14 MART, ÇARŞAMBA, 2018

Siyah Beyaz Fotoğraflar Gibi Bir Roman

Özlem Narin Yılmaz’ın kaleme aldığı eski İstanbul renginde, tüm farklılıklara inat eden eski aşklar tadındaki romanı Kapıyı İçeriden Kilitledim üzerine bir inceleme. 

Siyah Beyaz Fotoğraflar Gibi Bir Roman

Okumayı bitirip kitabı elimden bıraktığımda damağımda sanırım en çok aşkın tadı kaldı. Sonlara doğru kendini iyice açık eden büyük sırra rağmen hem de… Ancak sadece bir aşkın romanı değil Kapıyı İçeriden Kilitledim. Fakat özlediğimiz, eski zaman filmlerinden derinimize miras, kadın ve erkeğin kimi zaman koca bir ağacın altında, kimi zaman İstanbul boğazında karşılıklı geldiği o sahnelerde, dokunaklı ve bugünlerde unuttuğumuz en öz Türkçe kelimelerle cümlelere dökülen o aşkı, ömrü boyunca ve hem de sadece kendi içinde yaşamış bir adam kahramanımız.

Açılışını biraz gizem yaratarak yapıyor roman. Bir yazarın çalışma odasının penceresinden başlıyoruz olaylara bakmaya. Dikkat çeken bir siyah Mercedes ve sahibi ünlü şapkacı ve emlak zengini Ruhi  Sezer…

Alin Akyüz, yeni kitabı üzerinde çalışırken bir sergide tanışıyor Ruhi Bey ile. Aslında Ruhi Bey de hayatının son demlerinde onu bekliyormuş diyebiliriz. Anlatmak için, kağıda dökülse roman olur dediği aşkına dair yazdığı anılarını ölümsüz olsunlar diye teslim edebilmek için.

Okumaya başlıyor Alin, Ruhi’nin ilk gençliğinde ateşin içine nasıl düştüğünden başlayarak… Azla yetinmek zorunda kalmış bir aileden gelişini,  varlığın şımarıklığıyla büyümüş ve ona sorulsa dünyanın en güzel kızı olan Ruhan‘a görür görmez nasıl tutulduğunu, tüm hayatını Ruhan’ın etrafında nasıl şekillendirdiğini…

Her şey 1950’lerde başlıyor. Beyoğlu’nun siyah beyaz fotoğraflarda gördüğümüz en güzel zamanlarında, İstanbul’un en güzel renklerinde olduğu günlerinde… Madam Marin’in dükkanında çırak olarak işe başlıyor Ruhi. Madam’ın en iyi müşterilerinden genç ve güzel Ruhan’la yolu bu dükkanda kesişiyor. Döneminde aynı zamanda bir statü sembolü olan şapkalar, farklı sınıftan birine duyulan aşkın karşısına daha ilk bakışta bile duvarları örüyor aslında.

​Ruhi bu aşk içinde yanarken, bir yandan da Madam’ın sözünden çıkmadan günlerce ustalaşma yolunda çalışıyor. Dükkandaki çıraklığı boyunca Madam’dan gizli yaptığı tek şey, sadece Ruhan için tasarımlar üretmek oluyor. Ancak sonraları Ruhan’ın aşkından bulduğu bu ilham onun hayattaki yolunu da açıyor. Madam’ın hiç sahip olmadığı oğlu oluyor Ruhi, Madam eğitimi için yurt dışına yolluyor onu, sonra yerine geçecek halefi olarak yetiştirilmek üzere…

Yurt dışı günlerinde Renan giriyor hayatına, ama kalbine değil. Ayrıca çok ipucu vermek istemediğim esrarengiz bir soygun ve cinayet gerçekleşiyor Roma sokaklarında, bu ufak bir ayrıntı olarak kalsın.

Ve aniden, İstanbul’un güzelliğini siyaha çalan olaylar başlıyor. 6 – 7 Eylül’den sonra Ruhi Bey bir şehrin yüzyıllardır gelen rengini anısını yaşatmaya karar veriyor. Bir saygı duruşu gibi,  Madam Marin’in isteğini yerine getirip dükkanına hayat veriyor. Ve Ruhan’lı günler yeniden başlıyor onun için.

Hayatın gelgitleri romanda belki de en çok da Ruhan’ı vuruyor ve Ruhi Bey gizli bir göz gibi izleyip gizli bir el gibi hep uzanıyor ona. Ruhan bu eli tutuyor mu?, Ruhi Bey bu aşkla ne kadar temiz kalabiliyor? hepsini kitabı okuyacaklara saklamak isterim izninizle… Belki de anlatılmak istenen yıllardır kalpte saklanan bu hislerin yanında bir vicdan azabıdır da aslında geçmişe dair tutulan notlarda. Belki de sadece aşk değildir ağır gelen Ruhi Bey’e…

1978 doğumlu güzel bir insan, bir öğretmen aynı zamanda yazarımız Özlem Narin Yılmaz. İndigo Dergisi’nde okuduğum eski bir röportajında “Dünyayı ben yönetseydim yasakladığım tek şey savaşmak olurdu” diyecek kadar güzel biri. Romanında da aramızdaki tüm mutsuzluklara sebep olduğunu vurguladığı, bizim yarattığımız tüm ayrımların, ayrılıkların, adaletsizliklerin karşısında “Yeryüzü hepimizin” diyen bir kadın. Aynı kucaklamayı romanda Madam Marin’de de gördüm. Sadece kırgınlıkla bırakıp gitmişti sanki istanbul’u. Hiçbir kötü duygu yoktu içinde tüm yaşamış olduğu dehşete rağmen. İyileşip yeniden kavuşmayı diliyordu sevdiği bu kente, anılarına, geçmişine… İyi olacağımız günler adanmış bir roman sanki, her ne kadar girişinde yazar 40. yaşıma dese de….

“Her yara kabuğunun altında iyileşir
Ben de iyileşmeyi bekleyeceğim…”

Fotoğraflar Ara Güler'e aittir.

0
5000
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle