03 EKİM, PERŞEMBE, 2013

Bu ya da Öteki

Abdullah Hekimhan yazdı… Geride sekiz küsur bin kilometreye karşılık gelen zaman parçacıklarını biriktirmeyi başarmış, Los Angeles havaalanında toz içindeki pantolonumu silkelerken kat ettiğim yollar, içinden geçtiğim kasabalar, hayatlar ve hayaletler bir kez daha geriye sarmıştı.


<p>Bu ya da Öteki</p>

Abdullah Hekimhan yazdı… Geride sekiz küsur bin kilometreye karşılık gelen zaman parçacıklarını biriktirmeyi başarmış, Los Angeles havaalanında toz içindeki pantolonumu silkelerken kat ettiğim yollar, içinden geçtiğim kasabalar, hayatlar ve hayaletler bir kez daha geriye sarmıştı.

25 gün önce bir akşam vakti, nemli ve sıcak havada işte yine bu noktadan başlamıştım. Biraz ilerideki Dollar araba kiralama şirketinde sıramı beklerken, yanımdaki dev boyutlu zencilerle birlikte yukarıda aslı ekrandan Michael Jackson'ın ölüm haberini izlemiştim. Sonra bankodaki Uzakdoğulu adam dışarıda duran jiplerden istediğimi seçebileceğimi söyledi. Gittim, sadece 60 mil yapmış ve yepyeni kokan bir Ford "Escape" buldum. Kaçacaktım; hemen koltukların naylonunu söküp gecenin içine gazladım...

Önce güneyde ülkenin ucundaki Tijuana sınır kapısına gittim. Sonra sahilden rüzgârı, sisi, geyikleri ve pelikanları izleyerek kuzeye yöneldim. Önce California bitti, Oregon'da hava soğudu; Washington'daki radyo istasyonuna uğrayamadım. Sonra sınır gözüktü, duramadım geçtim, Vancouver'da soluklandım.

Güneye dönerken kıtanın içine girdim, dağları, kayaları, ormanları, gölleri, çölleri geçtim ve başladığım yere döndüm. Yol boyunca bir kaç randevuma yetişebildim, listeme çizikler ekledim. Radyo istasyonu ise Tacoma'da hâlâ beni bekliyordu.

İşte  şimdi havaalanında beni eve götürecek kuşlardan ilki için bekliyorum. Çok sıra var, o yüzden bekleme kuyruğu zig-zag halinde güvenliğe doğru ilerliyor ve  önümdeki veya ardımdaki insanlarla zaman geçtikçe yüz yüze geliyorum. Önümde telefonu ile sevgilisiyle nefessiz konuşan güzel bir kız, onun önünde daha genç ve neşeli tipler, biraz ötede ise benimle aynı yaşlarda bir çift var. Karşılaştığımızda hep bir şeyler söyleyecek gibi oluyorlar ama belki de son anda bu eski, yıpranmış, tozlu pantolonlu, fotoğraf çantalı adamla konuşmaktan vazgeçiyorlardı. Belki de onları dinleyemeyecek kadar yorgun gözüküyordum. Ama aslında ben hâlâ oraya dönememiştim; Oregon'da bir yerlerde karşılaştığım şamanın sözlerini hatırlamaya çalışıyordum ve bu yol bitmiyordu hiç. Sonra ben de çiftin bana neden dikkatle baktıkların anlamak için onları izlemeye başladım. Kuyruk üstünde bir sonraki karşılaşmamızda varlığımın hayallerden o ana geri döndüğünü anlayınca yüzüme baktılar ve bir şey söylediler. Kulaklarım henüz yol üzerindeki seslerden tam  arınmamıştı; "Efendim?" diye sorunca ti-şörtümü sevinçle gösterdiler ve "Spiritual'i bilir misiniz?" diye sordular. Ben de "Bilmez miyim" diye sırtımı döndüm ve albümün arka kapağının fotoğrafındaki 13. parçayı gösterdim ve "Çok severim" dedim. Çiftin yüzü aydınlandı, işte asıl ortak noktayı bulmuşlardı. Üzerimde

baskısını kendim yaptığım “Beyond The Missouri Sky”ın kapağı olan ti-şörtüm vardı...

Birbirlerine sevgiyle yaklaştılar ve adam “Biliyor musunuz, ilk kızımız doğacaktı, onun doğuşunu bu parçayla bekledik aylarca, bize hep umudu ve yeni bir hayatın başlamasını hissettirdi, siz bu parça için ne hissediyorsunuz ?" diye sordu. Gözleri mutlulukla nemlendi, karısı ona daha sıkı sarıldı ve ne diyeceğimi merakla bekleyip, ikisi de gözlerini gözlerimin içine diktiler. Acaba her daim yalnızmış gibi gözüken bu yolcu, her nasılsa daha önce hiç bir yerde satıldığını görmedikleri bu ti-şörtü giyen adam, acaba kendi hissettiklerini hissedebilmiş miydi, onları bir arada tutabilen şey bu yalnız ve tuhaf adam için de geçerli miydi...

Adam sorusunu bitirdiğinde aklıma  Pat Metheny - Charlie Haden’ın yaptığı enstrümantal bir “cover” olan bu yorum değil, öteki Spiritual; Charlie Haden’ın oğlu Josh Haden'ın yazdığı orijinal Spiritual geldi. Duyduğum en umutsuz şarkıydı ve kaybedilen bir aşkın ardından buluşulmak üzere gerçekleştirilecek olan bir intiharın son sözlerini taşıyordu. Sadece yollar değil, bazen bilmek de insanı acıtırdı. Yutkundum, sanki beynim uyuştu; ayakta durmak nedense zor geldi. İki sırayı birbirinden ayıran gevşek kordona belli belirsiz tutundum. Gözümün önüne karısı onları seyrederken ve fonda bu parça çalarken, adamın kızını havaya kaldırışı ve gülüşlerinin mutluluk içinde eriyişi geldi.

"Bizleri yaşama bağlayan şeyler, bazen öteki kıyıdan başka türlü de görünebilirler; ama bilin ki en doğrusu bizim inanmak istediğimiz olandır" dedim ve yürüdüm.

Oradan uzaklaşırken, şair dostumun sözleri “Departures” levhasında sanki bir an belirir gibi oldu... Yolda kalabilmek için bir duble sert bir içki yuvarlamanın tam zamanıydı:

   "Acıyı hisset, erdem neydi
    Usulca mezara baktığımız akşam.
    Tedirgin kuşların göç yollarında
    Kanayan yerlerinden usulca öperdim..."

Not: Merak edenler için;
Bu: http://www.youtube.com/watch?v=1k_DF_RohcM
ya da
Öteki: http://www.youtube.com/watch?v=-EPZLSdcyZA

0
676
0
Yazar:
Fotoğraf: Abdullah Hekimhan
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage