17 MART, SALI, 2015

Kadın Polisiye Yazarsa - II -

Ne fark eder? Soru bu. Kadın polisiye yazarsa ne fark eder? Ya da fark etmez mi? Yine temel harcının büyük oranda kadınsız karıldığı sanılan bir tür ile karşı karşıyayız. Ancak unutulan isimler hatırlandıkça, yeniler de eser verdikçe, üzerine önyargılar inşa edilen zemin sallanıyor…

Berna Gençalp hem dosyasını hazırladı hem soruşturdu. "Kadın Polisiye Yazarsa" dosyasının ikinci bölümü kadın yazar söyleşileriyle devam ediyor...

Kadın Polisiye Yazarsa - II -

Pınar Kür: Kadın yazarların katkıları büyüktür

Pınar Kür 70’li yıllardan beri romanları yayınlanan ve farklı edebi türlerde eser vermiş, ödüllü bir yazar. Üniversitede de ders de veren Kür’ün Asılacak Kadın, Bir Cinayet Romanı, Sonuncu Sonbahar ve Cinayet Fakültesi isimli romanları polisiye türündedir. 

Polisiye türünü kadın yazarsa ne farkediyor? Sizce açıkça görünen bir fark var mı? Varsa bu fark nerede?

Kadınların yazdığı polisiyelerde çok fazla kavga dövüş, şiddet olayı yok. Özellikle dedektif olan kişi ne adam dövüyor ne de dayak yiyor ya da başka türlü bir şiddete maruz kalıyor.

Bu türde eser vermiş yazarlar arasında kimleri okursunuz?

Favorilerim Agatha Christie, Patricia Highsmith, P.D. James, Ngaio Marsh, George Simenon, Raymond Chandler, Rex Stout, Dashiell Hammett.

Polisiye yazarken nelerden besleniyorsunuz?

Herşeyden önce çevremden, sonra başka başka polisiye yazarlardan, doktor arkadaşlarımdan, hukukçu arkadaşlarımdan, ansiklopedilerden.

Yarattığınız baş karakteri ve/veya kurbanı sizce farklı ve çekici kılan ne?

Hepsini farklı kılan onları benim yaratmış olmam. Katilin de çözümcünün de yüksek zeka sahibi olup silahlarla değil beyinleriyle savaşmaları. Kurbanların ise iyi niyetli, saf, manipülasyona yatkın olmaları. Hepsinin de Amerikan ağzıyla konuşmayıp temiz ve düzgün bir Türkçeyle konuşmaları.

Polisiyenin düşük bir edebi tür ya da sadece eğlencelik bir edebi tür olduğunu düşünüyor musunuz? 

Her edebiyat türü gibi iyisi de var, kötüsü de, en saçması da derinden düşündüreni de. Son yıllarda edebiyat değeri olanlar dikkat çekmeye başladı. Yukarda zikrettiğim kadın yazarların bu gelişmelere katkıları büyüktür.

Esmahan Aykol: Kadın yazar/erkek yazar ayrımını indirgeyici buluyorum

Yazar Esmahan Aykol İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin ardından eğitimine Berlin'de Humboldt Üniversitesi'nde devam etmiş. Aykol’un polisiye serisinin başrolünde İstanbul’da yaşayan Alman Kati Hirşel bulunuyor. Kati orta yaşlarını süren, bir yandan cinayetleri, gizemleri çözen bir yandan da aşkı arayan zeki ve ilginç bir kadın. Aykol romanlarında siyasi ve toplumsal eleştirilerini de dillendiriyor. Kati Hirşel’in maceraları Sırpça, Romence, İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Macarca, Bulgarca, Hırvatça ve Yunanca’ya da çevrilmiş, özellikle Almanya ve İtalya’da büyük ilgi görmüş. 

Polisiye türünü kadın yazarsa ne farkediyor? Sizce açıkça görünen bir fark var mı? Varsa bu fark nerede?

Kadınlarla erkekler arasında biyolojik farkların dışında, dünyayı algılama ya da yansıtma biçimi bakımından bir fark olduğuna inanmıyorum. Birkaç sene önce V. S. Naipaul, kadın yazarların kendisinin dengi olamayacağını ve bir paragrafı okuduğunda bir kadının elinden çıkıp çıkmadığını anladığını söylemişti. Şahsen ben, bir metinde yazarın cinsiyetine dair ipuçları görmüyorum. Kadın yazar/erkek yazar ayrımını indirgeyici buluyorum açıkçası. Kadınların daha detaycı ya da daha iyi gözlemci olduğu söyleniyor ama bence bu tür genellemelerden de kaçınmak gerek.

Polisiye yazarken nelerden besleniyorsunuz? Bu türde ürün vermiş yazarlar arasında kimleri okursunuz?

Türkiye ve Ortadoğu’da olup bitenlere baksanıza…  Aktüalite ve bu süreçte ortaya çıkan insan tipleri muhteşem bir kaynak. Gazete okumak, televizyondaki tartışma programlarını izlemek çok işe yarayabilir. Sinirleri kaldırabilene tabii…

Ben bir Patricia Highsmith hayranıyım. Döne döne okuduğum kitapları var. Agatha Christie’nin de zaman zaman kurguları çok sarkmasına rağmen, hayatımda önemli bir yeri vardır. Ne de olsa, hemen her Türk polisiye okuru gibi ben de onunla başladım.      

Polisiyenin düşük bir edebi tür ya da sadece eğlencelik bir edebi tür olduğunu düşünüyor musunuz? Sizce kadın yazarların, bu kanaatin oluşmasında ya da değişmesinde bir etkisi olmuş olabilir mi?

Bence iki tür edebiyat var: İyi edebiyat ve kötü edebiyat. Bir romanın polisiye kurgu kullanılarak yazılmış olmasının onun değerine herhangi bir şey kattığını ya da o değeri eksilttiğini düşünmüyorum. Böyle yaftalarla, damgalarla edebiyat daraltılıyor oysa hâlâ özgürce nefes alabildiğimiz birkaç alandan biri. Polisiye romanların en öne çıkan niteliği, sağlam bir kurguya dayanması.  Ve evet, romanın sonunda bir cinayetin ya da gizemin çözüleceğini okur baştan biliyor. Bu farklar polisiyeyi daha iyi ya da daha kötü yapar mı? Bence yapmaz. Polisiyenin başlangıçta küçümsenen bir tür olması, erkeklerin polisiye yazmaya yönelmemesine neden olmuş olabilir gerçekten de. Ama günümüzde, en azından Batı’da pek kimsenin polisiyeyi küçümsediğini sanmıyorum. Türkiye’de ise oluşmuş, hâlâ süren böyle bir algı var.  

Yarattığınız baş karakter Kati Hirşel’i sizce farklı ve çekici kılan ne? Kati Hirşel’in ve sizin İstanbul ile ilişkiniz nasıl?

Kati Hirşel çekici bir kadın gerçekten. Üstelik, genel yargının aksine, ilerleyen yaşına rağmen çekiciliğinden bir şey kaybetmiyor. Sadece yaş konusunda değil, önyargılı olduğumuz hemen tüm alanlarda yerleşik değer yargılarını sorguluyor, sorgulatıyor Kati. Düşünen, irdeleyen, yüzleşen ve okuru kendiyle yüzleşmeye çağıran biri. Türk toplumuna dışarıdan biri olarak bakıyor ve bizi kendimizle yüzleşmeye çağırıyor.

Kati, serinin ilk kitabı Kitapçı Dükkanı’nda “Ben ne Türk ne de Alman’ım; İstanbulluyum,” diyordu. 2013’de yayımlanan son kitapta ise yükselen muhafazakarlık karşısında “İstanbul’da yaşayamayacak mıyım acaba?” diye sormaya başlamıştı. Son dönemde ben de kendime bu soruyu soruyorum doğrusu.

Gülce Başer: Polisiyenin zeki olması gerekir

Gülce Başer’i şair olarak tanıyoruz. O da kendisine öncelikle şair diyor, zaten. Ancak yakın zamanda polisiye romanı Bir Ceset Bir Söz çıktı. 

Polisiye türünü kadın yazarsa ne farkediyor? Sizce açıkça görünen bir fark var mı? Varsa bu fark nerede?

Kadının yazdığı her metinde konu yayılıyor, yan öyküler daha geniş yer tutuyor. Erkekler sanki hedefe daha fazla odaklanıyorlar. Ama bir gün biri çıkar, fikrimi değiştirir... Kim bilebilir ki?

Polisiye yazarken nelerden besleniyorsunuz? Bu türde ürün vermiş yazarlar arasında kimleri okursunuz?

Ben de herkes gibi Agatha Christie'yle başladım türe... Polisiye benim için denk gelince okunuverecek bir tür oldu. Ama ata babasının Poe olduğunu da unutmadım hiçbir zaman. Patricia Highsmith'i de denk geldim okudum, Sir Arthur Conan Doyle'u da... Peyami Safa polisiyelerine denk geldiğimde onları da okudum. Yani benim özel bir okuma stratejim sadece şiir için geçerlidir aslında, çünkü boşluğum olduğunda sürekli okurum. Okumak benim için bir kültür aracı değildir, doğal bir vakit geçirme aracıdır. Son beş yıldır genel olarak roman takibim zayıf çünkü yüksek lisans ve doktora yaptım. Ejderha Dövmeli Kız serisini o yüzden okuyamadım, mesela...

Polisiyenin düşük bir edebi tür ya da sadece eğlencelik bir edebi tür olduğunu düşünüyor musunuz? Sizce kadın yazarların, bu kanaatin değişmesinde bir etkisi olmuş olabilir mi?

Şöyle: Polisiyenin sınırlarında kalmaya özen gösterdim. Bu yüzden işlediğim meseleleri ve karakterleri fazla derinleştirmedim. Bir sınırda durdum. Kurgunun merak uyandırması ve bunu kitap boyunca sürdürmesi birinci önceliğimdi. Bu, onu tabii daha eğlencelik bir tür kılar. Polisiyenin zeki olması gerekir. Bu da onun zorunluluğudur tabii... Ama unutulmaması gereken şu: Gülün Adı da bir polisiyedir. Ve edebiyatla, ya da bütün sanatlarla ilgili katı genellemelerin insanı yanlışa sürükleyeceğini düşünüyorum.

Esra Türkekul: Kadınların katkısı yadsınamaz

İlk kitabı Kapalıçarşı Cinayeti ile edebiyat dünyasına giren Esra Türkekul, turist rehberi Berna başkarakteri ile dikkat çekiyor. 

Polisiye türünü kadın yazarsa ne fark ediyor? Sizce açıkça görünen bir fark var mı? Varsa bu fark nerede?

Kendimi iyi bir polisiye okuru olarak nitelendiriyorum ve bir okur olarak diyebilirim ki, her kitapta açıkça görülen, iyi tarif edilebilen ve rahatlıkla genellenebilen farklar göremiyorum ben. Şu anlamda söylüyorum: Yazarı hakkında hiçbir şey bilmediğiniz bir polisiye okuduğunuzu varsayalım. Yazarın cinsiyetini anlamanızı sağlayacak kesin bir yöntem yok. Özellikle çağdaş yazarlarda bu böyle… Erkek yazarlar son derece güçlü ve zengin kadın kahramanlar yaratabiliyor. Örneğin Alexander Mccall Smith Botswana’lı kadın dedektifi veya Stieg Larsson’un Milenyum Serisi’nin Lisbeth Salander’ı gibi. Tam tersi örnekler de verebiliriz: Ruth Rendell’in Reginald Wexford’u ve Patricia Highsmith’in unutulmaz Tom Ripley’i… Yirmi yaşında, çok güzel ve mutlaka yaşından daha olgun bir kadınla, maço detektifimizin fantezi sevişme sahneleri içeren bir kitap çok büyük bir olasılıkla bir erkek tarafından yazılmıştır. Gene, işlenen temalar ve ana karakter nedeniyle Kapalıçarşı Cinayeti’nin bir kadın tarafından yazıldığı tahmin edilebilir. Bu kadarını söyleyebiliyorum. Bunun dışında konuya daha bilimsel yaklaşma taraftarıyım. Kadın polisiye yazarlarının karakter, diyalog ve anlatım özelliklerini inceleyen akademik tezler var. Bazı farklılıklar gözlemlense de, çok bariz ayrımlar yapılamamış benim ulaştıklarımda.

Bu türde ürün vermiş yazarlar arasında kimleri okursunuz?

Polisiye kitaplığımdan bazı isimleri rastgele sayayım size: Simon Beckett, Ian Rankin, Arthur Conan Doyle, Jo Nesbo, Tess Gerritsen, Mehmet Murat Somer, Algan Sezgintüredi, Suphi Varım, Barış Uygur, Emrah Serbes, Alper Canıgüz, Ahmet Ümit, Agatha Christie, Ruth Rendell, Patricia Highsmith, Lawrence Block, Arnaldur Indriadason, S.S. Van Dine, Susan Hill, Lindsey Davis…

Polisiye yazarken nelerden besleniyorsunuz?

Kapalıçarşı Cinayeti’ni yazarken kendi konfor alanımı tespit edip, arka plan ve ana karakterlerde o sınırın içinde kaldım. Bunun nedeni ise çok insanca: kendi kişisel tarihimde oluşan malzemeyi kullanmak istiyordum. Yani şehirli bir küçük burjuva olarak yaşadığım sosyal çevre, bu yaşa kadar gözlemlediğim insanlar ve olaylardan yola çıktım. Şu anda yazdığım ikinci kitapta da benzer bir yol izliyorum. Aynı karakterin üçüncü macerasını yazmak var aklımda. Ondan sonra ne yazacağım ise, şu anda tamamen bilinmez benim için. Olay örgüsünü belirlerken mutlaka okuduğum polisiye kitaplardan besleniyorum. Hiçbir fikri öylece alıp adapte etmek istemiyorum ama ne olursa olsun bir yerden sonra olay örgülerinde ve cinayetin çözülüşünde, polisiye edebiyatın şu ana kadar verdiği eserlerden faydalanmış oluyorum. Anlatımdaki diğer öğelerde ise beslendiğim kaynaklar o kadar çok ki. Televizyon programları, komşularım, yolda gördüğüm insanlar, internet… Yazılı kaynaklar arasında ise beni en çok etkileyen kitaplar sinirbilim, evrimsel biyoloji ve psikiyatri konularında olanlar.

Yarattığınız baş karakteri ve/veya kurbanı sizce farklı ve çekici kılan ne?

Herhangi bir karakteri farklı ve çekici kılan şey karaktere atfedilen “ilginç” özellikleri değil bana göre. Oblomov basitçe dünyanın en sıkıcı Rus soylusuyken, dev ve son derece ilgi çekici bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Bence önemli olan, önce yazarın karakteri tüm yönleriyle anlamaya çalışması ve sonra da içten bir çaba ile izdüşümlerini çeşitli bağlamlar vasıtasıyla aktarmaya çalışması. Ben bütün karakterlerde bunu yapmayı hedefledim.

Polisiyenin düşük bir edebi tür ya da sadece eğlencelik bir edebi tür olduğunu düşünüyor musunuz? Sizce kadın yazarların bu kanaatin değişmesinde bir etkisi olmuş olabilir mi?

Sadece polisiye için değil hiçbir tür için bunu düşünmüyorum. Bir kitapçıya gidince kitaplar türlerine göre ayrılıyor, evet ama kitabın ait olduğu tür bize kitabın niteliği hakkında fazla bir şey söylemiyor artık. Türler arasındaki sınırlar bulanıklaştı ve çok değişik kesişim noktalarında zengin eserler var. Kadın yazarlar nitelikli eserleriyle polisiye edebiyata büyük katkılar sundu ve sunmaya devam ediyor. Bu yadsınamaz.

Seval Şahin: Önemli olan iyi yazılmış olması

Türkçe edebiyatta polisiyenin izini süren az sayıdaki akademisyenden biri olan  Doçent Dr. Seval Şahin, eseri yazanın cinsiyetinin değil eserin ne kadar iyi yazıldığının önemli olduğunu vurguluyor. Şahin’in Kültürel Semaye, Kibar Hırsız ve Şehir isimli, Cingöz Recai serisi üzerine kitaplaşmış bir araştıması bulunuyor. Şahin’in yayına hazırlayanlar arasında olduğu Edebiyatın İzinde-Polisiye Edebiyat isimli kitap ise türe ilgi duyanlar için önemli bir kaynak niteliğinde.

Edebiyatın İzinde - Polisiye Edebiyat isimli, sizin de yayına hazırlayan ekipte yer aldığınız kitaptan bahsedebilir misiniz?

Söz konusu kitabı Didem Ardalı Büyükarman ve Banu Öztürk ile birlikte hazırladık ve nisan ayında serinin ikinci kitabı olan Fantastik ve Bilimkurgu yayımlanacak. Polisiye Edebiyat’ı yayıma hazırlama sebebimiz temelde Türkçe edebiyatta uzun zamandır hatta neredeyse Türkçede romanın ortaya çıkışıyla eş zamanlı olmasına rağmen polisiye edebiyata yeterince yer verilmediğini düşünmemiz. Erol Üyepazarcı’nın olağanüstü çalışması Korkmayınız Mister Sherlock Holmes’ten başka bu türe dair bilimsel bir literatür olmadığını düşündüğümüzden, türe kaynaklık ve kılavuzluk edecek bir eser hazırlama isteği bizi bu çalışmaya itti. Kitapta, Ahmed Midhat’tan Ahmet Ümit’e kadar polisiye yazan belli başlı yazarların eserleri hakkında önemli makaleler var. Ayrıca türün tanımı ve tarihi gelişimi hakkında da bilgiler bulunuyor. Kitabın sonuna eklediğimiz kaynakça ise polisiye edebiyat üzerine çalışacaklar için bir başvuru niteliğinde. 

Polisiye türünü kadın yazarsa ne fark ediyor? Sizce açıkça görünen bir fark var mı? Varsa bu fark nerede?

Ben diğer türlerde olduğu gibi bu türde de kadınlar yazdığında bir farklılık olduğunu düşünmüyorum. Sonuçta önemli olan kadın ya da erkeğin yazması değil iyi yazılmış olması.

Polisiyenin düşük bir edebi tür ya da sadece eğlencelik bir edebi tür olduğunu düşünüyor musunuz? Sizce kadın yazarların bu kanaatin oluşmasında ya da değişmesinde bir etkisi olmuş olabilir mi?

Hayır düşünmüyorum. Bu tamamen o eserin kendi içindeki dinamikleriyle ilgili. Eser, kendi içindeki dinamiklerle sağlam bir kurgu oluşturabilmişse iyi bir eserdir. Bu, polisiye için de değişmez. Kadın yazarların türü eğlencelik bir unsur yaptığı konusuna katılmıyorum. Dediğim gibi iyi yazılmış bir eser olması önemli.

Polisiye türünde ürün vermiş yazarlar arasında kimleri okursunuz?

Esmahan Aykol, Celil Oker, Armağan Tunaboylu, Çağatay Yaşmut, Algan Sezgintüredi, Suphi Varım, Sibel Köklü, Verda Pars, Hesna Onbaşı, Ahmet Ümit ve Emrah Serbes Türkçede okuduğum polisiye yazarlar. Ayrıca eski polisiye yazarlarını Kemaleddin’i Mehmed Rauf’u, M. Âkil’i, İskender Fahreddin’i, Süleyman Sudi’yi, E. Âli’yi, Peyami Safa’yı ve Kemal Tahir’i çok beğeniyorum. Tabii ki Agatha Christie ve Conan Doyle’a bayılıyorum. Raymond Chandler da sevdiğim yazarlar arasındadır. Norveç ve İsveç polisiyelerinin de yer doldurulmaz.

Yazar Berna Gençalp’ten Teşekkürler ve Notlar

-Sevengül Sönmez’e ve Bilgi Eğitim’e, “Polisiyeye Kadın Eli Değince” başlıklı derse misafir olarak katılmama izin verdikleri için teşekkür ediyorum. Sevengül Sönmez’in verdiği bilgilerden bu dosyada çok faydalandım.

-Yine bu dosya için Notos’un Ahmet Ümit’in editörlüğünde çıkardığı polisiye sayısı (Notos 46) bana kaynaklık etti. Polisiye ile ilgilenenlerin mutlaka edinmesi gereken harika bir sayı.

-Tereza Jelínková’nın 2007 tarihli Pro-feminist Tendencies in Some Crime Novels by Sayers, Christie, Rendell and Fyfield başlıklı tezi de Polisiyenin Altın Çağı’nı kadın açısından yorumlamak konusunda bana çok yardımcı oldu.

-Kadın detektif tiplemesinin 19. yüzyıldaki ilk örnekleri için Sherlock’un Kızkardeşleri burada… (Sherlock’s Sisters: The British Female Detective, 1864 – 1913; Joseph A. Kestner; Ashgate)

https://www.ashgate.com/default.aspx?page=637&title_id=2743&edition_id=2821&calcTitle=1

-Bir polisiye meraklısı ve Agatha Christie okuru olarak yazarın Hayatım isimli otobiyografisine belli beklentilerle başladım. Ama hiç beklemediğim gibi çıktı. Çok farklı bir Agatha Christie deneyimi yaşamak isteyenlere öneriyorum.

-İnternet müthiş bir kaynak. Polisiye yazan çağdaş kadın yazarları daha yakından tanımak isteyenler ya da kendilerine nasıl bir imge yarattıklarını merak edenler için kişisel websiteleri çok zengin malzeme sunuyor. Kastettiğim yabancı yazarlar. Yerli yazarların zaman içinde internette daha güçlü varlık göstereceğini umuyorum.

-Sevin Okyay’ın polisiye edebiyatı konu ettiği radyo programını internetten dinleyebilmek ne güzel!

http://www.ntvradyo.com.tr/Programlar/2021/22to8gle/cinayet-masasi

-Nature, en saygın bilim dergilerinden biri. Cinsiyetin yeniden tanımlanması üzerine yapılan son bilimsel araştırmalara dair bir yazı burada…

http://www.nature.com/news/sex-redefined-1.16943

-Androjen sahne imajı ile tanınan Annie Lenox bu görünümü neden tercih ettiğini ve cinsiyet tanımını neden siyah ve beyaz gibi görmediğini anlatıyor burada… Kadın yazarların kağıt üzerinde takındıkları bazı edebi tavırları, bu sahne performansçısının tercihleri ile birlikte düşünmek ilginç olabilir.

http://www.vogue.com/12124274/annie-lennox-2015-grammys-exclusive-clip-pbs-special/?mbid=social_facebook

0
1895
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle