10 OCAK, ÇARŞAMBA, 2024

“Hamiyet, Çocukluğumdan Kalma Bir Figür”

İrfan Alış ile Peyk’in ilk müzikali olan ve gerçek bir hikâyeden uyarlanan Bir Peyk Müzikali: Hamiyet’i konuştuk.

“Hamiyet, Çocukluğumdan Kalma Bir Figür”

Geçtiğimiz yıl 25. yaşını kutlayan, Türkiye’de indie müziğin önde gelen temsilcilerinden Peyk’in ilk müzikali Hamiyet, 27. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında 10- 11 Kasım 2023 tarihlerinde Fişekhane'de ilk kez izleyiciyle buluştu. Hamiyet, İrfan Alış’ın hikâyesi bağlamında Deniz Madanoğlu tarafından kaleme alındı. İstanbul’un dışında bir işçi mahallesinde iki kızı ve kocasıyla birlikte sakin bir hayat süren, 80 darbesiyle hayatı değişen Hamiyet'in hikâyesini anlatıyor bu müzikal. Aslı İnandık’ın performansıyla hayat verdiği Hamiyet, İrfan Alış'ın çocukluğuna saygı duruşu diyebiliriz. Kitlesel müziğe karşı dursalar da, yazdıkları müzikle zamanın ruhunu anlatan grubun 25 yıllık sanat anlayışının sahneye yansıması olarak yorumlayabiliriz bu müzikali. Hamiyet için hazırlanan şarkılar, danslar, sinemaya saygı duruşu, güçlü senaryosu ve görkemli oyunculuklarıyla Bir Peyk Müzikali: Hamiyet üstüne İrfan Alış ile konuştuk. 

27. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında büyük ilgi gören oyunlardan biriydi Hamiyet. Bu müzikal kimin hikâyesi? Çıkış noktasından bahseder misiniz?

27. İstanbul Tiyatro Festivali’nde Hamiyet aslında şarkı olarak yazılacaktı ama Işıl Hoca bizi bir müzikale yönlendirdi ve biz de oradan hareketle şarkı fikrini müzikale doğru kaydırdık. Şarkı fikri bu şekilde değişmiş oldu. Hamiyet uzun bir şarkı olacaktı, o amaçla başlandı ama ifade ettiğim gibi müzikale döndü.

Her sanat eserinin bir yolculuğu vardır, kendini yazdırır. Hamiyet, kendini nasıl yazdırdı? 

Her sanat eserinin bir sanat bir yolculuğu vardır ve kendini yazdırır. Hamiyet’in hikâyesi, gerçek bir hikâyeye dayanıyor. Hamiyet, benim çocukluğumdan kalma bir figür. Onu şarkı yapmayı düşünüyordum, bu anlamda bir sorumluluk vardı. Çünkü o bir kadının kayboluşuydu! Daha sonra biz onu, ölümsüzleştirmek istedik. Sıradan bir kadının yok oluşu normalde üçüncü sayfa haberleri içindir ama biz onu değerli bir tiyatro eserine çevirmek için yola çıktık. Bu işe bu şekilde başladık.

Hamiyet, kişisel bir hikâyeden yola çıkarak, bir dönemin acılarını da anlatıyor. Bir kadın hikâyesi, ancak bu kadar güçlü anlatılabilir. Aslı İnandık, Hamiyet rolüyle son dönemin en iyi performanslarından birine hayat veriyor.

Bir dönemi anlatmak… Text’in gelişimi birçok insanın fikri olarak katılmasıyla oldu. Ama bunları toparlayan insan Deniz Madanoğlu’dur ve ona pek çok ayrıntı kattı. Bu anlamda çok önemli şeyler yaptığını söyleyebilirim. İnanılmaz yaklaşımları oldu. Text’e derinlik ve zenginlik kazandırdı. Aslı İnandık ve diğer oyuncularımız, yani cast’ımız çok güçlü… Mesela Seher rolündeki Esra da çok iyiydi. Cast’ın hepsi çok iyi doldurdu. Yazım süreci de çok hızlı gerçekleşti ve biraz spontane oldu diyebilirim. Beklediğimizin çok üstünde sonuç elde ettik ve bu biraz da güzel rastlantı ve şansla oldu. Tabii Işıl Hocamızın da burada yorum, reji anlamında büyük katkıları oldu. Text’in gücünü on katına çıkaran harika fikirleri oldu. Bir mucize gerçekleşti. İnanılmaz bir an yakalandı. Müziklerle, herkes bir bütün oldu, konsantre oldu. Nasıl yaptığımız konusunda hiçbir fikrim yok ama çok yetenekli insanlar bir araya geldi ve herkes yapabileceğinin en iyisini yaptı.

25 yıllık Peyk grubunun eserleri dışında Hamiyet için hazırladığınız şarkılardan söz eder misiniz? 

Hamiyet müzikali için bayağı şarkı yaptı İpek. “Sinema” bunlardan bir tanesi, “Masumiyet”, “Bu Ne Bela”, “Hamiyet”… Yani bu müzikalin asıl şarkısı “Hamiyet”. Bunun yanı sıra oyunun altında yani bir fare tiradı var, Aslı’nın son sahnesi, muhteşem sahnesi, onun altında Özgür’ün yazdığı bir piyano parçası var. Onlar da bence birlikte bir şarkı, ben öyle düşünüyorum. O müzikale gelen insanlar -müzikal olarak büyük bir doygunluk- oyunculuklarla birlikte tabii mizansen ve rejinin de eklediği şeylerle müziğin çarpı on olduğunu görecekler. Hamiyet bizim için kendimizi aradığımız bir süreç oldu. Hepimiz yaralarını açtı, geçmişimize döndük. Ülkede o kadar çok Hamiyet varmış ki daha doğrusu Hamiyetler! O bize bir yol açtı ve biz de yaparken derinden etkilendik.

Hamiyet'in izleyici üzerindeki tesiri oldukça güçlü, kolay kolay etkisi geçmiyor. Bu duygu yoğunluğunu neye bağlıyorsunuz?

Hamiyet’in seyircideki etkisi inanılmaz. Oyundan sağ çıkamıyorsunuz. Hamiyet duygu yoğunluğu açısından bizi çok etkileyen bir oyun. Oyunu oynadıktan sonra biz de o günü onun tesiri altında geçiriyoruz, belki de o haftayı. İnsanlar salondan gözleri yaşarmadan, ağlamadan çıkamıyor gibi. Yani böyle bir şeyi bilmiyorum. Benim bir tiyatro geçmişim yok. İnsanlar her oyun için böyle mi tepki verir bilmiyorum ama Hamiyet garip bir oyun. Oraya gelen insanların büyük çoğunluğu ağlıyor ve bizler de öyle. Özellikle son sahnelerde kendimizi tutmak istiyoruz. Bilemiyorum bir büyü, bir sihir gibi bir şey ve adını koyamıyorum. Ama Hamiyet, çok çok değişik bir şey.

Sanatın sağaltıcı gücüne inanır mısınız? Hamiyet izleyenlere ayna tutuyor, ne dersiniz?

Ben sanatın sağaltıcı gücüne çok inanırım. Sanat, insanların terapisidir. Sanatın çok olduğu her yer insanların daha iyiye, daha güzele gittiği bir ülkedir. Sanatın çok olduğu yerler mutluluğun ya da saygının, toplumsal güzelliklerin fazla olduğu yerlerdir. Tabii ki gerçek sanattan bahsediyorum! Çünkü sanatın da ticarileştiği ve yozlaştığı çok yer var. Hamiyet ise gerçek sanat yapmaya en yaklaştığımız nokta olabilir. Bizim arkadaşlığımızın, ekibimizin, hocamızın ve tabii ki text yazarımızın, herkesin çok büyük katkısı var. İzleyenlere ayna tutuyoruz, belki de ayna tutmuyoruz aslında herkesin gerçek sanattan etkilenme durumu var. Biz de onlardan biriyiz. Yaparken de oyun oynarken de diğer arkadaşlarımızı seyrediyoruz, onların verdiği yüce katkıyı görünce biz de etkileniyoruz ki içindeyken bile etkileniyoruz. Bu aynanın nereye tutulduğunu bilmiyorum; izleyenlere mi, kendimize mi tutuyoruz bu aynayı? Yoksa bu ayna bu sağlam mı, kırık bir aynı mı? Bilemiyorum ama bizi mahvettiği kesin.

Müzikal demişken, Peyk’in klasikleşmiş şarkılarından söz etmeden olmaz. Bu şarkıların çıkış sürecinden bahseder misiniz? Kimleri okursunuz? 

Peyk müzikali için klasikleşmiş eski şarkıları kullandık. Çok güzel oturdu o şarkılar. “Kahır”, “Dol Gözüm”, “Denizdeyim” bunlardan birkaçı. O şarkılar tiyatroya zaten uygunmuş, biz bunu gördük. Işıl Hocam şarkılarımızın tiyatroya çok yakıştığını hep söyledi ve çok büyük bir saygı duydu. Bizi çok onore etti, bize çok inandı. Biz de hocamızın bir dediğini iki etmemeye çalıştık. Tabii bu şarkılar arasında çıkış süreci çok uzun yıllara dayananlar da var. Genelde hayatın içinden, sokaktan ve kendi hikâyelerimizden yola çıkıyoruz. Ben çok şiir okurum, Cemal Süreya’dan çok etkilenirim. Aynı şekilde Orhan Veli’den… Bunun dışında Metin Eloğlu’ndan, Yaşar Kemal’den çok etkilenirim. Onların betimlemeleri… Müzik olarak bende bir mizansen yaratmak fikri oluştu, o okuduklarımdan. Müzik, bir insanın kafasında bir mizansen, bir alem yaratmalı ve müziğin bir alemi olmalı.

​“Sinema” şarkısını ben atölye olarak açardım. Buna pandemi sürecinde çok yoğunluk verdim. Bir tanesi dışında hepsini ücretsiz yaptım. Şöyle düşünüyorum; müzik yapmayı birine öğretmek değil de müzik yapma sürecindeki tecrübelerimizi birine anlatmak, aktarmak gibiydi. O dönemde ben de her atölyede bir şarkıya başlarım genelde. “Sinema” parçasında biraz da Hamiyet ile ilgili bir sinema sahnesi vardı aklımızda. O yüzden konuyu seçerken şarkı vardı kafamda ama konuyu seçerken sinemaya doğru gittim. Çünkü Hamiyet’in hikâyesi yazılırken aklımda nedense Avcılar’da yazlık bir sinemayı hayal ediyordum ve konu olarak da onu seçtik. Şarkı çok tatlı bir şarkı oldu ve birlikte söylendiği için de çok güzel. Peyk olarak çok iyi düzenledik ve ekip ona çok güzel hayat verdi. Hocam da tabii bir mizansen yaptı. O da mükemmel bir sahne oldu. Şarkı onun için yaratılmış gibiydi. 

Sizi ilk kez bu müzikalle tanıyacak olanlara neler söylemek istersiniz?

Bizi ilk kez bu müzikalle tanıyacak olanlar için çok seviniyorum. Çünkü bizi en başarılı işimiz ile tanıyacaklar. Ama bunu tabii Peyk olduğu için değil, bizi çok iyi anlayan bir ekiple ve belki de kendi Peyk kariyerinin en önemli işini yapmış olarak tanıyacaklar. Peyk şarkılarını bu müzikali severek ve ona saygı duyarak dinlediklerinde bu bizim için bir avantaj olacak. Çok sevecekler, bunu biliyorum. Çünkü ben çok seviyorum Hamiyet’i. Tabii işimde o duyguyu yaşıyorum, üzülüyorum. Ama Hamiyet, çok samimi ve çok gerçek. Ve ilk kez bizim müziğimizle tanıştıklarında onlar da bizi daha çok sevecekler, bunu biliyorum. Bu şekilde düşünüyorum.

Hamiyet, tiyatroya bakışınızı nasıl değiştirdi? Konserde izleyiciyle buluşmak ile tiyatro izleyici arasında fark var mı? 

Gerçek şu ki Hamiyet’ten sonra yaptığımız konserler başka olmaya başladı. İnsanlarla iletişimimiz değişti. O kaskatı durduğumuz sahneleri artık bir tiyatro sahnesi gibi düşünmeye başladık. Daha önceden hep ayakta durur, mikrofonla hep aynı tarz şeyler yapardım ama sonra Hamiyet’te hocamın yaptığı bir iki şey vardı ve sahneye de o gözle baktım. Mesela sahnede gözüme bir yer belirdi, bizim de “Derdini Bul” adlı şarkımız var, onu gidip seyircilerin yanına oturarak söyledim. O zaman insanların bana bakışı değişti. Orada bir tiyatro oldu. Tabii ki Hamiyet bize birçok şey öğretti, bizi çok geliştirdi. Konserde seyirciyle buluşmak biraz daha farklı. Orada insanlar katılıyorlar. Teoman Ağabeyim ile benim kahve içmelerim var ki bu Hamiyet sürecinde de bize çok katkısı, çok desteği, yardımı oldu. Aslında konser, bir kalabalığa şarkı söylemek değil sadece. O insanlar oraya sizinle vakit geçirmeye geliyorlar. Yıllarca dinlediği şarkıları hep birlikte orada yaşamaya ve o binanın, o mekânın içinde birlikte zaman geçirmeye geliyorlar. O anı yaşamak istedikleri için oradalar. Bu, tiyatro için de geçerli ama tiyatroda insanlar oturarak seyrediyorlar; konserdeyse sizinle beraber dans ediyorlar, içki içebiliyorlar, daha rahat bir ortam oluyor. Ve orada başka bir dünya yaratılıyor. Bence ikisi de çok güzel. Sessizce sizi izleyen insanların oyunun sonuna doğru gözlerini silmesi ve çok etkilenmesi… Bunlar konserlerde çok olan şeyler değil. Ama Hamiyet’te bu var. Öbür konserlerde de insanların gözlerini kapatıp ya da yanındaki sevgilisine sarılıp hem öpüşerek konseri izlemesi veyahut birbirine sarılarak konseri izlemesi mümkün. İkisinin de kendine göre farklı güzellikleri var. Ama şu bir gerçek ki tiyatro yaptıktan sonra konserlerdeki hareketlerimiz biraz daha tiyatroya doğru gitti ve bu bizde çok güzel bir etki yarattı.

Hamiyet'in yolculuğu devam edecek mi? Sırada neler var? 

Hamiyet umarım yolculuğuna devam eder. Ama tiyatro bu ülkede çok desteklenmeyen bir şey. Hamiyet’e insanlar destek verirlerse, bilet alıp gelirlerse… Hamiyet’i maalesef küçük salonlarda oynayamıyoruz, prodüksiyonumuz büyük ve canlı müzik var. Bununla birlikte ekipman ve o kalitede sergilemek istediğimiz için… Ama şu anda yine de Hamiyet’in şansı yaver gidiyor. 10 Ocak’ta Maximum Uniq’te oynuyoruz. Daha sonrasında 8 Şubat’ta AKM’de oynuyoruz. 1 Mart’ta da Zorlu PSM’de oynayacağız. Şu an gözüken üç tarih var ancak Ankara ve İzmir ile ilgili de koşturuyoruz, uğraşıyoruz, bir sahne bulmak ve bunu maddi olarak sağlamayı başarmak için.

Bu röportajdan bağımsız olarak, Ataşehir Belediyesi Mustafa Saffet Kültür Merkezi’nde bizi sahiplendiler. Bunu da söylesek çok iyi olur.

Künye:
Yazan: Deniz Madanoğlu
Yöneten: Işıl Kasapoğlu
Hikâye ve Şarkı Sözleri: İrfan Alış
Müzik: Peyk
Yapım: Peyk ve Mom
Yürütücü Yapımcı: Müge Orkun
Dekor Tasarımı: Tomris Kuzu
Kostüm Tasarımı: Selin Ölçen
Işık Tasarımı: Cem Yılmazer
Hareket Düzeni: Gizem Bilgen
Ses Tasarımı ve Tonmaister: A. Ozan Murat, Gürkan Erdem
Saç ve Makyaj: Didem Çobanbaş, Sümeyra İstekli
Art Director: Tuvana Artun, Serdar Güngör
Afiş Fotoğrafı: Sema Arslan
İllüstrasyon ve Grafik Tasarım: Pınar Yatarkalkmaz
Proje Yöneticisi: Deniz Aksoy
Kast Direktörü: Songül Karaarslan
Sosyal Medya Yöneticisi ve Prodüksiyon Sorumlusu: Rena Amargianitaki
Kurumsal İletişim Danışmanı: Selda Yavuz
Teknik Prodüksiyon: Prodon
Ses Ekibi: Emre Gülbuz, Göktuğ Bora Soylamış, Türküsu Turhan
Teknik Prodüksiyon Asistanı: Yağız Başar Yavuz
Yapım Asistanı: İlke Tuhta
Sahne Ressamı: Şenol Demir
Lojistik ve Teknik Destek: Okan Tunca
Sahne Marangozu: Sedat Ağdaş
Kostüm Üretimi: Jun Onlıne Dikim Atölyesi
Maskot / Prova Kedisi: Kedi Hamiyet
Prova Mekanı: Mustafa Saffet Kültür Merkezi
Oyuncular: Aslı İnandık, Bilgesu Kural, Cansu Bahadır, Esra Kızıldoğan, Ezgi Çelik, Sabahattin Yakut, Sermet Yeşil, Uygar Özçelik ve Peyk (Barış Tokgöz, Ertan Çalışkan, İrfan Alış, Özgür Ulusoy, Serdal Ersoy)
​Yardımcı Oyuncular: Caner Coşkun, Eslem Sena Işın, Güney Marlen, Peyda Yurtsever, Ümitcan Kaya

0
3476
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage