18 ARALIK, PAZAR, 2016

“Aşk Basit Bir Heves Değil, Beceridir”

Nasıl bir çocukluk geçirdiğimiz, bugün olduğumuz yetişkini belirliyor. O yetişkinler de çocukluktan gelen aktarımlarla, bugünün koşullarında birbirlerini anlamaya çalışıyorlar, “şimdiyi geçmişin çarpıtmaları üzerinden yorumluyorlar”. Ve çuvallıyorlar... Alain de Botton'un Aşk Dersleri kitabı üzerine bir inceleme. 

“Aşk Basit Bir Heves Değil, Beceridir”

Alain de Botton, Aşk Dersleri kitabında kadın - erkek ilişkilerini, Rabih ve Kirsten çiftinin hikâyesi üzerinden anlatıyor.

Yazar “Genelde aşk dediğimiz şey aşkın sadece başlangıcıdır.” diyor ve sonrasında ne olup bittiğini keşfe çıkarıyor okuyucuyu. “Aşkın nasıl başladığı konusunda çok şey biliyor gibiyiz, nasıl devam edeceği konusunda ise –bunu umursamadığımızdan- pek bir fikrimiz yok sanki.” Yazar, “onlar ermiş muradına” aşamasından sonrasını anlatıyor. “Sonsuza dek mutlu yaşadılar” diye bir gerçeklik yok, çünkü ilişkiler emek istiyor.

Hikâyenin kahramanı Rabih. Bir de Kirsten var tabii, Rabih'in 16 yıl evlilikten ve birlikte iki çocuk sahibi olduktan sonra kendisini evliliğe hazır hissettiği eşi.

Rabih ve Kirsten'in ilişkisi romantizm, cicim aylarının geçmesi, çocukların aileye katılması ile öğrenilen koşulsuz sevgi dersleri, aldatma ve tüm bunların ötesinde olgunlaşma evrelerinden geçiyor. Yazar, tek ilişki ve evlilik gibi gözüken bu süreci, Rabih'in gözünden "birçok evrim, kopuş, yeniden müzakere, mesafe aralığı ve duygusal yuvaya dönüş gibi adımları içerdiğinden, bir düzine boşanma ve yeniden evlenme" olarak değerlendiriyor.

Bu çiftin arasında aşk yok. Hoşlanma, flört, uyumlu bir beraberlik başlangıcı ve bunun devam edeceği umudu ile gerçekleştirilen bir evlilik var. Sevgi ve şefkat var. Aşk ve tutku ise eksik. Aşık olunca insanın adeta damarlarını yakan, hem yaşam enerjisi verip, hem de sonuna kadar sömüren hissiyatı Rabih ve Kirsten’in ilişkisinde görmüyoruz.


Ön planda bu ilişki yaşanırken, arka planda ise yazar felsefi ve psikolojik notlarla okuyucuya ilişki durumlarını farklı açıdan görmesini teşvik edecek pencereler açmaya devam ediyor. Bir olayların içinden, bir dışarıdan göz olarak anlatıyor. Okuyucu, kendine birebir uyan ilişki durumları da çıkarabilir, uyarlama yaptığı bölümler de. Çünkü Alain de Botton bir ilişkiyi yaşarken herkesin başına gelmiş veya gelebilecek durumlardan sade bir gerçeklikle bahsediyor.

Rabih annesini 12 yaşındayken kaybetmiş. Az konuşan, sert babası ve duygusal açıdan mesafeli bir üvey anne ile büyüyor, içine kapanık bir çocukluk geçiriyor.

Kirsten'in babası, onu ve annesini Kirsten yedi yaşındayken terketmiş. Küçük kız, bu acıyla başa çıkma yöntemini hissetmemek olarak buluyor. Büyüdükçe kendince sevebilse de birisini çok özleme iznini veremiyor kendine.

"Mücadelenin orta yerinde güven var. Bu yaralı varlıklar, çocukken çok fazla hüsranla başetmek zorunda kalmış. Kendini savunmayı iyi bilen ama duygularını ifade etmeyi bir türlü beceremeyen yetişkinler olmuşlar." Hayatımızdaki insanın yetişkin halinin altında yatan endişeli çocuğu teselli etmeyi, yatıştırmayı başarabilsek, öğrenebilsek. Çocuklarla olan ilişkimizde gösterdiğimiz bu sezgiyi yetişkin hislerimize aktarabilsek. İşte o zaman ilişkilerde yaşanan problemlerde çözümün başlayacağına işaret ediyor yazar.


“Küçük bir evin penceresinden küçük bir odadaki o küçük kız çocuğunu göstersin isterdi. Ayı desenli pijamasıyla masasına oturmuş, büyük bir kağıdın üzerindeki kareleri zerre kadar taşırmadan boyayarak aklına mukayet olmaya çalışan, zihni itiraf etmeyi göze alamayacağı kadar kahredici bir üzüntüden bomboş olan o küçük kız çocuğunu.”

Kirsten, Rabih'e olan sevgisinin merkezine, onun annesini küçük yaşta kaybetmesinin açtığı yarayı iyileştirme arzusunu koyuyor. Belki de bu sayede babasının kendisini terkettiğinde açılan yarayı iyileştirmeyi umuyor bilinçaltında. İkisinin de çocukluğunda aynı yaralar var -farklı ebeveynler tarafından açılan. "Aşkta mutluluk aradığımıza inanırız, ama peşinde olduğumuz şey aşinalıktır."

Kimse mükemmel değil, olmak da gerekmiyor zaten, herkeste bir kusur var. "Doğru insan diye birşey yoktur, yakından bakınca herkes sorunludur." diyor yazar ve bir ilişkinin başarısını "çiftin beraber ne kadar mutlu olduğu değil, herbir partnerin ilişkide olmama fikrini ne kadar dert ettiği" olarak tanımlıyor. Kahramanlar oldukça gerçekçi. Zaaflarıyla, problemleriyle, geçmişteki acılarıyla, sıradanlıklarıyla, küçük mutluluklarıyla içimizden birileri. Öyle ki okuyucuya zaman zaman tutup silkelemek ve kendine gel demek isteği veriyorlar. Yazar da aralarda yer verdiği notlarla okuyucuda yarattığı bu hisleri yatıştırmaya yönelik açıklamalar yapıyor.

Kitabın orijinal ismi The Course of Love, dilimizde Aşk Dersleri başlığıyla yayımlanan eser esasında aşktan daha çok aşkla, sevgiyle başlayan bir ilişkinin süreçlerini anlatıyor. İlişkinin tek bir formu, hali yok, ilişkiyi yaşayan taraflarla birlikte sürekli evriliyor, değişiyor. Başlıkta “aşk” kelimesi geçmesine rağmen, bu bir “ilişki” kitabı. Kadın-erkek ilişkileri hakkında küçük ve faydalı ipuçlarını kitabın kahramanlarının hikayesinin içinde veriyor.

Ezeli ve ebedi bir konu olan kadın –erkek ilişkileri üzerine sade ve gerçekçi durum tespitleri ile bunlara farklı bakış açıları görmek isterseniz, bu kitap tam size göre.

Görseller: Laura Makabresku

0
3940
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle