09 EYLÜL, PAZARTESİ, 2013

Portfolyo: Zeren Göktan

Zeren Göktan'ın arşivinden 5 işine bakış


<p>Portfolyo: Zeren Göktan</p>

"Randevu " (1999) 
Maçka Sanat Galerisi'nde mekansal yerleştirme olarak tasarlanan iş, çok sayıda elma şekeriyle karşılıklı yerleştirimiş çekiçten oluşuyor. Elma şekerlerinin saplarını çiviler oluşturuyor. 
------------

Uzak diyarların yabancıları, çağrıldıkları yöne doğru ilerliyor. Buluşma vakti. Bir. İki. Kesik kalabalık hareketsiz. Üç. Dört. Beş. Yaklaştıkca iten günlük hayat tanıkları suskun. Altı. Yedi. Kare kare çoğalıp, sekiz. Dokuz. On. Kırmızı kırmızı artıyorlar. On bir. On iki. On üç. Birbirlerine benziyorlar. Birbirlerine açılıyorlar. On dört. Oysa hayatların dağıldığı başka başka hikayeleri çağrıştırıyorlar. On bes. On altı. On yedi. On sekiz. Sayarak tükenmiyorlar. On dokuz. Yirmi. Kandırmacalara dolanmışlar bile. Acı metalin tadı, elma şekerinin ikircikli oyununda saklı. Yirmi bir. Yirmi iki. Seyreden sayı karmaşasına inat, çokluğa hakim üç çekiç tetikte beklemekte.

Yerleşik.
Seyirlik.
Konturları çekiştirilmiş bir özgürlük bu.
Çakamamak.
Seçememek.
Yirmi üç. Yirmi dört. Sıkıştıran oyunun örgüsü izleyeni sarıyor. Kışkırtan kırmızı atışları hızlandırıyor. Bu oyuna tuzağa düşmeden sinmenin bir yolu olmalı. Oyun çevik. Tuzak sinsi. Yirmi alti. Yirmi yedi. Randevuya herkesten önce o gelmiş, bekliyor. Vakit geldi. Artık toyluğunu ele veren sayıları takip etmek yersiz. Tuzak işliyor. Buluşma anına özenle hazırlananlar, kolay hamlelerle yok oluyor. Arkalarında bıraktıkları tek şey ise metalin keskin tadı.

"Merdiven" (2000) 
Renk ve süre ayrımlarına maruz kalan ekmek küfleri, tabut formundaki merdiven basamakları üzerine yerleştirilerek, yer ve gök arasındaki mekansal ilişkiyi sorguluyor.
-------------

Bir ara mekanizma olarak merdiven, insanları bir yerden bir yere çıkarır ya da indirir. Yerle gök arasındaki ilişkiyi imler. Tavandan yere doğru uzanan bu merdivenin her basamağı başka bir tabuta denk geliyor. Her bir basamak ekmek küflerinin izleğinde farklı bir belleğin de yükünü taşır. Her basamak bilinmeze doğru giden yollar için bir 'ara'dır ve sahiplenilmez toprakları betimleyen ekmek küfleriyle yolu tıkar. Toprakla, ekmek küfünün ilişkisi, form ve koku üzerinden zıtlıkların altını çizerken, mezar üzerindeki ekmek küfleri toprak, mezar ve tabut arasındaki keskin çizgilerle tanımlanmış olan düzeni de sorgulamaktadır.

"Breadzone" (2005 ) 
İki kanal dijital animasyondan oluşan bu iş, küflenmeye başlamış bir ekmek yığınını betimleyen bir dijital resimden yola çıkarak üretilmiştir. Animasyon, her seferinde resmin rastgele seçilmiş bir yerine odaklanır, yakınlaşıp, uzaklaşır. Bir zamanlar gercek olan mikro evren başka bir an engin bir coğrafya gibi algılanabilicek soyut bir kamuflaj kütlesine dönüşür.
------------

Bir ekmeğin küflenmesine, bu küflenmenin kaydına, bu küflenmenin imgesinin piksellerine kadar takibine şahit oluyorum. İzliyorum, izledikçe renklerin, şekillerin birbirine benzediğini, zamanın önenimini yitirdiğini farkediyorum.
Her şeyin bir veriye indirgendiği bir dünyada her bir tekil varlığın tanımsız bir kitlenin nicel bileşenine dönüştüğünü görüyorum.
Bilgisayarın işlemcisi her seferinde rastlantısal bir nokta seçiyor. Seçilen nokta hep bir merkezi tanımlıyor, ancak bu merkez hep kayıyor, hiç bir zaman sabit kalmıyor. Tanımsızlık üzerine yapılanan işe, şekillerin, renklerin, zaman bilgisinin yanı sıra pozisyonun belirsizliği de eklemleniyor. Ekranlarda bir yaklaşıp, bir uzaklaşan imge netlikle belirsizlik arasında daha da çok sıkıştırıyor izleyenini. 
Öyle bir noktaya geliyor ki, imge kamufle olmuş bir savaş nesnesini anımsatıyor; belirsiz bir manzaranın coğrafi bilgilerine dönüşüyor. Küf'ün zaten zamanın geçtiğini hatırtlatan bir süreci imliyor olması, bir yokoluşa işaret ediyor olması savaş çağrışımlarını güçlendiriyor. Yine de hem kendisini, hem de izleyenini ara zonda tutmayı başaran bir savaş oyunu gibi algıyı yönlendirmeye devam ediyor.

"Aboveground" (2009)
Sanatçı araştırmaya dayalı bu proje kapsamında G?rcistan, Ermenistan, Azerbeycan, İran ve T?rkiye'de 8 ay boyunca ‘güvercin yetiştiricileri’ ile çalıştı. İki kanal video olarak gösterilen iş, "erkek" olan bu güvercin yetiştiricilerinin güvercinlerle olan ilişkisini irdeliyor.
------------

Güvercinlerle birlikte kurulan dünyanın kendi gerçekleri ve düşleri var. Her bir güvercin bu dünyada çalıştırıcıları için farklı bir kapı açıyor. Bu dünya, günlük hayatın koşullarının ötesinde çalıştırıcıların ruhlarını özgürleştirdikleri, anaç bir tavırla yakınlık kurdukları bu kuşlara sevgilerini gösterebildikleri bir yer. Hayatlarında duydukları sevgiyi saklayan, ataerkil toplum içinde olabildiğince sert olan bu erkekler, güvercinleriyle birlikte geçici bir süre için dönüşüyorlar. Dışarıyla paylaştıkları tek bilgi bu uğraşın onları kötü alışkanlıklardan ve işsizlikten kurtardığı. Oysa sadece kendilerine ait çok daha zengin bir dünyanın sırlarını saklıyorlar.

"Sayaç" (2013)
Sanatçının Antik Mısır’da ölülerin diğer dünyaya geçerken, hikayeleriyle onlara yol göstermesi ve onları koruması için hazırlanan kefen örtülerinden esinlenerek oluşturduğu çalışmaları, gerçek ve sanal dünyayı QR kodlar aracılığıyla birbirine bağlıyor.
Sergi, Göktan’ın Ümraniye T. Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'ndaki erkek hükümlülere uygulattığı tane tane işlenen boncuk işlerinden oluşuyor. Kefen örtüler, tavandan sarkan boncuk bebek anahtarlıklar ve bir ucu sanal dünyaya uzanan veri tabanıyla büyük bir enstelasyona dönüşüyor. Sayaç sergisi sanal boyutuyla, 2013 yılından geriye doğru şiddetten ölen kadınların sayısını güncellerken, sürekli yeni veriler ekleniyor. Güncellendikçe kalabalıklaşan listeyle, artış tehdidini doğasında barındıran bu sayaç, şiddetin sürekliliğinin de habercisi oluyor. Ölen kadınların isimleriyle hatırlandığı bu dijital anıt, ‘Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platfomu’nun’ veri katkılarını da içeriyor.
------------

Bir web tarayıcısı kodları okuyup, onları görsel işitsel web sayfalarına çevirerek işler. Bu doğrudan mekanik bir işlemdir, koddaki bir hataya ya da yoruma hiçbir zaman izin vermez. Eğer kodda bir hata varsa sayfa çalışmaz. Bu hiç bir şüpheye yer vermeyen matematiksel bir olgudur. Gerçektir.
“Sayaç” Türkiye’de kayda geçen kadın cinayetlerini sayar. İlerleyen bir işlemdir; hiçbir zaman durmaz, hiçbir zaman azalmaz, yok olmaz. Bu hiç bir şüpheye yer vermeyen matematiksel bir olgudur. Gerçektir.
“Sayaç” hızla geçen zamanın kanıtıdır. Bu kadınların yaşayabileceği süreden daha kısa olan bir sürenin göstergesidir. Eksik kalan yaşamları sayan bir aygıttır. Bu hiç bir şüpheye yer vermeyen matematiksel bir olgudur. Gerçektir.

Erkek mahkumlar ipe boncuk dizerek zaman öldürüyor. Saatlerce, günlerce aynı deseni tekrar tekrar diziyorlar. Kodlamaya denk bir işlemle her piksel, her boncuk bir nesnenin oluşmasını sağlıyor, emeklerinin tanığı olarak canlı, renkli bir nesne. Bu emeğin adına "hapishane örgüsü" diyorlar, boncuklar kendi ruhlarını bulup, onları terkedinceye kadar, sonsuz kere bu boncukları sayıyorlar.

Bir Antik Mısır kefen örtüsü hikayeler anlatıyor, boncuktan yapılan her bir desen, her bir şekil ancak arada kalınırsa görünebilecek bir yeri yansıtıyor. Bu kefen örtüsü bu dünya ile bir sonrakinin iletişimini sağlayan bir arayüz misali bedeni sararıyor. Ölümsüzlük hikayelerin detaylarıyla karanlığa gömülmüş bile. Detaylar her iki dünyaya da musallat olmuş durumda, anılar ölümsüzlükle mühürleniyor. Zemin ruhu boşlukta bırakarak kayıyor.

Sessizlik hakim oluyor. Dizilen her bir boncuk, sayılan her bir cinayet, boşlukta kalan her bir ruh sessiz bir öfke olarak birikiyor. Tüm bu öfkeyi kodlamaları gerekiyor; sadece hızlı tepki onların huzursuzluğunu hafifletecektir. Onları birleştirebilmek için bir kod yazılıyor.

Galeri mekanında tavandan sarkan bir dizi bebek zinciri, temkinli bir şekilde ziyaretçilerini bekliyor. Aslında bu bebekler boncuklardan yapılmış, kayıp ruhlar misali, anahtarları olmayan anahtarlıklar. Sadece 'tanık' olmakla yükümlüler. Onlar bugüne kadar mahkumların sessiz öykülerine, renkli hayallerine, vicdan azaplarına, tekrarlayan emeklerine tanık oldular. Şimdi, ise ziyaretçilere tanıklık edecekler.

Galerinin girişinde neredeyse gizli bir küçük oda, bir bilgisayar ekranı cinayete kurban gitmeden hemen önce fiziksel istismar, travma, aşağılanma ve çaresizliği yaşayan kadınların hesabını tutan 'sayaç'ı gösteriyor. Galerinin geriye kalan büyük bir kısmı ise mahkumlar tarafından üretilen kefen örtülerini sunmak üzere ayrılmış. Bu kefen örtüleri ziyaretçilerin zihnini karıştırmakta. Bunlar hikayelerle dolu renkli nesneler. Bu hikayeler ölümün ağırlığı ve umudun ışığı arasında seyrediyor. Detaylarla kaplılar; bazı detaylar belli belirsiz seçilebiliyor, bazıları ise açıkça okunabiliyor. Ancak, bu kefen örtülerinin her biri QR kodu (Hızlı Tepki Kodu) içeriyor ve böylece tekrar bilgisayar ekranına bağlanıyor.

Her boncuk bir piksele; her cinayet bir sayıya dönüşüyor; her hikaye de arada (arafta) salınıyor.

0
1102
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage