18 ŞUBAT, SALI, 2014

"Yakından Yayınevleri": Yitik Ülke

"Yakından Yayınevleri" dizimizde yayınevlerine yakından bakmaya devam ediyoruz...
Bugün sayfalarımıza aldığımız Yitik Ülke Yayınları'nı yayınevinin genel yayın yönetmeni
Kadir Aydemir'den okuyoruz...

Yitik Ülke’yi 1997 yılında Gülsuyu Mahallesi’nde bir gecekondu evde kurdum. Babamın öldüğü, kedilerimizle konuştuğumuz, her yağmurda su akıtan çatısıyla düşlerimizi büyüttüğümüz o köhne evde. 18-19 yaşında ofis-boyluk yapıp  bin bir zorlukla kazandığım parayla ilk bilgisayarımın “parçalarını toplamam” hayatımın dönüm noktalarından biri oldu sanırım. Evden analog modemle ilk kez internete bağlandığımda o sesi duyup, ilk sayfa açıldığında sağ altta yanıp sönen internet bağlantı simgesini görüp “Aman tanrım” demiştim, “bu bir devrim!” Çok şeyin değişeceğini hissetmiştim o an. Sonrası şiir kitaplarım, kâğıt-kalem, mektup arkadaşlarım, daktilom ve ben. En iyi arkadaşlarım kitaplar ve ansiklopedilerdi desem yeridir. Büyük bir iştahla okunan kitaplar olmasa bugün nerede, ne halde olurdum kim bilir.

MiRC programında, DalNet serverda bir sohbet kanalıydı #yitikulke, zamanla oradan kopup bir şiir bloguna ve edebiyat sitesine dönüştü. Aylarca, belki de birkaç yıl yüzlerce kitaptan şiirler seçip dizdim, yazılar ekledim siteye. Okuyor ve diziyordum. O zamanlar internet neredeyse boştu. Sayılı edebiyat sitesi vardı. Yitik Ülke 90’ların sonunda bilinen bir şiir adresi oldu. Çok emek verdim ona. Hatta hayatımı ve gençliğimi verdim adeta. Her neyse, 2000 yılında blog adresinden kurtulup www.yitikulke.com alan adına geçiş yaparak tam anlamıyla edebiyat dergisi olarak yoluna devam etti Yitik Ülke. Site halen yayında. Arada bir güncelliyorum, yardımcı-gönüllü editörlerimiz de var.

Derken, 2006 yılında “Yitik Ülke Yayınları” yayın markasıyla edebiyat yayıncılığına atıldık. Çılgınlar gibi şiirler yazıp şiir dergileri çıkarttığım yıllardan, Kadıköy sokaklarından, Yazı Kitabevi’ndeki şiir akşamlarımızdan, onca acılı ve yoksul günden bugüne, Yitik Ülke aslında tam da hayal ettiğim gibi “dayanışmayla” ve “paylaşımla” büyüyen, gelişen esnek bir yapıya sahip oldu. Ben ona, o bana yansıdı. 2006’da şiirle yola çıktık ve Onur Behramoğlu’nun “Asit ya da İksir” kitabıyla merkezin dışında, dipten gelen bir dalga olarak “biz de varız” dedik. “Asit ya da İksir”in yanında benim yayına hazırladığım “Cunda Öyküleri” adlı çok yazarlı ilk derlemem de yayımlandı. Yitik Ülke bugün, bu söyleşiyi yanıtlarken 107 kitaba sahip. Şiirden öyküye, romandan denemeye, anlatıya dek, pek çok dalda yayın yapıyoruz. Bir

de alt yayınevimiz var: Potkal Kitap Yayınları (www.potkalkitap.com). Yitik Ülke’nin bahsetmem gereken bir özelliği de sosyal medya, yani internet üzerinde kurulan bir edebiyat paylaşımı sitesinden yayıncılığa geçiş yapan, kurulan ilk yayınevi olması. Ona sosyal medyanın ilk yayınevi diyebiliriz. Yazarlarımızın ve kitaplarımızın neredeyse tamamı sosyal medya üzerinde bir araya gelen, örgütlenen bu yapının katılımcı bir parçası. Biraz da inat işi kitap yayını, bu noktada direnmek gerekli. Tüccarların elinde birçok şey. Şiirle, öyküyle fırtınalara dayanmak olası değilse de, dostlarımızın ve binlerce okurumuzun desteğiyle pek çok şeyi atlattık. Zor bir dünya, zor bir dal seçmişiz meğer. Ağırlıklı olarak genç yazarların ilk kitaplarını yayımlayan Yitik Ülke, bugün sosyal medya üzerinde (Facebook-Twitter vd. ortamlarda) 30 binden fazla takipçiye sahip. İzmir ve İstanbul’da Tüyap Kitap Fuarlarına katılıyoruz.

Twitter üzerinde www.twitter.com/yitikulkeyayin
Facebook üzerinde www.facebook.com/yitikulkekitap

adreslerinde takipçilerimizle hayatı paylaşıyoruz. Onları yalnız bırakmıyoruz. Okurlarımızla oldukça sıcak bir bağımız var. Kütüphaneler kuruyoruz! İhtiyacı olan arkadaşlara kitaplar hediye ediyoruz. 2014’ün ortalarında Dünya Klasikleri Dizimizi de başlatıyorum ve bunun Yitik Ülke için yeni bir açılım olacağına inanıyorum.

Çok insan sordu, neden Yitik Ülke, nedir Yitik Ülke diye… Meraklısı için kısaca cevaplayayım: Yitik Ülke benim çocukluk hayalim. Kokladığım ve okuduğum, beni şair yapan, bir yazar olma hayalimi besleyen her şey Yitik Ülke. Biraz Kavafis, biraz Ritsos, biraz Neruda, biraz Soysal Ekinci, biraz Arkadaş Z. Özger... Yitik Ülke yeryüzünde düşler kurmaya devam ettiğim yer.

Yayınevini anlatmak zor. Son sözü kitaplara bırakıyorum. İyi okur www.yitikulkeyayinlari.com sitesinden ve tüm online kitap sitelerinden kitaplarımızı inceleyebilir. Ve çocukluktan bugüne inanıyorum: Şiir kazanacak, edebiyat kazanacak. Kitaplar her zaman kazanır. Kazanmalıdır. Dünyanın bütün şairlerine, yazarlarına Yitik Ülke topraklarından bin selam.

Kitaplardan “Tadımlık” Alıntılar

“Nevrotik” - Gürgen Öz  - Öyküler


Bir sessizlik oldu. Kadın hâlâ meraklı bakışlarla psikoloğu süzüyordu.
Erdem bir anda kendisini fazlasıyla baskı altında hissetti.
“Geliş sebebiniz? Pardon bu arada isminiz neydi?” diye sordu net bir şekilde konuyu kapatarak.
Kadın bir kahkaha atarak elini uzattı. “Ben özür dilerim asıl. İsmim Selin, memnun oldum.” El sıkıştılar, tekrar bir sessizlik oldu.
“Geliş sebebim, bazı sorunlar var kafamda. Birine danışmam gerekiyor. Yani bir psikoloğa ihtiyacım var galiba” diye ekledi.
“Daha önce hiç bu tarz bir deneyiminiz oldu mu?”
“Ne deneyimi, ne tarz bir deneyim?”
“Yani terapi gibi…”
“Hımmm... Yo, bu ilk.”
“Anlıyorum… Peki başlayalım o zaman.”
“Tabii başlayalım.”
“O zaman şöyle; bu ilk seansımız, o yüzden bunu biraz da tanışma gibi düşünelim.”
“Yine de para alacak mısınız o zaman?
“Nasıl?”
“Para diyorum… Alacak mısınız o zaman, madem sadece tanışacağız.”
Erdem gülümsedi. Karşısındaki tipik bir danışandı. “Hayır hayır, bu ilk seansı ücretlendirmeyiz.”
Kadın rahatladı. Oturduğu yerde doğruldu. Heyecanla konuşmaya başladı. “Çok teşekkürler. Çok pahalı biliyor musunuz? Yani Türkiye şartlarında gerçekten pahalı. Araştırdım. Bir seans ortalama 200 TL. Ayda tabii diyeceksiniz ki dört defa gelin. Eee aylık 800 TL. Millet
aylık bin lirayı zor kazanıyor burada.”

“Don Quijote’nin Üçüncü Cildi” - Ferhat Uludere  - Roman

Don Quijote, masada oturan iki adamdan hangisinin kont olduğunu anlamadığı için ikisine de aynı şekilde davranmayı düşündü ve her gezgin şövalyenin de böyle yapacağına karar verdi. Zırhı yüzünden yavaş hareketlerle masaya yaklaşan şövalye, iki asilzadeyi de selamladıktan sonra özür dileyerek kendini tanıttı.

“Sizleri rahatsız ettiğim için çok özür diliyorum saygıdeğer beyefendiler, az evvel konuştuğum güzeller güzeli prenses buraya oturmamı söyledi. Adım Mahzun Yüzlü Şövalye Don Quijote, nam-ı diğer Aslanlar Şövalyesi. Umarım masanıza oturmama siz de izin verir ve beni yüksek huzurunuza kabul etme inceliğini gösterirsiniz.”

Coşkun Ermiş, kapıdan girer girmez kim olduğunu anladığı bu adamı ayakta karşılamadığı için kendinden utandı. Karşısındakinin gerçek bir şövalye olmadığını biliyordu elbette. Ama bu adam yine de ondan daha meşhurdu. Zaten Coşkun Ermiş de gerçek bir oyun yazarı olamamıştı. Yine de Oblomov’dan atak davranıp söze girdi.

“Sizinle tanışmaktan büyük onur duyarız. Maceralarınızı ezbere biliyorum, adım Coşkun Ermiş; Türk entelijansından…”



***

www.yitikulke.com
www.yitikulkeyayinlari.com

0
1614
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle