07 ŞUBAT, SALI, 2017

Günümüz Sanatı Borusan Contemporary’de Bir Başka

Günümüz Sanatı // Bir Başka adlı etkinlik serisi, Borusan Contemporary’de 1 Ekim 2016’dan beri devam ediyor. Oldukça ilgi gören etkinlik serisi, günümüz sanatının değişimini farklı yönleriyle öğrenmeye ve tartışmaya açıyor. Konuşma, workshop ve performanslardan oluşan 10 etkinlik, sanatın güncel yönelimlerini merak edenlerle buluşturuyor ve keşfedilmemiş kapıları aralıyor.

Günümüz Sanatı Borusan Contemporary’de Bir Başka

Borusan Contemporary’nin Perili Köşk’teki mekânında yer alan sergiler ve mevcut koleksiyondaki eserlerle de b(ağ)lar kuracak etkinlik serisi, Türkiye’nin genç ve yenilikçi sanatçı, sosyolog, mühendis ve mimarlarının güncel ve estetik yaklaşımlarını tanımaya imkân tanıyor. Etkinlikle ilgili Borusan Contemporary Direktörü Yağız Zaimoğlu ve İletişim ve Etkinlikler Yöneticisi Burak Mert Çiloğlugil ile konuştuk.

Günümüz sanatının değişimini farklı yönleriyle öğrenmeye ve tartışmaya açan Günümüz Sanatı / Bir Başka etkinliklerinin odak noktası nedir, etkinlik fikri nasıl ortaya çıktı anlatabilir misiniz?

Yağız Zaimoğlu: Müzeler, galeriler günümüzde artık sahip oldukları sanatsal zenginlikleri sergilemekle, ilgililerine sunmakla yetinemezler. Bu alanlar, bulundukları şehirlerin kültürel hayatının nefes aldığı, geliştiği platformlar olmak zorundalar. Şehirli yaşam biçiminin varlığını sürdürmesi için ‘alan’ Antik Yunan'dan beri vazgeçilmez bir unsurdur, Agora gibi. Şehirli insan sosyalleşmek, kendisiyle benzer ilgi alanlarına sahip başkalarıyla tanışmak, paylaşmak için mekâna ihtiyaç duyar.

Bu yüzden Borusan Contemporary'nin ziyarete açık olduğu hafta sonlarında (ki bu anlamda da hem içinde bulunduğumuz yapının kendisi, Perili Köşk, hem de hafta içi Borusan Holding'in merkezi, hafta sonları ise tüm sanatseverlere açık bir sergi alanı olması bakımından ilgi çekici ve farklı bir yapımız olduğunu düşünüyorum) her yaştan farklı ilgi alanlarına sahip insanların geldiği vakit geçirdiği, kültürel anlamda kendini gerçekleştirdiği ve belki de geliştirdiği, yaşayan bir Agora olmasını hedefliyoruz.

Tabii gerek Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu gerekse Borusan Contemporary'nin asıl alanı medya sanatları sergilerimizin de çoğu bu alanda oluyor zaten. Bu yüzden de etkinlikerimizi arttırmaya ve çeşitlendirmeye karar verdiğimiz 2016 yılında, sayın Ebru Yetişkin'nin küratörlüğünde Günümüz Sanatı // Bir Başka  konuşma serisine ev sahipliği yapmamız anlamlı oldu.

Beklediğimizin çok üstünde olan katılım sayısı tabii bizi mutlu etti. Yoğun talepten dolayı tekrarlamak zorunda kaldığımız konuşmalar olması bizi gururlandırdı. Ama şahsen beni en mutlu eden şey konuşma sonrası katılımcılarla konuşmacılar arasında Müze Cafe'de bazen bir iki saat süren sohbetler oldu. Bu anlamda zahmet edip Günümüz Sanatı // Bir Başka serisine katılan konuşmacılarımızın hepsine, bu seriyi yaratan Ebru Yetişkin'e ve tabii ki her bir konuşmayı baştan sona kadar yürüten ve fikirleriyle geliştiren Burak'a (Burak Mert Çiloğlugil) çok teşekkür ediyorum.

2017 yılında da Borusan Contemporary'nin birçok etkinlik, performans ve sohbetlere ev sahipliği yapacağının haberini vermek isterim.

Burak Mert Çiloğlugil: Etkinlik serisinin çıkış noktası; Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’nu daha doğru ve etkin nasıl anlatabilir, tanıtabiliriz sorusudur diyebilirim. Koleksiyondaki işlerin neredeyse tamamı bugün hâlâ çalışmalarına devam eden ve ister istemez bugünün teknolojisi veya üretim tekniklerini benimseyen sanatçılar tarafından üretiliyor. Her ne kadar üretim sürecinde bize çok tanıdık olan günümüz teknolojisi kullanılsa da eserler bir koleksiyona dahil edilip bir galeri alanında izleyici ile buluşturulduğunda sanat eseri ve izleyici arasında görünmez bir mesafe oluşuyor. Amacımız bu mesafeyi olabildiğince kısa bir hale getirebilmek. Her gün telefon, tablet veya bilgisayarlar ile fiziki temas halindeyiz. Aynı şekilde bazı sanat eserlerine de fiziki temas etme, birebir deneyimleme ve şekillendirebilme şansımız var. Bu durum da sadece düşünsel boyutta eserle bir ilişki kurmanın ötesine geçerek daha duyusal bir deneyim yaşayabilme ve eser ile izleyici arasındaki deneyimin derinleşebilmesi fırsatı veriyor. Sonuç olarak sanat eseri ve izleyici arasındaki ilişkinin ve iletişimin değişmesi ile bize hem tanıdık hem de bambaşka olan günümüz sanatını merak edenlerle ve ilgilileriyle buluşturmak istedik. Bu sayede Borusan Contemporary ziyaretçilerinin galeri alanlarında sergilenen eserlerle bambaşka bir diyalog oluşturabilmesini hedefledik ve etkinlik serisinin odak noktasına sanat ile bilim ve teknolojinin hayatın her anında kesiştiği gerçeğini koyduk. Ortaya da bu etkinlik serisi çıkmış oldu.

Universal Everything, Yüce İnananlar, 2011, Görsel-İşitsel Yerleştirme, Ed. 1/6

Etkinlikler Doç. Dr. Ebru Yetişkin küratör ve moderatörlüğünde gerçekleşiyor. Etkinliklerin oluşum ve planlama aşamasında Yetişkin hangi faktörleri dikkate aldı, birlikte nasıl bir yol çizdiniz?

Burak: Ebru Yetişkin, sizin de bildiğiniz üzere akademisyen kimliğinin yanında sanat camiası ile sıkı bir diyalog halinde. Organize ettiği paneller ve küratörlüğünü yaptığı sergiler aracılığı ile entellektüel birikimini aktarma konusunda oldukça başarılı bulduğum bir isim. Kendisi ile 2015 yılındaki Contemporary Istanbul’un medya sanatlarına odaklanan Plugin bölümünün küratörlüğünü yaptığı dönemde tanışma fırsatı buldum. Diyaloğumuz zaman içerisinde bizi birlikte çalışma noktasına getirdi. Etkinlik serisinin planlama döneminde üzerinde durduğumuz noktalar, medya sanatının bugünkü noktasında birbiri ile ilgili ilişki kurmakta zorlandığımız konuları koleksiyonumuz çerçevesinde nasıl bir araya getirebileceğimiz üzerineydi. Ancak elbette ki güncel olan olaylardan da uzak kalmamız ve konuyu sosyal ve politik gündemden sıyırmamız mümkün değildi. Nitekim, ilk konuşma olan Akustik Müdahale ve Sanat, Temmuz ayında yaşadığımız ve hepimizde derin duygusal izler bırakan sonic patlama kavramı etrafında şekillendi. Dolayısıyla etkinlik serisini planlarken güncel yaşamda olan biten her şeyin günümüz sanatını nasıl şekillendirdiği çerçevesinde kalmaya özen gösterdik. 

Sesin tedavi edici, duyguları ve davranışları yönlendirici, terapi amaçlı kullanımına ve etkilerine eğilen Bir Başka Ses: Akustik Müdahale ve Sanat adlı konuşma Doç. Dr. Ebru Yetişkin ve sanatçı Cevdet Erek birlikteliğinde gerçekleşti. Konuşmanın odak noktaları neler oldu bahsedebilir misiniz?

Burak: İletişimin doğal bir fonksiyonu olarak konuşuyoruz ve göremediğimiz ses dalgaları üretiyoruz. Aynı şekilde cep telefonlarımız çalıyor, trafiğin kendine göre kakafonik bir ses bulutu var, gök gürüldüyor ve her biri bizde farklı duygular uyandırıyor. Hatta bir kısmının da bizi psikilojik olarak koşullandırdığını söylemek mümkün (çalan bir telefonu açmak veya gök gürültüsünü duyduğumuzda yağmurun başlayacağını bilerek güvenli bir yere sığınmak gibi). Bu konuşmanın ana konusu göremediğimiz ama duyumsadığımız ses dalgalarının üzerimizde bıraktığı ve bizim davranışlarımızı şekillendirmesindeki ciddi etkiyi kapsıyor. Örneğin 2014 yılında “West Coast Visions: SFMOMA Medya Sanatları Koleksiyonu’ndan Eserler” sergisinde izleyici ile buluşturduğumuz Bill Fontana’nın Bir Dizi Hemzemin Geçidin Ses Heykeli isimli eseri, Borusan Contemporary’nin dokuzuncu katında bulunan terası Boğaza nazır güzel bir mekân olmaktan çıkarıp bir tren istasyonuna dönüştürdü. İkinci köprüden geçen araçlar ise bir anda kendi gerçekliklerinden sıyrılıp bir trenin vagonları hissi uyandırmaya başladı. Günün sonunda göremediğimiz ses dalgaları bir anda gördüğümüz gerçekliğin bambaşka bir formda algılanmasını sağladı. Bu konuşma da buna benzer etkilerin algımızı nasıl etkilediğini göstermek için güzel bir fırsat oluşturdu. 

Doç. Dr. Ebru Yetişkin ve Gizem Renlikdağ'ın maker hareketi ve sanat arasındaki ilişkileri değerlendirdiği konuşmalarını içeren Bir Başka Yap: Maker Hareketi ve Sanat (Endüstriyel Atık Workshop), merkezine son yıllarda sıkça duyduğumuz maker hareketini aldı. Maker Hareketi öncülerinden Dale Dougherty, maker’ı “rekabet yerine paylaşım, para yerine yetenek, ezber bilgi yerine deneyimleme” sözleriyle açıklıyor. Siz günümüzdeki maker hareketini ve gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Burak: Maker hareketi bir süredir ilgi alanlarım içerisinde oldukça geniş yer kaplıyor. Alçak gönüllü bir ekleme olarak Dougherty’nin tanımına bir de “standardize edilmiş estetik yerine kişiselleştirilmiş estetik” kısmını eklemek isterim. Her ne kadar maker hareketi çevresel duyarlılık doğrultusunda durdurulamayan tüketim çılgınlığına bir karşı duruş olarak start alsa da ortaya çıkan ürünler üreticilerinin beğenilerini birebir yansıtıyor. Diğer yandan üretme güdüsünü de tetiklediği için belki de ileride daha fazla insanın sanat ve kültürel faaliyetler ile yakından ilişki kurmasını sağlayacak. Özellikle maker hareketini erken yaşta deneyimleme şansı bulan çocuklar ileride hem mühendis olup hem de sanatçı kimliklerini ortaya daha çok koyabilecekler. Şu an ki tüketim seviyesine devam edemeyeceğimiz bir gerçek. Tükettiğimiz her şey bir atık yaratıyor ve dünyanın kendi dengesi içerisinde bu kadar çok atığı organik bir şekilde sindirebilmesi mümkün değil. Sanat kurumları da bu gerçeğe odaklanıyor. En son kasım ayında Amsterdam’daki Stedelijk Museum’u ziyaret etme şansım oldu ve “Dream Out Loud – Designing For Tomorrow’s Demands” sergisini gezdim. Serginin girişinde insanlara şu soru sorulmuş ve bir kağıda yazıp duvara yapıştırmaları istenmişti: “Çevrenizde bulunan materyalleri farklı bir şekilde kullanmanız gerekseydi bunlardan ne yapardınız?” Bu harika bir soru, çünkü yine sıklıkla gördüğümüz için sıradanlaşan pet şişeler bir saksı veya dekoratif bir avizeye dönüştürülebilir. İnanıyorum ki fikirlerini beyan eden ziyaretçiler evlerine gittiklerinde fikirlerini harekete geçirmeyi en azından denemişlerdir. Bu deneme yanılmalarla hepimize farkındalık kazandıracak ve bu sayede de hızla büyüyecek bir akım olduğunu düşünüyorum. 

Maker hareketini merkezine alan ve Gizem Renlikdağ'ın yönetiminde düzenlenen Endüstriyel Atık Workshop’ta katılımcılar nelerle karşılaştılar?

Burak: Maker hareketine uygun olacak şekilde artık kullanılmayan atık haline gelen bilgisayar anakartı, klavye, mouse gibi parçalar, eski bantlı kasetler, renkli sprey boyalar, vidalar, joystick ve daha akla gelebilecek değişik malzemeler kullanıldı. Katılımcılar bu malzemelerden kendilerine heykeller ve çeşitli dekoratif nesneler ürettiler. Oldukça keyifli bir atölye gerçekleştirdik. Facebook sayfamızda yapılan işlerin fotoğrafları ve videoları mevcut ilgisini çekenler için eğlenceli olacaktır: https://www.facebook.com/events/1845720242315745/?active_tab=discussion 

Günümüzde hukuk, eğitim, ulaşım, sağlık ve askeri alanlar gibi gündelik hayatın hemen her alanında kullanılmaya başlanan yapay zeka, bir diğer etkinliğin konusu olarak karşımıza çıkıyor. Bir Başka Tasarım: Yapay Zeka ve Sanat (+ Yapay Zeka Performans)’ta, Bager Akbay’ın yapay zeka çalışmalarına odaklanılıyor. Siz Bager Akbay’ın yapay zeka alanındaki üretim pratiğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Burak: Yapay zeka, insanı hem ürküten hem de heyecanlandıran bir konu. Artık yapay zeka algoritmlarından bahsediyoruz ki bu da yapay zeka ile üretilen internet sitelerinin veya robotların öğrenmesine kapı açıyor. En son Google Translate’teki ciddi iyileşme bu algoritmalar sayesinde sağlanmıştı. Kişilerin metin çevirme alanlarına kendi dillerinde ekledikleri metinler bu algoritmalar aracılığı ile çeviri yapan makineye öğretilmesiyle, diller arası oldukça kaliteli çevirilerin yapılabildiğine şahit oluyoruz. Kişisel olarak Jean Tinguely’nin makine sanatçılarına hayranım. Yaklaşık 60 yıl önce çarpıcı bir şekilde sanatçı kimdir tartışmasını yepyeni bir boyuta taşımış bir tarzdan bahsediyoruz. 60 yıl sonra ise makineden çıkıp daha karmaşık bir yapıya sahip robotların sanatçı olup olamayacağını tartışıyoruz.

Bager Akbay’ın bu alanda yaptığı çalışmanın henüz başlangıç seviyesinde olduğunu düşünüyorum. Kendisi de konuşması sırasında bu teknolojinin bize açacağı kapılardan bahsetmişti. Şu an karşımızda sanal bir şair olan Deniz Yılmaz var ve dağarcığındaki kelimelerden anlamlı veya anlamsız şiirler üretiyor. Belki Bager Akbay Deniz Yılmaz 2.0’ı geliştirecek ve bu sanal sanatçıya Türkçe dil kurallarına uygun, anlamlı şiirler yazmayı öğretecek. Belki de Deniz Yılmaz 3.0’ı göreceğiz ve şair kendi yazdığı anlamlı şiirleri doğru duygu ile karşısındaki kişiye okuyacak. Böyle düşünüldüğünde oldukça heyecanlandıran bir pratikten bahsediyoruz. Hali hazırda devam eden “sanatçı kimdir veya sanatçının rolü nedir?” tartışması yepyeni bir açılım yaşayacak. Yeni gelişmeler için sabırsızlanıyorum. 

https://vimeo.com/117133897

Günümüz sanatının değişimi ve gelişimi söz konusuysa virtual reality’den bahsetmemek olmaz. Sanat sergilerinde sıklıkla karşımıza çıkan sanal gerçeklik temalı çalışmalar ve teknoloji ile sanatın arasındaki doğru orantılı gelişimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Burak: Sanal gerçekliğin sanat ile bir araya getirilmesini oldukça normal karşılıyorum. Internet büyük kitleler tarafından kullanılmaya başlandığında web siteleri ile tanıştık ve elektronik posta kullanmaya başladık. Bu süreç içerisinde sanal dünyada gerçek yaşamın temsili veya yeniden yaratılması kavramı ile tanışmış olduk. Önceden gerçek yaşam telefon, televizyon, video ve ses kayıtları ile dijitalleşmişti ancak geçen süre içinde dijital ile sanallaşma arasında bir kırılma yaşandığını düşünüyorum. Çünkü sanal dünyada bir şeyleri var edebilmek için kodlarla yeniden oluşturmak gerekiyor ki bu durum bir ses veya görüntü kaydı ile dijitalleşen ve kopyalanan gerçeklik ile karşılaştırıldığında oldukça ağır bir iş. Yaşamlarımızın sanal dünyada temsili gerçekliğe yaklaştıkça ortaya sosyal medya siteleri çıktı ve gündelik iletişimimizi de aynı şekilde internet üzerinden devam ettirebiliyoruz. Günün sonunda iki yaşamımız olduğunu söylemek hatalı olmayacaktır. Kendi yaşamlarımızı sanal ortama bu kadar entegre etmişken, sanatın da bundan uzak kalmasını beklemek makul olmayacaktır. Sanal gerçekliğin sadece görsellikten çıkıp, ses ve his gibi duyguları da gerçekçi bir şekilde yansıtacağı bir noktaya evrileceğini düşünüyorum. Bu nedenle biz de daha fazla sanal gerçeklik içeren veya sanal ile gerçek deneyimi bir araya getirebilen eserler ile bir araya geleceğiz.

Bir Başka Gerçeklik: Sanal Gerçeklik ve Sanat (+ VR Performans), Ozan Türkkan’ın deneysel video ve fraktal geometriye ağırlık veren çalışmalarına odaklanan ve program kapsamında bir de sanal gerçeklik performansı gerçekleşti. İzleyici program kapsamında nelerle karşılaştı?

Burak: Bu konuşma aslında sanal ile gerçek arasındaki geçişmenin geldiği geri döndürülemez noktaya değiniyor. Sanal dünya ve gerçek dünya arasındaki çok belirgin çizgi fazlasıyla bozuldu. Sanal ortamı kullanarak gerçek dünyada büyük hareket dalgaları yaratmak mümkün. Belki de bunun en önemli örneklerinden biri Arap Baharı sırasında meydanlara dökülen kitleler veya bizde Gezi Parkı dönemindeki sosyal medya örgütlenmesi gösterilebilir. Ozan Türkkan’ın eserini ilk deneyimlediğimde ise gördüğüm; fraktal imgelerin gerçek dünyadaki halinden çıkıp sonsuz tekrar döngüsü içinde kendi kimliklerini yok edişiydi. Sanırım bu da sanal ve gerçeklik arasındaki çizginin flulaşmasını oldukça güzel bir şekilde yansıtıyor. Bir şeklin tek başına üçgen veya kare olduğunu belirlemek çok basit ancak bir örüntü halinde şekillerin çoğaltılmasıyla bambaşka bir dünyaya giriş yapmak ve anlaşılır ve kavranabilir olandan çıkıp soyut bir hal almak da mümkün. Sanatçının burada yaptığını da aslında sanal ortamın içinde öncelikle anlaşılır ve kavranabilir olanı inşa ederek yepyeni bir yapılanma ile yeniden sanallaştırma ve soyutlaştırma çabası olarak yorumluyorum. Etkinlik sırasında katılımcılara öncelikle eseri deneyimlettik. İlginç bir şekilde katılımcıların çok büyük kısmı daha önce sanal gerçeklik ile ilgili bir tecrübeye sahipti ve hatrı sayılır bir kesim de sanal gerçeklik gözlüğüne sahipti. Böylesi tecrübeli bir kitle ile bu performansı ve etkinliği gerçekleştirmek de tartışmanın sınırlarını oldukça zorladı. Birbirinden enteresan fikirler ortaya atıldı ve güzel bir beyin fırtınası yaşandığını düşünüyorum. Bu tarz sanal gerçeklik işlerinin de sadece görme duyusu ile sınırlı kalmayacağına, hissetme ve koklama gibi duyuların da eklenerek yeni seviyelere çıkacağına inanıyorum. Biz de bu konu ile ilgili bir fikir paylaşımı ortamı yaratabildiğimiz için mutluyuz.

Biyosanata odaklanan ve Ayşe Gül Süter’in çalışmalarından referans alan, Bir Başka Yaşam: Moleküler Biyoloji ve Biyo-Sanat (Mikroskop Performans) etkinliği; bilimde kullanılan yöntem, ekipman, teknoloji veya laboratuvarları kullanarak yapılan sanatı merkezine aldı. Siz biyosanatın Türkiye’deki örneklerini nasıl buluyorsunuz?

Burak: Biyoloji ve sanatın bir araya getirildiğini gerçek anlamda gördüğüm ilk işler Selin Balcı’ya aitti ve bence doğası gereği biricik ve oldukça enteresan işlerdi. Ancak kolaylıkla erişebilir örneklerini göremiyoruz. Sanırım henüz yeteri kadar bu alandaki çalışmalar ön plana çıkamıyor. Moleküler Biyoloji ve Biyosanat  etkinliği de aslında buradaki zor ulaşılır durumun nasıl daha ulaşılabilir hale getirilebileceği konusuna yoğunlaştı. Elbette bu alanda yapılan çalışmalar var ancak sanat izleyicisi ile yeteri kadar buluşturulmuş değil. Etkinliğimize çok sayıda biyolog, genetik mühendisi ve konu ile ilgilenen kişi katıldı ve önemli sayıda katılımcı kendi yaptığı çalışmalardan bahsetti. Bence bu oldukça sevindirici bir durum. Özellikle iş yaşamında rutine bağlayan ev ve iş arasındaki dolaysız hareket, bu tarz fikir alışverişleriyle bambaşka bir boyuta dönüşebiliyor. Belki ileride çok daha fazla sayıda biyolog ve genetik mühendisini kendi sanatlarını üretirken görebileceğiz. Eğer bunda ufak da olsa bir payımız olursa bizim için gerçekten mutluluk verici olacaktır. 

Bir Başka Mimari: Algoritmik Mimari ve Sanat; algoritmik mimari ve sanat çalışmalarından başlıca örnekler paylaşarak soyut dijital dünya ile mekân, yapı ve doku derinliğini nasıl üretebileceğimizin tartışılacağı bir etkinlik olacak. Alper Derinboğaz ile birlikte gerçekleştirilecek etkinlik çerçevesinde, soyut dijital dünya ile mekân, yapı ve doku derinliğini nasıl üretebileceğimiz tartışılacak. Algoritmik mimari ve sanat ilişkisini nasıl değerlendirirsiniz?

Burak: Sanırım internet tabanlı birçok çalışmanın ister istemez dokunduğu bir alan algoritmik mimari. Bazı araçlar algoritmayı direkt etkilemeden ancak algoritmanın getirdiği son verilerin üzerinden ilerliyor. Örneğin koleksiyon sanatçılarımızdan Marina Zurkow işlerinde sıklıkla arka planda yaratılan büyük verinin algoritmalar aracılığı ile işlenerek gerçek bir akışa döndürülmesini sağlıyor. Aynı şekilde yine koleksiyon sanatçılarımızdan Rafaël Rozendaal’ın bilgisayarlarda kullandığımız ekran koruyucu formatında ürettiği eserlerde de bir sanal mimari görebiliyoruz. Her kullandığımız sosyal mecra, internet sitesi veya arama motoru alogirtmik bir mimarinin eseri. Dolayısı ile bu inşa süreci medya sanatçıları tarafından kullanılmaya devam edecek çünkü medya sanatçılarının üretimlerinin bel kemiğini oluşturan bir araç. Belki de yeni gelişmeler aracılığı ile yeni araçlar / yazılımlar ile çok daha kolay bir hâl alabilecek. Bence bu konu ile ilgili en önemli nokta daha geniş kitlelerce kullanılabilir ve anlaşılabilir olması. Sanırım şu an bile oldukça ilerlemiş bir durumdayız sadece sanat izleyecisinin bu konuyu algılanamaz olarak görmekten çıkarmasını sağlamak ve zihinlerdeki “bu çok karmaşık” algısını değiştmek gerekecek. 

3 boyutlu görüntüleme teknolojisi fotogrametriyi sanatsal ifade biçimi olarak kullanan Erdal İnci eşliğinde gerçekleştirilecek Bir Başka Gör: Veri Görselleme ve Sanat etkinliği; değişen görme biçimleri, soyutlama teknikleri ve veri görsellemeyle ilgili geliştirilen değişik yaklaşımları mercek altına alacak. Fotogrametrinin gelişimi ve sanatta kullanımı konusundaki görüşleriniz nelerdir?

Burak: Yakından ilgisi olmayan kişiler için fotogrametriyi tanımlamak iyi olabilir. Fotogrametri aslında jeolojide sıklıkla kullanılan ve yukarıdan çekilen fotoğraflar aracılığı ile yükselik veya boyutların belirlenerek yer yüzü şekillerinin çizilmesini, haritalandırılmasını sağlayan bir yöntem. Erdal İnci’nin bu teknik ile ürettiği ilk işlerini yine 2016’nın sonlarında bir galeride açtığı “Kent Manzaraları” sergisinde gözlemledik. Elbetteki sanatçı kimliğini de kullanarak gerçekliğin yanında üzerinde detaylıca düşünülmüş ve planlanmış perspektif müdahalelerini de görüyoruz. Açıkçası burada yalnızca fotogrametrinin gelişimine veya sanattaki kullanımı konusuna odaklanmak yeterli olmayacaktır. Çünkü bir teknik veya teknoloji süreklilik arz edebileceği gibi bir projeye has bir kullanım da gösterebilir. Günümüz Sanatı Bir Başka etkinlik serisinin çıkış noktası da bu disiplinler arası diyaloğu ortaya koyabilmek. Teknolojinin getirdiği yeni fırsatlar medya sanatçıları tarafından da benimseniyor ve üretim süreçlerinde kullanılıyor. Önemli olan başka hangi dallar ile sanat bir araya gelebilir veya bizim ilişkilendiremediğimiz hangi iki yapı sıra dışı bir şekilde buluşarak yeni bir bakış açısı kazandırabilir olmalı. Kişisel fikrim, fotogrametrinin diğer alternatiflerine göre fazlaca belli bir alana odaklı olması nedeniyle gelişim sürecini biraz daha bekleyip görmek. Sanat eseri ile 3 boyutlu olarak modellenmiş gündelik nesneleri görmek arasında bir fark olmalı. Bu tekniğin nasıl kapılar açabileceğini görmeyi beklemek oldukça heyecan verici.

0
6358
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle