29 MAYIS, CUMA, 2015

Ayın Kitapları

Gabo, Babam Süt Peşinde, İsyan Ayinleri, Toprak, Osman Hamdi Bey'den Pieasso'ya Çocuklar İçin Sanat… Yepyeni kitaplar hakkında bu ay da Nurduran Duman, Artful Living okurları için “Ayın Kitapları”nı derledi…

Ayın Kitapları

GABO,  Óscar Pantoja, Miguel Bustos, Felipe Camargo, Tatiana Córdoba,  Çev. Altuğ Akın, Desen Yayınları

En sevilen kitapların, en sevilen yazarlarından biri; pek çok evin kütüphanesinin baştacı olan eserlerin yaratıcısıdır Gabriel García Márquez, nam-ı diğer “Gabo”. Sevildiği kadar “bilinen” de bir yazardır; hem farklı kalemler hem bizzat kendisi yazmıştır yaşam-öyküsünü. Ancak bu kez yaşamının âdeta film gibi gözlerimizin önünde aktığı bir kitapla karşı karşıyayız.

Bir araba yolculuğu sahnesiyle başlayan Gabo, zamanda ileri-geri sıçramalarla hiç aksamadan ilerliyor. Yaşamöyküsü dedik evet, ama okuduğumuz ya da bildiğimizden farklı olarak, tam da yaşamının başladığı an var kitapta: Márquez’in doğumu… Çizgiler doğumunun öncesine de dokunuyor, hemen sonrasına da; örneğin dedesinin yaşamına, onun artık dünyaca meşhur “altın balık”larına, Bin Gün Savaşı’ndan karelere, anne babasının durumuna ve doğumun ardından onu anneannesiyle dedesine emanet edip köyden ayrılmalarına…

Çocukken karanlıktan ve hayaletlerden korkan Gabo’nun büyüdüğünde de yakasını bırakmayan kâbuslar, hayatında ve kitapta önemli bir yer tutuyor. Geleceği sezen, düşgücü kuvvetli anneannesinin muazzam öyküleri ve gerçekçi bir adam olan dedesinin anlattığı savaş anılarının beslediği bereketli topraklarda boy veren Gabo’yu böylece daha yakından tanıyoruz… Hayatının büyük bölümünde yazmak için uğraş verdiği Yüzyıllık Yalnızlık’ı yazma evrelerinde görerek daha iyi anlıyoruz. Gabo’nun yaşamının izdüşümünü, âdeta bir paralel evrenmişçesine Yüzyıllık Yalnızlık’tan takip ediyoruz. Kısacası bu kitapta ünlü yazarı “Márquez” ve dolayısıyla tüm dünyada 30 milyondan fazla satmış o meşhur romanı da Yüzyıllık Yalnızlık yapan koşulları izliyoruz.

Didem Ünal Biçicioğlu – İyi Kitap – Mayıs 2015

BABAM SÜT PEŞİNDE, Neil Gaiman, Çev.  Niran Elçi, Res. Skottie Young, Tudem Yayınları

Sıradan bir hikâye gibi başlayan kurgunun birdenbire coşkulu, fantastik bir serüvene dönüşmesi, sıradan olanı olağanüstü hale getiriyor. Bunu yaparken mizahi bakışı hiç yitirmiyor Gaiman. Romanın anlatıcısının çocuk olması, maceranın okura daha da sıcak görünmesini sağlamış. Çocuk anlatıcının kısa cümleleri, anlaşılır dilinin yanı sıra babanın yaşadığı fantastik yolculuk sırasında duyduğumuz "Bumbumbum", "Brum... Brop... Dank..." gibi yansımalı sesler anlatımı güçlendiriyor, macerayı daha da canlı kılıyor.

Neil Gaiman, babanın çocuklarına anlattığı masalın içeriğini imgelerle zenginleştirirken, araya çocukların da girip yorum yapması sayesinde karakterizasyonu başarıyla kurmuş. Profesör Steng'in kadın olduğunu öğrendiğimizde önyargılarımız hakkında düşünüyor, gülümsüyor, düşünüyoruz. Babam Süt Peşinde, yaratıcı okuma çalışmalarına çok açık bir kitap. Örneğin, nesnelere verilen "grandıldorfer" gibi ilginç isimler, okurların tuhaf sözcük oyunu oynamaları için esin veriyor. Okurlar kendi zaman yolculuğu makinelerini tasarlayıp, ona yepyeni özellikler yüklemekte serbest! Uzay-zaman sürekliliği üzerine düşünmek, araştırma yapmak da bu kitabı okuyan çocukların çok hoşuna gidecektir. Bilim-kurgu meraklısı çocuklar için de açılan kapılar var kitapta:"... ayrı zamanlardan gelmiş nesneler birbirine dokunursa, iki şeyden biri olur. Ya Evren yok olur... ya da..." (s. 63).

Bu, zeki ve yaratıcı babanın çocuklarına anlattığı hikâyeye inanıp inanmamakta özgürüz. Fakat, hiç kuşku duymadığımız bir şey var: babanın tek hedefi, evine dönerek çocuklarına iyi bir kahvaltı sunma isteğidir. Onun süt alışverişinden neden geç geldiğini açıklamak için, çocuklarını ikna etme amacıyla kullandığı bu yaratıcı yöntem, düşler kurmaktan hoşlanan herkesin ilgisini çekecek. Başarılı çevirisi için Niran Elçi'yi kutlamak gerek. Esin veren eğlenceli bir kitap.

Mavisel Yener, Cumhuriyet Kitap, 21 Mayıs 2015

İSYAN AYİNLERİ,  Orhan Kahyaoğlu, Noktürn Yayınları

Orhan Kahyaoğlu’nun  yeni şiir kitabı, masumiyetine rağmen kenara itilen insanlık halleriyle ilgili.

Orhan Kahyaoğlu, şair, müzik yazarı, caz ve pop tarihçisi olarak tanınır ve şiirlerindeki kendine özgü üslubun müziğini algılamamak zordur. Yeni kitabı "İsyan Ayinleri" de öyle. Ancak bu kitap şiir antalogyasına daha çok, eşi bulunmayan bir dışlananlar kitabı olarak geçecek.

Bu toplamdaki her şiir, biz insanların kahırlı sayılan hallerinden birine odaklanmış: Sakat, deli, bağımlı, fahişe... 11 şiir. 11 ayrı kategori. Tamamı üç bölüm halinde düzenlenmiş: İlk bölüm bedensel, ikincisi cinsel, üçüncüsü toplumsal çerçevedeki dışlanmaları içeriyor. Kitabın adındaki "İsyan", bu damgalara karşı.

Şiirlerden biri Duvar dergisinin 2. sayısında, odaklandığı kategorinin adıyla yayımlanmıştı: "Fahişe". Bu şiir kitaba alınırken adı "Esvabı Sonsuza Teyelli" olarak değiştirilmiş. İsabetli bir değişiklik bence, çünkü her şiirde ilgili kategorinin adı zaten yeterince aııılıyorken bir de şiire ad olması bardağı taşırabilirdi.

Biçimsel yön Kahyaoğlu ilk kitabından itibaren şiirlerindeki dize oranını gitgide azalttı. "İsyan Ayinleri"nde ise hiç dize yok, bütün metinler düzyazısal. Bunun bir tür meydan okuma olduğunu söyleyebiliriz, çünkü okumaya giriştiğimizde düzyazı izlenimi bir anda yok oluyor ve şiirsellik tavan yapıyor. Söz konusu olan, metnin sesiyle, müziğiyle, söylemdışılığıyla, aralıksız imge örüntüleriyle, sözdizimiyl ama belki en önemlisi tonundaki ölkeli ironiyle gelen şiirselliktir.

Necmiye Alpay, Milliyet Kitap, 16.5.15

TOPRAK, Buket Uzuner, Everest Yayınları

Buket Uzuner'in 2012 yılında yayımlanan Su romanıyla başladığı "Tabiat Dörtlemesi"nin ikinci kitabı Toprak, Everest Yayınları arasından çıktı.

Toprak'ta Gazeteci Defne Kaman, Türkiye'nin en büyük üçüncü kaçakçılığı olan Hitit dönemine ait tarihi eser hırsızlığını araştırırken kaybolmuştur. Gazeteci kadının en son görüldüğü antik Hitit kalıntısı Yazılıkaya'da ortaya çıkan geyiğin orada nöbet tutması, bir efsane gibi Çorum'da kulaktan kulağa yayılmaya başlar. Durumun farkına varan yetkililer, şehrin çevresinde, ardı ardına meydana gelen gizemli olayların da etkisiyle, geniş çaplı bir soruşturma başlatırlar. Bir yandan şehrin valisi ve emniyet müdürü, öbür yandan Türkiye'nin ilk eko-hacktivisti olduğunu iddia eden genç, kabına sığmaz Karaca, kendi yöntemleriyle kayıp gazeteci Defne Kaman'ı bulmak için zamanla yanşa girerler. Onlara, torununu aramak için İstanbul'dan gelen Kaman geleneğinin yaşayan efsanelerinden eczacı Umay Bayülgen ile Sahaf Semahat de katılır. Defne Kaman'ın kaybolması üzerinden geçen her saat, söz konusu tarihi eserlerin yüksek değeri de düşünüldükçe cinayet endişesini arttırmakta, kuşku çemberi genişlemektedir. Gelişmelerden haberdar olan gençliğin, sosyal medyada #DEFNEKAMANNEREDE etiketiyle birleşerek, eylem yapmak üzere Çorum'a yola çıkmasıyla da, Çorum yalan tarihinin en renkli günlerini yaşayacaktır. Gelgelelim sır perdesini aralamak için, kadim Kamanlık (Şaman) geleneğinin ve bu topraklarda yüzyıllar boyu varlığını devam ettiren söylencelerin, masalların ve doğa dostu öğretilerin dilinden anlayanbilge kişilere de iş düşecektir.

Toprak, çok katmanlı, felsefi bir roman. Okurları, bir gerilim ve serüven romanının heyecanıyla sarmalayarak, Türk Şamanizmi'nin evrensel değerlerini ve bu geleneğin kilit taşı olan, "toprak etiği ve hakkı” na saygı duyma anlayışını odağına alıyor.

Bir "psiko-mitolojik bir bellek arayışı" olarak da okunabilecek Toprak, kadın ve erkek, insan ve kültür arasındaki ilişkileri, "tabiat" ve "kadim öğretiler" ekseninde irdeliyor.

Dünya Kitap, 8.5.15

OSMAN HAMDİ BEY'DEN PİEASSO'YA ÇOCUKLAR İÇİN SANAT, Süreyyya Evren Sanat, Pan Yayıncılık

Sanatı hayatımıza ne zaman, nasıl aldık? Sanat biz doğmadan önce de vardı, tıpkı kültürün var olduğu gibi.

Doğduk ve kültür hayatımıza daha dahil oldu, çünkü kültürsüz yapamazdık. Peki ya sanat? Nedense sanatı hayatımıza almak için büyümeye ya da yetişmeye ihtiyacımız olduğuna inandık. Anlamsız bir nedenle, bize böyle öğretildiği için: Sanat için zaman! Sanat bir yetişkinlik işidir! Sanat yapmak, sanat hakkında konuşmak... Hepsi bir "an"a tekabül etmeli.

Oysa sanat bunların hiçbiri değildir. Sanat yaşantıya dairdir. Ve yaşantı her an anlaşılabilir, anlamlandırılabilir ya da anlatılabilir. Onun için tek gerekli şey gayedir. Yaşantıyı anlama, anlamlandırma, anlatma gayesi...

Üretken yazar Süreyyya Evren'in yeni kitabı Osman Hamdi Bey'den Picasso'ya Çocuklar İçin Sanat, tam da bahsettiğim perspektifle ortaya çıkartılmış bir çocuklar için sanat kitabı. Ancak türünün diğer örneklerinden farklı olarak doğrudan sanatı öğretmek düsturu ile hazırlanmış bir kitap değil. Ne dili, ne de kurgusu öğreticilik iddiası barındırıyor. Buna rağmen ziyadesiyle öğretici bir kitap Osman Hamdi Bey'den Picasso'ya Çocuklar İçin Sanat. Evren, bir anlatıcı olarak çocuklara sanatı anlatmaya soyunmuyor.

Aksine oldukça mütevazı bir şekilde, ama aynı zamanda güncel sanat ve politika birikimini de apaçıkça ortaya koyarak, çocuklarla sanatı konuşuyor. Kendisinin de ifade ettiği gibi kitapla hayata sanatla bakmanın olanaklarını soruşturuyor ve çocukları bu olanakları hep beraber ortaya çıkaracak sanat tarihinde bir gezintiye davet ediyor.

Birçok açıdan yenilikler barındırıyor kitap; öncelikle tarih sırasıyla ilerlemiyor, temalara da bölünmüş değil. Yapısı söz konusu gezintiye uygun olarak kurulmuş ve bundan hareketle sizi sabit bir güzergâhtan hareketle, tanımlı bir sonuca çıkarmayı amaçlamıyor. Çünkü aslında sanat da belirli bir yere çıkmıyor. Evren bunu ifade ediyor. Asıl olanın sanat tarihi içerisindeki gezinti olduğunu ancak bu sayede sanat hakkında fikir edinilebileceğini söylüyor.

Ebru Tönel, Varlık, Mayıs 20015

0
1708
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle