29 KASIM, CUMA, 2019

Sınıfsal Bir Çarpışmanın Gerilimi: Parazit

Bong Joon-ho’nun Cannes Film Festivali’nden Altın Palmiye ile dönen, sistemin çarklarını döndürenlerle bu çarkın altında kalanlara bugünden bakan, yavaş yavaş kontrolünü kaybeden ve sözünü esirgemeyen yeni filmi Parasite (Parazit) üzerine bir yazı.

Sınıfsal Bir Çarpışmanın Gerilimi: Parazit

Yaşadığı dünyanın, içinde yarattığı huzursuzluğu filmlerinde farklı perspektiflerden izleyiciye sunan Güney Koreli yönetmen Bong Joon-ho’nun Altın Palmiye kazanan son filmi Parasite, gelir eşitsizliğinin toplumsal yapıda oluşturduğu uçurumu mizahi anlarla süslü keskin bir trajediyle -belki iddialı ama- kusursuza yakın bir şekilde sunuyor izleyicisine.

Bong Joon-ho, bir röportajında çevresini saran gerçekliğe derinden dalmak amacıyla bu filmi yapmaya karar verdiğini söylüyor. Zaten kendi hayatlarımızda da bu meseleye kafa yorduğumuzu belirten yönetmen, son yıllarda bunun sinemadaki yansımalarının altını çiziyor. Bong Joon-ho, toplumdaki sınıf meselesini işleyen Us’ın yönetmeni Jordan Peele, Shoplifters’ın yönetmeni Hirokazu [Kore-eda] ve Burning’in yönetmeni Lee Chang-dong ile “Sanki sınıf meselesi hakkında nasıl konuşmamız gerektiği konusunda büyük bir toplantı için bir araya geldik, bu çok doğal bir şekilde oldu.” diyor. Bong Joon-ho, yaşadığımız dünyada zenginin gittikçe zenginleşmesi, fakirinse bir çıkış yolu ararken bile gittikçe fakirleşmesi söz konusuyken ağır yaşam şartlarına göz yummuyor ve çevresini saran bu gerçeği ince ince işliyor filminde.

​Bittikten sonra bir süre daha koltukta oturup düşünmeye devam ettiren filmlerden biri Parasite. Tam isminin hakkını veriyor. İçeriye girme fırsatı bulduğu anda kendine yer edip, orada yaşamını sürdürmeye ve bu sayede aklının içinde bir süre daha taşımaya mecbur bırakıyor izleyicisini. Sunduğu hikâye, anlatış tarzı, kullandığı ögelerle içinde bulunduğumuz dünyanın, bizi çarkları içinde yutan sistemin somut bir göstergesi bu film. Bütünlüğünü, akışkanlığını kesmeden değişen duygusuyla ikiye ayırıyor. İlk bir saat içinde her şey normal seyrinde ilerlerken hatta yer yer güldürürken bir noktada yaşanan kırılmayla kalp atışları kademeli olarak yükselmeye, gerilim artmaya başlıyor. 

Film, yoksul bir aile olan Kim’lerin bir vesile ile tam da işe ihtiyaçları olduğu bir zamanda hayallerinin sınırlarını zorlayacak zenginliğe sahip Park ailesinin evinde çalışmaya başlamalarını ve ardından gelişen olayları konu alıyor. Evet, basit bir şekilde açıklanmak istense böyle söylenebilir ama gerçekten bundan daha fazlasını veriyor seyircisine Parasite. Sistemin dışına atılmış bir ailenin sistemin içinde konforlu bir yaşam sunan ailenin içine girip açtıkları delikte yaşamaya çalışırken deforme olan bu alanda önü alınamaz bir girdaba sürüklenişini konu alıyor.

​Film oldukça çizgisel ilerliyor ki izleyiciyi cezbeden özelliklerinden biri bu. Her şey birbiri ardına gelişiyor, dozunda verilen gerilim doz aşımına ulaşırken bilincimizi tamamen sarmasına sebep oluyor. 

Sınıf Farkının Pencereden Gördüğü Dışarısı

Bong Joon-ho, iki farklı sınıfı keskin yaşamsal pratiklerle ayırıyor. Film, görüş açısının araba tekerlekleri ve yoldan geçenlerin ayaklarını görecek kadar dar olduğu, kurumaya bırakılmış tavan askısındaki sıra sıra çoraplarla bir bodrum katında açılıyor. Burası Kim ailesinin şehrin yoksul mahallelerinden birinde yer alan dairesi. İçerisi dört kişilik bir ailenin yaşaması için oldukça küçük ve böcekler tarafından istila edilmiş durumda. Tuvaletin tavana yakın, sokağa bakan penceresinin ise göz hizasından yukarıda oluşu ait oldukları ekonomik sınıfın göstergesi.

İleriki sahnelerde Park ailesinin yaşadığı muhiti, evlerinin muazzam tasarımı ve dışarıyla ilişkilerini kuran pencerelerinden görünen adeta bir tabloyu andıran bahçe manzarasıyla sahip oldukları zenginliğin altı çiziliyor. Hatta evlerinin ünlü bir mimar olan Namgoong tarafından yapılmış olduğu bilgisi bile geçiliyor. Yönetmen bu iki sahnedeki farklı sosyal tabakaya ait insanların yaşam alanlarını keskinleştirmek için semtler arasındaki geçişlerde ışığın derecesiyle oynuyor. Daha temiz, daha parlak ve daha karanlık, daha kirli.

​Bu iki ev arasındaki diğer fark da yerde mobilyaların altında gezen canlıların farklılıkları. Kim ailesinin evini istila eden hamam böcekleriyken Park ailesinin evini istila edenlerse evlerinde çalıştırdıklarını sandıkları ama bu evde bir yaşam alanı yaratmaya çabalayan Kim ailesi. Kim ailesi sokak ilaçlamasıyla bu böceklerden kurtulmaya çalışsa da Park ailesinin bu istilanın önüne geçmesi pek mümkün olmuyor. 

Yoksulluk ve Kader 

Yoksulluk genel anlamıyla Kim ailesinin ekonomik ve sosyal durumunu tanımlıyor hatta aynı zamanda günümüzden bir yoksulluğu anlatıyor. Örneğin wi-fi hayatlarında önemli bir yoksunluk. Yiyecek alacak parayı pizza kutusu katlayarak kazanan Kim ailesi, pizza kutularını daha hızlı katlayabilmek için “how to” videosu izliyor. Bu noktada filmde çokça denk geleceğimiz bilinmeyen bilgiyi internetten edinmek konusu çıkıyor. Yoksul olmak, cahil olmak anlamına gelmiyor onlar için. Bilinmeyen bilgi yoktur, öğrenilmeyen bilgi vardır bilinciyle hareket ediyorlar. İşverenlerine paraya ne kadar ihtiyaçları olsa da boyun eğmiyorlar. Yoksul olmak kabullenmeyi gerektirmiyor Kim ailesi için.

Kim ailesinin kaderini değiştiren ilk hamle, evin oğlu Ki-woo’nun arkadaşı sayesinde oluyor. Zengin aile olarak karşımıza çıkacak Park’ların kızına ders veren Min, yurt dışı eğitimine giderken dersleri Ki-woo’ya aktarmak istiyor. Min ayrıca Kim ailesinin evine gelirken elinde uğur getireceğine inanılan bir taş getiriyor. Bir düşünün böyle uğur temalı objelerin -fil, nar, taş vs.- neredeyse her kültürde bir karşılığı var ve bu taşlar niyeyse sadece dar gelirli ya da yoksul insanlara uğur getiriyor. Yine burada da kaderlerini yönlendiren pek çok eşikte bu taşın bir rolü oluyor. Ama bu taşın aileye uğur mu, uğursuzluk mu getirdiği tartışmalı.

​Akıllarını ve biraz da kurnazlıklarını kullanarak ilerledikleri her adımda aslında kaderlerine yön verip gelecek planlarının ufkunu genişletseler de hesaba katılmayan küçük bir taş tüm gidişatı bozuyor. Ellerindekini iyileştirmek, bir sonraki aşamaya geçmek hayalken ellerindekilerden de olmak söz konusu olabiliyor. Kaderi değiştirmek her ne kadar kişinin elinde olduğuna inanılsa da bunu çürütüyor Parasite.

Ait Olunan Sınıf, Sanat Bilincini Belirler mi?

Sanatla ilgili “anlama” konusu birkaç yerde geçtiği için üzerinde durulması gerektiğini düşündürüyor. Mi’nin Kim ailesine getirdiği taşı gören baba Ki-taek önce minnet duyuyor ve bunun sanatla ilişkili olduğunu sanıyor ve soyut bir eser olduğuna kanaat getiriyor. Zengin aileye mensup Min, Ki-taek’in sanattan anladığını düşündüğünü tebrik eder bir ifadeyle belirtiyor. Bunu daha sonra Park’ların evine ilk derse gittiğinde Ki-woo’nun duvarda yer alan bir resme yaptığı yorumu evin annesinin “sanattan anlıyorsun” tavrında görüyoruz; çünkü sanattan anlamak yalnızca zengin sınıfa bahşedilmiş bir yetenek olduğu için sınıflarından olmayan birinin anlaması alkışlanacak bir durum olarak hissettiriliyor. Ancak Kim ailesinin Park ailesine en önemli hamlelerinden biri de yine sanatla oluyor. Ki-woo’nun kardeşi Ki-Jung’un eve girişi Park ailesinin haşarı çocuğunu uysal bir hâle getirmek için sanat terapisti kimliğiyle oluyor -ki aslında öyle bir kimliği yok ama kendi yöntemleri var-. Kim ailesinin en yetenekli ve akıllı bireyi kızları Ki-Jung olarak görülüyor. Photoshop’ta sahte belgeyi kusursuz yapabilmesi, soğukkanlılığı ve pratik zekası bunu sağlayan özelliklerinden birkaçı. 

Yemeklerin Sınıflar Arası Doyurganlığı

Başlarda günlük yiyecek sağlamak konusunda bile sıkıntı yaşayan Kim ailesinin giderek karınlarını dolu dolu doyurmaya başladığını görüyoruz. Gelir arttıkça evdeki biralı kutlamalar, şoförlerin yemek yedikleri yerde kendilerine “ziyafet” çekmelerine kadar varıyor. Asıl hunharca yeme keyif Park ailesinin evinde kaldıkları akşam yaşanıyor. Hatta o kadar bilinçsiz bir tüketim söz konusu oluyor ki Ki-Jung köpeklerin mamalarından birini yediğini fark ediyor.

​Baktığımızda Park ailesi ise öyle değil. Ders çalışılırken meyve yeniyor. Erik suyu içiliyor, paketli ve tertemiz ürünler tüketiliyor. Hatta evin annesi kamptan dönerken yaklaşık 8 dakika içinde “ram-dom” adındaki yemeğin hazırlanmasını istiyor. Bu yemeğe Bong Joon-ho şöyle bir açıklama yapıyor: “Biri siyah fasulye diğeri ise baharatlı deniz ürünü aromasına sahip iki çeşit eriştenin karışımı ile hazırlanıyor. Ve bu sadece çalışan sınıfın değil orta sınıfın da popüler bir yiyeceği. Zenginler genellikle pahalı organik yiyecekler yer bu yemeği tercih etmezler ama çocuklar için hâlâ popüler; çünkü zengin çocukları da çocuktur sonuçta. Hâlâ aynı lezzet zevkine sahipler. Ama anne zengin olduğunun altını çizmek için bu hazır ve hızlı yemeğin üzerine sığır filetosu ekletir. Gerçekten kimse böyle yemez, bu benim yaratımım.” Böyle bakıldığında her şeyin en ince ayrıntısına kadar düşünülmesi filmin, izleyicisini dört koldan sarmasını sağlıyor.

Kardeşim Deme Bana

Filmin çözülmeye başlaması, Park’ların küçük çocuklarının doğum günü için kampa gittikleri gece yaşanıyor. Kim ailesi bu evdeki herkesi belli oyunlarla işinden ederken sadece kendilerini düşünüyor -hakkını yememek gereken baba Kim yerine geçtiği şoförün durumunu merak ediyor- ve kendi refahları için hareket ediyorlar. Bu eve girebilmek kendilerinde ilerde böyle bir evde hatta bu evde yaşama hayalini perçinliyor. Bu hayaller bir zil sesiyle bozuluyor. Evin eski hizmetçisinin eve gelişi bir gerçeği gün yüzüne çıkartıyor. Bu ziyaret filme üçüncü bir ailenin de hikâyesini dâhil ediyor. Park ailesine evin eski sahibi ve mimarından miras kalan hizmetçinin, evinin alt katında eskiden Kuzey Kore’den gelecek saldırılardan korunmak için mimar tarafından yaptırılmış sığınakta yaşayan kocasının varlığı ortaya çıkıyor. Bu duruma Kim ailesinin annesi asla taviz vermiyorken tüm ailenin patır patır merdivenlerden çaresiz karı kocanın önlerine düşmesi güçlü kartın el değiştirmesini sağlıyor. Ve kadın tüm bunları kaydedip Park’lara göndermekle tehdit ediyor Kim’leri. Aynı sınıftan iki ailenin birbirlerine karşı acımasızlıkları da en az üst sınıfla olan çatışmaları kadar sert oluyor. Birbirlerine söyledikleri “Kardeşim” sözcüğünü kabul etmemeleri, birbirlerine acımamaları bir nevi infazlarını gerçekleştirmek için tek tuşa basmakla tehdit etmelerine kadar varıyor. Yine teknolojinin nimetlerinden yararlanılırken burada bir kez daha sanattan anlayıp anlamamak meselesi çalınıyor kulaklara. Eski hizmetçi ve kocası Kim ailesine bu evin boşluğunda sadece hunharca yiyip içerek zevk almaya çalıştıkları için hakaret yiyorlar. Kendilerinin eskiden büyüleyici bahçe manzarası gören salonda sanatsal bir zevk aldıklarını hatırlıyorlar. Hatta sanattan anlamamakla birbirlerini itham edebildikleri bir diyalog serisi de geçiyor aralarında. Bakıldığında bu iki aynı sınıfa mensup ailenin niyetleri bulundukları alanı ele geçirmek değil, insani koşullarda hayatta kalmak. Ve bunun için aralarında başlayan mücadele hikâyenin gerilimini ateşliyor.

Bir Ailenin Kokusu

Uzun süre aynı apartmanda yaşadığınızda her dairenin -kapısı açıldığında dışarıya saldıkları- kokusunu burnunuz tanımlar. Arkadaşlarınızın ten kokuları burnunuza yerleşir, gözünüz kapalı olduğunda bile tanırsınız onları. Bu aslında ailelerin soyadları gibi onları tanımlayan ortak özelliklerinden biridir. Bir ailede herkes o ten kokusuna sahiptir. Bu yenen yemeklerdeki baharatlar, kullanılan temizleme malzemelerinin kokusu, anatomik ortaklıklar, yaşanılan evin havası gibi daha pek çok bileşenden meydana gelir.

​Park ve Kim ailesinin arasındaki samimiyetin kırılması koku yüzünden olur. Park ailesinin babası aileye, sınıfa ait kokuyu aşağılayıcı bir üslupla tanımlar: Nefes alınamayacak derecede olduğu, bozuk turp gibi koktuğu hatta ileri giderek metroya binen insanların kokusu gibi olduğunu söyler. Tüm bunlardan önce kokuyu Park’ların küçük oğulları ortaya çıkartır. Ablasının öğretmeninin, kendi terapistinin, hizmetçinin ve şoförün aynı koktuğunu söyler, bu ortaklığa annesi ve babası kulak asmaz. Ama koku önlenemez bir varlığa sahiptir saklanamaz, maskelense de yine ortaya çıkar. İyi niyetli olmayan koku yorumu bir aileyi, bir sınıfı hakarete uğratır. Hakarete uğramak, onurunun kırılması karşı tarafa duyulan saygı ve sevgiyi de değiştirir. 

Yağmurun Belirleyiciliği

Yağmurun filmde gizli başrolü var. Kim ailesinin ve Park ailesinin dışarıyla olan ilişkisini belirleyen pencere, yağmurun da bu iki aile ile arasındaki ilişkiyi belirliyor. Kim ailesi dışarıyı Park’ların evinin salonundan masalsı güzelliğiyle izlerken bir anda yağmur sebebiyle Park ailesinin eve dönmesi ve ardından Kim ailesi’nin evden kaçarken sokaktaki koşuşturmaları ve evlerindeki durum konforlu bir alanda izlerken huzur veren hava durumunun bir anda hayatlarını nasıl alt üst ettiğini de gösteriyor. Bir yandan huzurlu, sıcak bir alanda hatta “kaliteli” bir çadırda bile sorun yaratmayan yağmur, yüzlerce insanın hayatının kabusa dönemesine neden oluyor, hatta evsiz bırakıyor.

​Her izleyenin farklı ayrıntılar bulabileceği, farklı anlamlar çıkartabileceği yılın en iddialı yapımı Parasite. Karakterlerin her birine hayat veren oyuncuların sahiciliği, profesyonelliği, kullanılan hikâyenin en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş olması seyir keyfini yükselten etmenlerden. Bong Joon-ho, Parasite ile neyi, nasıl ve ne kadar anlatacağını bilerek hem kendi filmografisine hem de sinema tarihine şahane bir film ekliyor.

0
6374
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle