
ENKA Sanat, yeni sezonda çeşitli etkinliklerle 17 Şubat-28 Nisan tarihleri arasında ENKA Oditoryumu’nda sanatseverlerle buluşacak.
ENKA Sanat, 17 Şubat Salı akşamı gerçekleşecek “Bir Hikâye Bir Türkü” prömiyeriyle yeni sezonunu açacak. Yaşamını sanata ve edebiyata adamış yazar Yekta Kopan ile Anadolu’nun sazını, sözünü dünya sahnelerine taşımış müzisyen Coşkun Karademir, Özlem Belkıs’ın kaleme aldığı bu projeyle aynı sahnede bir araya geliyor. Türkülerin, deyişlerin ve ezgilerin izinde ilerleyen bu söyleşi-konser; sanatı, edebiyatı ve müziği aynı potada buluşturarak seyirciyi samimi bir yolculuğa davet ediyor.
Güvenç Dağüstün’ü, Eylem Pelit ve Derya Alabora ile bir araya getiren “Mahsus Mahal: Ruhi Su’ya Saygı” isimli projenin 24 Şubat Salı akşamı gerçekleşecek prömiyer gecesinde, Ruhi Su’nun halkın sesiyle yoğrulmuş derin müziği, çağdaş ve özgün bir anlatılı konser formatıyla sahnede yeniden hayat buluyor. 7 Nisan Salı akşamı Emre Elivar ve Başar Can Kıvrak’ın sahne alacağı “Alacakaranlıktan Işığa” başlıklı iki piyano resitali, klasik müzikseverleri Brahms’tan Ravel’e uzanan bir müzik yolculuğuna davet ediyor. Programda ayrıca, Türkiye’de ilk kez seslendirilecek olan Daphnis et Chloé Süit No. 2’nin Vyacheslav Gryaznov imzalı iki piyano düzenlemesi yer alıyor. 14 Nisan Salı akşamı gerçekleşecek “Büyük Buluşma” başlıklı konserde ise klasik müzik dünyasının beş değerli ismi ilk kez aynı sahnede bir araya geliyor. Veriko Tchumburidze, Esen Kıvrak, Öykü Canpolat, Dorukhan Doruk ve Gökhan Aybulus’un sahne alacağı gecede, J. Brahms ve A. Dvořák’ın piyanolu beşlileri gerek duygusal yoğunlukları gerekse yapısal zenginlikleriyle hem yorumculara hem de dinleyicilere unutulmaz bir müzikal deneyim sunmayı hedefliyor. Genç virtüözlere destek olmak amacıyla sürdürülen ENKA Sahne Gala Konseri, 19 Nisan Pazar günü ENKA Oditoryumu’nda gerçekleşiyor. Sanat yönetmenliğini Cihat Aşkın’ın üstlendiği konserde; Efdal Altun, Cihat Aşkın, Gökhan Aybulus, Mehmet Girgin, Fazıl Say ve Dilbağ Tokay’ın yer aldığı Danışma Kurulu tarafından önerilen genç yetenekler sahne alarak, izleyiciyle buluşuyor.
ENKA Sanat, yeni sezonunda çok konuşulan yapımlarından bir seçki ile tiyatro severlerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. 26 Şubat Perşembe akşamı, yönetmenliğini Hakan Emre Ünal’ın üstlendiği En Sevdiğinden Başla sahnelenecek. Barkın Sarp, Elif Aydın, Hakan Emre Ünal, Mert Yılmaz Yıldırım, Nezaket Erden ve Sudem Tiryakigil’in rol aldığı oyun, birlikte olmaya, bir arada kalmaya ve üretmeyi sürdürmeye çalışan iki genç sanatçının ilişkisini, hayata, birbirlerine ve kendilerine karşı verdikleri mücadele üzerinden anlatıyor. 3 Mart Salı akşamı ise Ahmet Sami Özbudak’ın yazdığı, Emrah Eren’in yönettiği Şebbaz adlı oyunu sahnesinde ağırlıyor. Oyun, dönemin nüfuzlu isimlerinden Muhterem Bey’in torununun sünnet töreninde, yıllardır küs olan iki şebbazın Turna ile Mehmet’in imzasını taşıyan Ejderha ve Balık oyununun sahnelenmesi sonrası olayları konu ediniyor. 10 Mart Salı akşamı, Kerem Kurdoğlu’nun kaleme aldığı Sesler, Salih Bademci’nin etkileyici performansı ve Mehmet Birkiye’nin yönetimiyle sahneleniyor. Oyun, izleyiciyi kendi iç dünyasının seslerini keşfetmeye ve duygularını anlamaya davet ediyor. 24 Mart Salı akşamı, Bulgar yazar Stefan Tsanev’in Jeanne d’Arc efsanesinden yola çıkarak kaleme aldığı Jan Dark’ın Öteki Ölümü; tanrı, insan ve iktidar arasındaki ilişkiyi ustalıklı bir kara komedi diliyle sahneye aktarıyor. Hikmet Hükümenoğlu imzası taşıyan Fora, Aslı İnandık, Eray Karadeniz, Kubilay Aka, Şenay Gürler, Şerif Erol ve Şükran Ovalı’yı bir araya getiriyor. 30 Mart Pazartesi akşamı sahnelenecek oyun, aile bağlarını, kuşak çatışmasını ve bireylerin kendini bulma çabasını mizahi ve dokunaklı bir dille ele alıyor. Şâmil Yılmaz’ın kaleme aldığı, Sezen Keser’in yönettiği ve Oğulcan Arman Uslu’nun tek kişilik performansıyla sahnelenen 9/8’lik Kıyamet, 1 Nisan Çarşamba akşamı izleyiciyle buluşuyor. Yakın gelecekte, iklim krizinin vurduğu bir dünyada geçen oyun, “Dünya elimizden kayıp giderken biz kimin elini tutacak, kimlerle yan yana yürüyeceğiz?” sorusuna yanıt arıyor.
ENKA Sanat’ın programına buradan ulaşabilirsiniz.
Janelle Brown’un biri dolandırıcı diğeri varis iki kadının kesişen hikâyesini anlattığı romanı Kıymetli Küçük Şeyler, Füsun Doruker’in çevirisiyle Altın Kitaplar’dan çıktı.
Yayımlandığı günden bu yana 10’dan fazla dile çevrilen, New York Times “En Çok Satan Kitabı”, Amazon’da “Yılın En İyi Kitabı”, Goodreads’ta “En İyi Gerilim Romanı Finalisti” seçilen Kıymetli Küçük Şeyler, sevgiyle yalanın iç içe geçtiği bir dünyada güvenin kırılganlığını ve ihanetin kaçınılmazlığını gözler önüne seriyor. Kitap; birbirlerine bir paranın iki yüzü kadar ters olan iki kadının ortak düşmanlarına karşı cephe almalarının ve kendi yöntemleriyle intikamlarını alırken aslında birbirlerinden çok da farklı olmadıklarını keşfetmelerinin hikâyesini anlatıyor.
Biri dolandırıcı, diğeri bir vâris… Birbirlerinden son derece farklı iki kadın, kaderin beklenmedik cilvesiyle karşı karşıya gelir. Nina sahtekârlığı sanata dönüştürmüş, zekâsını ve yeteneklerini kullanarak hayata tutunmayı başarmıştır. Vanessa ise zenginliğin ve ihtişamın içinde büyümüş ancak mükemmel imajının ardında derin yaralar taşımaktadır. İkisi de kendi oyunlarında ustalaşmışken yolları hiç beklemedikleri bir şekilde kesiştiğinde gerçekle yüzleşmek zorunda kalacaklar.
İstanbul Film Festivali, Zurich Sigorta Grubu Türkiye iş birliğiyle, Metin Erksan’ın sinemaya aktardığı, başrollerini Türkan Şoray, Nebahat Çehre, Ayhan Işık ve Ekrem Bora’nın üstlendiği, 1962 yapımı Acı Hayat filmini Atlas Post Production tarafından restore edilmiş kopyasıyla sinemaseverlerle buluşturacak.
İstanbul Film Festivali, Zurich Sigorta Grubu Türkiye iş birliğiyle bu yıl da Türk sinemasının önemli yapıtlarını restore ettirerek gün ışığına çıkarmaya ve bu klasiklerin yeni kopyalarını sinemamıza kazandırmaya devam ediyor. Sinemamızın önemli isimlerinden Metin Erksan’ın “Toplumsal Gerçekçi” evresinin en olgun meyvelerinden, 1962 yapımı Acı Hayat, Yeşilçam’ın klasik melodram kalıplarını sosyolojik bir eleştiriyle yapıbozuma uğratıyor. İstanbul Film Festivali için Zurich Sigorta Grubu Türkiye desteğiyle Atlas Post Production tarafından titizlikle restore edilen film, kara sevdayı Erksan’ın derinlikli görüntü diliyle beyazperdeye taşır. Film, birbirini seven yoksul bir kaynakçı olan Mehmet ile manikürcü Nermin'in, paranın yıkıcı gücü ve sınıf atlama arzusu karşısında sarsılan aşklarını konu alıyor. Nermin’in zengin bir hayat uğruna Mehmet’i terk etmesiyle başlayan süreç, Mehmet’in bir piyango ikramiyesiyle servet sahibi olup eski sevgilisinden intikam almaya karar vermesiyle trajik bir hesaplaşmaya dönüşüyor.
Acı Hayat’ın toplumsal bellekte bıraktığı iz o kadar derindir ki, hikâyenin özündeki sınıfsal çatışma teması 2005 yılında dizi olarak televizyona uyarlandı. Restore edilmiş kopyasıyla festival kapsamında yeniden izleyiciyle buluşacak olan Acı Hayat, Metin Erksan’ın vizyonuna bir kez daha tanık olmak; Türkan Şoray, Nebahat Çehre, Ekrem Bora ve “taçsız kral” Ayhan Işık’ın oyunculuk dehasını bir arada izlemek ve Türkiye’nin sosyolojik dönüşümünü kavramak için vazgeçilmez bir kilometre taşı, zamansız bir başyapıt. 1962 yapımı Acı Hayat’ın senaryosu filmin yapımcılığını da üstlenen Muzaffer Arslan’ın öyküsünden Metin Erksan tarafından yazıldı.
Annabelle Hirsch’in kadınların bastırılmış, unutulmuş ve çoğu zaman fısıltıyla aktarılan hikâyelerini görünür kıldığı kitabı 100 Nesnede Kadınların Tarihi, Erhun Yücesoy’un çevirisiyle Medusa Yayınları’ndan çıktı.
Gillian Anderson’ın “Bu kitap, kadınların sessiz ya da değil ama her zaman sahnede olduklarını, etrafımızda gördüğümüz hemen her şeyin arkasındaki itici güç ve ilham olduklarını hatırlatıyor” dediği 100 Nesnede Kadınların Tarihi, tarih sahnesinde çoğu zaman görmezden gelinen kadınların izini, gündelik ve sıra dışı nesneler üzerinden sürüyor.
Hirsch; Uyluk kemiğiyle bikininin, daktiloyla platform topukların ortak noktası ne olabilir? İlk insanların mağara duvarlarına bıraktığı el izlerinden Sappho'nun papirüsüne ya da Kim Kardashian'ın yüzüğüne nasıl bir yol uzanır? Sahi, rahibe tacının çamaşır tokacıyla ne ilgisi var? gibi sorulara cevabı kadınlardan ve kadınların tarihinden veriyor.
Dünyanın en ikonik seslerinden maestro Andrea Bocelli, efsanevi albümü Romanza’nın 30. yılına özel hazırlanan Romanza 30th Anniversary World Tour kapsamında, 30 Mayıs akşamı Beşiktaş Tüpraş Stadyumu’nda müzikseverlerle buluşacak.
Klasik müziğin asaleti ile çağdaş müziğin evrensel duygusunu kendine özgü bir dengeyle bir araya getiren Andrea Bocelli, yaklaşık otuz yıldır dünya sahnelerinde yarattığı etkiyle yalnızca bir sanatçı değil, küresel ölçekte bir müzik referansı olarak kabul ediliyor. Mticket iş birliği ve NTRteam organizasyonu ile gerçekleştirilen İstanbul konserinde Bocelli; “Con Te Partirò”, “Vivo per Lei” ve “Time to Say Goodbye” gibi hafızalara kazınmış eserlerin yanı sıra Romanza albümünden seçilen parçaların merkezde olduğu özel bir repertuvarla dinleyiciyle buluşacak.
1997 yılında yayımlanan Romanza, kısa sürede küresel bir başarıya ulaşarak dünya çapında 20 milyondan fazla satış rakamına ulaştı. 20’den fazla ülkede Platin ve Diamond sertifikaları kazanan albüm; tüm zamanların en çok satan İtalyanca albümü olmasının yanı sıra, İngilizce dışındaki dillerde yayımlanmış en başarılı albümlerden biri olarak müzik tarihindeki yerini sağlamlaştırdı. Romanza, Bocelli’nin uluslararası yükselişini simgeleyen en önemli çalışmalar arasında yer alıyor.
AEG Presents yapımı olan Romanza 30th Anniversary World Tour, dünyanın en prestijli sahnelerini kapsayan seçkin bir rota izliyor. New York’taki Madison Square Garden, Los Angeles’taki Hollywood Bowl, Venedik’teki Piazza San Marco ve Viyana’daki Ernst Happel Stadyumu gibi ikonik mekânların yer aldığı bu global turnede İstanbul da yer alıyor. Bu konser, Andrea Bocelli’nin sanatsal yolculuğunu ve Romanza’nın zamansız etkisini merkezine alan özel bir müzikal kutlama niteliği taşıyor.
2018 Wilhelm Raabe Edebiyat Ödülü sahibi Judith Schalansky’nin kaybolmuş coğrafyaları, türleri ve kültürel mirasları metinsel bir envanter içinde yeniden inşa ettiği kitabı Kayda Geçen Kayıplar, Ayça Sabuncuoğlu’nun çevirisiyle Can Yayınları’ndan çıktı.
Schalansky; 12 bölümden oluşan Kayda Geçen Kayıplar’da bellek ve unutuşun birbirine zıt olduğu kadar iç içe geçtiğini özgün bir şekilde gösteriyor. Yok oluşun hüzünlü şiiriyle bellek arasındaki ince çizgide yürüyen eser, tarih yazımı ile edebiyat arasındaki sınırları bilinçli biçimde belirsizleştiriyor.
“Kaybolan şeylerin kaydı, insanlığın hafızasıdır.
Pasifik’te okyanusa batan bir ada Tuanaki.
Nesli tükenen Hazar kaplanı.
Tek boynuzlu atların gerçekten yaşadığını öne süren bir fizikçi.
17. yüzyılda Roma’da inşa edilen malikâne, Villa Sacchetti.
Artık kayıp film olarak kabul edilen Mavili Çocuk.
Sappho’nun kayıp aşk şarkıları.
Tamamen yanan ve duvar parçaları yeni köy evlerinin yapımında kullanılan Von Behr Sarayı.
Kayıp kutsal kitaplardan: Mani’nin Yedi Kitabı.
Caspar David Friedrich’in bir yangında yok olan tablosu Griefswald Limanı.
İsviçreli bir memurun binden fazla levha dikerek bir tür ansiklopediye çevirdiği kestane korusu Ormandaki Ansiklopedi.
Demokratik Alman Cumhuriyeti’nin Berlin’de inşa ettiği, 2000’lerin başında yıkılan Cumhuriyet Sarayı.
Papaz Adolf Kinau’nun selenografileri.”
OG Gallery, Zeynep Solakoğlu’nun “Late Bloomer” başlıklı kişisel sergisi 5 Şubat-14 Mart tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturuyor.
“Doğada ‘geç kalmak’ diye bir kavram yoktur; yalnızca kendi ritmi, döngüsü ve kurallarıyla işleyen zaman vardır. Modern dünyanın ‘late blooming’ olarak adlandırdığı anlatı ise insanın bu doğal ritimden kopuşuyla şekillenir; zamanı evrelere ayıran, karşılaştırmalar üzerinden ilerleyen ve rekabet ile mükâfat etrafında kurulan düzen arzusunu gözler önüne serer. Late Bloomer, bu mantığa karşı durarak her varlığın, her dönüşümün ve her hikâyenin kendi zamanında açıldığını hatırlatan bir masal sunuyor.
Solakoğlu’nun pratiğinde izolasyon, sosyalliğin karşıtı değil; onunla paralel ilerleyen, zorunlu ve besleyici bir hâl olarak ele alınır. İç dünyayı genişletmek ile dış dünyaya karışmak, bu sergide birbirini dışlayan değil, eş zamanlı var olan iki durumdur. Sergide yer alan işler, sanatçının zaman içinde kurduğu evrenin farklı evrelerini taşır: pastel ve oyunbaz dışavurumlar, içe çekilerek derinleşen world-building süreçleri ve kaosla şekillenen dönüşüm anları. Bu evrenin merkezinde masalsı bir anlatı yer alır: Bir kızın başı bir kurt tarafından çalınır; yarısı buzdan, yarısı alevden bir kafese konur ve zamanın içine hapsedilir. Başı zamanın içinde asılı kalırken, bedeni fiziksel dünyada kök salar. Kız hayal kurdukça, başı bedeninden uzaklaşır; beden ise gerçekliğe tutunur. Sergi boyunca dilek fenerlerinin içinde süzülen kafalar ve tekrar eden pasta imgeleri, bu hikâyenin etrafında dolaşır. Uçan kafalar hayal kuran zihinlere, pastalar ise hayatın öngörülemez karşılaşmalarına dönüşür—kimi zaman davetkâr, kimi zaman sarsıcı.
Solakoğlu’nun karakterleri her zaman bildiğimiz dillerle konuşmaz. Renkler, semboller ve sanatçının kendi ürettiği enstrümanlardan çıkan, dışarıdan çözülemeyen sesler; iletişimi sezgisel bir düzleme taşır. Anlam ne yalnızca görülerek ne de işitilerek tamamlanır; bakışta, hayal gücünde ve izleyicinin iç ritminde şekillenir.”
Künye:
1. Zeynep Solakoğlu The Creamery, 2023 Oil on canvas 170 × 170 cm
2. Zeynep Solakoğlu Desert with Magenta Petals, 2025 Oil on canvas 100 x 70 cm
3. Zeynep Solakoğlu Landscape with Purple Hills, 2025 Oil on canvas 100 x 70 cm
4. Zeynep Solakoğlu Night Bloomers, 2025 Underglaze on ceramic tiles 140 x 100 cm
5. Zeynep Solakoğlu The Saxophonist, 2024 Watercolor on Paper 93,5 x 64 cm
Genki Kawamura’nın kaleme aldığı yitirilmiş, belirsiz aşklara dair bir hikâye anlatan romanı Nisan Gelince, Didem İpekoğlu’nun çevirisiyle Doğan Kitap’tan çıktı.
Nisan ayında Fucişiro’ya eski sevgilisi Haru’dan bir mektup gelir ve eski aşklarının hatırasını canlandırır. Ancak Fucişiro bir yıl sonra nişanlısı Yayoi’yle evlenecektir; sevip sevmediğinden emin olmadığı Yayoi’yle...
“O zamanlar seni kendimden daha çok önemsiyordum. Seninle olduğum sürece her şeyin yolunda gideceğine inanıyordum.
…O nisan ayı şu anda bile içimde yaşamaya devam ediyor. Belli belirsiz olsa bile daima içimde.”
Tiyatro Araştırma Laboratuvarı Eskişehir (TALES) Ümit Aydoğdu’nun, William Shakespeare’in Macbeth oyunundan, düzenleyip yönettiği ilk projesi Macbeth’in Cadıları Bir de Bizden Dinleyin, 10 Şubat’ta Bursa’daki Kafa Sahne’de, 19 Şubat’ta Eskişehir’deki F/stop Salon’da ve 20 Şubat’ta İstanbul’da yer alan Pax Sahne’de tiyatroseverlerle buluşacak.
Yedi kadın oyuncunun tüm rolleri dönüşümlü canlandırdığı bu dinamik yorum, Macbeth’in karanlık dünyasına cadıların gözünden bakıyor. Oyun performatif anlatım, şiirsel dil ve yüksek bir enerjiyle birleşerek gücün, iktidarın ve kötülüğün insanı nasıl dönüştürdüğüne dair güçlü bir sahne deneyimi sunuyor. Sahnelemede Macbeth, bireysel bir karakter olmanın ötesine geçerek toplumsal güç arzusunun arketipine dönüşüyor. Böylece oyunun odağı, “kötülüğü üreten kim?” sorusundan çıkıp, “kötülüğü sürdürmeye hazır olan güç mekanizması nedir?” sorusuna yöneliyor.
“Macbeth’in ölümü çözüm değildir, çünkü iktidarın boşluğunu dolduracak biri her zaman vardır. İktidar hırsı ve güç arzusu ile insanlıktan çıkan Macbeth’in oyunun sonunda ölmesi sorunun çözümü olmaz, çünkü gücü ve iktidarı arzulayan biri bu boşluğu hemen dolduracak ve kötülük döngüsü devam edecektir.”
Künye:
Yazan: William Shakespeare
Çeviren: Sabahattin Eyüboğlu
Düzenleyen ve Yöneten: Ümit Aydoğdu
Reji Asistanları: Sami Kaan Çermik. Ekin Eryılmaz, Aleyna Yıldız, Aysu Varlı
Kostüm Tasarımı: Arzu Turan Aydoğdu
Afiş Tasarımı: Aysu Varlı, Ezgi Uzşen
Organizasyon: MYART Yapımcılık
Oynayanlar: Arzu Turan Aydoğdu, Aleyna Yıldız, Ayşe Vuslat Parım, Ezgi Uzşen, Hanife Dere, Gamze Öztürk, Nazan Yerli.
Gazeteci, yazar Laura Bates’in kadınlara karşı örgütlü kötülükle ilgili yazdığı araştırma kitabı Kadınlardan Nefret Eden Erkekler, Nazlı Berivan Ak’ın çevirisiyle April Yayıncılık’tan çıktı.
Bates, küresel ölçekte kadınlara zarar veren nefretin, toksik erkekliğin ve cinsiyetçi önyargıların farklı yüzlerini bu kitapta açığa çıkarıyor. Kadınlardan Nefret Eden Erkekler; istatistiklerle, disiplinler arası çalışmalarla, gerçek yaşam öyküleriyle ve kapsamlı röportajlarla daha adil, eşit ve kapsayıcı bir gelecek inşa etmek için bir rehber sunuyor.
Cehenneme dönmüş bir dünya hayal edin.
Kadınlara duyulan nefretin körüklendiği,bu nefreti beslemek ve büyütmek üzere kurulmuş, gittikçe kalabalıklaşan erkek topluluklarının olduğu bir dünya...
Öyle bir dünya hayal edin ki, bazı erkekler karanlık fantezileri yalnızca düşünmekle kalmıyor, hayata da geçiriyor.
Kadınları kitlesel biçimde katlediyor; geride bıraktıkları manifestolarda ise bu terör eylemlerine yönlendiren ideolojilerini açıkça dile getiriyorlar.
Zayıf karakterli erkekler, kayıp çocuklar, kafası karışık, korku içindeki gençler bu topluluklarca ele geçiriliyor. Korkularından beslenenler, onları şiddete ve sonunda kendi yok oluşlarına sürüklüyor.
Size acı bir haberimiz var…
Bu dünyayı hayal etmenize gerek yok çünkü zaten içindesiniz.
Belki tam farkında değilsiniz çünkü bu konular üzerine konuşmaktan kaçınıyoruz.
Şimdi tam zamanı.
Incel’ler, troller, sözde erkek hakları aktivistleri, “kız tavlama ustaları”, chad'ler ve henüz adı bile konmamışlar...
Dünyayı usul usul zehirliyorlar.
Kökleri derinlere ve eskilere dayanıyor. Her gün yeni takipçiler ediniyorlar. Hızla yükselen bu örgütlü nefret hâlâ görmezden geliniyor. Kadın düşmanlığı biçim, dil, yöntem değiştiriyor ama öz değişmiyor.