12 EKİM, PERŞEMBE, 2017

Paldır Küldür Bir Güldürü

21. yüzyılın son ilham kaynağı olarak görülen Kurt Vonnegut'un kaleme aldığı daha önce Hacıyatmaz ismiyle şimdiyse Paldır Küldür ismiyle yayımlanan kitabı üzerine bir inceleme.

Paldır Küldür Bir Güldürü

“Paldır küldür bir güldürü,” demişti. Hey gidi.”

Kendi anlatım tarzına sahip olan yazarlar ayırt edilebilirliğiyle okur için hep daha fazla ön plana çıkar. 21.yüzyılın önemli yazarlarından Kurt Vonnegut da üslûbuyla öne çıkan, anlatım tarzıyla kendini hemen belli eden bir yazar. Paldır Küldür isimli kitabı da öyle. Kitabı okuduğunuzda Vonnegut’un o hem eğlenceli, hem de anlattıklarının altında yatan anlamlarla insanın canını sıkabilecek ifadeleri edebiyat hayatı boyunca çizdiği yolu devam ettiriyor. April Yayınları tarafından tekrar basılan, daha önce Hacıyatmaz ismiyle de yayımlanan eser Vonnegut serisinin ön plana çıkan kitaplarından biri.

Vonnegut, daha kitabının başında, “Girizgâh”ta eserini şöyle tanımlıyor: “Yazıp yazacağım, otobiyografiye en yakın şey bu. Adını ‘Paldır Küldür’ koydum çünkü eskinin düşmeli kalkmalı komedileri, özellikle Laurel-Hardy’ninkiler gibi paldır küldür bir durum şiiri. Hayatın bana nasıl geldiği hakkında.”[1] Onun otobiyografiye çok yakın dediği bu metin, barındırdığı hikâyelerle bir yandan da Vonnegut ailesinin yakın tarihini okura sunuyor. Hiçbir biyografinin saf olmadığı, özellikle de bir yazarın elinde saf kalamayacağı düşünüldüğünde bunun otobiyografiye yakın bir anlatı gibi değerlendirilmesi mümkün. İndianapolis’te kök salan, zenginliği ve yayılmışlığıyla çocuklarını nereye giderlerse gitsin tekrar kendinde toplayan aile Büyük Buhran ve II. Dünya Savaşı ile dağılmaya başlar. Maddi kayba manevi uzaklık eklenir. Anlatıcı-yazar da abisiyle beraber New York’a gidip kendisine farklı bir hayat, onlarca yıldır devam eden aile geleneğinden payına düşenden farklı bir kader çizer. Yazar olmayı seçer ve bunun peşinden gider. Tıpkı ailesinin diğer fertlerinin kendi yollarını seçişi gibi. Bir yandan da aklını bu yolda kullanmaya, onu bir araç olarak kullanıp asıl değerin onda olmadığını fark ettiğini ifade eder, abisi gibi. Böylelikle bir kardeş, geniş ailenin bir ferdi olarak yazar belirir. Oldukça sade, kendi değerini koruyan, bir yandan da güldüren üslûbuyla. Vonnegut, okuruna kendi hayatını da vadeder.

Aklının sınanması, anlatıcı/yazar/Vonnegut için sürekli tekrarlanan bir döngüye dönüşür. Bu sınanmalara karşı hep bir reaksiyon üretir. Metinleri de bunu gösterir. Sürekli kendine özgü çıkış yolları bulur anlatılarında. Bir yandan hikâyesini anlatır, öte taraftan anlatmak istediği başka her ne var ise onu. Tüm bunları yaparken okur için bir ayrıksılık oluşmasına da izin vermez. Anlatısını bir bütün olarak sunmayı başarır. Çünkü daha başlangıcından itibaren kullandığı tarzla buna izin verir. Kitap, bir yandan onlarca ayrı metnin toplamıymış gibi bakmayı mümkün kılacak bir düzenlenişe de sahip. Oysa birbirini tamamlayan ve çoğaltan büyük bir silsiledir gözüken. Her karakter tam gözden kaybolacakken tekrar ortaya çıkar, okura kendini gösterir. Alkolik amca, bilim adamı abi, kanserden ölen abla... Herkes bir gün bir yerde ortaya çıkar. Onlardan geriyeyse anlatıcı/yazar için hüzünle beraber hatırlanan hoş anılar kalır. Alkolik amcanın ölümünden sonra başına ne geleceğini gülümse-yerek/terek düşünürken onun aynı zamanda çok yalnız bir adam olduğu gerçeğini de okurla paylaşır. Böylelikle tüm bu gülümsemelerin arkasına hüznü bulaştırır. Saf bir gülüş mümkün ol(a)maz. Birbirine koşut ilerlemeler söz konusu olur.

Vonnegut’un anlatıcı olarak “kaderle pazarlık” olarak tanımladığı, Laurel-Hardy ve Mark Twain’de de gördüğü mesele, onu derinden etkiler. Hayatın kendisi ve insan için değeri, bir yandan onunla beraber, bir yandansa ona karşı yapılanlar insanın yaşamını belirler. Onun için öne çıkansa anlatının kendisi. Bir yerde espriyle beraber her ne olursa olsun ayakta kalmak. Amerikalı yazarın kendisi de böyle bir hayat sürmüştür. II. Dünya Savaşı’nda esir düştüğünde karşılaştığı dram, onun için oldukça belirleyici olmuş, tüm kopuşları ve bir araya getirişleri bünyesinde toplamıştır. Aynı biçimde İndianapolis de böyle bir anlama sahne olur. Öte taraftan her şeyin Amerikanlaşması, bir Amerikan makinesine dönüşmesi güzel şeylerin üstünü çizmeye başlar. Her yer aynılaşır, herkes ve her şey. Tüm bunların içinden bir şey çıkarıp ortaya koymak giderek zor bir hâl alır. İşte bu, anlatımla beraber kırılmaya çalışılır. Aynı olmayan, kendi karakterini taşıyan metin bu yolla kendi çizgisini ortaya koyar. Vonnegut, kendi diliyle “Ben burday(d)ım, hey gidi,” der.

​Anlatıcının aşkla, savaşla, hayatla, aileyle, çalışmakla, düşünmekle ilişkisi ve bu konular üzerine düşünceleri metni zengin kılıp anlatının alanını genişletir. Üstelik bunları “paldır küldür” yapar. Bir yandan kaçamaklar hissedilirken öte taraftan “aşkın önemsizliği” ve önemli olanın “nezaket” olduğu söylenir. Bu “nâzik” anlatıcı, hiçbir şeyi kırmadan ama onun ne kadar kırılmaya meyyal olduğunu da göstererek isteğini yapar. Onun niyeti, tüm bunlarla beraber hayatın ne olduğuna dâir de düşünmektir. Bu hissedilir, çünkü onun bunca farklı meseleyi kurcalayışı salt yazma arzusunun kendisinden gelmez. İç içe geçen tüm niyetler anlatıcının dilinde canlanır.

Vonnegut’un metinleri tek bir türle ifade edilemeyecek kadar geniştir. Onda gerçekle beraber gerçeğin kendisini aşan şeyler de söz konusu olur. Onun hep “sınanan” aklı hiçbir zaman salt gerçeğe takılıp kalmaz, aksine onu zorlar, aşar ve tekrar ona döner. Onu varılacak nokta olarak görmez, geçilecek bir yol, bir liman gibi duyumsatır. Fu Mançu örneğin, böyle gözükür. Anlatıcı cebinde dolaştırdığı Fu Mançu’yla dolanır. Türk okura Sait Fâik ve “Panço”yu da anımsatır belki bu sahne. Daha birçok ilginç şey gözükür. Bir yerde “bilimkurgu yazarı” olarak da tanımlanan Vonnegut’un farklı sahalara ilgisi ve eğilimi ortaya çıkar. Onu sıkıştırmak, bir türe yerleştirmek ne derece zordur, bunu bizzat kendisi gösterir.

Metin birçok yeri dolaşmakla birlikte anlatıcının doğduğu yere sürekli döner. İndianapolis, özel bir yere sahip olduğunu daima hissettirir. Sanki anlatıcının doğduğu bu şehir metni de doğuruyor gibidir. Ordan Manhattan’a geçilir, New York’a geçilir, Mississipi’ye San Fransisco’ya ve hatta Çin’e geçilir. Dünya sıkıştıkça genişleyen bir metin ortaya çıkar. Sınır denen bir şey kalmaz geriye. Anlatıcının zihni tüm bunları aşıp gider.

​April Yayınları tarafından tekrar basılan Paldır Küldür, Kurt Vonnegut’un eğlenceli olduğu kadar yer yer hüzünlü diliyle okuruna birçok şeyi(ni) anlattığı, kendisini sevenlerin bilhassa keyif alacağı bir kitap.

[1] Kurt Vonnegut, Paldır Küldür, April Yayınları, Eylül 2017, syf: 9.

0
1123
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle