15 NİSAN, PAZARTESİ, 2013

Aşk ve Edebiyat Venedik’te

Nedim Gürsel Aşk Kırgınları  adlı kitabında, 15.yüzyıldan bu yana çok değişikliğe uğramamış olan bir kent, Venedik kentini ve orada geçen edebiyat eserlerini ele alır. Sadece edebiyat mı? Elbette değil. Nedim Gürsel kalemini kente uzatır da aşka değdirmez mi? Ama bu aşklar, hiçte öyle Venedik kentinin güzelliğiyle örtüşen mutlu aşklar değildir. Kitabın tanıdım yazısında da “mutlu aşk yoktur mutlak aşk vardır” diye yazar.

Aşk ve Edebiyat Venedik’te

Nedim Gürsel Aşk Kırgınları  adlı kitabında, 15.yüzyıldan bu yana çok değişikliğe uğramamış olan bir kent, Venedik kentini ve orada geçen edebiyat eserlerini ele alır. Sadece edebiyat mı? Elbette değil. Nedim Gürsel kalemini kente uzatır da aşka değdirmez mi? Ama bu aşklar, hiçte öyle Venedik kentinin güzelliğiyle örtüşen mutlu aşklar değildir. Kitabın tanıdım yazısında da “mutlu aşk yoktur mutlak aşk vardır” diye yazar.

Nedim Gürsel’e tanıştığım 3 Kasım 1998 tarihinden bu yana toplandığımız ortamlarda, söz ne zaman aşktan açılsa, “mutlu aşk yoktur mutlak aşk vardır” diye söyler. Ben de bu “mutlak” sözcüğünün tam anlamını öğrenmek istesem de soramazdım. Aşk Kırgınları adlı kitabıyla bu “mutlak” sözcüğünün de kesinleşme zamanı gelmişti, sordum. Evet dedi Gürsel, senin düşündüğün gibi, ortalarda bir aşk var ama bu mutlu bir aşk değil sadece aşkın kendi varlığı kesin, hem tümel bir anlamı da içeriyor, tabii tutkuyu da unutmayalım. Ben tutkuyu mutlakla bağdaştırmayı unutmuştum ama Gürsel unutmadı. Bir kenti bir kadını sever gibi seven bir yazarın bunu atlamaması gerekirdi, o da atlamadı. “Çoğu kez, bir kentin yüzüyle sevdiğimiz insanın yüzünün örtüştüğünü düşünüyorum. Bir kentten söz ederken, bir sevgiliden de söz ettiğimi sanıyorum”.

Aşk Kırgınları adlı kitapta sadece aşkın kendisi değil bir çok yazarın gözünden yapıtlarına ne ölçüde ve nasıl yansıdığı da ele alınarak yazılmış. Thomas Mann, Aragon, Alfred de Musset ve George Sand, Marcel Proust ve Hemingway’in yapıtlarında aşkın, edebiyatın, edebiyatçının izini sürmüş Gürsel. Bir anlamda yapıtına Venedik kenti yansımış yazarın kendisini bulmaya çalışmış. Çünkü bir yazarı kelimelerle buluşturan ana noktanın yazarın kendi yaşantısının çalkantıları olduğu düşüncesinden hareket etmiş.


Nedim Gürsel’in bu yapıtının bir başka özelliği de kendi romanı Resimli Dünya’nın yazılış serüvenini bize aktarmasıdır. Resimli Dünya’nın roman kahramanı Kamil Uzman ve Lucia Venedik kenti ile bütünleşen unutulmaz bir portre çizer okuyucuya. Nedim Gürsel için diğer romanlarına ve öykülerine konu olan kentler de olduğu gibi Venedik kentinin de karşı konulmaz bir cazibesi vardır. Bu karşı konulmaz cazibe Kamil Uzman ve erişilmez olan Lucia’yla buluşur. Gürsel’in deyişiyle bu, “Venedik kentinin yazınsal ve sanatsal bir efsane” olmasında yatar. “Vaporetto, Burano’ya doğru yol alırken arka güvertede oturmuş köpüren suya bakıyordum. Rıhtım tek tük insanları, kırmızı, yeşil, vişneçürüğü evleriyle yavaşça uzaklaşıyordu. Yalnızca kent değildi ardımda bıraktığım, geçmişin uykusuz geceleri, Resimli Dünya’yı yazarken bir süre kaldığım karanlık ve rutubetli bodrum katı, lambanın ışığında darmadağın duran kağıtlar, Venedik üzerine yazdıklarımın çoktan kuruyan mürekkebi de, sözcüklerle birlikte uzaklaşıyordu. Artık yeni bir şey söylemeliydim bu kent üzerine.” (s.115-116)

Gürsel Resimli Dünya’yı yazarken çeşitli kereler yolunu Venedik’e düşürür. Ama bu son gidişinde yanında kızı Leyla vardır, ona kenti, sevdiği kenti Venedik’i tanıtmak ister. Nedim Gürsel de diğer yazarlara yaptığını kendine yapmak istemiş Kamil Uzman’ı ortaya çıkaran yazar Gürsel’le hesaplaşmak mı istemiştir? Bunun için mi yolu tekrar Venedik kentine düşmüştür. Kim bilebilir ki!

Nedim Gürsel için Venedik, sanat tarihi, edebiyat, mimari gibi sanatın tüm dallarını içeren yapısıyla yazarı kendine çeken ve yazarın duyarlılığını ortaya çıkaracak bir kenttir. “Burada kendi geçmişinizle, anılarla, ardınızda bıraktığınız hayatın karabasanları ve hayaletleriyle

de baş başa kalabilirsiniz, edebiyat tarihine mal olmuş destansı aşkların hikayesiyle de. “Ölü aşklar” demek daha doğru olur belki, yıllarca hayalini kurduğunuz, zihninizde dallanıp budaklanan, nice hazırlıklardan sonra sevgilinizle çıkabildiğiniz Venedik yolculuğunun ertesinde  hiçbir şey öngördüğünüz gibi gelişmeye bilir. (…)Ama Venedik peşinizi bırakmaz, nereye gitseniz, hangi limana demir atsanız bulanık suya yansıyan mimarisi, belleğinizde siyah tabutlara dönüşen gondolları, her biri başka bir yarayı kanatan maskeleri ve karanlık ıssız avluları, rıhtımları, o rıhtımlar boyunca sıralanan güngörmüş saraylarıyla ardınız sıra gelir; unutturmaz kendini. Artık Serenissima’nın tutsağısınızdır. Çünkü orada tutkulu bir aşk yaşamış, orada öleyazmış, kim bilir belki de yalnızca acıyı değil tüm varlığınızı Venedik’in imgesiyle örtmüşsünüzdür. (s. 61)

Gürsel’in bu kitabında ilgimi çeken Kıta Avrupa’sının yazarlarının Venedik ile olan ilgisini/ilişkisini ele alırken, bir farklılık olarak hayatının bir kısmını Paris, İspanya, Afrika ve diğer yerlerde geçiren Hemingway’ı de ele alması. Nedim Gürsel gençliğinde hayran olduğu Ernest Hemingway’in izini sürerken, onun, ava olan merakını da eleştirir. Bunun Hemingway için bir cesaret gösteri olmasını kabul etse de hümanist tavrıyla bağdaşmadığını düşünür. Hemingway’in Venedik’te geçen romanı Irmaktan Öteye ve Ağaçların İçine’yi inceler Gürsel. Çünkü Gürsel Hemingway’in  bu “av” merakını çözümlemek ister ve roman kahramanının söylediği sözleri hatırlar. “Evet bir cinayet bu, zaten günümüzde cinayet olmayan bir şey var mı? Umurumdaydı sanki, hala iyi ateş ediyorum ya, sen ona bak!” (s.120)

Hemingway’in roman kahramanı sanki yazarın niyetini yansıtır gibi durmaktadır. Bir edebiyat eserinde ölçü nerededir? Metnin anlamı mı yoksa yazarın niyeti midir önemli olan? Yazın yapıtındaki hedef,


düşsellik ve gerçeklik arasında kurulan bağın, kurgusallıkla insanın kendisine ve bir başkasına sunmasında yatar. Ve elbette bu sunuşta estetik bir yan vardır. Sanat, hem insana kendini ifade etme yolunu açarken hem de okuyucuya gerçekliği yeniden biçimlendirmesini sağlar. Bir edebi eserde eserin ortaya koyduğu dilsel malzemeden çok, amaç; yazarın ruhunu ortaya çıkarmaktır. Metnin arkasındaki gerçeği aramak, yazarın iç dünyasına nüfuz etmektir. Albay Cantwell’in sözlerinden Hemingway’a ulaşabilen Nedim Gürsel’i izlersek, Sanat Tarihi Prof. Kamil Uzman’dan da Gürsel’e ulaşmamız mümkün görünmektedir. “Bu ışık konusu bastırdıkça içi acıyordu Kamil’in. Başlamadan biten bir aşkın acısı değildi canını yakan. Belleğinin ta derinlerinde bir yere ışık düştükçe kıpırdayan o belirsiz yüzdü. Kamil elbette resmini yapamazdı bu yüzün, o güzel beyazlığını, yumuşaklığını, dua fısıldarken dudaklarının sessizce açılıp kapanışını çizemezdi. Gidip de bir daha dönmeyenin, bir yaşam boyu süren bekleyişin resmini kim yapabilmiş ki!”  

Ya başlamadan biten bir aşkın gölgesiydi Kamil Uzman’ı yaratan ya da bir yere ışık vurdukça içini acıtıp, hatırladığı o unutulmaz yüz, ne dersiniz? Edebiyatın ve yazarların ve elbette “mutlak aşk”ların izini sürmek isterseniz Aşk Kırgınları size yol gösterecektir.



1 Nedim Gürsel, Aşk Kırgınları, İstanbul: Doğan Kitap 2013, (144 sayfa)
2 Nedim Gürsel-A.Bahadır Gültekin söyleşisi, “Aşk Olmadan Roman Olmuyor”, 22 Şubat 2013, Radikal Gazetesi
3 Nedim Gürsel, Resimli Dünya, 2000, İstanbul: Can Yayınları, I.baskı, s. 152


0
1875
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle