27 MART, ÇARŞAMBA, 2013

Charlie'nin Çikolata Fabrikası

Üretmek istiyorsan kafanı çalıştır, doğayı alt et, buna kendi doğan yani bedenin de dahil...

Charlie'nin Çikolata Fabrikası

Yokluğun orta yerinde bir çocuk, mahrumiyeti kabullenmiş. Böyle başlıyor Charlie’nin Çikolata Fabrikası. Yemeksizliğin ve korumasızlığın hakim olduğu bir kulübenin içinde. Yedi kişinin lahana çorbası ve patatesle  sürdürülebilen yaşamlarını gözler önüne seriyor kitap ilk sayfalarıyla. Modern hayatın çok dışında bir yaşam bu. Çekirdek aile ve korunaklı bir ev yok örneğin ortada. Çekirdek ailenin varlığını mümkün kılacak, onu dış dünyadan ayıracak ve koruyacak bir mekân değil kulübe. Bu özellikler açısından bakıldığında, modern öncesi bir yaşam sanki anlatılan. Modernizm ile kapitalizmin kol kola gittiği düşünüldüğünde, aynı zamanda kapitalizmin çarkının içinde ufalansalar da onun nimetlerinin dışında bir yerlerde bu aile. Örneğin baba Bay Bucket, bir diş macunu fabrikasında çalışıyor ve diş macunu tüplerine kapak takıyor ki bu roman boyunca bir arzu nesnesi olarak konumlandırılan çikolatanın karşı kutbunda yer alan bir durum. Çikolatanın dişleri çürütme olasılığı ile babanın diş macunu fabrikasında çalışması arasında tam anlamıyla zıtlık var. Çikolata tüketiminin verdiği zararı önleyecek bir maddenin üretildiği bir fabrikada çalışıyor baba. Arzu nesnesinin akışının bedene vereceği zararı önleyecek olan diş macunun fabrikasında. Bir yokluk durumundan, böyle bir dışardalıktan varlığa ve içeriye geçişin öyküsü Charlie’nin Çikolata Fabrikası. Çok tüketenin değil, az tüketenin hatta zorlukla tüketenin ya da tüketemeyenin zaferi; onun üretimin başına geçmesinin hikâyesi.

Roman, önceden de belirtildiği gibi Charlie ve ailesinin korunaksız, doğaya karşı aciz küçük kulübelerinin içine sıkışmış yokluk dolu hayatlarıyla başlıyor. Yaşlıların ağır bastığı bu aile hiç de kapitalizmin “Sürekli çalış ve üret(!)”emrine riayet edebilecek nitelikleri taşımıyor. Genç, dinamik ve güçlü bireyleri yok bu ailenin. Ailede tek çalışan baba, onun da kazandığı ailenin geçimine yetmiyor doğal olarak. Üstelik metnin metaforik ekseninde düşündüğümüzde hikâyenin temel arzu ve tüketim nesnesinin zararlarına karşı bir koruma mekanizması olan diş macunu fabrikasında çalışması, üretimin içinde yer alsa da; tüketim sisteminin ürettiği başka bir tüketim mekanizmasının inşa edilmesinin aracı kılıyor onu. Ailenin küçüğü Charlie’nin ise hayatında en sevdiği şey çikolata. Bu noktada, birey olmanın baba-oğul arasındaki çekişme köprüsünden geçtiği düşünüldüğünde, yazarın son derece zekice bir hamleyle baba-oğul arası çekişmeyi tüketim toplumu düzeyinde yapılandırdığı ve bunu babanın mesleği ile oğulun arzusu ve arzusunun

sonucu arasındaki zıtlıkla verdiği görülmektedir.

Charlie sadece doğum günlerinde çikolata yiyebilmektedir, toplumdaki belirlenimlerin ilki olan zamansal belirlenimin yani doğum tarihinin yıldönümlerinde arzu nesnesine ulaşması bu noktada anlamlıdır. Onun tarihsel varoluşunun yıldönümünün çikolata ile kavuşumuna karşılık gelmesi, büyümesi/bireyleşmesinin de çikolata ile iç içe olduğunu görünür kılmakta, metnin sonunda bir çikolata fabrikasına sahip oluşunu hazırlamaktadır. Charlie’ye en büyük acıyı veren çikolatayı sadece yılda bir kez tatması değil,  Willy Wonka’nın çikolata fabrikasının Charlie’nin yaşadığı kulübeden görünüyor olmasıdır. Arzu nesnesinin sürekli üretildiğini -artış ve fazlalık anlamında- işaret eden bacalar ve duman, ardından koku, yokluk içindeki Charlie için görünür ama ulaşılmaz olanın resmidir. Bu noktada, Willy Wonka’nın altın biletli yarışması, bir umut ışığıdır Charlie için. Değil çikolata, yemek bile yeme konusunda sıkıntı çeken bir ailenin gün geçtikçe zayıflayan küçük üyesi belki de yılda bir kez ulaşabildiği çikolatanın kaynağına gidebilecek, ömrü boyunca çikolata yiyebilecektir.  Doğum gününde bu heyecanla çikolata alınır Charlie’ye, sonuç hüsrandır; ardından dedesi son parası ile bir çikolata alır; sonuç yine aynıdır. İlginç olan, Charlie’nin altın biletli çikolatayı yolda karların içinde bulduğu parayla almasıdır, üstelik ilk denemede değil ikinci denemede, geri kalan paranın çokluğunu gördüğünde bunu yapmasıdır; yani arzusuna engel olamaması, birinci tüketme ile yetinmemesi, ikinci tüketimi gerçekleştirmesidir. Kendi emeği ya da ailesinin emeği olmayan bir para ile arzusunun önüne geçmeden yaptığı ikinci eylem ona altın bileti kazandırmıştır. Yani arzu nesnesinin kaynağına emeğiyle değil, başkasının emeğinin verdiği imkân ve tüketme isteğinin beraberliği ile ulaşmıştır. Diğer yandan parayı karın üstünde bulması, babasının çalıştığı fabrikanın iflas etmesi sonucu karlı yolları açarak para kazandığı evreye denk gelmektedir. Paranın karda görünür olmasıyla, babanın karlı yolları açması; yine baba-oğul arasındaki ilişkiye bir gönderme gibidir. Charlie’nin düşürdüğü para yeni düşürülmüş bir para değildir, kar yarısını kapamıştır bile, o parayı görmesi bir şanstır. Karın kapatabileceği belki de babasının karları temizleyip götürebileceği para, karla babasının küreği arasında bir yerdedir ve Charlie o anı yakalamıştır. Charlie’yi fabrika sahibi yapacak para doğanın baskısı ile babanın kol gücüne rağmen oradadır ve Charlie bu fırsatı kaçırmaz.

Bu arada Charlie son talihliydi. Önceki talihliler, hepsi şahsına münhasır tiplerdir. İlk talihli “çok yeme” eyleminin taşıyıcı ve bunun bedendeki tezahürü olan şişman bir çocuktu. İkinci talihli “çok isteme” konusunda üstattı. Üçüncü talihli “çok çiğneme” konusunda uzmanlaşmıştı. Son talihli ise televizyonu “çok izleme”nin oyuncak tabanca ile dolaşır hale getirdiği bir çocuktu. Bu çocuklar, temel insan eylemlerini abarttıklarından ve doğal olarak çok tükettiklerinden Wonka’nın fabrikasında çeşitli tuzaklara düşerek biçim değiştirdiler ve tekrar üretime sokularak yeniden üretildiler. Örneğin şişman çocuk, Augustus Gloop, çikolata ırmağından çikolata içmeye çalışırken ırmağa düşüp boruların içine sıkışır. Violet Beauregarde, çok sakız çiğneyen çocuk, deneme aşamasındaki yemek tadı veren sakızı çiğner ve bir böğürtlene dönüşür. Ardından babasının her istediğini aldığı Veruca Salt, çok isteme üstadı, sincapların ceviz kırdığı odaya dalarak onlar tarafından çürük ceviz muamelesi görüp çöpe gönderilir. Anne babası da sincaplar tarafından çöp deliğine itilir. Televizyon izleme meraklısı Mike Teavee çikolatayı parçalayıp televizyonun ekranına taşıyan ve ekrandan alınabilir kılan mekanizmayı görünce kendini mekanizmaya yerleştirir ve ekranda minik bir insan haline gelir. Çocuklar bedenen bozulmuşlardır, Veruca dışında, çünkü bedenlerine dair eylemlerin sınırını aşmışlardır; fabrikada onu eski hallerine geri döndürmek için her şey yapılır ama sonuç pek iç açıcı değildir. Arzu mekanizmaları çok çalışan bu çocuklar, isteme ve tüketme konusunda sınır tanımayanlar fabrikanın çeşitli odalarında tekrar üretildikten sonra sonuç bedensel değişimdir: Augustus bir deri bir kemik kalmış, Violet’ın yüzü morarmış, Mike’ın boyu on metre olmuştur. Bedenen değişmeyen Veruca’dır, çünkü onun isteme eylemi dışsaldır; bedenine almamaktadır nesneleri, o sadece sahip olmak ister; fabrika çıkışında da sahip olduğu bedenine yapışmış çöplerdir. Tüketim mekanizmasının içinde yeme, çiğneme, izleme, isteme gibi biyolojik ihtiyaçları abartan çocuklar yarışmanın kazananı olamazlar. Yarışmayı kazanan, ancak yılda bir çikolata tüketebilen yani arzusu çikolata olan ama ona da yılda bir ulaşabilen Charlie’dir. Wonka, fabrikasını Charlie’ye bırakır.

Fabrikanın nasıl özellikler gösterdiği ve işçilerinin kim olduğu ile ilgili nokta da kayda değer bir noktadır. Yeraltında konumlanmış bir çikolata çağlayanı her şeyin kaynağıdır ki bu sanayi üretim ile doğa arasındaki sınırların belirsizleştirilmesine karşılık gelebileceği gibi aynı zamanda, sanayinin doğayı sömürüsü olarak da okunabilir. Bunun yanında işçiler ilkel bir kabilenin üyeleri olan “Umpa Lumpa”lardır ki küçük insan formunda olan bu yaratıkların hem kol gücünden yararlanır Wonka hem de ürettiği şekerleme ve çikolataları onların üzerinde dener. Bu hem bedenin hem emeğin sömürüsüne karşılık gelmektedir ki bize Avrupa’nın sömürgeleştirme politikalarını anımsatır. Ayrıca, fabrikada üretilen şekerleme ve çikolatalar da sınır tanımayan bir yan vardır. Erimez tükenmez bonbonlar, yemek tadı veren cikletler, yuvarlak görünen kara şekerler, tele-çikolata gibi kimya, fizik ve geometrinin sınırlarını zorlayan ürünlerdir ortaya konan ürünler. Doğanın imkânlarını zorlayan ve onu aşmaya çalışan bir yanı vardır Wonka’nın fabrikasının. Fabrikadaki cam asansör de örneğin, yer çekimine karşı dayanıklıdır. Hem doğanın sömürüsü hem de onun kurallarının alt üst edilmesi iç içedir bu fabrikada ve Tanrı bilir bu fabrika Charlie’nin yönetiminde neler üretecektir.

Son olarak, bu metnin bir çocuk romanı olduğu düşünüldüğünde çocukları etkileme ve biçimlendirme fonksiyonu üzerinde de durmak gerekir. Verilen mesaj doğanın kurallarına karşı çıkmak, sınır tanımamak; fakat arzunun sınırlarını aşmamak, çok tüketmemektir. Diğer bir deyişle çocuklardan bedene dair olanın bastırılması ve kontrol altına alınması ama zihne dair olanın serbest bırakılması istenmekte, bu metinle bedenle zihin arasındaki kopuş bir kez daha onaylanmaktadır: Üretmek istiyorsan kafanı çalıştır, doğayı alt et buna kendi doğan yani bedenin de dahil...

*Roald Dahl, Charlie’nin Çikolata Fabrikası, çev. Celal Üster, İstanbul: Can Çocuk, 2013.

0
4747
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle