29 NİSAN, SALI, 2014

Gerçeğin Büyüsü

Özlem Şakiroğlu,  Gabriel Garcia Marquez'i neden sevdiğini yazdı…

O'nu okuduğumda Amerika'yı görmemiştim, anlattıkları benim ülkemi de anlatıyordu, o albaylar o generaller burada da yaşıyordu, ben şehirde yaşıyordum ve Angela Vicero'nun bakire olmadığı için baba evine yollanmasını anlıyordum, üstelik Angela şanslıydı kardeşleri onu öldürmeyi düşünmüyordu.

Gerçeğin Büyüsü

Gabriel Garcia Marquez'i Neden Sevdim?

Gabriel Garcia Marquez'in  ilk okuduğum kitabı Kırmızı Pazartesi – Cronica de Una Muerte Anunciada gerçekle anlatılanın farkını düşündürür bana; herkesin gözü önünde olan bir gerçeği kimsenin engellemeye çalışmaması, her karakterin kendi gerçeğinin olması, gerçekte Vicerio kardeşlerin Santiago de Nasar'ı hiç de öldürmek istememeleri, Angela'nın bakire olmamasının gerçek sorumlusunun kim olduğunun bilinmemesi, novellanın sonundaki ölüm sahnesi dondurur beni her okuduğumda.

Yüzyıllık Yalnızlık arkadaşlarımla birlikte okuduğum, isimleri birbirine karıştırdığım, neyin gerçek olduğunu, gerçeğin masal olabileceğini, masalın şiire döndüğünü hissettiğim kitaptı. İki bin kişinin ölmesi masal değildi, Macando çocukluğunun geçtiği yer.  Jose’nin og?lu Albay Aureliana Buendia öldüğünde; “Marquez sessizce yazı masasından kalkar ve yatak odasında uyumakta olan karısının yanına kıvrılıp mırıldanır. ‘Albay öldü...’ Ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlar".  Karakterini yazarken büyük babası Nicolas'tan esinlenmiştir.

Yazdıkları, anlatımı hem Güney Amerikalı genç yazarlarda yeni bir dil kullanma cesareti yarattı hem de kıskançlık; Carlos Fuentes

“Artık Güney Amerika'da bir yazar kolay kolay 'yalnızlık' kelimesini kullanamaz” der “hatta yakında '100 yıl'ı da kullanamayabiliriz.”

William Kennedy “Meksika'da sokaklarda sürrealizm akar” derken Latin Amerika gerçekliğini kaba mizaçlı, ayaktakımına özgü, bir coşkunlukla tarif ediyordu. Borges de büyülüydü ama ondaki gerçek vurucu değildi. Meksikalı Juan Rulfo'nun Pedro Paromo'su, Kafka'nın Dönüşüm’ü ile tanışmam sonralara kaldı.

O'nu okuduğumda Amerika'yı görmemiştim, anlattıkları benim ülkemi de anlatıyordu, o albaylar o generaller burada da yaşıyordu, ben şehirde yaşıyordum ve Angela Vicero'nun bakire olmadığı için baba evine yollanmasını anlıyordum, üstelik Angela şanslıydı kardeşleri onu öldürmeyi düşünmüyordu.

Anlattığı renk, ritim, kokular, müzik, büyünün kokusu Latife Tekin'in kitaplarında da duyuluyordu.

Okuduğum her kitabın hikâyesini hatırlayamam, Marquez'in her kitabının bende bıraktığı duyguyu, elime aldığım zaman hatırlarım.

0
1166
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle