ 8 yılları arasında yaşamış Horatius’un bu sözü yüzyıllar içinden geçip ne çok etkilemiştir edebiyatı, sanatı, sinemayı… hayatı. Tabii bizim bildiğimiz tarih için bu ona ait bir söz, hatta bu sözü anlayışımız, uygulayışımız da tüm bildiklerimizin sınırları içinde. Oysa bizim de oluştuğumuz ve tüm çevremiz olan atomlar sürekli bir devinim halinde, evren ise sürekli genişlemekte. Üstelik nereye baksak, yüzümüzü ya da sırtımızı neye dönsek karşımıza çıkan bir gerçek: an; ya da sandığımız gerçek: zaman. 

Carpe diem ile günümüz dünyasının topluca ilk kez Robin Williams’ın Bay Keating olarak rol adlığı 1989 yapımı Ölü Ozanlar Derneği filmiyle tanıştığını söylemek pek yanlış olmaz. Bu filmin bir kitap uyarlaması olduğu ise çok azlarınca bilinir. Ölü Ozanlar Derneği’nin yazarı N. H. Kleinbaum de günün meyvesini dermeyi mesele bellemişlerdendir. Yaşadığın günü kavra! Henüz vakit varken tomurcukları topla, der Bay Keating’le kitabında. Okuyun izleyin ya da yeniden izleyin okuyun.

Bir Yılbaşı Öyküsü

Döneminde “Yalnız Ekmekle Yaşanmaz” romanı ile tüm dünyayı etkileyen Vladimir Dudintsev de mesele bilenlerden olmuştur zamanı, zamanın nasıl yaşanacağını. Birçok düşünceyi ve yazın kişisini etkilemiştir onun “Bir Yılbaşı Öyküsü”ndeki Baykuş’u.

“Yaşam yalnız bir kez yaşamak için verilmiştir. Onu büyük yudumlarla içmek gerek. En değerli olan şeyi yakalayabilmeli insan. Ve neyin en değerli olduğunu ben sana söyledim. O ne altın, ne de çul parçasıdır. Senin yaşamdan büyük haz duymanı istiyorum. Şu anda üzerinde milyonlarca insanın yaşadığı karanlık kıtayı hiç aklından çıkarmamalısın.”

Kitabın iki kahramanından biri olan yaşlı bilim insanının genç olana son nasihatidir bu sözler. Buluşlarıyla aydınlatmalarını bekleyen bir kıta vardır, zaman ise çok kıymetlidir. Dudintsev’in karanlıkta kalmış bir kıtanın aydınlanması için zaman’ı dert edinerek çözümler ürettiği “Bir Yılbaşı Öyküsü” yeni yılda hem ilk kez okunmak için hem de yeniden okunmak için iyi bir seçenek olabilir. Özellikle de dünyanın tüm kıtalarının bu günlerde içine sürüklendiği karanlık düşünülecek olursa.

Cyrano de Bergerac

Bazı sözler gibi bazı edebiyat kahramanları da zamanla birlikte yol alır. Ölümsüz tiyatro, aynı zamanda edebiyat kahramanı Cyrano De Bergerac’ın ölmeden önce söylediği son sözlerden biridir şu itiraf: “Her fırsatı kaçırdım hatta ölümü bile.”  Onun gibi şair, silahşor, musikişinas, fizikbilir ve nazik, aynı zamanda kahraman bir adamın başına aldığı bir odun darbesiyle ölmesi… Bu tiyatro eseriyle aynı zamanda bence baştan sona şiir de yazmış bulunan yazar Edmond Rostand dışında, kendisi dahil hiç kimse ona böyle bir ölümü yakıştıramaz. Bu sonu yazarkenki Rostand’ın aklına girebilmek ve olan biteni kavramaya çalışmak hoş olurdu. Bir diğer soru ise bunu âşık Cyrano’nun mu silahşora yoksa silahşor olanın mı şaire söylediği.

Tüm insanlara, aşkta geç kalan ölümde son nefesini yanlışlıkla veren Cyrano’nun kaderini paylaşmamalarını dilemek de bir seçenek. Yeni günleri, haftaları ve ayları kaçırılmamış fırsatlardan oluşan bir sonla karşılamalarını. Yeni yılları karşılamanın, duvara yeni bir takvim asmaktan ve yeni bir ajanda almak zorunda kalmaktan başka bir anlamı olmadığını söyleyenlerin aksine, hayatımızın çeşitli alanlarına sahne olan her bir kutlama ortamında bulunmanın birer fırsat olduğunu düşünmeliyiz belki de. Ayrıca hesaplaşma da önemli bir fırsat. Tarihle çentik attığımız günler içinde kendimizde, yakın çevremizde, ülkemizde ve dünyada insanlık adına ne gelişmiş, ne geri gitmiş, insanı ne sevindirmiş, ne utandırmış diye muhasebe yapma fırsatının nesi kötü olabilir? Her gelen günü yeni bir doğum diye adlandırıp bir başlangıç sebebi yaparak, aslında kendi ömrümüzün, ülkemizin ve gezegenimizin ve hatta uydumuzun iyi günlere şahit olmasını dilemek bizden ne eksiltebilir?

Sevgi’yi ifade etmek, sevdiğini itiraf etmek, hayatımızda yer alan herkese var oldukları için teşekkür etmek, onlar için güzel dileklerde bulunmak, yaşadığımız her şeye şahitlik eden zamanı şereflendirmek bir fırsat değil midir? En önemlisi de tüm dünyanın hep birlikte iyi niyetle, umutla, iyi dileklerle ve gülerek evreni şenlendirmesi değil mi? Olanlara hep birlikte ağlayamadığımıza göre…

Şu bir gerçek ki, kanada çarptıktan sonra elbette çamura düşmeyip gökyüzüne yolculuk eden Cyrano’nun, aydan inerken gözüne yıldız tozu kaçan bu zırdelinin, üstündeki o yıldızlar ve Samanyolu’ndan cebine giren o saman hep var olacak. Dünya döndükçe ve ay dünyanın etrafında dönmeye devam ettikçe…

Aya gitmenin yollarını bilir misiniz? Bilmiyorsanız muhakkak bir kere Cyrano de Bergerac’ı okuyunuz. Ve asıl aydan düşme bahsini. 

- Size benden nasihat: Don Kişot'u muhakkak bir kere okuyunuz!

- Okudum. Hem de mutlak nerde adı geçerse bu zavallı rüküşün şapkamı çıkarırım!

- Öyleyse hemen bugün tekrar okuyun! ... Ve asıl Değirmenler bahsini!

-Evet, onuncu fasıl

- Çünkü değirmenlere saldırdığı zaman...

- Demek ben her rüzgâra uyarak kol sallayan güruha çatıyorum!

-Kanada çarparsanız, düşünün ne müthiştir o dev kollardaki hız. Çarpmaya görsün, bir de çarptı mı, döne döne, çamura düşersiniz!

- Yahut tâ gökyüzüne!*

(* Çev. Sabri Esat Siyavuşgil)

Görsellerde kullanılan çalışmalar: Dryna Pazenko ve Mohamed Hammad'a aittir.

0
4174
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle