14 EYLÜL, CUMA, 2018

“Ama Sinema... Sinemada Her Şey Değişir”

Onat Kutlar’ın arşivinde kalan, kitaplaşmamış konuşmalarının, dönemin sinema gündemi üstüne yazılarının bir araya getirildiği Sinema… Sinema hakkında bir yazı.

“Ama Sinema... Sinemada Her Şey Değişir”

Bir düşün, kültür ve sanat insanı olarak genç sayılabilecek bir yaşta hayatını kaybeden Onat Kutlar’ın, sanat ve özelleştirirsek sinema üzerine yazdığı yazıların derlendiği Sinema… Sinema kitabı Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı. “Yazılar”, “Sansür Tartışmaları”, “Güncel Tartışmalar”, “Değerlendirmeler ve Türk Sineması Üstüne Düşünceler” başlıklarına ayrılan kitapta Kutlar, sinemanın ne olduğuna/ne olmadığına, film eleştirisinin nasıl olması gerektiğine ve örneklerine, devrimci sinemaya, Türkiye sinemasındaki yönelimlere ve içeriklere dair pek çok düşüncesini kaleme alıyor ya da tartışmalarda anlatıyor.

​Sinematek Derneği’nin kurucularından biri olan Kutlar; Yusuf ile Kenan, Hazal ve Hakkâri’de Bir Mevsim filmlerinin de senaryolarını yazdı. Yeni Sinema dergisini hayata kavuşturan ve İshak isimli bir öykü kitabı da bulunan Kutlar, 1994 yılında Fransız hükümetince verilen L'Ordre des Arts et des Lettres nişanının sahibi oldu. 11 Ocak 1995’te ise hayatını kaybetti.

Yaşamı boyunca sinemanın varoluşuna, bu sanatın ilerici yönüne odaklanan Kutlar, kuramsal tartışmalardan geri kalmadı. “Sanat eseri bize, günlük yaşamımızda olduğu gibi ipuçları verir. Bunları kullanarak yapılan yorumlar ise değişiktir. Hele genel kurallara uyarak yapılan yorumlar çoğu zaman yanlış olur. Her eser kendi ipuçları ile anlaşılmalıdır.” derken, hem üreticiye hem eleştirmene hem de seyirciye seslenmeyi başarmıştı. Odağına çoğu zaman eser üreten sanatçıyı almış, eleştirilerini “…sinema, doğanın, merceğin arkasına geçen duruk görüntüsü değil, bu görüntülerin zaman içinde yan yana dizilişidir. Bu dizge (sistem) kurgu ve hareketler yoluyla basit bir yansımanın çok ötesinde anlamlar kazanır. Bu anlamı kavrayabilmek için sinemanın dilini öğrenmek zorunludur.” cümleleriyle sakınmadan açıklamaya çalıştı.

​Kutlar, yaşamı boyunca gerek Yeni Sinema dergisinde, gerek Milliyet Sanat dergisinde pek çok yerli ve yabancı film hakkında eleştiri yazısı yazdı. Film okumaları, biçimsel kavrayışları, alt metin üzerine düşünceleri çağının çok ötesinde olan Kutlar, sinemanın ideolojik yönüne dair çokça kafa yordu. Yabancılaştırma kavramına dair düşüncelerini, “Şimdiye kadar başarılı bir ‘Brecht’çi film seyretmedim. Ne bizzat Brecht’in senaryosunu yazdığı Düdov’un Kuhle Wampe’si, ne Allio’nun yapıtları, ne de Losey’nin kimi denemeleri… Başarısızlığın nedeni, sinemanın anlatım aracında yatıyor. Tüm gücü, perdede yarattığı ‘hayal’de, yani illusion’da olan sinema bu illusion’u nasıl kırsın? Bence bir filmi izlerken seyirciyi düşündürecek olan öğe ‘yabancılaştırma öğeleri’ değil, tıpkı yaşamda olduğu gibi, olaylar arasındaki akılcı, düşünsel bağlantıların varolması, bunların ustaca yerleştirilmesidir.” cümleleriyle dile getirir.

Sansür mefhumu Kutlar’ın üzerine ayrıca düşündüğü, bu kavramın eylemselliğinin ortadan kalkması için ayrıca neferliğini yaptığı bir başka meseledir. Kutlar, sinema emekçilerinin bu meseleyi tartıştığı pek çok mecrada sözünü sakınmamış, periyodik aralıklarla yazdığı yazılarında “yasaklar”ı kamuoyuyla paylaşmıştı. 1974 yılında, Milliyet Sanat dergisinin 65. sayısında görüşlerini, “Diyelim ki içinde yaşadığımız toplumun yöneticileri düşünce ve sanat özgürlüğünü bir yasa ile sınırlamış. Bu yasaya dayanarak yargılıyorsunuz. O zaman, en azından bir düşünceyi, bir sanat eserini yargılarken düşünce ve sanat özgürlüğünün ‘özü’ne dokunamazsınız. Çünkü İnsan Hakları Evrensel Bildirisi, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Anlaşması ve Anayasa size bu hakkı vermemektedir. Dokunur ve özü de yok ederseniz, engizisyon sorgularına ‘yasa’ kılıfı geçirmiş dikta rejimlerinin savcıları durumuna düşersiniz. Bu çağdaş ve ‘yasal görünüşlü’ rejimin adı ‘faşizm’dir.” sözleriyle aktarır.

​Kitapta göz önünde olan bir diğer durum, Kutlar’ın teorisyen tarafıdır. Kutlar, Türkiye sineması hususunda yaptığı kuramsal katkılar ve devrimci sinemanın içeriği, biçimi ve gerekliliği meselelerinde öne attığı düşünceler açısından eşsiz bir öneme sahip. Kutlar, 1967 yılının Eylül ve Ekim aylarında kaleme aldığı Ulusal Türk Sineması İçin Alan Araştırmaları: 1” başlıklı yazısında, “Bir sinemacının niyetlerini belirlemekte en kesin ayraç, bugünkü sinema ve toplum düzeninin sürüp gitmesinden yana olup olmadığıdır. Sinemacının soyut bir biçimde ‘ben bu düzenden yana değilim’ demesinin de hiçbir anlamı yoktur. Eylemiyle bu düzenin sürüp gitmesine yardımcı oluyorsa en azından açık savunucular kadar suçludur. Daha da fazla suçludur, çünkü üstelik ‘dost görünmektedir’.” cümleleriyle üreticinin nihai amacını sorgulaması gerektiğini masaya yatırır. 

1960’lı yıllar gerek Türkiye gerek dünya için, her bakımdan değişimin yaşandığı yıllardır. Seneler 70’li yıllara doğru ilerlerken, gerek siyasi gerek sanatsal yönden, teorik tartışmalar giderek artar. Türkiye sinemacıları da bu tartışmadan uzak kalmaz. Halit Refiğ ve Metin Erksan’ın başında olduğu bir grup “ulusal sinema” diye bir kavram ortaya atarken, -ki bu kavram zamanla adına “milli sinema” denen daha sağcı bir grubu da içinden çıkarmıştır-, Kutlar’ın ve Yılmaz Güney’in öncülüğünde devrimci sinema kavramı da masaya yatırılır. Kutlar, var olan kokuşmuş düzeni her geçen gün yeniden üreten, adına Yeşilçam denen piyasanın sömürgeci ekonomik ilişkilerini açık ederken, Birikim dergisinin Mart 1975 tarihli sayısında ise dilini tamamıyla netleştirir ve sinemacının da en az dili kadar net olmasını ister. “…sosyalist ve gerçekçi bir sanat için ilk görevden biri, kapitalist düzenin iç çelişkisi ile kurulan bu tuzağın parmaklıklarını kırmak, dar çevrelerde devinmekten kaçınmak, halkın gerçeklerini onlarla diyalog kurabilecek biçimde ve bilinçle yansıtmak, sanatı halka uzaktan bakabilen bir seçkinler kulübünün bilardo masası olmaktan kurtarmaktır.”

Sinemanın ideolojik yönüne, eleştirmenliğin varoluşuna ve biçimlenişine, güncelliğini şu günlerde de koruyan sansür tartışmalarına karşın Onat Kutlar’ın Sinema… Sinema sanki bugün yazılmış gibi… 

Görsel: Lorenzo Vitturi

0
14098
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle