05 OCAK, SALI, 2016

Geri Dönüşümlü İnsanlık Artıkları

Sejla Kameric’in Arter’deki sergisi "Bim Bam Bom, Çarpınca Kalp", Çağdaş tarihin ibret verici soykırım vakalarından Bosna Savaşı'na (1992-1995), aynı coğrafyadan mental ve fiziksel bakımdan sağ çıkan olağanüstü duyarlıkta bir kadının gözünden tanıklık etmemizi sağlıyor. Adını bir punk-rock şarkısının sözlerinden alan sergi, 28 Şubat’a devam ediyor, kaçırmayın!

Geri Dönüşümlü İnsanlık Artıkları

Sejla Kameric’in, tamamı Türkiye'de ilk kez bir araya taşınan birçok sayıdaki işine ev sahipliği yapan sergisinde, insanı tedirgin edici uğursuz bir huzur iklimi oluşturulmuş. Belki bundan olsa gerek ki, izleyici, Kameric'in işlerinin yarattığı duygusal koalisyonun samimi hakikatine yenik düşerek çıtını çıkarmıyor. Kameric, insanlığı, vicdanı ve savaş suçlarını, işlerinin bir çoğunda bir kamuflajın, yalın estetiğin ardına gizliyor. Basit, ancak aklınızla kazdığınız vakit, deşildiğinde son derece kültürel ve sosyal göndermeleri olan müdahaleler, eserler ve izleyici üzerinde birer çentikten öteye geçip, bildiğimiz bıçak yarasına dönüşüyor. 

Küratörlüğünü Başak Doğa Temür'ün üstlendiği serginin 'vitrini'ndeki devasa ayı 'heykeli' BFF, vaktiyle burjuvazinin 'derisi' halini almış, bölgede ciddi bir endüstri yaratmış, ancak günümüzde taşıdığı kültürel kodlar 'döküldüğü' için, metafiziksel olarak kıymetsizleşmiş kürklerle kaplı, lime lime bir ayı duruyor. Bu eserde ayrıca deri, kumaş, kullanılmış pet şişeler ve ikinci el kıyafetler kullanılmış. Kameric yapıtlarında, Avrupa'nın 'Batılı' zırhını kuşanarak ötekileştirdiği bütün bireylerin ifade özgürlüğü, mağduriyeti ve onların maruz kaldığı türlü fiziksel ve simgesel tecavüzleri gündemde tutuyor. Sanatçı bunu yaparken, ele aldığı unsurları metalaştırma, silikleştirme, ucuzlatma çukuruna düşmüyor. Bilakis, Baudrillard'ın metinlerinde sıkça alıntıladığı "Herkes, diğerine kurduğu tuzakla yaşar," sözünü elem ve kederle anımsatır dikenli bir bilgelik duygusu vadediyor. 

Glück

Šejla Kamerić

Glück [Mutluluk], 2010

HD video, renkli, 5.1 ses

HD’ye aktarılmış 16 mm film

18’50’’

Video karesi

Bosnalı Kız, Saraybosna Sokakları’nda…

Kameric'le özdeş yapıtlar arasında en çok sözü geçenlerden birini, "DİŞSİZ...? BIYIKLI...? LEŞ GİBİ KOKUYO...? BOSNALI KIZ!" sözlerine dayandırarak ürettiği siyah-beyaz portresi oluşturuyor. Bu ifade, temelini savaş sırasında Bosna-Hersek'te bulunan Birleşmiş Milletler (BM) Koruma Gücü'nde görevli Hollandalı bir asker tarafından duvara yazılmış bir graffitiden alıyor. Keza, sanatçının bir kamusal alan projesi olarak tasarladığı Bosnalı Kız, afişler ve reklam panoları üzerinde Saraybosna sokaklarında da sergilenmiş. Arter'deki sergide, bu işin Vehbi Koç Vakfı Çağdaş Sanat Koleksiyonu'nda bulunan bir edisyonu izlenebiliyor. Bu minvalde, sergi için hazırlanan yayın da, sergiden bağımsız ve derinlikli duruşu ile arşivsel ve belgesel bir değere sahip. Yayında Kameric'in imzasını taşıyan ve hepsi de öğrenilmeye, görülmeye değer - tıpkı EU/Others (AB/Diğerleri) bir çok kamusal alan işini görmemiz mümkün olabiliyor. Kameric'in işlerinde bu anlamda, 'kamusal gerçekliğin' duyusal ve sosyo-politik algısını sınar vaziyette, ancak tümüyle medenî ve estetik bir çok jestin akılla ve duyguyla harmanlanarak, uyumlu biçimde kullanıldığı anlaşılabiliyor. Sözgelimi, sanatçının -yayında karşımıza çıkan-  1997 tarihli Copy-Paste isimli işinde, bir duvarda biten bitkinin aslı ve sureti  aynı anda izleyiciye sunuluyor.

Gündelik gerçeklikteki şizofrenik çarpıklıkları sessiz bir tanıklıkla aktarmak yolunda gerek göz, gerekse el ve zihin emeğiyle yoğun bir çalışma ortaya koyan Kameric, sanat tarihsel göndermeleri kendi bireysel tarihiyle de kesiştirdiği işleriyle bu sergide yine önemli bir eşik üretiyor. İçerisi ve dışarısını sürekli birbiriyle hesaplaştırmak suretiyle sanatın ve tanıklığın işlevini, pratikliğini sorgulayan Sejla Kameric, 2004 tarihli Frei isimli kamusal müdahalesinde, bir gece kulübüne giriş için kullanılmış Özgür / Frei isimli mührü, duygusal dozu yüksek bir kadrajda yeniden yorumluyor. 

Kırmızısız Geçen 1395 Gün

Šejla Kamerić

Kırmızısız Geçen 1395 Gün

HD video, renkli, 5.1 ses

63’

Anri Sala ve Ari Benjamin Meyers ile birlikte

Maribel Verdú ve Saraybosna Filarmoni Orkestrası’nın katılımıyla

Video karesi

Kavramların insanla kurduğu çarpık ilişkilerin bereketi ve kuraklığını, Joseph Kosuth'a da selam verir bir çalışkanlık ve olanca nezaket hali içinde görselleştiren sanatçının Arter'deki sergisinde bu yönüyle, yine Vehbi Koç Vakfı koleksiyonuna alınmış olan ve bir sanat tarihsel triptik ruhu taşıyan Missing / Seken / Özlenen / Kayıp (ilk üç çeviri bana ait - E.A.) adlı, 2013 tarihli iş de özellikle görülmeyi hak ediyor. Bu işlerde küçük çember 'kanvas'lar, bir anne, baba ve evlât duygusunu çağrıştırır yoğunluk ve sadelik içinde karşımıza konurken, onlardan tel tel saçılıp aşağı süzülen nakış iğneleri, akla Saray-Bosna'daki 'Kanas'lardan kaçmaya çalışırken hayatını yitiren veya bu kurşunlardan kıl payı kurtulan küçüklü büyüklü sivilleri getiriyor. Güzelliğin bedelini, bilginin bedelini, sakinliğin bedelini, yani gördüğümüz, tecrübe ettiğimiz hemen her şeyin, insan olmanın, hayatın ve hatta saf hayalin bedelini çok ufak görsel hamlelerle bizlere duyumsattığını önemle belirtmek gerek. Diğer taraftan sergi, belgesel fikrini de performatif bir sorumlulukla sınadığı son derece hazin bir parçaya daha ev sahipliği yapıyor, en alt katında. Buradaki işte, sanatçının unutulmasın, bilinsin diye ele aldığı binlerce soykırım vesikası, imgesi, art arda ve soğuk, adına "Ab uno disce omnes" denilmiş metal bir odada, adeta bir hafıza morgu gibi önümüze seriliyor. Tamamı tecrübe edilmesi saatler alabilecek bu birikim aynı zamanda, internet üzerinden de deneyimlenebiliyor. Sanatçı, Temür'le sergi yayını vesilesiyle yaptığı söyleşide, bu birikimin sayesinde Bosna-Hersek'teki 5 binin üzerinde mezar yerinin listesini oluşturabildiklerini ve kamuya mal edebildiklerini vurguluyor. Ve bu odanın temsil ettiği şeyi şöyle özetliyor: "...Ab uno disce omnes, ziyaretçilerin bilgi edinebileceği ya da katkıda bulunabileceği interaktif bir veritabanı olarak tasarlandı. Veritabanı, web sitesini ziyaret eden insanların paylaştıkları bilgilerle gelişiyor. İsteyen herkes, yeni belgeler ekleyebilir..."

Kameric 'Bunu Hep Yapıyor'

Bu minvalde, Arter'deki sergide yer alan 2013 tarihli Haziran Her Yerde Haziran isimli işi de anmak gerekiyor. Kameric bu işinde, yaşamını sürdürdüğü yapıdaki kurşun izlerinin fotografik siyah beyaz negatif görünümlerinin büyütülmesiyle oluşturduğu devasa bir dokuyu, kan kırmızı bir ışık makyajında sergilemeyi tercih etmiş. Bu eseri bir oto-portre olarak sunmuş olması, Kameric'in tenine, belleğine işlemiş kederin estetik bir dışavurumu olarak da yorumlanabiliyor. Aslında, yapıtlarında alt-üst ettiği maddi manevî unsurlar üzerinden biteviye 'geri dönüşümcü' bir tavır gözeterek insanlık artıklarını hepimizin çıkarına toplamayı, bizleri acıyla yüzleşerek iyileştirmeyi hedefleyen Kameric 'bunu hep yapıyor.' 

30 Sene Sonra

Šejla Kamerić

30 Sene Sonra, 2006

Renkli fotoğraf

80 x 55 cm

Fotoğraf: Almin Zrno

Sergide izlediğimiz ve temelini Vincent Van Gogh'un Garman Ryan koleksiyonunda yer alan Hüzün (Sorrow) isimli kadın deseninden alan fotoğraf da, bunun bir yansıması. Kameric, bu eserle (ve tarihselliğiyle) kendini özdeşleştirip, imgenin kimliğini yeniden özgürleştirmeye çalışıyor ve bence bunda çok da başarılı oluyor. Bunun gibi, sanatçının duyarlık ve şiddeti hemzeminde buluşturduğu bir diğer yapıt karması da, Fragile Sense of Hope başlığı altında, 2013-2015 arasında süregelen bir diziye atıf yapıyor. Sejla Kameric'in bu eseri, temelini İkinci Dünya Savaşı'nda sivillerin camlarını patlamadan koruyabilmek için kapladıkları yapışkanlı bantlarla ürettikleri formlardan alırken, bu yalın formlar altın varaklı ve değişken halleriyle oldukça ruhsal ve dinsel göndermelere kapılar açabiliyor. Kavramın varlığı ve hakikati arasındaki mutlak çelişki ve iktidar ilişkisini sorunsallaştırmayı sergisinde biteviye sürdüren Kameric bu yönüyle, sergi 'vitrinine' kondurduğu LED ışıklı, metal kuşkonmaz dikenli pleksiglas Liberty (Özgürlük) isimli yerleştirmesiyle de, günaşırı türlü 'Özgürlük' mücadeleleri uğruna insanların canının yakıldığı İstiklâl Caddesi'ne katı, bembeyaz aydınlığında bir tebessüm fırlatıyor. Kültürel çarpıklıkların yarattığı üst üstelikler, aynı sergide İstanbul'un halihazırda epeyce aşina olduğu Nigel Sen Git isimli, tığ işi serisi ve siyah graffitilerle de görülebiliyor. Bu yönüyle serginin üst katına ustalıkla sindirilmiş Kırmızı Halı da, tarihi yazarken aslında hangi yollara başvurup, hangilerini gözden çıkardığımızı, kimlerin canına ve malına kastettiğimizi, bu yolun uğruna üzerinde yürümeye değer olup olmadığını da sorgulatır bir yakıcılık saçıyor. İştigal ettiği hemen her malzemenin anlatı dinamiğini yarı yolda bırakmadan 'derdini anlatmayı' başaran, bu yönüyle (merhum Prof. İsmail Tunalı'nın da dediği gibi) polifonik bir estetik bütünlük yakalayan Kameric'in sergisi, en çok da benzer olayları yaşadığımız Türkiye coğrafyası için çok hayati ipuçları ihtiva ediyor. Mumların, suyun, ekmeğin, konservelerin, yastık ve gazetelerin 'hayatta kalabilmek' uğruna  - Örn: Care 1,2,3 , 2015, Yerleştirme - stoklandığına şahitlik ettiğimiz bu serginin, gelecek yıla bırakacağı en öncelikli mirasın, içi hunharca, kökten maddi gerekçelerle boşaltılan bilgi ve imgeye dair yaptığı tarihsel taşlama ve uyarıların yanı sıra, taşıdığı bu insanlık ve vicdan dersi olduğu inancını taşıyorum.

0
12791
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle