Advertisement
30 MAYIS, SALI, 2023

“Resimlerimde İzleyicinin Kendinden Bir Şeyler Bulabilmesini İstedim”

Sanatçı Doğu Özgün ile x-ist’te gerçekleşen ilk kişisel sergisi “Takma Bıyık” odağında sanatsal üretim süreci, malzeme tercihi ve ilham kaynakları üzerine konuştuk.

“Resimlerimde İzleyicinin Kendinden Bir Şeyler Bulabilmesini İstedim”

Doğu Özgün’ün “Takma Bıyık” başlıklı kişisel sergisi, 24 Haziran tarihine kadar x-ist’te sanatseverlerle buluşuyor. Toplumu yetişkin taklidi yapan çocuk metaforuyla işleyen “Takma Bıyık”, izleyiciyi anıtsallaşan seslerin büyüsünden uyandırmak için yüzleşmekten kaçındıkları keşiflere yönlendiriyor, onlar için güvenli bir alan yaratmayı amaçlıyor. Sergi, idealize edilmiş, oldukça arındırılmış, yüceltilmiş ve anıtsallaşmış hiyerarşik fikir ve öğretileri geride bırakma, bu baskıcı öğretilerin açtığı yaraları onarma arzusunu merkeze alıyor. Sergide yer alan eserler dolambaçlı temsillerden uzak durarak, tanıdığımız, aşina olduğumuz, hatırası olan, anılarımızı tetikleyen imgeler aracılığıyla izleyiciyle iletişim kuruyor. Toplumun çoğunlukçu gaddarlığını ele alan sergi, şiddete boyun eğmenin onu kabul etmek anlamına gelmediğini hatırlatıyor.

x-ist’te izleyici karşısına çıkan “Takma Bıyık” başlıklı kişisel serginiz otoriter rejimlerin birey ve toplumda yarattığı deformasyonu gözler önüne seriyor. Serginin hazırlık sürecini biraz anlatabilir misiniz?

Serginin ilk kıvılcımı terapi sırasında psikoloğumun bahsettiği “içindeki çocuk” önermesine verdiğim karşı tepkiyle ortaya çıktı. İçerdeki çocuğa sesleniyor ama sesini duymuyordum. Duymadığım için bazen bu “içerdeki çocuk” önermesini hafife alıyor bazen de içten içe içerdeki çocuk bana kendisini göstermediği için sinirleniyordum. İçerde bir çocuk yoktu. Sesim yankılanıyordu. Bu çocuğun olup olmadığını bir kenara bıraktığım, içeride yankılanan ses/seslere gün geçtikçe daha çok kulak kabartım. Zaman içinde bu seslerin analizi bu serginin ilk kıvılcımını oluşturdu. Bazı anıtsallaşan sesler duydum, ebeveynlerimin, öğretmenlerimin, zorba akranların boğuk seslerini. Bugün bu sefer benim ağzımla bana sesleniyorlardı hâlâ aynı tazelikle. Beynimin bana yaşattığı bu illüzyonu toplum merceğinde izleyip izleyemeyeceğimi merak ettim. Bir diktatörün sesi, diktatörün baskısının hüküm sürdüğü toplumda bir iç sese dönüşebilir mi? Sesleri karşılayan imgeleri, renkleri aradım. Oldukça şahsi olan bu süreci paylaşıp paylaşmama konusunda tereddütler yaşadım.

Sergiye adını veren Takma Bıyık eserinde takma bıyık takan küçük bir çocuğu resmediyorsunuz. Yetişkin taklidi yapan çocuk metaforu ile izleyicinize ne anlatmayı amaçlıyorsunuz? Serginizin kavramsal ve biçimsel çerçevesini neler oluşturuyor?

“Takma Bıyık” sergisindeki çocuk sempatik ve sevgi dolu bir canlı olmasının ötesinde, olgunlaşmakta olan, yetişkin olmaya doğru olan bir anlama karşılık gelir. Çocuk duygularını tanımlamakta zorlanan bir canlı olarak karşımıza çıkar. Dil ve deneyim bakımından gelişmekte olan dağarcık çocuğu ne yazık ki iyi-kötü, mutlu-mutsuz vb. gibi zor kutupların duvarlarına çarpa çarpa büyütür. İçinde yaşadığım toplumu hâlâ duygularını tanımlama konusunda çocuk buluyorum. Bu tanım zayıflığı kutuplaşmış, ara değerlerini kaybetmiş öfkeli yetişkinlere sebep olduğunu düşünüyorum. Ayrıca erkek egemen toplumlarda güvende hissetmenin en iyi yolu erkekliğe kamufle olmak.

1. Takma Bıyık, Buluntu nesne üzerine yağlıboya, 11 x 27 cm
2. Çıkış, Tuval üzerine yağlıboya, 54 x 72 cm
3. Değersizler, IV Tuval üzerine yağlıboya, 60 x 50 cm
4. İntikam, Tuval üzerine yağlıboya, 60 x 45 cm
​5. Ozmofobi, Tuval üzerine yağlıboya, 60 x 50 cm

Sergide merkeze aldığınız temalara olan ilginizi ne tetikledi? Bu temalar, Takma Bıyık”taki sanatsal vizyonunuza nasıl hizmet ediyor? İşinizin yapısını ve kompozisyonunu nasıl etkiliyor?

“Takma Bıyık”ın merkezinde idealize edilmiş, oldukça arındırılmış, yüceltilmiş ve anıtsallaşmış hiyerarşik fikir ve öğretileri geride bırakma, bu baskıcı öğretilerin açtığı yaraları onarma arzusu var. Bu onarma arzusunu, sanki iyileşmek isteyen bir hastanın doktorun sedyesine uzanması gibi, açık bir şekilde önümüze serilmiş gibi duran kompozisyonlarda izleyebiliriz. Açık bir kitap, tam karşıdan izlediğimiz bir tuvalin sırtı, gözümüzün içine bakan porteler. Sergideki birçok eser yalansız, dolansız tam olduğu gibi gözükmek isterler. Dolambaçlı temsillerden uzak durur, tanıdığımız, aşina olduğumuz, hatırası olan, anılarımızı tetikleyen imgelerle konuşur.

Sergi, izleyiciye toplum içinde taktığı yetişkin ve güçlü maskelerinden biraz da olsa uzaklaşıp nefes alabileceği güvenli bir alan sunuyor. Bunu sanatınız aracılığıyla başarmak için tercih ettiğiniz unsurlar neler?

Çocukluk kim olursak olalım içerdeki “noksan”ı imler. Bu noksan toplumu birbirine muhtaç kılan telafi arzusu olarak yetişkinlikte kendini gösterebilir. Resimlerimi yaparken izleyicinin de kendinden bir şeyler bulabileceği, kendilerine özel kapsül anlar yaratabileceğini hayal ettim. Bana dokunduğu gibi onlara da temas etsin istedim. Bu sebeple, çocuklukta sıklıkta şahit olduğumuz nesneleri resimlerime taşıdım. Onları birer analiz eden anlatıcıya çevirdim. Kalemler, karaladığımız defter, evdeki biblo veya bir zamanların taş zeminleri… Bu aidiyet kurmakta zorlanmadığımız imgeler, izleme deneyimini kolaylaştıran bir güven atmosferi oluşturur. Bu sayede izleyici kendi “noksanlığını” daha kolay kucaklayacaktır.

“Takma Bıyık”, otorite-birey ilişkisi bağlamında toplumun çoğunlukçu gaddarlığını işliyor. Sergi içselleştirdiğimiz şiddet dolu dilden kurtuluş yollarını, baş etme yöntemlerini araştırıyor. Peki bu sorular ve cevapları sanatınızın görsel yönlerinde nasıl kendini gösteriyor?

Çıkış (2022) resmi gizli bir kapı aralar. Bu gizli kapı otoriteye ait anıtlardan kaçmanın gizli bir yolu olabilir. Bu kaçış başarısız olduğunda, bu toplum ve baskıcı yapının içinde kalındığında Cezalı (2023) resmindeki gibi kişi kendisini cezalandırarak toplum ve iktidar ile bağlarını tazeler, aidiyetini kendini cezalandırarak yeniden kazanır. Ozmofobi (2023) toplumun çoğunlukçu gaddarlığından kurtulmanın kolay olmadığını, içeriden kolayca söküp atılacak bir “şey” olmadığını söyler. Arınma arzusunun gerçek dışılığını vurgular. Değersiz serisi statüler ve hiyerarşiler ile inşa edilmiş toplumsal yapıya tuzaklar kurar. Öfke (2023), İntikam (2022) ve Müdarâ (2023) resimleri duyguların ifade edilmediği/edilmesini izin verilmediği durumları ve neye mal olduğunu resmeder.    

1. Müdârâ, Tuval üzerine yağlıboya, 80 x 80 cm
2. Öfke, Tuval üzerine yağlıboya, 60 x 60 cm
3. Ninniler, 1 saat loop, 60 saniye, 30fps, 16:09
4. Sabotaj 1, Ahşap, Akrilik Boya, 121 x 32 x 6 cm, 3+1 AP

Şiddete boyun eğmenin onu kabul etmek anlamına gelmediğini vurguluyorsunuz. Sizce sanatınız bu mesajı güçlendirmeye nasıl hizmet ediyor?

İşkence hâlinde biri teslim olmuş görünebilir ama bunu kabul ettiği anlamına gelmez. Bir hayvan tabağınızda yemek olmuş olabilir ama buna razı olduğunu iddia edemeyiz. Sadece benim sanatım değil, bence sanatın kendisi izleyicinin aktif duyularına boyun eğer gibi gözükür, ama çoğunlukla sanat izleyen gözlere, dinleyen kulaklara ve zihinlere rekabetçi olmayan alternatif bir var oluş hâlini önerir.

“Takma Bıyık” sergisini deneyimleyen ziyaretçilerin galeriden hangi düşünceler veya duygular ile ayrılmalarını umuyorsunuz?

Hevesli, cesur, ezberlerini geride bırakabilecekleri kadar gözleri kara olsun isterim.

Farklı medyumlarla üretimler yapan bir sanatçısınız. “Takma Bıyık”ta da farklı medyumlarda ürettiğiniz çalışmalarınız karşımıza çıkıyor. Genel olarak malzeme seçimlerinizdeki yaklaşımınızı anlatabilir misiniz?

Boya ve genelde iki boyutlu yüzey ile düşünen biriyim. Fakat bazen bu imgeler hareket hâlinde oluyor ve bu hareketin kaçınılmaz bir değeri oluyor. Ninniler (2023) video animasyonda, merkezdeki karakterin etrafında döneriz, bu dönüş onu iyice tanımamızı sağlar ve tam onunla özdeşleyim kuracakken yumurta kırılır, artık videoda olabileceğimiz bir başka “özne” vardır. İnsanların imgelerle kendileri aracılığıyla iletişim kurarlar, ben bu durumu, insanın imge karşısındaki yumuşak karnı olarak görüyorum. İnsanın yumuşak karnının olması onu katlanabilir kılan güzel bir yanı. Sanatımda bunu kutlamayı seviyorum. Sabotaj 1 (2023) isimli ahşap heykelim resim sanatının doğasına ait olan iki boyutlu soğuk mesafesinin yanında, üç boyutlu oluşu ve boyutları sebebiyle absürt bir form olmasına rağmen daha kolay kabul edilen bir parçaya dönüşüyor. İzleyicide yarattığı bu güven illüzyonu, beni daha çok heykel deneyi yapmaya yönlendiriyor.

Sanatsal üretim sürecinizde neler sizi motive eder, nelerden ilham alırsınız? İlham kaynaklarınız sanatınızın anlatısını nasıl şekillendiriyor?

İlham kaynağım genelde fanatik, dogmatik, hiyerarşik yapıların motivasyon kaynaklarını bertaraf etmek.

0
2234
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Advertisement
Geldanlage