11 ŞUBAT, ÇARŞAMBA, 2026

Sefa Çatuk, “Babil’in Asma Bahçeleri” Sergisiyle Paris’te

Sefa Çatuk’un “Babil'in Asma Bahçeleri / Hanging Gardens of Babylon” başlıklı kişisel sergisi 23 Şubat’a kadar Paris’te bulunan AZA Art’ta sanatseverlerle buluşuyor.

“Bir bahçe gerçekten yalnızca huzurun, dinginliğin ve kaçışın mekânı mıdır; yoksa inançların, arzunun, iktidarın, bedenin ve hafızanın aynı anda üst üste bindiği bir eşik mi? Bugün Sefa Çatuk’un Paris’ten, Batı merkezli bir sanat anlatısının içinden seslenmesi bu soruyu daha da anlamlı kılıyor. Çünkü bildiğimiz anlamdaki sanat tarihinde bahçe, Monet’nin nilüferlerinde olduğu gibi çoğunlukla bakılan, seyredilen, dingin ve estetik bir yüzey olarak kuruldu. Doğa burada ehlileştirilmiş, kontrol altına alınmış bir güzellik alanına dönüştü. Oysa Babil’i de kapsayan Doğu coğrafyasında bahçe, başından beri metafizik, kozmik ve ruhsaldı; bir manzaradan çok, insanın evrenle kurduğu ilişkinin mekânsal karşılığıydı. Üstelik Babil’in Asma Bahçeleri’nin varlığı bugün hâlâ kesin olarak kanıtlanmış değildir; dünyanın yedi harikasından biri olarak anılsa da daha çok efsanelerde yaşar. Bu belirsizlik hâli, Babil’i tarih ile mit, gerçek ile hayal arasında asılı duran güçlü bir imgeye dönüştürür.

Foucault’nun bahçeyi bir heterotopya olarak tanımlaması tam da bu noktada anlam kazanır. Bahçe yalnızca huzur ve düzen üretmez; aynı zamanda iktidarın doğayı biçimlendirme arzusunu, kontrol etme ihtiyacını ve estetiğin nasıl ideolojik bir araç hâline gelebildiğini de açığa çıkarır. Masum görünen peyzajın ardında bir temsil rejimi, bir düzenleme mantığı ve bir güç ilişkisi vardır. Bahçe hem kaçış hem de denetim alanıdır hem özgürlük hissi yaratır hem de sınır çizer. Bu yüzden heterotopya, uyumdan çok çelişkilerin yan yana durabildiği, gerilimin sürekli hissedildiği bir mekân olarak çalışır.

Sefa Çatuk’un Babil’i, bahçeyi bir huzur vaadi olarak değil, kişisel mitolojilerin, politik ironinin ve kolektif hafızanın üst üste bindiği bir heterotopik sahne olarak kurar. Resimlerde karşımıza çıkan imgeler, bu sahnenin nasıl çalıştığına dair son derece güçlü örnekler sunar. Bahçenin ortasında iki ince belli bardakta çay, tavada yağda yumurta ve bir somon ekmekle kurulan bir sofra; nilüferlerin içinden köklenmiş bir zeytin ağacı; suyun içinde duran bir oğlak; havuzda yarım suretiyle beliren Medusa; nilüferlerin arasında dolaşan ördekler; Eros’un elinde taşıdığı bir Japon balığı fanusu; zehirli bir yılanı tutan, çobanı andıran figürler... Tüm bu öğeler, Babil’in mitolojik zeminine sanatçının kendi coğrafyasından taşınan gündelik, bedensel ve yerel bir hafızayı sızdırır.

Bu imgeler bahçeyi kutsal ve soyut bir alan olmaktan çıkarır; onu pişen, kokan, dokunulan, yaşanan bir mekâna dönüştürür. Figürlerin ilkel bir zamansallıkta var oluşu, onları modern dünyanın doğrusal zamanından kopararak doğayla ve ritüelle hâlâ doğrudan temas hâlinde olan bir varoluş biçimine yerleştirir. Mit mutfakla, sanat tarihi kişisel hafızayla, kutsal olan gündelik olanla yan yana gelir. Sefa’nın bahçesi bu yüzden steril ya da romantik değildir; içine girilen, dokunulan, bazen güldüren ama aynı anda rahatsız eden, son derece canlı ve politik bir karşılaşma alanıdır.”
Ayça Okay

0
180
0
800 Karakter ile sınırlıdır.
Yorum Ekle
Geldanlage