21 MAYIS, PERŞEMBE, 2015

Knut Ødegard'la Kısa Bir Söyleşi

Erkut Tokman, Knut Ødegard'la İTEF kapsamında yaptığı söyleşiyi Artful Living okurlarıyla paylaşıyor.

Knut Ødegard'la Kısa Bir Söyleşi

Merhaba, İstanbul’a hoşgeldiniz. ITEF festivali ve Türkçe'de yayınlanan ilk şiir kitabınız “Yeryüzü İşaretleri” (Yasakmeyve şiir serisi-Komşu yayınları) nin tanıtımı için buradasınız. Türkçeye çevrilen ilk Norveçli şairsiniz. Festival, İstanbul ve buradaki insanların şiirinize ilgisi konusunda ilk izlenimlerinizi öğrenebilir miyiz?

Festival hakkındaki düşüncem profesyonelce hazırlanılmış  ve çeşitli ülkelerden önemli yazarları  bize tanıtıyor.  Festival ortamını arkadaşça buldum. Şehir nerdeyse bunaltıcı: Çok büyük, pek çok insan yaşıyor ve binlerce yıllık tarih modern hayatla içice canlı: Benim izlenimim T.S.Eliot’un  görüşleriyle çok benzer, onun “Four Quartets” kitabında yazdığı gibi, değişik zamanlardan ve kültürlerden yankıları işitebileceğimiz bir bahçe imgesini bize sunduğunda aynı zamanda orda gibiyizdir. Yani yaşayan bir  tarih. Türkçe tercümesinden  benim şiirlerimi okuyup dinleyen insanların bana gösterdikleri  ilgiden çok memnun kaldım. Şiirlerimin onların akıl ve ruhlarına dokunduğu izlenimini edindim.

Sanıyorum Türk kültürü Norveçinkinden epey farklı. Kültürel farkları anlamak sizce bir şairin ilham kaynağı olarak şiirini nasıl etkiler? Bu durumun sizin şiirinize nasıl bir yansıması oldu bugüne kadar?

Sanıyorum benim için şair olarak tek önemli yol  kendi öz deneyimlerime karşı dürüst olmaktır. Pek çok değişik ülkeye seyahat ettim, kültürü tanıdım ve bütün bunlar beni kim olup olmadığımı ifade etmemde çok dürüst olmam gerektiğine olan inancımı zenginleştirdiler: Bu yolda diyebilirim ki 70 yıl önce doğduğum yer olan küçük Molde köyü, benim için  dünyanın merkezidir; çünkü burası yaşamın başladığı ve küçük tarlalarında çalışarak, balık avlayarak insanların sevip nefret ettikleri yaşlanıp öldükleri yerdir. Söylemek istediğim şu ki ben çok yerel bir insanım ama aynı zamanda da evrenselim, çünkü yeryüzünün neresinde olursa olsun birbirine benzer küçük hikayeler önemlidir bu hayatta. Benim küçük köyüm, insan hayatına dair üzerinde bütün önemli rolleri oynayabileceğim bir tiyatro sahnesi gibidir. Sonuç olarak: Gerçek düşüncem şu ki aslında kültürler çok farklı değil, eğer onlara yeterince derinlemesine bakarsak aynı yıldızların, güneşin ve aynı ayın altında çocuk ve annesini, yeryüzünde çalışan bir babayı, ölen yaşlı nesilleri bulacaksınız. Böylece farklı kültürlerin çeşitliliğini deneyimledikten sonra onlar beni şuna inandırmıştır  ki biz bütün insanlık olarak aynı kültürün bir parçasıyız...bunun adı insanlık kültürü.

Şiirinizde pek çok unsuru konu olarak işliyorsunuz, din şiirinizde merkezi bir eksen ve temel bir konu; bunun yanında mitoloji, sıradan insanların hayatları ve duyguları, aile meseleleri, doğadaki yıkım vb. konular sizi yakından ilgilendiriyor. Bu zengin yaratıcılık bağlamında, bize söyleyebilir misiniz şiir sanatı insanlık ve toplum için nasıl bir ideal hedeflemelidir?

Şiir bambaşka bir dil gazateciliğe ya da politikaya nazaran. Şiir bizim içsel düşünce alemimizin, bizim gerçek insanlığımızın, acılarımızın, derin isteklerimizin dilidir ve okuyuculara hepimizin kardeş olduğumuzu anlatarak, hoşgörü ve derin bir insanlık sergileyerek değişik ülkelerden ve dinlerden insanlar arasında şiir çok önemli bir köprü inşa edici etmen olabilir.  Belkide politikacılar daha çok şiir okumalılar ve belki de şairler insan toplulukları ve uluslar arasında köprü inşa edici olarak daha çok rol almalılar?Böyle düşünüyorum. Yakınlarda ölen arkadaşım, usta yazar Yaşar Kemal gibi, ben de bir çiftçi gibi düşünürüm, Norveç’teki topraklarımda ve ormanda çiftçilik yapabildiğim zamanlar, kendimi evimdeymiş gibi hissederim. Çiftçiler bilirki bir ağaç diktiğinizde, bu gelecek nesiller içindir. Ve onu hasat için budaman gerekir. Toprağa patates ekerek daha çok patates elde edebilirsin. Öncelikle toprağın derinliklerine doğru sessizce kök salmalıdırlar ki sonradan yeryüzüne pek çok patates olarak çıkabilsinler, pek çok insana yemek olabilsinler. İyi bir şiirde işte buna benzer:  Ruhunuzun derin sessizliğinin içlerine doğru kök salmalıdır ve büyüyerek ışığın içinde zengişleşmelidir.

Din şiiri ve şiir evrenini  özgür kılabilir mi sizce ve neden?Şiir sanatındaki başka hangi temel unsurlar insanların ve toplumun özgürleşmesinde başat rol oynayabilir sizce?

Eğer sadece “Din” olarak dersek,  evet. Sanıyorum ki bütün dinler aynı anlayışa sahip, biz insanoğlu olarak sadece fiziksel ve mekanik bir şey değiliz, sadece parçalardan, vücutlardan ve şeylerden ibaret değiliz, fakat buna ek olarak-belki de en önemlisi-bizler yaşayan varlıklarız. Bu iç bakış insan yaşamını çok daha fazla değerli kılıyor ve diğer insanlara karşı daha derin bir saygıyı doğuruyor. Bugün bunu daha açık görüyor ve anlıyoruz ki din kolayca karanlık güçlere karşı bir etmen olabilir ; din ve inanç gerçek misyonundan uzaklaştığında fanatizme döner.

Türk edebiyatı ve şiiri Norveç’ten bakınca nasıl görünüyor? İki ülkenin şiir ve edebiyatlarının yakın bir gelecekte önemli bir rol oynayacağını düşünüyor musunuz?

Norveç diline çevrilmiş pek çok türk yazarı var. Son kırk yıldır diyebilirim ki Yaşar Kemal’i çok sevdik ve bugün nerdeyse herkes Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’u okudu. Sanıyorum ki şimdi daha çok türk şiirini norveçceye çevirme zamanıdır ya da aynı şekilde norveç şiirini türkçeye. Kendimi çok onurlu hissediyorum, türkçede yayınlanan ilk Norveçli şair olduğum için. Fakat umut ediyorum ki arkamdan başka şairlerde çevrilir. Özellikle bunlar arasından en önemlileri olarak Rolf Jacobsen ve Olav H. Hauge ‘u size söyleyebilirim. Çok teşekkürler.

0
1111
2
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle