12 OCAK, SALI, 2021

22 Gün 6 Saat

Marina Abramović, Marina Abramović Enstitüsü (MAI) ve Sakıp Sabancı Müzesi (SSM) iş birliğiyle hazırlanan “Akış / Flux” sergisi kapsamında 52 tane beyaz gömleğin lacivert bir duvar önünde sökülme aksiyonunu temel alan “Mezbaha” adlı performansını sergileyen sanatçı Halil Atasever ile performansına dair söyleştik.

22 Gün 6 Saat

Marina Abramović’in Sakıp Sabancı Müzesi’nde gerçekleşen “Akış / Flux” sergisi paralelinde kurgulanan farklı sanatçılarla çeşitli zamanlarda gerçekleştirilen performans projeleri, bu disiplin ile birçok sanatçıya deneysel ve cesaret isteyen projeyi gerçekleştirmeye fırsat tanıdı. Marina Abramović Enstitüsü’nün açık çağrısı ile başvuru üzerine belirlenen sanatçılardan Halil Atasever ise “Mezbaha” adlı projesi ile beyaz yakalı olma durumunu tartışmaya açtı. Sanatçının bireysel olarak hayatını sürdürebilmesi ve güvenli bir hayatın sembolü sayılan kurumsal işlerde çalışma idealini, aile ve toplum katmanları üzerinden ele aldığı “Mezbaha” performansı 17 Kasım – 11 Aralık 2020 tarihleri arasında Sabancı Müzesi’nde gerçekleştirildi. “Mezbaha” kişinin sosyal yapı içindeki konfor ihtiyacı ve öğrenilen istekler karşısında yapıya olan bağlılığına dair bireysel çözümlemeler sunuyor. 

https://www.youtube.com/watch?v=kNEpxuIEsB4

Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki Marina Abramović’in “Akış / Flux” sergisi kapsamında düzenlenen performanslardan birisi de senin performansındı. Genel olarak Sabancı Müzesi’ndeki performansına geçmeden önce sanatsal ve estetik açıdan performatif, kavramsal üretim yaklaşımından söz eder misin?

Tanıklık ettiğim her olay, içerisinden geçtiğimiz her zaman hafızamda izler ve duygular bırakıyor. Performanslarımı planlarken -ki bu genelde bir taşma dürtüsüyle işleyen bir süreç oluyor- tüm bu izleri ve duyguları karşıma koyarak onların toplumsaldaki izdüşümüne bakıyorum. Bu hissettiğim şeyi dışarı çıkardığımda ne kadar anlamlı olur? Çıkmalı mı? Konuşmaya değer mi? Bu soruların cevaplarını mantıklı bir yere oturtabildiğimde bedende ve nesnelerde karşılığını bulmaya çalışıyorum. 

Kullandığım nesneleri derinlemesine inceliyorum. Kendi başlarına bir yerde durduklarında ne anlam ifade ediyorlar, kendiliğinden nasıl bir tarihi beraberinde getiriyorlar? Sonra aksiyonu düşünüyorum, bedenim ve zihnimin kuvveti bu performans için ne denli hazır bunu tartmaya çalışıyorum. Bedeni hazırlamak zihni hazırlamaktan çok daha kolay.

Peki, Marina Abramović Enstitüsü ve Sakıp Sabancı Müzesi ile başlangıcından bugüne iş birliği ve çalışma süreci nasıldı? Bu projede nasıl yer aldın?

Projenin açık çağrısını Marina Abramović Enstitüsü’nün sosyal medyadaki hesaplarında gördüm. İlk olarak kendi sanatçı dosyalarımızı gönderdik, sonrasında proje önerilerimizi sunduk. Yapılan değerlendirmeden sonra projesi kabul edilen sanatçılardan biri olduğumu öğrendim. Sakarya’da katıldığımız “Cleaning the House” eğitimine kadar hangi sanatçıların projeye dahil olduğunu bilmiyordum. 5 gün boyunca Billy Zhao ve Lynsey Peisinger önderliğinde gerçekleşen -yemek yemediğimiz, konuşmamızın yasak olduğu ve birçok farklı egzersizi yaptığımız- bu eğitim bittiğinde aslında kimseyle tanışmamış olmanın bizlere yeni bir deneyim sunduğunu fark ettim.

​​Hem MAI ekibi hem de Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki ekip bizlere sürecin her noktasında destek verdi. Performansın öncesinde ve sonrasında Marina Abramović ile birlikte çalışan MAI ekibinden Serge Le Borgne ve Paula Garcia’nın yanımızda olması çok kıymetliydi. Canlı sanat sergilemek müze için de yeni bir pratikti ancak çözüm odaklı yaklaşımları beni ve diğer tüm sanatçıları bütün bu pandemi belirsizliğinde güvende hissettirdi. Buradan Nazlı Beşer ve Hüma Arslaner’e tekrar teşekkür etmek isterim.

“Akış / Flux” sergisi kapsamında 22 gün boyunca Sabancı Müzesi’nde “Mezbaha” adlı eseri izleyiciye karşı performe ettin. Eserin kavramsal ve biçimsel yönünden söz eder misin?

Mezbaha”, aksiyon olarak 22 gün boyunca 52 tane beyaz erkek gömleğinin lacivert bir duvar önünde tek tek sökülmesini temel alıyor. Performans esnasında izleyici ile ilişki kurmadım. Üzerimde ise doğal, toprak renklerinde bir tişört ve pantolon vardı. Kendi kıyafetimin herhangi bir yere referans vermemesi için böyle bir tercihte bulundum. Performansı günde 8 saat olarak kurgulamıştım ancak pandemi koşulları gereği ilk üç hafta 6 saat son hafta ise günde 5 saat olarak gerçekleştirdim.

​Kavramsal olarak bireysel ve toplumsal olmak üzere iki katmanda incelenebilir. Bu katmanlar birbirinden ayrıksı katmanlar değil. Bilakis üst üste ve yan yana hareket ediyorlar. Nesne olarak beyaz erkek gömleği kullanıyorum. İşe giderken giydiğimiz, beyaz pamuklu gömlekler. Arkamdaki duvar sırtımı ara ara yasladığım ama aslında hepimizin her gün sırtını yasladığı bir duvar. Büyük, ihtişamlı ve güven veren koyu lacivert bir duvar. Aynı zamanda gece yarısı denizin rengi gibi, içinde ne olduğunu asla tam olarak bilemediğimiz. Performans öncesinde izleyici ve kendim için günbegün büyüyen bir alan kurgulayarak belli geçitlerden geçmeyi, izleyici ile sakince oturup bir odada tüm bunları düşünebilmeyi hayal ettim. 

Eserin eleştirel boyutunda birden fazla sorunsalı dile getirdiğini ifade ettin. Bunlardan ilki bireysel etki, ikincisi ise toplumsal normlar demek mümkün. Önce birinciye odaklanalım istiyorum. Bireysel etki kapsamında “Mezbaha” adlı projenin sende yarattığı his ve çarpışma nedir?

Ailemin tekstilci olması, rahmetli babamın gömlek üreticisi olması sanırım bu performansın bireysel noktasını şekillendiren ilk basamak oluyor. Performansla kurduğum ilişkiyi sadece babam ile olan yüzleşmem üzerinden okumak istemiyorum doğrusu. Her baba kendi çocuğu için “en iyisini” istiyor. Burada dikkat çekmek istediğim asıl nokta babamın ve babam gibi birçok kişinin kendi zihinlerinde yer alan rahat etme, rahat bir hayat sürme ideasının sürekli kurumsal şirketler üzerinden inşa ediliyor olması. Uzun yıllardır bir yandan bu fikir ile mücadele ediyor bir yandan da sırtımı bu duvara dayıyorum. Kariyerime baktığımda üniversitenin ilk yıllarından beri kurumsal şirketlerde farklı pozisyonlarda çalışarak hayatımı sürdürüyorum.

​Performans esnasında çok fazla düşünce ile karşılaştım. Benim için bir noktada meditatif denilebilecek bir yolculuk oldu bu. Şimdiye kadar üzerine düşünmediğim, hakkında herhangi bir fikir belirtmediğim birçok olay, konu ve ilişkiye derinlemesine inme fırsatı buldum. Aslında gömlekleri söktükçe benim de zihnimde bir şeyler açıldı, dikişlerin altından çözülmesi gereken şeyler çıktı. 

Kurumsallığın hayat kurtaracağı görüşü üzerinden sosyal yapının genel normları içinde durumu tartışmaya açıyorsun. Bu bakış açısı ile durumu aktarabilir misin?

Kurumsal bir yerde çalışan her kişinin bu hayatın kendilerine getirdiklerini ya da onlardan götürdüklerini ziyadesiyle iyi bildiğini düşünüyorum. Burada benim merak ettiğim ve hem kendime hem de seyirciye yönlendirdiğim soru, buna nasıl ve neden devam ettiğimiz. Arzu ettiğimiz konforlar için mi bu koşullar içerisinde yaşamayı kabul ediyoruz ya da tüm bu süreç kendimizin bile fark edemediği bir zorunluluk haline mi gelmiş durumda?

​Diğer yandan bunun içerisinde yaşarken kendi bulunduğumuz görev ve pozisyon ile neye hizmet ediyoruz sorusunu da an ve an sormak gerekiyor diye düşünüyorum. Son 4 ay hedeflerini tutturmam bana yıllık performans toplantısında bonus almak için elimi güçlendirebilir ancak içinde bulunduğum kuruluşun topluma ya da doğaya olan yaptırımları ile ilgili olarak kendimi hiç sorumlu hissetmiyor olabilirim. 

Bireysel ya da toplumsal bir baskı ile karşı karşıya kalıp aslında beyaz yakalı olma hâlini 22 gün boyunca irdeledin. Gömlekleri sökerek hem fikirsel, hem de formal olarak bir yapı bozumu üzerinden çözümleme sundun. Bu açıdan aileler toplumun en küçük yapı taşlarını oluştururken senin seçtiğin hayat ve kariyer meselesinde ailenin yaklaşımı geçmişten bugüne nasıl değişti?

Ailemin yaklaşımı hiç değişmedi. Annem hala Londra’da kiramı ödeyip ödeyemediğim gerçeği ile ilgileniyor. 

Mezbaha” projeni izleyicinin dahil olabildiği bir süreç içinde gerçekleştirdin ve izleyici ile diyalog kurmuyordun. Bu açıdan kişilerin bakış açısı ve yaklaşımları nasıldı?

Performansın son günlerinde odada uzun süre vakit geçiren insan sayısı başlangıca oranla daha fazlaydı. Alan gömlek parçaları ile doldukça izleyicinin daha içine girebileceği, anlam olarak da daha fazla ihtimal kurgulayabileceği bir uzaya dönüştü. Alan dışındaki metinde benimle etkileşim kurabilecekleri ya da kuramayacaklarına dair bir yönlendirme bulunmuyordu. Bir kısım izleyici sesli bir şekilde yardım etmek istediğini belirtti, bazıları ise alana adım atmak bile istemedi. Performans sonrası aldığım tepkiler mekânda oluşan yeni biçimin onlara bir mezbahayı hatta ölü bedenleri hatırlattığı yönündeydi.

Son olarak bunu özellikle sormak istiyorum. Çünkü salgın sürecinde düzenli bir işi olan herkes hayatını sürdürebilirken, bağımsız ya da kısa süreli projelerde çalışan kişilerin işleri çok aksadı ve hayatlarını idame ettirebilmeleri konusunda maddi ve manevi güçlükler yaşandı. Bu açıdan sen de bir sanatçı ve tasarımcı olarak hayatını bağımsız ve süreli çalışarak geçiren bir kişisin. Bireysel ve toplumsal uyarmalar bu süreçte de karşına çıktı mı? İnsanların bakış açıları ve davranışları nasıldı?

Mart ayından beri herkes çok kaygan bir yüzeyde ayakta durmaya çalıştığı için birbirimizi biraz daha iyi anlıyoruz galiba. Belki de buna izin vermeye başladık. Kurumsal dünyada yer alan arkadaşlarımın hepsi çok geç saatlere kadar çalışmaktan şikayetçiyken şu an sıcak bir evde oturabildikleri için çok mutlular. Belki de pandemi ile birlikte neye ihtiyacımız var sorusunu daha derin sorgulamaya başladılar.

​Güvenli bir zeminde olma isteği bende çok ağır basan bir duygu, ihtiyaç. Ayın belli bir günü maaşımın yatması benim de özellikle bu dönemde sıklıkla düşündüğüm bir olgu oldu, bunu yadsıyamam. Bağımsız çalışıyor olmanın sıkıntılarını bu dönemde daha fazla hissettim, hissetmeye devam da ediyorum. Zaten hayat hep “rağmen”lerin etrafında dolaşıyor. Bir şeylere rağmen üretmeye devam edebiliyorsak daha kıymetli olduğunu hissetmiyor muyuz?

0
5771
1
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage