13 MART, ÇARŞAMBA, 2019

Cthulhu’nun Çağrısı ve Diğer Tuhaf Öyküler

H. P. Lovecraft’ın adını tüm dünyaya duyuran başta Cthulhu’nun Çağrısı olmak üzere dört hikâyesinin yer aldığı Cthulhu’nun Çağrısı ve Diğer Tuhaf Öyküler için Sevin Okyay'ın kaleme aldığı önsöz.

Cthulhu’nun Çağrısı ve Diğer Tuhaf Öyküler

Howard Phillips Lovecraft’ın adı bile, insana bilinmedik korkuları duyurarak, hissettirerek titretmeye yeter. Hele korku hikâyelerinden aldığınız başlıca zevk, sahiden korkmaksa... Onun korku ve bilimkurgu arasına bir köprü kurduğunu da söyleyebiliriz.

Bu kitapta onun beş hikâyesini okuyacağız: “The Call of Cthulhu / Cthulhu’nun Çağrısı” (1926), “The Case of Charles Dexter Ward / Charles Dexter  Ward  Vakası” (1927), “The Colour Out Of Space / Uzaydan Gelen Renk” (1927), “The Whisperer in Darkness / Karanlıkta Fısıldayan” (1930) ve “At The Mountains of Madness / Deliliğin Dağlarında” (1931)

Bu hikâyeler Lovecraft’ın adını bütün dünyaya duyurmaya yetti. Ama, ancak o öldükten sonra.

​H.P. Lovecraft, 20 Ağustos 1890’da, kimi hikâyesine de mekân olmuş Providence, Rhode Island’da doğdu. Gezgin satıcı babasının tedavi edilmemiş frengi nedeniyle bir ruhsal hastalığı vardı. 1893’te hastaneye yatırıldı, beş yıl sonra orada öldü. Lafın kısası, küçük Howard Philip, trajik bir çocukluk dönemi yaşadı. Okul yıllarını daha çok evde geçirdi. Deli gibi okumaya başladı, eline ne geçerse okudu. Hastalıklı bir çocuk olan Lovecraft, Hope Lisesi’ne gitti ama diplomasını alamadan bir sinir krizi atlattı. Yıllarca bir münzevi olarak yaşadı. Gece geç saatlere kadar oturur, okur, çalışır, yazar sonra da gündüz geç saatlere kadar uyurdu. Bu dönemde kimi gazetelerde astronomiye ilişkin yazıları çıktı. Zaten işe amatör gazeteci olarak başlamıştı.

Ciddi olarak hikâye yazmaya 1917’de girişti. Korku dergisi Weird Tales / Tuhaf Hikâyeler, onun bazı hikâyelerini ilk kez 1923’te satın aldı. Böylece edebiyatta başarıya ulaşmış olma hissini tattı. Bu arada, Sonia Greene ile evlenmişti. Çift iki yıl New York’ta yaşadı, sonra da ayrıldılar. Lovecraft, münzevi hayatına geri döndü ve en iyi hikâyelerinden bir kısmını bu dönemde ortaya çıkardı. “Cthulhu’nun Çağrısı” dergide 1928 yılında yayımlandı. Başından beri, ilk göz ağrısı olan Edgar Allan Poe ile, fantastik hikâyeler yazan İrlandalı Lord Dunsany’nin etkisi altında kalmıştı. Bir de genç yaştan beri astronomiye büyük merak sarmıştı.

Bu kitabın ilk hikâyesi olan “Cthulhu’nun Çağrısı” Howard Philips Lovecraft’ın öte dünyalı bir dehşet türü yaratma yolundaki girişimini en iyi temsil eden hikâye olsa gerek. Lovecraft okurlarına, insanların ödünü koparacak birçok doğaüstü varlıktan ilkini ve en etkin olanını, bu hikâyeyle sundu. Bu kısa hikâye olumlu eleştiriler aldı ama Lovecraft’in kendisi onu “doğrusu, vasat” bulur. “En kötüleri kadar kötü değil ama ucuz ve sıkıcı ayrıntılarla dolu.”

“Cthulhu’nun Çağrısı” üç bölümden meydana gelir: Kildeki Dehşet, Müfettiş Legrasse’ın Hikâyesi, Denizden Türeyen Delilik. İsimlerinin gizli tutulmasını tercih eden kişiler tarafından yazılmıştır.

“Kildeki Dehşet” anlatıcımız olan Francis Wayland Thurston’un, “Sanırım dünyadaki en hayırlı şey, insan aklının karşılaştığı her şeyle bağlantı kurabilmedeki yetersizliğidir,” demesiyle başlar. “Bizler kapkara bir sonsuzluk deryasının göbeğindeki durağan bir cehalet adasında yaşıyoruz, ancak daha ötesine açılmamız gerektiği anlamına gelmiyor bu.” Yazara göre, aksi takdirde ya çıldırırız ya da karanlık bir çağın huzur ve güvenliğine sığınırız.

Olaylar, Thurston’un büyük amcası Profesör George Gammell Angell 1926-27 kışında öldükten sonra başlar. Anlatıcımız, tarihi kitabeler uzmanı büyük amcasının notlarını, araştırmalarını, biriktirdiği kupürleri miras alır, bir kutuda da kilitli tuhaf bir kil kabartma bulur.

“Bir tür canavarı ya da canavarı betimleyen bir simgeyi andırıyordu, sadece marazi bir imgelemin tasarlayabileceği bir suretti. Şayet resme bakarken ölçüsüz muhayyilemde aynı anda hem ahtapot hem ejder hem de bir insan karikatürü canlandığını söylersem yaratığın ruhuna ihanet etmiş sayılmam. Dokunaçları olan peltemsi bir kafa güdük kanatların bulunduğu pullu, grotesk bir gövdeyle birleşiyordu; ancak onu en korkutucu kılan genel görünümüydü.

Figürün arkasında Kiklops duvar işçiliğini akla getiren mimari bir yapı belli belirsiz göze çarpıyordu.” Asıl belgedeki “CTHULHU TARİKATI” başlıklı el yazmasının harfleri özenle yazılmıştır. Heykelciğin, onu yaratan sanatçının, Henry Anthony Wilcox’ın rüyalarına dayalı olması, anlatıcıda acaba bu genç adam büyük amcasını istismara mı çalışıyor kuşkuları uyandırır. Rüyalarda Wilcox sık sık “Cthulhu” ve “R’lyeh” diyen bir ses duyar.

İkinci bölüm olan “Müfettiş Legrasse’ın Hikâyesi”nde Müfettiş’in, Angell’in heykelciğine benzer bir heykel buluşu anlatılır. 1907 yılında güneydeki bataklık ve göl beldelerinden yardım çağrıları gelmektedir. Tekinsiz kara ormanlarda habis tamtamlar vurulmakta, kadın ve çocuklar ortadan kaybolmaktadır. Polis onları aramak için beyaz adamlarca hiç adım atılmamış yerlerden birine girer. “İçinde parlak gözlü, biçimsiz, beyaz renkli ahtapot benzeri devasa bir yaratığın yaşadığı, fani gözlerden uzak, gizli bir gölle ilgili efsaneler varmış; hatta gecekonducular arasında yarasa kanatlı şeytanların bu yaratığa tapınmak için gece yarısı yeraltı mağaralarından çıktığına dair söylentiler dolaşıyormuş.”

Düzensiz seslerin arasında eğitimli bir koronun çığırdığı şu gizemli ilahi yükselir:

​“Ph’nglui mglw’nafh Cthulhu R’lyeh wgah’nagl fhtagn.” Sonra bir şenlik ateşinin çevresinde böğüren melezler, ateşin tam ortasında ise iki metre yüksekliğinde yekpare granit bir taş, o taşın tepesinde de “kötücül bir yontma heykel duruyor”dur. Kanlı bir çarpışma olur, Legrasse çirkin heykeli alır. Melezler meğer genç gezegenimize gökyüzünden inen Ulu Ezeli Varlıklar’a tapmaktadır. Bu Ezeli Varlıklar artık yeraltına ve deniz diplerine çekilirler ama cansız bedenleri, ilk insanlara düşler aracılığıyla kendi sırlarını açarlar; bu insanlar da varlığı günümüze kadar süren bir tarikat kurarlar. Onlarınki de işte bu tarikattır. İnançlarına göre “ulu rahip Cthulhu sular altındaki ihtişamlı R’lyeh şehrinde bulunan karanlık yuvasından kalkıp yeryüzüne tekrar hükümdar” olacaktır.

Belgenin üçüncü ve son bölümü olan “Denizden Türeyen Delilik”te ise, Cthulhu Tarikatı anlatılır. Thurston Pasifik Okyanusu’nda saldırıya uğrayan bir gemiye ilişkin bir gazete yazısı bulur. Mürettebat kendi gemilerini savunmuş, saldırganları öldürüp onların gemilerine el koymuştur. Ertesi gün de haritalarda olmayan bir adaya rastlarlar. Johansen hariç, hepsi burada ölür. Yazının Cthulhu Tarikatı’yla ilgili olduğunu anlayan Thurston, Johansen’i bulmaya gider ve öldüğünü öğrenir. Karısındaki bir belgede adanın “kâbus ceset-kent R’lyeh” olduğu yazılıdır. “Oradaki sümüksü yeşil bir maddeyle kaplı gizli mezarlarında ulu Cthulhu ve kavmi yatıyor”dur. Sonunda Cthulhu’nun kendisini de görür ve onu alt eder. Belge, Thurston’un çok fazla şey bildiğini yazıp, öleceği kehanetinde bulunmasıyla sona erer. Cthulhu hâlâ yaşıyordur ve yeniden suyun yüzüne çıkacaktır.

​“Cthulhu’nun Çağrısı”ndaki kimi unsurlar onunla ilintili başka hikâyelerde de ortaya çıkacaktır. Hepsi birden “Cthulhu Mitosu” adıyla bilinir. Daha sonrakiler, yazarın kendi felsefi ideallerini de yansıtır. Bir keresinde, “Bütün hikâyelerimin temeli sıradan insan yasaları ve duygularının genel olarak kozmosta hiçbir geçerliliği de, önemi de olmadığı şeklindeki temel önermeye dayanır,” demiştir.

Slider görseli Leandro Massai'ya aittir.

0
3441
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle