02 MART, PERŞEMBE, 2017

Yarıda Bıraktıkları İşi Bitirmeye Geldiler

Demet Evgar, Okan Yalabık, Bülent Şakrak ve Engin Hepileri kendi deyimleriyle yarım kalan işlerini tamamlamak için dokuz yıl sonra yeniden bir araya geldi. Haliyle şubat ayında prömiyer yapan oyunları 39 Basamak, aslında bir oyundan çok daha fazlası. 

Yarıda Bıraktıkları İşi Bitirmeye Geldiler

Önce konservatuar ardından Kenter Tiyatrosu derken dostlukları uzun yıllara dayanan dörtlünün bir araya gelişi sadece oyunla sınırlı değil. 39 Basamak’ın prodüksiyonunu üstlenen Müşterek adlı oluşumun mimarları da onlar. Daha doğrusu oyunu yeniden sahneleme kararı aldıktan sonra dostluklarının kimyasını yansıtan bir isimle ortaya çıkmış bu oluşum. John Buchan’ın kaleminden çıkan ve Patrick Barlow’un oyunlaştırdığı 39 Basamak ise dokuz yıl önce Kenter Tiyatrosu’nda yine Mehmet Birkiye’nin yönetmenliğinde sahneledikleri bir oyun.

Daha önce yönetmen yardımcılığı yapan Engin Hepileri’nin bu kez sahnede olması dışında, oyun kaldığı yerden devam ediyor desek yanlış olmaz. Zorlu Center Performans Sanatları Merkezi’nde sahne alan ekiple temsil öncesi buluşup 39 Basamak’ı onlar için özel kılan her şeyi konuştuk. 

Müşterek nasıl bir oluşum ve hangi motivasyonla kuruldu? 

E.H: Bizim birlikteliğimiz konservatuardan itibaren başladı ve yaklaşık 15 yıl Kenter Tiyatrosu’nun çatısı altında beraber çalıştık. Uzun yıllardır beraber iş yapan ve meslektaşlığın yanında çok sıkı dostluğumuz var. 39 Basamak’ı yeniden sahnelemeye karar verdiğimizde, aynı zamanda bu dostluğu karşılayan bir oluşum başlatmak istedik. Hepimizin aynı noktadan, eşit bir şekilde dokunabildiği bir oluşum. İsim ararken de buradan yola çıktık ve Müşterek’in amacına uygun isim olduğunu düşündük. Yani 39 Basamak’ı hayata geçirmek için çıktığımız yolda kendiliğinden kurulmuş oldu. Kendi yeteneklerimize hitap eden her sahne işini yapabileceğimiz bir platform aslında Müşterek. 

Bu yeni oluşum oyuna da yenilikler getirdi mi? Kenter Tiyatrosu’nda oynadığınız rejiden farklı mı bu kez?

O.Y: Değişimler var tabii. Aradan dokuz yıl geçtiği için aslında hepimizde değişimler oldu. Her şeyden önce oyuna bakış açımız bile değişti. Yıllar önce oynadığımızda kimi sebeplerden dolayı oyunu durdurmak zorunda kalmıştık. Ancak biliyorduk ki ne bizim ne de seyirci için tamamlanmamış, hepimizin içinde kalmıştı. Geçen bu süreçte her buluşmamızda bir gün yeniden oynayacağımızı söylüyorduk birbirimize, sadece zamanı belli değildi. Şimdiyse yarıda kalan bu işi tamamlamak üzere yola çıktık. 

Birlikte çok kez sahneyi paylaşmış, çok sayıda oyun oynamışsınızdır elbette. 39 Basamak’ın içinizde ukde kalmasını sağlayan asıl neden neydi?

D.E: Bu çok “oyuncaklı” bir oyun. Hele ki birlikte sahneyi paylaşmaktan keyif alan oyuncular için evcilik oyunu gibi. Hani çocukken mahallede oynamayı daha çok sevdiğiniz arkadaşlarınız vardır, hep onunla oynamak istersiniz. Onun gibi bir duygu bizimki. Hem oyunun içeriği hem de kadro gereği herkesin başına gelebilecek bir şans değil 39 Basamak. O yüzden diğer tüm işlerden ayrı bir yeri var bizde.

O.Y: Her oyunda paylaşım olur elbette ama 39 Basamak, dört kişinin bir kişi gibi davrandığı, bu yaşatabildiği bir oyun. Bu tanım da oyunla ilgili yorum yapan birinden alıntıdır bu arada.

B.Ş: Ayrıca çok sayıda rol olduğu için oyuncuya çok fazla deneme yapma şansı da veriyor. Keşke her oyuncunun başına gelse… Bence okullarda ders olarak bile çalıştırılmalı çünkü oyunculuk hayatı boyunca kaç kişiye denk gelir ki! Biz gerçekten şanslıyız.  

Bu kez Engin Bey sahnede ama Hakan Bey’in de desteği sürüyor sanırım.

B.Ş: Elbette. Bizim aile yemeklerimiz vardır, bu yemeklerden birinde “Oyunu yeniden oynamak için artık neyi bekliyorsunuz” diyerek bizi ateşleyen Hakan abi oldu. Ertesi sabah harekete geçmiştik. O nedenle onun etkisi tartışılmaz ki oyunda sesiyle de destek veriyor bize. Daha öncekinde Engin’in sesi vardı. Yani Engin kadroya yeni katılmış gibi görünse de daha önce her şeyiyle işin içindeydi. Yönetmen yardımcısı olarak dış gözlerimizden biriydi.

E.H: Dışarıdan bakması kolaydı tabii (gülüyor).

B.Ş: Aslında Engin’i biraz cezalandırmak için kadroya aldık (gülüyor).

E.H: Şaka bir yana içinde olması çok keyifli. Ayrıca kendi aramızda oyun üzerinde konuşmaya ve rollerdeki derinlikleri bulmak için çalışmaya devam ediyoruz. Bu konuda birbiriyle iyi anlaşan bir ekibiz. Sadece çıkıp oyunu oynayalım, eğlenelim değil bizimki, koyduğumuz bir hedef var önümüzde. Dokuz yıl önce oynanmış, üstüne o kadar yıl demlenmiş bir oyunu, şimdi yeni bir iddiayla bu hedefe ulaşmak için sahneliyoruz. Bunu yaparken de yakın arkadaş olmamızın konforunu yaşıyoruz. 

Peki Müşterek kendine has dili olan bir oluşum mu? Takip ettiğiniz bir akım var mı misal? 

O.Y: Kendimize bir alan yarattık ve henüz çok yeni. 39 Basamak ile hızlı başladık diyebilirim. Önümüzdeki dönemde kendimize has dili görebileceğimiz işler de olacak. Yarattığımız bu alan özgür bir platform. Yani sadece dördümüz için kurulmadı, başkalarıyla da paylaşıma açık. Gelecek fikirlere, projelere bizimde içimize sindiği sürece her zaman açığız.

E.H: Hepimizin bireysel oyuncu olarak da bir duruşu var. Bu kadar yıl sonra oluşturduğumuz ortak bir dil var ayrıca. En özet haliyle biz popüler değil, “iyi tiyatro” yapmak istiyoruz. Kenter Tiyatrosu’nda da böyle öğrendik, uyguladık ve şimdi de aynı şekilde devam ediyoruz. Yoksa bir yönü takip etmeye çalışmak kısıtlayıcı olur bizim için. Diğer yandan dört kişi gibi görünsek de sahne arkasında görev alan arkadaşlarla 16 kişiyiz aslında. Kaldı ki biz de sahne arkasında yetiştik, hala da herkes hangi görevi yapması gerekiyorsa orada devam edecek tabii. Dolayısıyla bu anlamda da kendi sözümüzü söylemeye devam edeceğiz.

B.Ş: Şunu da belirtmek lazım ki sahne arkasında görev alan arkadaşlarımızın hepsi oyuncu ya da oyunculuk eğitimi alıyor. Bu işin sevdalıları hepsi yani tam da hayalini kurduğumuz, olmayı istediğimiz şeyin içindeler. Bunun ortamı sağlamış olmak ayrı bir keyif. 

Müşterek’in bir mekanı yok sanırım. Provaları nerede aldınız?

D.E: Benim Hata Yapım Atölyesi adlı, içinde farklı departmanların bulunduğu bir mekanım var, oyun orada çıktı. Mekan sıkıntısı yaşamadık bu yüzden. Aslına bakarsanız orası da hepimiz için yapılan bir platform oldu bu yönüyle. Yoksa ben tek başıma kapıları kapatıp ne yapacağım (gülüyor). 

Oyunun provaları dışında kondisyon için de bir hazırlık süreci olmuştur diye tahmin ediyorum. Hazırlıklar ne kadar sürdü?

D.E: Bunların dışında prodüksiyonu da biz yaptık ve haliyle sorumluluk daha fazlaydı. Kenter Tiyatrosu’nda da hiçbir zaman sadece oyuncu olarak yer almamıştık, onun meyvelerini topladık diyebilirim. Ne olursa olsun bu kadar büyük bir prodüksiyonun bu kadar şık bir şekilde çıkması bizi mutlu etti. Burada tabii Mehmet Birkiye’nin emeği büyük. Yaklaşık bir buçuk ay, yoğun bir tempoyla sürdü hazırlıklar. Tabii 39 Basamak çok hareketli bir oyun olduğundan kondisyon istiyor. Yani fiziksel hazırlık olmadan çıkıp bu performansı sergileyeme çalışsak ertesi gün yataktan kalkamazdık. O süreci Alpaslan Karaduman ile geçirdik ve bedenlerimizi oyuna çok iyi hazırladı.  

Oyun o kadar tempolu ki alkış sonrası kuliste kendinizi koltuğa atacakmışsınız gibi hissediyor insan. Bu bir yanılsama mı yoksa gerçekten çok yoruluyor musunuz? 

B.Ş: Aksine enerjimizi daha da artıyor. Akşam sporu oluyor bize (gülüyor)

E.H: Şöyle söyleyeyim: Kimi zaman öyle oluyor ki bir kere daha oynayın deseler oynarım. 

Oyunun temposundan bahsettik hep. Kimi oyunlarda bu ritim seyirciyi yorabiliyor ama 39 Basamak’ta böyle bir durum yok. Bu ayarı veren reji mi, metin mi, oyunculuklar mı?

D.E: Bu dünyanın birçok yerinde oynanmış ve hala oynanmakta olan bir format aslında. Oynayan her ekip kendi içinde yeni bir şey teklif ediyor seyirciye. Format tek ama mizah temposu farklı.

O.Y: Demet’in dediği gibi bu oyunun yazım matematiği itibariyle birtakım köşeleri var. Bunlar eğrilemez, dönüştürülemez. Yaparsanız oyunu oynamanın anlamı kalmaz. Ama elbette tüm dünyada aynı sandıklarla, merdivenlerle oynanıyor. Bunun ardında kalan tüm detaylar, işi yapanların detaylarıyla bezeniyor. Dolayısıyla bahsettiğiniz ayar rejinin aritmetiğinde saklı. Yoksa sahnedeki boş bir tempo herkes açısından çok yorucu olurdu. 

39 Basamak’ın metnindeki ortak beğeniniz aşikar. Peki sizi en çok etkileyen tiyatro yazarları kimdir diye sorsam...

B.Ş: Bir gün bu cevabı vereceğimi söyleseler çok gülerdim ama Shakespeare’i seviyorum. Yaşım artık 40 olduğu için mi bilemem, gençken pek hoşlanmıyordum açıkçası. Gün geçtikçe Shakespeare’in dehasına daha da hayran kalıyorum. İtiraf etmeliyim ki eskiden oynanmasının gerekliliğini bile tartışabilirdim (gülüyorlar).

O.Y: Ben de Çehov’u okuldayken anlayamadığımı fark ettim. Tabii ki çok çalışıyorduk üstüne ama gerçekten anamıyordum. İlginçtir, Kış Uykusu’nu izlediğim zaman Çehov ile ilgili bir uyanış yaşadım.

D.E: Ben de Çehov’un Martı oyunu için komedi olarak yazıldı dediklerinde, dalga geçiyorlar diye düşünürdüm. Yaş ilerledikçe mizah anlayışı da başka bir yöne evriliyor sanırım. Diğer yandan Arthur Miller ayrı bir yerdedir bende. Ayrıca Adalet Ağaoğlu’nun da dünya çapında bilinmesi gereken bir yazar olduğunu düşünüyorum. Hala hakkıyla oynanamamış metinleri var bence. Yeni ve yerli isimlerden Berkun Oya, Özen Yula, Deniz Madanoğlu gibi çok beğendiğim isimler var.

O.Y: Aslında tiyatro gerek mutfağıyla gerek sahnesiyle derin bir sessizlik ve tekrardan sonra zirve yaşıyor son dönemlerde. Gerçi adına alternatif tiyatro deniyor, onun bir kavram kargaşası olduğunu düşünüyorum. 90’larda çıkan özgün müzik kavramı gibi (gülüyor). Ama adı ne olursa olsun çok umut verici gelişmeler bunlar. 

Karmaşayı yaratan alternatif ismi mi?

D.E: Evet, biraz yanlış anlaşılıyor galiba çünkü hiçbiri alternatif değil aslında. Beki daha grotesk, farklı bir dildir alternatif olan. Gerçi tiyatronun özüne inince groteski bulduğumuz için o bile bir alternatif olamaz.

E.H: Yapılan işle örtüşmeyen bir isim. Yapılan her şey bir alternatif aslında. Garip bir şekilde öyle isimlendirildi ama Okan’ın da dediği gibi önemli olan ortaya çıkan işler. Onlar şimdi iyi kumpanyalar, küçük tiyatrolar olarak çok güzel oyunlar çıkarıp ödül alıyorlar. Bizler de keyifle izliyoruz. 

39 Basamak bir sonraki sezon da devam edecek. Müşterek’in başka projeleri de var mı buna ek olarak?

D.E: Okan’ın müzikle ilgili bir projesi var, hepimizin neler yapabiliriz diye onun üzerinde çalışacağız. Onun dışında Engin’in tiyatrosu Tiyatro.İN ve benim Tiyatro Pangar tarafında sürpriz gelişmeler var. Tabii bunlar masada konuşulup kalan projeler değil. Artık hayaller kurup kurup “keşkeler”le geçireceğimiz yaşlarda değiliz ve ekibime konuştuğumuz her şeyi eyleme döktüğü için çok teşekkür ederim. 

Son olarak oyun seyirciye ne vadediyor? Seyirci 39 Basamak’ı neden gelip izlesin?

B.Ş: Sadece bu oyunu değil, tiyatro izlesinler bence. Bize de gelsinler tabii, iyi bir oyun.

D.E: Bülent’i bir de dekolte elbiseyle görmek istiyorlarsa kaçırmasınlar (gülüyor)

O.Y: Ben bir vaatte bulunmak istemiyorum. Gelip izlesinler, üstünde konuşalım derim.

E.H: Az önce konuştuğumuz şeyler bizim için önemli. Biz “iyi” tiyatro yapmaya çalışıyoruz. Seyirciye çok büyük şeyler vadetmiyoruz ama vadettiğimiz kadarının karşılığını da vermeye çalışıyoruz. Seyirci de sağolsun, salonu doldurarak bu emeğin karşılığını veriyor. En güzeli de bu sanırım, her şeyiyle dolu dolu oynuyoruz. 

OYUN PROGRAMI

1 Mart Çarşamba-Zorlu PSM Drama Sahnesi.

2 Mart Perşembe-Zorlu PSM Drama Sahnesi.

11 Mart Cumartesi- Caddebostan Kültür Merkezi.

24 Mart Cuma-Tepekule Kültür ve Kongre Merkezi.

25 Mart Cumartesi-Tepekule Kültür ve Kongre Merkezi.

0
5592
3
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle