11 AĞUSTOS, CUMA, 2017

Galeano Anlattığında

“İnsanlıktan henüz ümidimi kesmedim. Bunun için yeterince sebep var. Ama tersi için de çok sebep var!”  Eduardo Galeano ve edebiyatın dönüştürücü gücü üzerine bir deneme.

Galeano Anlattığında

İnsanlıktan henüz ümidimi kesmedim. Bunun için yeterince sebep var. Ama tersi için de çok sebep var! Tarihin o çok atıf yapılan, meşhur koridorlarında dolaşırken insan kötülüğünün ve acımasızlığının aldığı, alabileceği boyutlar karşısında donakalıyorum. Her defasında böyle oluyor. Bu koridorlarda yapılacak kısacık bir gezinti bile insanın kendi türüne karşı ne kadar kıyıcı olabileceğini gözler önüne sermeye yetiyor.

Başkalarını bilemem ama Eduardo Galeano’nun kitaplarını okumanın benim üzerimde iki türlü etkisi oluyor: Birincisi, şu an bu yazıyı kurarken yapmaya çalıştığım şeyle, ‘yazma edimiyle’ ilgili. Galeano gibi derin bir bakışı, özgün bir üslubu olan bir yazı adamının metinlerini okumak yazma iştahı olan, kendinde iyi-kötü yazarlık potansiyeli gören birini rahatlıkla ürkütebilir. Bir olgunun veya bir anının ifade edilişi ve kağıda nasıl aktarıldığı yazınsal anlamda önemliyse, bence Galeoano’yu dünya edebiyatının doruk noktalarında biri olarak değerlendirmek gerekir. Uruguaylı yazarın anlatış biçimi, metinlerinde yaptığı benzetmeler, kullandığı kavramsal yakınlaştırmalar her defasında beni kendisine hayran bırakıyor. İşin doğrusu, Eduardo Galeano, derin birikimiyle kağıda döktüğü ve zaman zaman bir gösteriye dönüştürdüğü paragraflarıyla yazar adayları için bir deniz feneri işlevi görüyor. Fakat işte aynı zamanda -ve aynı sebepten dolayı- bu görkemli üslup, edebiyat sahasına parmak uçlarında yaklaşanlar için çıtayı çok yukarılara koyuyor.

İkinci etki, dünyanın -kanaması hiçbir zaman durmamış ve duracak gibi de görünmeyen- vicdanı ile ilgili. Galeano ele aldığı konularla her zaman yoksulların, kendisinden çalınanların, sömürülenlerin yanında yer aldı. Denemelerinde, gazete yazılarında insanoğlunun tarih boyunca oynadığı kötücül rolü sürekli yüzümüze çarptı. Sermaye birikimlerini insan satışına borçlu olanları, serbest ticaret düzenlemeleriyle işi bitirilen iç pazarları, doğal kaynaklarına konmak için etnik savaşlara sürüklenen küçük ve zayıf ülkeleri yazıyor Galeano, bize tüm o kıyımları, kopuş ve acıları büyük bir yetkinlikle hatırlatıyor. Ona dünyanın vicdanı denmesi de bu yüzden. Mesela, Nazilerin toplama kamplarının ilk örneklerinin Afrika’da, Holocoust’tan çok önce -yine Alman subaylar tarafından tasarlandığını- Galeano’dan öğreniyoruz. Dünyanın ilk kapitalistlerinin, sıcak denizlerde yağma yoluyla servet biriktiren korsanlarla ortak olan ve üç yüzyıl boyunca insan satışından büyük kazançlar sağlayan Britanya Kraliyet ailesi olduğunu bize Galeano anlatıyor: “Zencilerin alım satımı olmasaydı” diye soruyor mesela, “Liverpool dünyanın en büyük limanı ve Lloyd’s firması da sigorta acentelerinin en önde geleni olabilir miydi?” Bundan başka1960’larda ‘ortadan kaldırmaların’ sıradan ve günlük bir iş haline geldiği Guatemala’da, ağlara insan bedenleri takıldığı için artık hiç kimsenin balık avlamadığını bize söyleyen de Galeano’dan başkası değil: “Hatları belirsiz o yüzlerin kimlikleri asla saptanamayacaktı.”

O yüzden, diyorum, insanın zaten bildiğimiz kötülüğü böyle güçlü bir yazın diliyle anlatılınca gerçekler daha acı, daha sarsıcı bir hale bürünüyor. Bu da herhangi bir tarih kitabının üzerimizde bırakabileceğinden çok daha derin bir etkiye neden oluyor. Eduardo Galeano’nun metinleri insanın insana yaptığını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor ve bu yüzden ona -insanoğluna- duyduğumuz güveni de ciddi manada sarsıyor.

Bu ikinci etkinin böyle sarsıcı bir sonuç yaratması kuşkusuz ilk etkinin gücüyle ilgili. Şurası kesin ki, tarihte yaşanan olaylar, tüm o işkenceler, sürgünler, gözaltında kayıplar, baskılar, toplu kıyımlar kalıcılıklarını bu kadar iyi anlatılmalarına, gerçek bir edebiyat adamının kaleminden çıkmış olmalarına bağlılar.

İşin ironik tarafı ise dediğim gibi, ben bir Galeano metni okurken elimdeki kitabın içinden fışkıran edebiyat şiddetinden dolayı sendeliyorum ve (o, bu kadar güzel yazdığı için) bir yazar adayı olarak ümidimin kırılmasını bekliyorum. Ama hayır! Öyle olmuyor, ümidim kırılmıyor. Hatta tam tersi bir durum söz konusu burada. Dünyaya karşı daha fazla doluyorum, öfke ve ümit aynı anda geliyor, yazmak ve daha çok anlatmak istiyorum, anlatılacak ne kadar çok şeyi olduğunun yeniden farkına vararak. Günün sonunda, yazının değiştirici bir gücü ve kalıcı bir etkisi olduğu inancı galip geliyor.

0
1667
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle